Yumurtalarını bağışlayacak 25 yaşından gün almamış, atletik yapılı, neşeli, sağlıklı, SAT puanı 1400'ün boyu 1.70'in altında olmayan, Ivy League mezunu ya da öğrencisi beyaz Amerikalılar aranıyor.

KÜLTÜR

Bebeğinizi Nasıl Alırdınız?

Bugün Facebook’ta bir ilana rastladım, Amerika’nın önde gelen üniversitelerinden birinin gazetesinde yayımlanmış:

 

‘Yumurtalarını bağışlayacak 25 yaşından gün almamış, atletik yapılı, neşeli, sağlıklı, SAT puanı 1400’ün boyu 1.70’in altında olmayan, Ivy League mezunu ya da öğrencisi beyaz Amerikalılar aranıyor.’

 

Bağışlamak dediğine de bakmayın… Bağış karşılığında 20 bin dolar teklif ediyorlar. (ŞOK!)

 

Şöyle bir gugıllayınca, herhalde bu haberin şok ettiği dünyadaki son insan filan olduğuma karar verdim. Ta 1999’a kadar giden tonlarca gazete haberi, tartışma, makale trink diye önüme açıldı. Ben şaşırmaya devam ederken gözümün önünde, yumurtadakalite.com, organikglutensizbeslenmisyumurtabagiscilari.net, tekgozyumurta.org vs. gibi milyon tane foruma milyon tane yeni bağışçı geliyordu. Fiyatlar muhtelif… İyi bir okuldan mezun olmuş ya da yüksek lisans yapan, zeki, çalışkan, sağlıklı, uzun boylu, mavi gözlü, arkadaş canlısı genler istiyorsanız fiyatlar 50 bin dolara kadar çıkıyor. Üzerine bir de sarışınlık ve müzik kabiliyeti eklerseniz, 100 bin! Yok şöyle ortalama boyda, Hintli bir bebeğe razıysanız, pazarlığı 5-10 bin dolara kapatabilirsiniz. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nün yayınladığı bir rapora göre, Amerika’nın ÖSS’si (en son ismi ne olmuştu onun?) diyebileceğimiz SAT sınavındaki 100 puanlık artış, yumurta değerini de ortalama 2350 dolar artırıyormuş.

 

Bağışçılar da bazı ilanlarda şartlarını sıralıyor, yumurtalarını eğlence düşkünü, sevgi dolu, ekonomik durumu iyi ailelere vermek istediklerini söylüyorlar. Ama tanışıp sonra, ‘Üzgünüm ama yumurtalarıma layık değilsiniz’ diyen var mıdır bilmiyorum.

 

Yumurta bağışıyla ilgili etik tartışmalar dağları aşmış. Müstakbel ebeveynlerden bazıları şansları ve maddi güçleri varken giderek daha rekabetçi hale gelen dünyada daha ‘başarılı’ olacak yüksek teknoloji ürünü bebeklere hayır demeleri için bir sebep görmediklerini söylerken, bazıları da kendi özelliklerine en yakın genleri seçmek istediklerini söylüyorlar. Yani kendileri beyaz, uzun boylu, iyi eğitimli oldukları için beyaz, uzun boylu, eğitimli bağışçılar arıyorlar.

 

Columbia Üniversitesi’nde destekli üreme programının başında bulunan Dr. Mark Sauer, ‘Bağışçıların motivasyonunu anlıyorum. Yani bu piyango gibi bir şey. Sonuçta yumurtaların oluşumu 3-4 hafta sürüyor. Bağışçı bu sürede bir düzinenin üzerinde yumurta üretebilmek için doğurganlık ilaçları alıyor ve doktorların yumurtaların gelişimini takip edebilmesi için düzenli ultrasona giriyor. Ardından da anestezi altında bir iğne yardımıyla yumurtalar alınıyor.’ diyor. (Adeta bir çocuk oyuncağı, hormon taşıyan bir talih kuşuymuş Markcım ya!) ‘Ama diğerleri, 50 bin dolar verip uzun boylu, zeki ve atletik bir çocuk ısmarlayabileceklerini düşünmek için hangi genetik kitabını okumuşlar merak ediyorum.’ diye de devam ediyor.

 

Wisconsin Üniversitesi tıbbi etik programının direktörü Norman Fost’sa, müstakbel ebeveynlerin bağışçılarında belli özellikler aramasında ve bunun için istedikleri ücreti ödemesinde bir sorun olmadığı görüşünde. (Sonuçta hiçbirimiz komünist değiliz di mi arkadaşlar? Serbest piyasa ekonomisi bebelere ne fiyat biçerse o!) Fost, bağışçıların SAT puanlarına ya da boylarına göre bebek doğmadan bir mühendislik işine girişmenin, doğduktan sonra mükemmel notlar alması için bitmek bilmeyen kurslara, derslere göndererek mühendislik yapmaktan daha iyi olduğunu söylüyor.

 

Bu noktada fellik fellik, ‘yav bi bırakın, doğmadan önce, doğduktan sonra deli olmayı da çocuklar hayatını yaşasın. Herkes mi profesör olacak bu dünyada?’ diyen bi aklı selim arıyorum. Ama bir noktası da var adamın… Herkesin çocuğu için elinden gelenin en iyisini istediği, ama yalnızca bir kesimin en iyi olmanın maddi gereklerini yerine getirebildiği, bu sayede zenginlikle beraber, eşitsizliğin de nesilden nesile, ırklar, cinsiyetler, ülkeler içinde elden ele geçirildiği, ‘başarı’nın yalnız tek tanımının olduğu dünyada, son şans faktörünü de saf dışı bırakmakta ne var bu kadar abartılacak, emin değilim.

 

Söz genetikten açılmışken… 

 

Görünürde ağza alınması bile giderek daha büyük bir günah halini alan ve uzun süre önce biyolojik bir kategori olmaktan yine ‘bilim’ sayesinde çıkan ‘ırk’ın yerini, tanımını yapma yetkisine yalnız iktidardakilerin sahip olduğu, hem içinde yaşayanların nasıl deneyimlediklerinin hem de kendi aralarındaki farkların görünmez hale geldiği yekpare bir ‘kültür’ün, ‘gelenek’in veya ‘din’in aldığı nurtopu gibi neokoloniyal dönemimiz bolca eleştiriliyor. Ama yumurta bağışçısı ilanlarında bol keseden dolaşıma giren ırk referansları, genom bilimleri sonrası (postgenomics) ortamda, ırkın ölümünü ilan etmekte fazla mı aceleci davrandık diye de düşündürüyor.

 

Nadia Abu El-Haj’ın çok güzel bir makalesi var: ‘Irkın genetik tarafından yeniden tescili’ diye tercüme edilebilir sanırım (The Genetic Reinscription of Race). Son yıllarda, ırkın biyolojik statüsüyle ve biomedikal araştırmalara faydalarıyla ilgili, saygın tıp ve bilim dergileri tarafından yayımlanan makalelerin artışına dikkat çekiyor ve genom bilimlerinin bazı nüfus gruplarının (ırk yerine nüfus) bazı fizyolojik hastalıklara yatkınlığından (tipolojiler yerine, olasılıklar) yola çıkıp, bu binyılın en önemli yeni disiplini olma ayrıcalığının ona verdiği yetkiye dayanarak, şiddet ve suça yatkınlık gibi davranışlara yatkınlığı da mercek altına almak suretiyle, ırkı yeniden biyolojik bir kategori haline getirdiğinden bahsediyor. Halihazırda var olan ırk kategorilerinin, anlamlı bir biyolojik farka işaret ettiğinin yeniden tescil edilmesi ve belli yatkınlıkların belirlenmesi, ırka özel ilaçlar üzerinde çalışmayı da beraberinde getiriyor.

 

Eğer bazı hastalıklara siyahların yatkınlığı varsa, neden onlara özel bir ilaç üretilmesin diye düşünebilirsiniz. Fakat, son derece ‘bilimsel’ ve iyi niyetli görünen bu çaba, ışık hızında ters yüz olup, siyahlara özgü olduğu kabul edilen hastalıklara, neden beyazların da yakalandığını açıklamak için, soyağaçları çıkarmaya ve içimizdeki ‘siyahlık oranı’nı belirlemeye doğru da gidiyor. Kafatası ölçmekten, boncuk dizer gibi dna dizmeye giden yolun var olan stigmalarla kesiştiği kavşakta tam bir şenlik bizi bekliyor yani…

 

Sağlık reformu uğruna hükümet kapatma noktasına gelen malum ülkeden başlayarak, bütün dünyada bunun ırka dayalı bir vergilendirme sistemine bahane olma tehlikesi de cabası…

 

Son olarak yumurtalara geri dönersek…

 

Siz nasıl bakıyorsunuz bu işe? Çocuk yapmak için böyle bir yöntem dener miydiniz? Yumurta bağışçınızda olmasını beklediğiniz herhangi bir özellik olur muydu? Ya da bunun için yüksek ücretler ödenmesi size nasıl geliyor?

 

5 sene önce bilimkurgu diye izlediklerimiz hızla normalleşiyor. Bu sorularla yüzleşmekte fayda var gibi…

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSMS’leriniz Google’ın Yasaklı Kelimeler Listesiyle Güvende
SMS’leriniz Google’ın Yasaklı Kelimeler Listesiyle Güvende

Android, büyük aşkım, gel birbirimizin kelimelerini tamamlayalım.

TARİH

YNezihe Muhiddin Hanım Ne Alemde?
Nezihe Muhiddin Hanım Ne Alemde?

Seçme ve seçilme hakkını kazanmamızın 79. yıldönümünde 1935 yılından bir Nezihe Muhiddin röportajı...

MEYDAN

YAraba Aldığım Gün Kadın Oldum
Araba Aldığım Gün Kadın Oldum

'Çok güzelsin yavrum' dedi. O güne kadar sadece sakattım. Araba alınca birden kadın olmuştum. Güldüm, teşekkür ettim.

MEYDAN

YKadının Adı Devletten Siliniyor: Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kapanıyor mu?
Kadının Adı Devletten Siliniyor: Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kapanıyor mu?

27 Kasım 2013 günü haber ajanslarının yayınladığı haberlere göre AKP hükümeti, Meclis'teki Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nu (KEFEK) kapatıp, Aile ve Sosyal Politikalar Komisyonu’na dönüştürmek istiyor! Eşitiz basın açıklaması:

Bir de bunlar var

Batı Sanatında Darlanan Kadınlar
Olga İstanbul’da ya da Bay D’nin çifte yaşamı
Konusu Erkekler Olsa Da Derdi Erkeklik Olmayan Bir Roman: Dünyadan Aşağı

Pin It on Pinterest