Şiir buluşmalarımıza devam edip poetik bir zemin kazandırmak istiyoruz bu adaletin olmadığı, umudun yaralandığı, neşenin kaybedildiği zamana ve bu coğrafyaya.

KÜLTÜR

Çok Renkli Şiirsel Queer bir Bahçe, Kadın+ Açık Mikrofon: Arzu Bulut ve İlke İmer ile Söyleşi

 

 

Arzu Bulut ve İlke İmer’in davetiyle, 2 Eylül akşamı Frankeştayn Kitabevi’nde bir açık mikrofon gecesi yaşadık. Yeni sezon bütün debdebesiyle gelmişken ve kim bilir nelere karşı doğrusu biraz da gardımı almışken, ummadığım bir biçimde “başıma gelen,” yumuşak ve kabulcü, pozsuz bu etkinlik zihnimi, kalbimi yeniden programladı. Yarım saat gecikmeyle kitabevine girdiğimde şiir okumak isteyenler sırasını bekliyordu. Başından beri annemin şiirini okuma niyetindeymişim gibi, kurulmuş gibi listeye adımı yazmak istediğimi söyledim. Liste elden ele bana uzanırken başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Sıra bana gelene kadar gözyaşlarım sicim gibi aktı. Derhal anneme yazıp müsaade istedim; hangi şiirini okuyacağımı tamı tamına biliyordum: “Dün Bugündür.” Olur, okuyabilirsin, dediğinde gözyaşlarım şiddetlendi. İnsan içinde annemin acısından hiç söz edememiştim. O güne dek. Şiiri ilk değil ikinci denememde okuyabildim, hem de hakkını vererek, yazıldığı gibi öfkeyle. Bildiğim haliyle çocukluğumu atıp yeniden yazmamı gerektiren ikincil travmayı Kadın+ Açık Mikrofon sayesinde yarı kamusallaştırmış oldum. Bir çalışma sezonuna ancak bu kadar iyi başlanabilirdi. Teşekkürler Arzu ve İlke, Frankeştayn Kitabevi, oradaki herkes. Dün bugündür. Öyle ise, failler dün yaptığını, dün gibi —gün gibi— bugün de yapar.

 

Arzu ve İlke, söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Ne gibi kavramlar ve düşünceler üzerine düşünüyor, üretiyorsunuz?

 

Arzu: Öncelikle ilgine şükran, sevgili Nur. İstanbul’da yaşıyorum, transfeminizm, şiir ve sanat ile ilgileniyorum, patriyarka ile olan kavgamda da sürekli mesaiye kalıyorum… Şiirlerimde sıklıkla arzuyu, cesareti ve özlemi ekoseksüel bir küçük bahçe içinde toplamaya çalışıyorum.

 

İlke: Selamlar Nur, biz çok teşekkür ederiz bu güzel teklifin için. Lisansımı sosyoloji ve psikoloji üzerine yaptım. Yüksek lisans tezimde kurumlarda toplumsal cinsiyetin görüngüleri ile ilgilendim. Bir ay önce Berlin’e geldim, kültürel antropoloji doktorasına başladım. Kendimi bildim bileli yazıyla yakın ilişki içindeyim ama tezim dışında hiçbir yazımı yayına göndermedim, kendine yazanlardım. O an duygu ve zihin evrenimi ne kaplıyorsa kaleme de o yansıyor; bir nevi dışa vurum, rahatlama tekniği. Kendini sürekli yeniden icat etme, adalet ve yaratıcı mücadele yöntemleri üzerine düşünüyorum.

 

Fotoğraf: Evrim Kepenek

 

Açık Mikrofon fikri nasıl gelişti? Birlikte çalışmaya nasıl karar verdiniz?

 

Arzu: Daha önce katıldığım ve muzdarip olduğum birkaç açık mikrofon şiir gecesinden sonra, kadınları, lubunyaları bilhassa transları görünmezleştiren, onlara alan açmayan, çoğunlukla erkeklerin köşeler kaptığı bu eril örgütlü edebiyat zeminine karşı feminist bir cevap ve birbirimizi bulacağımız bir kavuşma alternatifi yaratma umuduyla bu projeyi düşündüm. Yaklaşık iki yıl sonra bu projeyi Yoğurtçu Parkı’ndaki bir şiir buluşmamızda İlke’ye açtım. İlke’nin de beni motive edip güçlü hissettirmesiyle beraber bu projeyi kendisinin de büyük emek, arzu ve katkılarıyla hayata geçirme kararı aldık.

 

İlke: 2023 Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda tanıştık biz Arzu’yla. Ben müşahittim, Arzu okul görevlisiydi. Molaların birinde şiir üzerine sohbet etmeye başladık. Günün gerginliğini yalnızca bu şekilde üstümüzden atabilirdik belki de. Öyle de yaptık. Buluşmaya, birbirimize yazdıklarımızı okumaya sözleşerek ayrıldık o gün. Şiir okumak için buluştuğumuz ilk gün, benzer dertlerin bizi yazıya çağırdığını fark ettik bence; birbirimizi şiir yoluyla bulmanın coşkusunu paylaştık. Buluşmalarımızın birinde Arzu aklındaki projeden ve yalnız başına bu projeyi hayata geçirmenin zorluğundan bahsetti. Ben de o yalnızlığı bölme arzusuyla hadi yapalım dedim.

 

Bu etkinliği queer kadın+lar için düzenlediniz. Şiir paylaşımı temelinde nasıl bir alan yaratmayı hedeflediniz? Mesela söyleşi formatını değil de açık mikrofon formatını benimsemeniz nasıl bir politik farkındalığa tekabül ediyor?

 

İlke: Yukarıda bahsettiğim yalnızlaşmaya inat, çoğullaşma, kalabalıklaşma hayaliydi sanırım benimkisi.

 

Arzu: Şiir paylaşımı temelinde, güvenli ve kendimizi huzurlu hissedeceğimiz, normu ihlal eden şiirlerimizin okunduğu, birbirimizi bulduğumuz queer bir çemberi yaratmayı hedefledik. Bahsettiğim gibi iki yıl önce İstanbul’da bazı açık mikrofon şiir etkinliklerine katılmıştım ve şiirlerimi yaklaşık iki yıldır paylaşıyorum. Bu gecelerde queer’lerin olmadığını, kadınların ise geri tutulmaya çalışıldığını gözlemledim. Kendi yaşadığım, bana yaşatılan transfobiyi de unutmam mümkün değil. Tam bu noktada edebiyatta örgütlenen erkekliğe karşı kapsayıcı ve kesişimsel, şiir dolu bir queer çember yaratmayı politik bir varoluş hamlesi olarak gördük.

 

Frankeştayn Kitabevi ile işbirliğiniz nasıl gelişti?

 

Arzu: Frankeştayn Kitabevi öncelikli olarak bir alternatif buluşma noktası olarak hayatımıza çok neşeli bir şekilde girdi, bunun için çok mutluyum, umarım Frankeştayn Kitabevi gibi, kitaplarla hemhal olduğumuz, kendimizi müşteri hissetmediğimiz, sohbet için de gidebileceğimiz nice kitabevimiz olur. İlke ile beraber projemizi hayata geçirme kararı aldıktan sonra, ilk etkinliğimizin planlaması için çalışmaya başladık. Bu süre zarfında sevgili Ayşe Tümerkan ile iletişime geçerek ilk etkinliğimizi burada yapmak istediğimizi söyledim. O da benzer bir etkinlik hayali kuruyormuş. Sanki birbirimizi hissetmiştik ve çok mutlu olmuştuk. Böylelikle Frankeştayn Kitabevi’nde ilk etkinliğimizi yapmış olduk.

 

Arzu Bulut ve İlke İmer. Fotoğraf: Sumru Tamer

 

Etkinliğe kayıt alırken koyduğunuz topluluk kurallarından bahseder misiniz? Güvenli alan kurmada bu gibi kuralları önden temin etmenin faydalarından söz eder misiniz?

 

İlke: Şiirini paylaşan herkesin kendini rahat ve güvende hissetmesini hedefleyen kurallar koymaya özen gösterdik. Şiir, kişinin kendisini apaçık ortaya koyduğu, en derinlerdeki hislerini akıttığı bir medyum, bu anlamıyla belki oldukça kırılgan. O kırılganlığı kamusal alana taşımanın belirli riskleri var. Güvenli alan sözleşmemizle açılan alanın, varoluşlarımızın ve yazdıklarımızın estetik değerlendirme veya kişisel/kurumsal yargılamaya tâbi tutulduğu bir alan değil, paylaşma alanı olduğunu vurgulamaya gayret ettik.

 

Etkinlikte ne gibi şiirler okundu?

 

İlke: Etkinlik boyunca şiirlerin farklı duygu repertuarlarından birlikte geçtik. Muzip, sarkastik şiirler de okundu keder taşıyanlar da. Güldüren de oldu ağlatan da. Her birinin kendine ait dili, üslubu, tarzı vardı. Birbirinden bu denli farklı oluşu ortaklaştırıyordu belki de hepsini…

 

Etkinlikte nasıl bir ortam oluştu? Nasıl yorumlar aldınız?

 

Arzu: Açıkçası duygulu, neşeli, bazen de hüzünlü ama daha çok heyecanlı ve gönüllerimizin birbirimize açık olduğu bir ortamdı zira herkes sadece şiirini okumadı, şiir paylaşan birçok arkadaşımız şiirlerinin hikâyelerini de açtı bizlere. Buradan da aslında güvenli alan emeğinin neye denk geldiğini nasıl bir açıklık yarattığını görüyoruz. Bence herkesin kendini güvende hissettiği, bazen şiirini okuyacak güç bulamasa da yardım talep edebileceği çok renkli şiirsel queer bir bahçe gibiydik. Birçok şükranla beraber çok güzel yorumlar ve öneriler aldık. Özellikle etkinliklerimizin devam etmesi, projemiz kapsamında ileride arzuladığımız, YouTube, podcast, internet sitesi, fanzin gibi yazılı ve görsel medyada görünür olma isteğimizi öneriler olarak etkinlik sonrasında duymaktan da mutlu olduk. Etkinlik sonrasında sokakta karşılaştığım ve hiç tanımadığım bazı lubunyalardan güçlendirici ve motive edici birçok yorum aldım. Bunlardan en önemlisi ve ortaklaşılanı şiir buluşmalarımızın queer’lere ve tüm kadınlara kendileri olabildikleri ve duygularını hiçbir patriyarkal utandırmaya takılmadan açabildikleri yeni bir güvenli alan açmasıydı. Bu güvenli alan patriyarkaya karşı politik bir müdahaledir.

 

İlke: Zaman zaman güldük, zaman zaman ağladık… Bir arada olmanın heyecanı hepimizin yüzündeki tebessüme yansıdı.

 

Arzu, etkinliğin sonunda “şiir utandırması” kavramını gündeme getirdin. Nedir ve sıklıkla  karşılaşılan bir durum mudur bu?

 

Arzu: Son iki yıldır epey sıklıkla belirli bir karşılaşmanın ve gözlemin deneyimi olarak, sohbet ettiğim birçok trans/natrans kadın, nonbinary ve queer şairlerin şiirlerini paylaşırken aslında utandıklarını öğrendim ama aynı gözlemi natrans heteroseksüel erkeklerler arasında çok az gördüm. Bu gözlemlerim sonucunda şiir utandırması üzerine konuşmanın patriyarkanın kendisini ifşa etmek olduğunu düşündüm. Zira bu patriyarkanın arzu kırma metodu utandırmanın bizlere değil, patriyarkaya ait olduğunu ve arzularımızı utandırarak kıramayacağını söylememiz gerekiyordu.

 

Toplum içindeki fobiyle mücadelede şiire nasıl bir konum atfediyorsunuz?

 

İlke: Fobi, tehlike olarak addedilmiş olana verilen bir nevi korku tepkisi. Halbuki fobinin -korkunun- tersine oldukça cesurdur şiir. Kendine kendi diliyle yer açar. Var olan keskin kategorilere sığmaz, onları aşar, onlarla oynar, şeklini değiştirir, bozar. Başka bir değişle, kendi gerçekliğini kurar. Sanırım bu yüzden varoluşu itibarıyla şiir tektipleşen düşünceye, aynılaşan pratiğe daima meydan okuma cesaretini taşır kendinde.

 

Bundan sonrası için neler planlıyorsunuz?

 

Arzu: Şiir buluşmalarımıza devam edip poetik bir zemin kazandırmak istiyoruz bu adaletin olmadığı, umudun yaralandığı, neşenin kaybedildiği zamana ve bu coğrafyaya. Etkinliklerimizi ileride yazılı ve görsel medyada da paylaşmayı ve sesimizi çoğaltmayı arzuluyoruz.

 

İlke: Etkinlikte okunan şiirleri topladığımız bir şiir dosyası hazırlıyoruz, her etkinlikten sonra bu dosyaları katılımcılarla paylaşmayı istiyoruz. Kim bilir belki bir gün bir yerlerde yayımlarız… Bunun haricinde giderek kalabalıklaşma, şiirlerle birlikte emek yükünü de paylaşma arzumuz var.

 

10 Ekim 2023

 

 

Ana görsel: Kadın+ Şiir, Logo: Hatice Gül

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBedenin Çoğunlukla Sonralığı: Teyel, Uzuv, İlizarov Sergisi vesilesiyle Çınar Eslek ve Ceren Erdem ile Söyleşi
Bedenin Çoğunlukla Sonralığı: Teyel, Uzuv, İlizarov Sergisi vesilesiyle Çınar Eslek ve Ceren Erdem ile Söyleşi

“Hem bir tek elmadan hem süpürülen topraktan/hem zindandan dönen insan ruhundan” söz eden Teyel, Uzuv, İlizarov sergisi 4 Kasım’a kadar Tütün Deposu’nda görülebilir. Sanatçı Çınar Eslek ve küratör Ceren Erdem'le sergi üzerine söyleştik.

SANAT

Y“Resimlerimin Deşifresi Meşakkatli, Bazen de Gereksiz:”  Müveddet Nisan Yıldırım ile Söyleşi
“Resimlerimin Deşifresi Meşakkatli, Bazen de Gereksiz:” Müveddet Nisan Yıldırım ile Söyleşi

Müveddet Nisan Yıldırım’ın işleri için seçtiği “Gidişini çizdim” ve “Çocukken nasılsa şimdi de öyle” gibi poetik isimler edebi bir hissiyat yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda güçlü bir dayanışma hissi veriyor. Kâğıt üzerinde pastel bir yara açar gibi, diye düşünerek galeriden ayrıldım, ama yara neden iyi hissettiriyor?

SANAT

YDaireler Çizerek Sürekli Uçuyorlardı: Çağla Köseoğulları ve Kevser Güler ile Söyleşi
Daireler Çizerek Sürekli Uçuyorlardı: Çağla Köseoğulları ve Kevser Güler ile Söyleşi

Daireler Çizerek Sürekli Uçuyorlardı sergisi dilsiz bir harita: Kelimelerde radikal bir tasarrufa gidildiği için meramını hemen anlatmıyor ancak hatları net çizilmiş. Sanatçı ve küratör sezisel veya rasyonel düzlemde yolu az çok bilenlere eşlik ediyor ve yine görmeye talip gözler için örtük bir manzara sunuyor.

SANAT

YFatoş İrwen ile Sûr sergisi üzerine
Fatoş İrwen ile Sûr sergisi üzerine

Tüm canlıların aynı anda tüm zamanlar ve hiyerarşiler dışında bir araya gelebildikleri tek alan mahşer alanıdır. Aslında hayalini kurduğumuz radikal demokrasinin de, yüzleşmelerin de sanki tek alanı ne yazık ki. 

Bir de bunlar var

“Yediler Sonunda Dayağı”
Yasaksa Yasak!:* Mabel Matiz’in “Karakol” Klibi
En “Büyük” Şeyler Hep Onlarda

Pin It on Pinterest