“Her karşıma çıkana dört elle sarıldım. / Her yüzüme güleni dost sandım, yanıldım. / Kalbimde yer yok artık sahte duygulara. / Seni kaybettim ama kendimi kazandım!”

KÜLTÜR

Tehlike Anında Çiğdem Talu Şarkıları Çalınız

31 Ekim, Çiğdem Talu’nun doğum günüydü. Ama yazmak istemedim. Yüzleşecek çok şey birikti. Hepsini teker teker masaya koymak istemedim. İnsanın gücü bazen yalnızca kaçmaya yetiyor…

 

O hafta yazsaydım evimde ilk önce “Hep Böyle Kal” çalmaya başlardı Erol Evgin’in sesinden… Sonra birisinin doğum gününü yıllar boyu “Senin doğum, benim de ‘Hep Böyle Kal’ dinleme günüm kutlu olsun.” diye kutlayışım düşerdi aklıma. Yolunu, yoldaşlığını, sevgisini, şefkatini adımı bildiğim gibi bildiğimi sandığım o birisinin ardından çarptığım kapının sesi çınlarsa kulağımda eğer; kalbimde, bedenimde, hayatımda açtığı yaralar sızlayabilirdi. Çok fena çarpmıştım kapıyı çünkü. ÇAAAT!

 

“Aldım Başımı Gidiyorum”u açardım hemen ardından. “Şekil” dururdu bu anının üstüne. 15 yılımı (ç)alan Ankara’dan iki bavul, birkaç koli, spotçulardan alınan çok ama çok eski eşyalar ve dünyanın en sinir bozucu nakliyecilerinden birisiyle nasıl ayrıldığımı anımsardım bu defa. Çiğdem Talu’nun şarkıda saydığı sırayı takip etmem gerekebilirdi ve bu dünyadan, dosttan, düşmandan aldığım payları düşünmeyi o hafta hiç ama hiç kaldıramayabilirdim. Ya günahlarımla, sevaplarımla alıp gittiğim o başı duvarlara vurmak istersem? Aman, Allah korusun! Bu arada seni de affetmiyorum Nakliyeci Hasan. Ama verilmiş sadakan varmış; neyse ki o hafta yazmadım hiçbir şey.

 

 

Bir Çiğdem Talu – Melih Kibar şarkısının hikayesini düşünürdüm, o hafta Çiğdem Talu ile ilgili bir şeyler yazmaya cesaret edebilseydim eğer… Bilen bilir: Melih Kibar yüksek lisansını yapmak için Londra’ya gider, oradaki ilk gecesinde bir fırtına kopar, canı sıkkın bir şekilde otel odasından çıkar, karanlık bir koridorda yürümeye başlar, bir piyanoya çarpar, başına oturur, bu besteyi yapar, Çiğdem Talu’ya gönderir, Çiğdem Talu tüm bunlardan habersiz bir şekilde besteye şarkı sözü yazar, İngiltere’ye gönderir, Melih Kibar zarfı açar, şarkı sözlerinin yazdığı kağıdı eline alır ve şarkının adını okur: İçimdeki Fırtına… Masalsı!*

 

Masalsı şeylerle bir alıp veremediğim yok. Böyle hikayeler her zaman masalsı, güzel bir şarkı iyi ki masalsı, aşk dediğimiz şey söylenen o ki masalsı; ama hayat değil, çoğu zaman değil… Benim alıp veremediğim bununla!

 

Çiğdem Talu’nun şarkı sözleri yazmaya başladığı ilk zamanlar öğretmenlik mesleğini riske atmamak için arkadaşından sözleri kendisinin yazdığını saklamasını rica etmesi, buradaki gizli kapaklı iş ortaya çıktıktan sonra bir süre sadece “Çiğdem” adını kullanması,** kendisinden yaşça küçük bir adama aşık olup etrafın bakışlarından korkması, aşkını yaşarken de aşkını bitirirken de boşanmış, bir kız çocuğu olan, annesiyle birlikte yaşayan bir kadın olarak kendisini bırakamaması, saraylı bir aileden gelip de Osmanlı terbiyesi almasının yükü, memesinde fark ettiği kitle, bu kitlenin doktoru tarafından uzun süre evham olarak nitelendirilmesi, aylar sonra gelen teşhis… Hiçbiri ama hiçbiri masalsı değil. Hepsi hayata dair… Hepsi ama hepsi kadınlığa dair… Alıp veremediğim çoktu; ama dedim ya yazmadım hiçbir şey o hafta.

 

 

Çiğdem Talu fotoğraflarını biriktirdiğim bir dosya var bilgisayarımda. Bir de sadece kendisinin yazdığı şarkılardan oluşan bir listem. Onları açardım önüme o hafta yazsaydım eğer bu yazıyı. Çiğdem Talu’nun fotoğraflardaki gülüşlerine, bakışlarına uzun uzun bakmaya başlardım sonra. Üst kısmında “Eurovision’un Kaderi Onların Elinde”*** yazılı kalabalık bir fotoğrafta duraksardım. “… Ön sırada, soldan sağa, toplantıya yanlışlıkla gelen ve hemen ayrılan Melih Kibar’ın şarkı sözü yazarı Çiğdem Talu” kısmını okur tebessüm ederdim. “Toplantıya yanlışlıkla gelen ve hemen ayrılan” mı? Bir süredir ben de tam olarak böyle hissederek başlıyorum güne, diye içimden geçirip gülümserdim muhtemelen. Ve “Melih Kibar’ın şarkı sözü yazarı” ibaresinin “Çiğdem Talu’nun bestecisi Melih Kibar” olarak değiştirilmesine dair bir gece yarısı kararnamesi yayınlardım derhal!

 

O hafta yazsaydım eğer bu yazıyı kendimi içine düştüğüm karanlıktan böyle şakalarla çıkarmaya çalışır ve her zaman yaptığım gibi en sonunda yine bir Çiğdem Talu şarkısına sarılırdım muhtemelen: “Her karşıma çıkana dört elle sarıldım. / Her yüzüme güleni dost sandım, yanıldım. / Kalbimde yer yok artık sahte duygulara. / Seni kaybettim ama kendimi kazandım!”

 

Ne diyordum? İyi ki o hafta yazmamışım bu yazıyı. O hafta yazsaydım eğer “İyi ki doğdun Çiğdem Talu!” deyip geçemezdim böyle. Bakın, nasıl da usul usul kaçtım olan bitenden…

 

Değil mi?

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR:

*Yüzyılın Aşkları: Çiğdem & Melih

**Söz ve Müzik… Erol Evgin

***“Eurovision’un Kaderi Onların Elinde” fotoğrafı:

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YAyvalık’ta Gri Bir Alan: Öykü Güneş’le Söyleşi
Ayvalık’ta Gri Bir Alan: Öykü Güneş’le Söyleşi

Karşılıklı olarak dönüştürücü, besleyici, bazen korkutucu olsa da Ayvalık’ın gri alan’ın gelişiminde çok büyük bir yeri olduğunu düşünüyorum

MEYDAN

YGülşen, Suzan ve Bazı Masalar Üzerine: Müzik Son Ses, Bangır Bangır!
Gülşen, Suzan ve Bazı Masalar Üzerine: Müzik Son Ses, Bangır Bangır!

“Yanım çok kalabalık, sesin gelmiyor, bağır / Müzik son ses, bangır bangır"

KÜLTÜR

YYasaksa Yasak!:* Mabel Matiz’in “Karakol” Klibi
Yasaksa Yasak!:* Mabel Matiz’in “Karakol” Klibi

Burada sekteye uğrayan yalnızca heteroseksüel ilişkiler değil. Sekteye uğrayan bir yanıyla da o yere göğe sığmayan geleneksel aile yapısının “Bize bir queer moment yaşatacaksanız eğlenceli ya da pornografik olsun lütfen!” siparişinin de sarsılması.

Bir de bunlar var

Amerikan Sapıklığına Giriş: Yüz bakımı
Bir garip güzellik ritüelinin düşündürdükleri
Kadınca 1985, Nazan Şoray

Pin It on Pinterest