“Yanım çok kalabalık, sesin gelmiyor, bağır / Müzik son ses, bangır bangır"

MEYDAN

Gülşen, Suzan ve Bazı Masalar Üzerine: Müzik Son Ses, Bangır Bangır!

 

“Biliyorum kalkılmaz bu masadan kavgasız…”

 

                      Kağıttan Kaptanlar, Birsen Tezer

 

 

Gülşen’e dair bir yazının ilk cümlesinin ne olması gerektiğini düşündüğüm ilk günlerde mesele henüz Gülşen’in sahne kıyafetleriydi. İlk cümleyi bulamayıp, kendimi beceriksiz ilan edecek cümleleri oldukça kolay kurabildiğimi fark ettiğim günlerde ise konu döndü dolaştı ve tabii ki (!) Gülşen’in anneliğine, anneliğin kutsallığına ve evli olduğu adamın bu kıyafetlere nasıl ses çıkarmadığına geldi. Errrrrkekse buna bi dur demeliydi yani! Benim ilk cümlem mi? Maalesef kendisinden hâlâ haber alınamıyordu ve zaman akıp geçiyordu… Bu sırada Gülşen, hakkında konuşulan her şeyin bir kulağından girip diğerinden çıktığını gösteren bir kapak fotoğrafıyla yeni teklisi “Lolipop”u yayınladı, şarkı o pek popüler tabirle “patladı”, her sahne kıyafeti magazinel jargona uygun bir şekilde “olay yarattı”, yetmedi (!) bir konserinde gökkuşağı bayrağı açtı ve hem tepkiler çığ gibi büyümeye, hem de ben kendimi kör kuyularda merdivensiz bırakmaya ayyynen devam… derken… Gülşen tutuklandı!*

 

Okurken de, yazarken de pek çok insana hâlâ şaka gibi görünen “Gülşen tutuklandı!” cümlesi şaka değildi. Bir süredir olan biten hiçbir şeyin şaka olmadığı gibi. Sezen Aksu için söylenen ”O dilleri yeri geldiğinde koparmak da bizim görevimizdir!” cümlesi şaka değildi mesela. Melek Mosso’nun konserini gerçekleştirememesi, bir ilçe belediye başkanının Ece Seçkin’i “… kutlama için bir BAYAN şarkıcıyı getirmeleri DÜZCESPOR’a ve Düzceli’ye yakışmaz.!!! Düzce MUHAFAZAKAR bir yerdir…” cümleleriyle işaret etmesi, Aleyna Tilki’nin hedef gösterilmesi de… Aynur Doğan konserinin iptali de şaka değildi, son günlerde İlkay Akkaya konserlerinin iptal edilmeye başlaması da… Hatta inanır mısınız, Mabel Matiz’in klibinin RTÜK tarafından yasaklanmasının da hiçbirimizi güldürdüğünü hatırlamıyorum!

 

Yukarıda saydığım örneklerin hepsine son birkaç ayda tanık olduk. Bazen dirençle, bazen yılgınlıkla, bazen şaşkınlıkla ama istisnasız öfkeyle! Öfke baki; çünkü bu öfke yılların, on yılların, yüz yılların öfkesi. Küçüklü büyüklü iktidarlar kahkamıza, bedenimize, evden çıkıp gittiğimiz yere, oradan eve geldiğimiz saate, inancımıza, inançsızlığımıza, yönelimimize, politik duruşumuza ve daha neler nelerimize söz söyleme hakkını kendilerinde her gördüklerinde biz mücadele etmek için o öfkeyle bir masaya oturduk çünkü. Kavgasını verip de kalktığımız sayısız masanın bizde bıraktığı izleri, tükettiği sabrı, verdiği direnç ve cesareti düşünürken Suzan’ın masaları düştü aklıma sonra… Kelebekler filmindeki canım Suzan’ın…

 

***

 

Suzan’ın oturduğuna şahit olduğumuz ilk masa kocasıyla oturduğu yemek masası. Kocasından ayrılmak istediğini aylardır söyleyen ancak kocasının duymadığı, zaten aldatıldığını da bir süredir bilip susan Suzan bu masadan “Bundan sonra eski Suzan yok! Kafanı sallama öyle manasız manasız.” diyerek kalkıyor. Uzun zamandır görmediği abileriyle bir kahvaltı masasına oturuyor. Yıllar süren kopukluktan sonra onlarla bir yolculuğa ihtiyacı olduğunu bir çırpıda ilan edip, o masadan da kalkıyor. Taşrada bir müzikhol masasına oturup, “Susuyorum susuyorum adam mı oldunuz lan?” naraları atarak bir başka masadan… Suzan her masaya biraz daha cesur oturuyor, her masadan biraz daha özgür kalkıyor. Babasının öldüğünü öğrendiği günün ertesi, doğduğu evde oturduğu rakı masasından kalkıp yalpalayarak dans etmeye başlamasının yüzüme kondurduğu rahatlamayla karışık acı tebessüm bundan belki… “Gidelim buralardan…” diye şarkı söylerken detone olan sesinin kulağıma ferah ferah çınlaması da bundan…

 

 

Suzan, yolculuğun ilk günü telefonda kocasının anlattıklarını dinlerken bir anda durup kısık bir sesle atmaya çabaladığı çığlıkla eline bir bıçak alıyor. Oturup kalktığı her masada o bıçağı biliyor. En sonunda, babasının mezarı başında “Yeter!” deyip kalbini göstererek “Şuram ağrıyormuş benim hep!” diyerek bıçağının keskinleştiğini cümle aleme duyuruyor. “Gömsenize artık şunu! Gömsenize!” isyanıyla içine biriken tüm zehri kesip akıtıyor. Suzan’ın aksine pek çok şeyi hatırlayan ve sözüm ona, pek çok şeyin üstesinden gelmiş abilerinin beceriksizce verdiği kavgayı susturup ikisinden daha öfkeli, ikisinden daha vakur, ikisinden daha güçlü şekilde babalarının üstüne toprağı atanın ilk önce Suzan olması şaşırtmıyor hâliyle… “Kelebekler” filmi üç kardeşin yıllar sonra bir araya gelip yola çıkmalarının hikayesi değil yani sadece. Suzan’ın boğazında düğüm olan ve kar topu gibi büyüyen çığlığının da hikayesi. Suzan’ın dirençle kavgasını verip, kalktığı masaların hikayesi…

 

Bizim içerisinde bulunduğumuz filme gelince… Bu film bir müdahaleler, yasaklar, hukuksuzluklar hikayesi değil sadece. Bu film bizim yıllar boyu boğazımızda düğüm olan ve kar topu gibi büyüyen çığlığımızın da hikayesi… Bu film bizim dirençle kavgamızı verip, kalktığımız masaların da hikayesi. Kendi masalarımızdan yaralarımıza, mücadelemize, öfkemize, umudumuza, neşemize sarılarak kalktık, kalkıyoruz, kalkacağız! Tek farkla… Bir arada ve el ele; üstelik muhtemelen yanımızda Suzan ve fonda çalan Gülşen’le: “Yanım çok kalabalık, sesin gelmiyor, bağır / Müzik son ses, bangır bangır / Ağzı bozuk şarkılar tuttum sana biraz ağır / Haydi, haydi, saldır, saldır”**

 

**25 Ağustos akşamı tutuklanan Gülşen hakkında 29 Ağustos günü ev hapsi şartıyla tahliye kararı verildi. 31 Ağustos günü Gülşen, ev hapsi kararına itiraz etti. Söz konusu itiraz 1 Eylül’de reddedildi. Ertesi gün ise hakkında hazırlanan iddianamede ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi istendi.

 

**Gülşen’in “Bangır Bangır” isimli şarkısından

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YAyvalık’ta Gri Bir Alan: Öykü Güneş’le Söyleşi
Ayvalık’ta Gri Bir Alan: Öykü Güneş’le Söyleşi

Karşılıklı olarak dönüştürücü, besleyici, bazen korkutucu olsa da Ayvalık’ın gri alan’ın gelişiminde çok büyük bir yeri olduğunu düşünüyorum

KÜLTÜR

YYasaksa Yasak!:* Mabel Matiz’in “Karakol” Klibi
Yasaksa Yasak!:* Mabel Matiz’in “Karakol” Klibi

Burada sekteye uğrayan yalnızca heteroseksüel ilişkiler değil. Sekteye uğrayan bir yanıyla da o yere göğe sığmayan geleneksel aile yapısının “Bize bir queer moment yaşatacaksanız eğlenceli ya da pornografik olsun lütfen!” siparişinin de sarsılması.

KÜLTÜR

YSonradan Gelir Ferahlığı: Simge Pınar’ın “Sevgideğer” Albümü
Sonradan Gelir Ferahlığı: Simge Pınar’ın “Sevgideğer” Albümü

Kendi hayal kırıklıklarım, yenilgilerim, öfkem, sevgim, cesaretim Simge Pınar’ınkine karışmış haldeyken iskeleye yaklaşıyor vapur...

Bir de bunlar var

Ensestle Büyümek 4: Terapim
Ben Sana Yandım Müftü
Biz Yakışıklı Kadınlarız

Pin It on Pinterest