"Erkek egemen sanat kanonunda kendine yer edinebilmek feminist mücadelenin ta kendisi."

SANAT

Bir Direniş Olarak Üretmek: Eda Çekil ile Söyleşi

Sevgili Eda, öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkürler… Kendinden ve çalışmalarından bahsetmeni isteyeceğim ama biraz bilgi vereyim ben önden. 1985 doğumlusun. 2021’de Bomontiada’da Aile Albümü başlıklı bir kişisel sergi açtın. İstanbul Okan Üniversitesi’nde öğretim üyesisin. Web sitende de belirttiğin gibi, kişisel tarihini toplumsal cinsiyet meselesi temelinde ele alıyor, fotoğrafçılıkla farklı teknikleri bir araya getiriyorsun. Bugünse ağırlıklı olarak Bilsart’ta 8 Nisan’a kadar sürecek olan Cilve Belle Naz Belle başlıklı sergin ve sanatsal anlayışın üzerine söyleşeceğiz. Kendinden ve sanatsal yaklaşımından bahseder misin?

 

İzmir’de doğdum ve üniversite son sınıfa kadar orada yaşadım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nden mezun oldum. Ardından Galatasaray Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Çalışmaları bölümünde yüksek lisans, Kocaeli Üniversitesi Plastik Sanatlar programında sanatta yeterliğimi tamamladım. Yaklaşımımın bugünkü halini alması aslında çok uzun bir sürecin sonunda mümkün oldu. İstanbul’daki ilk yıllarımda aldığım eğitimin de etkisiyle toplumsal cinsiyet ve feminizm üzerine düşünmeye ve çalışmaya başladım. O dönem, fotoğrafçıların yaklaşımları üzerine, medyadaki kadın temsilleriyle ilgili bir tez yazdım. Fotoğrafla toplumsal cinsiyet meselesini ilişkilendirdiğim ilk zamanlar o döneme denk geliyor. Ancak bu konular üzerine üretme cesaretini ya da bu üretimleri insanlarla paylaşma cesaretini gösterebilmem çok daha geç oldu. Sonunda geldiğim noktada ise üretmek bir direniş biçimine dönüştü ve belki de devam edebilmemi sağladı. 

 

Fotoğraf tek başına çok güçlü bir araç ama farklı malzemeler/yöntemler de her zaman ilgimi çekiyor. Anlatıma katkı sağlayacak farklı sergileme biçimleri kullanabilmek beni daha da özgürleştirdi. Bu anlamda tartışmaya açmak istediğim ya da ifade etmek istediğim her konu, kendine özgü bir üretimi de beraberinde getirdi.

 

Biz seninle Cilve Belle Naz Belle başlıklı yerleştirme ve video sanatının seyirciyle buluştuğu 23 Mart Çarşamba günü, küratör Naz Kocadere* ile yaptığın söyleşi esnasında tanıştık. Bu söyleşinin açılışında, bir yandan bunun kendini feminist olarak tanımladığın ilk sergin olduğunu öte yandansa bütün kadınları feminist olarak kabul ettiğini belirttin. Serginin detaylarına girmeden önce, bütün kadınları feminist olarak nitelediğin düşünsel çerçeveyi tanıtmanı rica edebilir miyim? 

 

İçinde yaşadığımız toplumsal koşullar altında kadın olmak başlı başına bir mücadele gerektiriyor bana göre. Dolayısıyla her kadın kendi hayatında bir direniş halinde. Yalnızca çevremdeki kadınların hayatına baktığımda bile verdikleri mücadeleler ilham verici. Kendini feminist olarak tanımlamak tabii ki çok önemli ama bu ifadeyi kullanmayan kadınlar da kadın dayanışmasının bir parçası. Özellikle sanat alanında baktığımızda, bazı sanatçı kadınların kendilerini feminist olarak tanımlamamayı tercih ettiğini görüyoruz. Ancak, toplumsal olarak kadınlara atfedilen tüm rollere ve sorumluluklara rağmen üretmeye devam etmek, erkek egemen sanat kanonunda kendine yer edinebilmek feminist mücadelenin ta kendisi.

 

Cilve Belle Naz Belle başlıklı videonda kendi sesinle “Dikiş nakış boktan iş/Eda belle söz belle/Cilve belle naz belle” tekerlemesini tekrarlıyorsun. Anneannenin tığ işi yaparken tembihlediği bu sözler gerek kişisel olarak gerekse ürettiğin video sanatı kapsamında senin için ne ifade ediyor?

 

Anneannemin dantelleri üzerine çalışmaya başladığımda sonradan hatırladığım bir tekerleme bu. Oya yaparken gülümseyerek ve biraz da dalga geçerek söylerdi ama bir tembih olarak algılamadım hiç. Anneannem Malatya’da yaşarken kendinden yaşça küçük kadınlara söylermiş bu tekerlemeyi en çok. Tabii bir yandan da, son günlerine kadar devam ettiği bir uğraşın kültürel olarak nasıl konumlandırıldığıyla ilgili bir tür şikâyet gibi bence. Bugün baktığımda görmezden gelinen ve değersizleştirilen kadın emeğinin birebir ifadesi gibi. Kadının emeğine değil, cinselliğine yapılan bir güzelleme. 

 

Cilve Belle Naz Belle

 

Videoda dantelleri üst üste koyma eylemi, aslında kuşaktan kuşağa aktarılan bir mirasın izlerini taşıyor. Aynı anneannemin dantelleri tekrar tekrar örmesi gibi, ben de tekrar tekrar onları bir araya getiriyorum. Bu tekrarların sonunda ise tüm o emek bir yığına dönüşüyor. Videoda bu tekerlemeyi mümkün olduğunca mekanik bir sesle tekrarlamaya çalıştım. Ses ile tekrarın getirdiği boğucu hissi, dantellerin zamanla dönüştüğü yığının verdiği bıkkınlığı pekiştirmeyi istedim.

 

Yine Naz Kocadere ile olan söyleşinizde Jo Spence’e atıfta bulunarak onun foto-terapi yöntemini hayata geçirerek ürettiğin Aile Albümü serginde yer alan bir fotoğraf çalışmasından bahsettin. Foto-terapi yöntemi nedir ve bu yöntemi bireyselden toplumsala/kolektife eleştirel bir gözle geçiş bakımından nereye yerleştiriyorsun?

 

Foto-terapi sanatın iyileştirici gücünü temel alan, bir öz sağaltma aracı olarak da tanımlanabilecek fotoğraf temelli bir yöntem. Jo Spence 1982 yılında meme kanserine yakalandıktan sonra bir yandan hastalığın yarattığı ruhsal çöküntüyle mücadele ederken bir yandan da batı tıbbının tedavi yöntemlerini sorgulayan bir yaklaşım geliştiriyor. Bu dönemde, Rosy Martin ile birlikte foto-terapi seansları düzenleyerek çektiği bir seri otoportresi var. Jo Spence bir foto-terapi seansı sonrası annesini işyerinde işçi kıyafeti içinde sigara içtiği bir sahneyle hatırlıyor. Ve ardından annesini hatırladığı şekliyle taklit ederek kendisini fotoğraflıyor (Bir İşçi Olarak Anne/Mother As A Worker). Spence bu fotoğraflardan bahsederken babasının annesine sigara içmeyi yasakladığını, dolayısıyla annesini bu şekilde hatırlamasını ilgi çekici bulduğunu söylüyor. Senin de vurguladığın bireyselden toplumsala geçiş tam da burada kendini gösteriyor; sanatçının belleğindeki anne imgesi, aile içinde kadının baskılandığı mekanizmaları da ortaya çıkarmış oluyor.

 

Otoportre

 

Benim otoportrem böyle bir seans sonucunda ortaya çıkmadı aslında, annemin kaybının ardından geçirdiğim süre boyunca onun fotoğrafıyla geçirdiğim zamanların sonunda çıktı. Bu fotoğraf, evliliklerinin ilk yıllarında babam tarafından çekilmiş. Annemin yatakta bir fotoğrafı. Bir yandan duruşu ve ifadesiyle aklındaki düşünceleri hissedebiliyor bir yandan da objektife doğrudan bakan bakışlarıyla cesaretini görüyordum. Ben de evliliğimin ilk yıllarındaydım ve annemin yaşadığını tahmin ettiğim çatışmaları ve sorgulamaları yaşıyordum. Bu süreç sonunda onu taklit ederek kendimi fotoğrafladım. Bu yöntem, kişisel olan politiktir söyleminin güçlü bir ifadesi bana göre. Kişisel hikâyelerimizden yola çıktığımız ama vardığımız noktada politik olanla karşılaştığımız bir süreç. Eski bir fotoğraf aracılığıyla hem aile içinde hem de toplumsal olarak bastırılmış birçok duygunun dışavurumu.  

 

Cilve Belle Naz Belle’deki yerleştirmende dantel işlerini birbirine bağladığın kırmızı ipler neden kırmızı? İzleyici açısından birbiriyle örtüşen veya çelişen, senin kafandakine yaklaşan veya ondan bütünüyle kopan çok çeşitli çıkarımlar mümkün fakat hem bir performans olarak bağlama edimi üzerinden hem de kırmızı iplerin kullanımı açısından neler söylersin?

 

Sergideki videoya eşlik eden yerleştirmede kullandığım danteller, farklı kadınlardan topladığım parçalar. Buradaki dantel örtüleri kırmızı bir iplikle birbirine bağlayarak bir bütüne dönüştürüyorum. Bu bütün, bana kadın dayanışmasını hatırlatıyor. Birbirine bağlanarak, tutunarak direnç gösteren, hiyerarşiden uzak bir birliktelikle bir araya gelen kadınları ifade ediyor. Kırmızı iplik ya da kuşak ve bağlama edimi, senin de söylediğin gibi birçok farklı çıkarımı mümkün kılıyor. Çoğu da buradaki meseleyle ilişkili çıkarımlar aslında. İçerdiği şiddet duygusu, kadının bekaretini temsil edişi gibi meseleler üzerinden birçok farklı okuma yapılabilir. 

 

Sanat Dünyamız’ın Mayıs-Haziran 2021 sayısında Dilek Winchester senin Aile Albümü sergini değerlendirdiği “Müesseseler ve İnce Şeyler” başlıklı yazıda, “Annelerimizin aynı zamanda ve zamansızlık içinde ‘kız kardeşlerimiz’ de olduğu ve olabileceği”ni belirtiyor. Açar mısın?

 

Bu söz, özellikle Annemin Ardından çalışmasıyla bire bir ilişkilendirilebilir. Annemi, öğretmen masasındaki fotoğraflarından çıkardığım, yerine kendi el yazısıyla yazdığı feminist notlarını yerleştirdiğim bir kolaj bu. Annem çocuk sahibi olduktan sonra iş hayatını bırakmış feminist bir kadın. Annemi kaybettikten sonra içinde bulunduğum yas sürecinde, onu sadece annem olarak değil, kendi mücadelesini veren bir kadın olarak görmeye başladım diyebilirim. Özellikle annemin fotoğraflarıyla geçirdiğim zamanların bu farkındalığa büyük katkısı oldu. Onun hayatına ve deneyimlerine bir adım geride durarak bakabilmemi, onu bir kadın olarak anlayabilmemi sağladı. Bu noktada, feminizmi bir yaşam biçimi olarak nasıl da hayatına entegre edebildiğini, her şeye rağmen gösterdiği direnci görebildim. Bu farkındalık bana hayatımı nasıl şekillendireceğim ve feminizmi nasıl gündelik hayatımla ilişkilendireceğim konusunda yol gösterdi. 

 

 

Annemin Ardından

 

Son olarak seni zihinsel olarak meşgul eden, üretime dönüştürmeyi planladığın kavramlardan bahsetmek ve belki yakın zamanda izleyiciyle buluşacak olan çalışmalarına dair ipuçları vermek ister misin?

 

Herkes gibi pandemi süreci evde uzun vakitler geçirdiğim bir dönem oldu. Bu dönem evde tekrar tekrar yapılan birçok etkinliğin, görmezden gelinen emeğin ve uğraşın beni iyice rahatsız ettiğini fark ettim. Dolayısıyla sergideki video yerleştirmenin de parçası olduğu üretimlerim bu yönde devam ediyor.

 

 

*Bilsart’ta gerçekleşen söyleşiye moderatörlük yaparak bu söyleşiye ilham veren ve konuya dair çeşitli yazılar paylaşarak benimle dayanışma kuran sevgili Naz Kocadere’ye teşekkürler.

 

 

Ana görsel: Cilve Belle Naz Belle başlıklı video’dan bir kare. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YDoğa Tarihinden Maddeye, Kültürel İklimden Sanatsal Üretime: Burçak Bingöl ile Söyleşi
Doğa Tarihinden Maddeye, Kültürel İklimden Sanatsal Üretime: Burçak Bingöl ile Söyleşi

Sanatsal üretimlerimde kullandığım malzeme ne olursa olsun çalışmalarımı bir araya getiren mesele hep aynı. Olduğum yeri ve zamanı anlamlı kılacak yeni bağlamlar, yeni durumlar ve formlar üretmek.

SANAT

Y“Yut Sesini” / “Bul Sesini”: On İkinci Ev
“Yut Sesini” / “Bul Sesini”: On İkinci Ev

Anlatamamak halinin bedende de bir karşılığı var. Bedenin hafızası var.

SANAT

YÜreterek Direnen Bir Dayanışma: Irmak Dönmez ile Söyleşi
Üreterek Direnen Bir Dayanışma: Irmak Dönmez ile Söyleşi

"Feminist, kuir ve vegan politikaların üçü de işlerimde samimi bir biçimde buluşuyor. Üçünün ortaklığı bedene müdahale ve sömürüden geçiyor."

SANAT

YDurağan Hareketler, Tekrardan Doğan Farklar: Zeynep Kayan ile Söyleşi
Durağan Hareketler, Tekrardan Doğan Farklar: Zeynep Kayan ile Söyleşi

Görüntünün, hareketin, jestlerin, sesin ya da bir cümlenin çeşitlemeleri, yeniden üretim ihtimali ve üretim şekilleri bana ilham veriyor

Bir de bunlar var

Art is dead! Yahut Tanrı Bu, Buna Konuş
Cuma Şarkıları (32) İskandinavya’da
İçine Çok Şey Sığan Bir Nohut Oda: Melisa Kesmez’in Üçüncü Öykü Kitabı

Pin It on Pinterest