Hareket alanı, sınırlar, sınırları aşmak, kendini dışarı koymak, bedenin dışına çıkmak ve kısıtlı hareket alanı dışında yeni bir alanın peşine düşmekle ilgili iki farklı hikâye.

SANAT

Öznenin Hareket Alanı: O něčem jiném

Marion Milner, Kendine Ait Bir Hayat adlı deney günlüğünün dördüncü bölümü “Keyfin Gelip Gitmeleri”nde şöyle diyor: “Gündelik hayatta kendi bedenimin dışına çıkmaya ve başka insanlarla aynı duyguları hissetmeyi öğrenmeye can atıyor, ama nereden başlayacağımı bilemiyordum. Sonra müzikteki hilemi hatırladım ve ‘kendimi dışarı koymayı’, odadaki sandalyelerden birine oturtmayı deneyerek işe başladım (odada tek başına olduğumdan başlangıç için bir sandalyenin yeteceğini düşünmüştüm). Sandalye hemen farklı bir gerçeklik kazandı, oranlarını ‘hissettim’ ve şeklini sevip sevmediğimi hemen söyleyebildim.” [1]

 

Bu pasaj Věra Chytilová’nın 1963 yapımı filmi O něčem jiném’i [Farklı Bir Şey] düşündüğümde aklımın bir köşesinde yankılandı. Hareket alanı, sınırlar, sınırları aşmak, kendini dışarı koymak, bedenin dışına çıkmak ve kısıtlı hareket alanı dışında yeni bir alanın peşine düşmekle ilgili iki farklı hikâye üzerinden mizahi tonunu başından sonuna sürdüren bir anlatısı var çünkü O něčem jiném’in. Bunu hem beden disiplini üzerine tartışmalı yanları da olan jimnastik üzerinden hem de aile kavramının ve insan ilişkilerinin bireyin kendi hareket alanına ne gibi etkileri olduğunu göstererek yapıyor. Bu bakımdan da, Milner’ın pasajında bahsettiği üzere, gündelik hayatta bedenin dışına çıkma deneyimini sıkça akla getiren anlar yaratıyor.

 

O něčem jiném, iki farklı hikâyenin aynı anda karşımıza geldiği bir anlatıya sahip. Jimnastik kariyerindeki son yarışmasına hazırlanan Eva’nın çalışma süreci ve antrenörüyle olan iletişimi filmin bir anlatısını oluştururken Vera’nın iletişimsizliğin ortasındaki evliliği ve iletişimsizlikten kendini kurtardığı zamanda bağ kurduğu yeni ilişkisi de filmin bir diğer anlatısı. Film boyunca bir Eva’nın bir de Vera’nın hayatına dahil oluyoruz. Onların hayatlarından kesitleri izlerken bir taraftan içinde bulundukları durumları, kendi konumlarını nasıl değerlendirdiklerini, iç dünyalarını git gide daha net anlayarak seyrediyoruz. 

 

Aslında iki ayrı hikâyenin ana kahramanları olan Eva ve Vera bir noktada birbirlerine bağlılar. Hem filmin biçimiyle hem de kendi sınırının (ya da çizilmiş sınırının) dışına çıkma meselesiyle. Filmin başında televizyon ekranına yakın plan yapmış kamera, Eva’nın yarışma görüntülerini gösteriyor. Biçimsel olarak televizyon estetiğinde görülen bu açılış sahnesi, kameranın git gide açılmasıyla olup biteni bir televizyondan izlediğimizi belli ediyor bize. Bu televizyonun Veraların evinde olduğunu anlıyoruz sonra. Eva’nın televizyon çerçevesi içinde sınırlı duran jimnastik görüntüleri eşliğinde Vera’nın hayatına dâhil oluyoruz. Kurallar silsilesiyle “disipline edilmiş” jimnastik hareketleriyle Eva’nın hayatı böylelikle daha filmin ilk sahnesinde kendi yaşam ve hareket alanını genişletmenin peşine düşmüş Vera’nın hayatıyla kesişiyor.

 

Bu hareket konusu film ilerledikçe hem bedenin hareketi, beden üzerindeki hakimiyet ve baskı hem de zamanın ileriye dönük ya da kendini tekrara alan hareketiyle iki taraflı olarak karşımıza çıkıyor. Antrenörüyle olan çalışmalarında, jimnastik koreografisinin antrenmanlarında Eva’nın hareketlerle ilgili isteklerinin, sınırlarının ya da içine sinmeyen bazı yerlerin onun ilgisi ve isteği dışında bir zorunluluk olarak karşısına çıkması bir anlamda bedeni üzerindeki hareket kabiliyetini da etkiliyor. Bu kabiliyeti sınırlandırılıyor ya da bu sınırları jimnastiğin kurallarının belirlemesine yol açıyor. 

 

O něčem jiném’den bir kare.

 

 

Diğer hikâyede ise Vera’nın eşler arasında iletişim kurmaya dair en ufak umut verici bir ibare kalmayan evliliğinde monoton bir döngüden kendini çekip başka biriyle ilişki kurmasını, bu ilişkiye dair anları izliyoruz. Onun evde ve dışarda geçirdiği anlar sinemadaki devamlılık kuralını da bir kalemde siliyor. Çünkü hem ev içindeki anlarında hem de dışarıda sevgilisiyle vakit geçirirken bir sahneden diğer sahneye mekânın, kıyafetlerin, zamanın devamlılığa uymayan bir değişim sergilediğini görüyoruz. Bir önceki an bir sonraki an’a uymuyor, ama uymayan sadece biçim olarak sahnede gördüklerimizle sınırlı kalıyor. İçerikte hepsi birbirinin tekrarı. Zaman doğrusal ilerlerken ve her şey değişirken dahi Vera’nın gündelik hayatının döngüsü aynı kalıyor, hareketler birbirini tekrar ediyor. 

 

En baştaki pasajda bahsi geçen gündelik hayatta kendi bedeninin dışına çıkma durumu Vera için ortasında takılı kaldığı evliliği ve bu evliliğin mümkün olan tüm iletişim kanallarını tıkaması sonucunda kendini bu cevapsız ve monoton döngüden sıyırıp akıp giden hayatı yakalama amacıyla eşleşiyor. Konuşabileceği, sevinebileceği, gülebileceği, nefes alabileceği bir hayatın peşinde Vera. Kendi hareket alanını genişletmesi evdeki döngüyü kırarak mümkün oluyor. Bir süre sonra evdeki biçimsel tekrar, ilişkisinde de kendini yineliyor. Evdeki döngünün benzerini dışardaki döngüde de görüyoruz. Kendi kararının peşinden giden Vera bu döngüyü yaratan kişi değil. Bir süre sonra fark ediyoruz ki bu döngünün müsebbipleri evdeki eş ve dışarıdaki sevgili. Kendi istekleri ve arzuları dahilinde Vera’ya hareket “hakkı” tanıyan (ya da tanımayan) kişiler Vera’nın sınırlarını, isteklerini, kurmak istediği iletişimi görmezden gelerek onun hayatında sürekli tekrarlanan döngüyü oluşturan özneler aslında. Hareket alanına dahil olunan iki kadın Eva ve Vera’nın hikâyesi hem filmin iki aksındaki bu duygudaşlığı anlatıyor hem de iki farklı bireyin birlikteliğinde oluşan bir birliğin temsiline dönüşüyor. Toplumun iki farklı kesiminden iki kadının, birbirleriyle somut ortak bir bağları olmayan iki kişinin beden ve hareket hakimiyetleri üzerinden bağ kurulan ve dönemin Çekoslovakya’sındaki kadın imgesini karşımıza çıkaran bir anlatıya dönüşüyor bu durum. 

 

 

O něčem jiném‘den bir kare.

 

O něčem jiném’le beraber aklımda beliren bir diğer film de Yvonne Rainer’in 1967 yapımı kısa filmi Volleyball (Foot Film) oldu. Rainer’ın bu avant-garde kısasında yerdeki bir voleybol topunu ve onu hareket ettiren ya da hareketini değiştiren ayağı izliyor, voleybol topunun zemin üzerindeki hareketini ve odanın sınırlarına geldiğinde hareketin değişimini (durmasını) takip ediyoruz. Voleybol topunun zemin üzerindeki hareketi ve bu hareketin oluşturduğu enerji, bir bakıma voleybol topunun kendisine ait bir performansken bu harekete müdahale eden şeyin kadraja dışardan dahil olan ayak olduğu da ortaya çıkıyor film boyunca. Böylelikle kadrajın içindeki öznenin yer değiştirdiği bir yapı oluşuyor. Sınırları çizilmiş ve yön verilmek için beklenen voleybol topunun imgesi, içinde bulunduğu evrenin (odanın) sınırları ve kadrajın sınırlarıyla voleybol topunun hareketinin ivmesini ve güzergâhını belirleyen ayağın hareketiyle birleşiyor. 

 

Bu filmin izleği O něčem jiném’deki iki ana karaktere çizilen sınırları; hareketlerine yapılan her müdahale de o hareketlerin yönlerinin onların isteği ve arzusu dışında yeniden şekillenişini hatırlattı. Halbuki Věra Chytilová’nın yenilikçi kamera hareketleriyle filmde biçimsel olarak görülen bir şey var ki, o da Eva’nın da Vera’nın da filmin kadrajını ve hareket yönünü kendi kendilerine değiştirebilecek iki karakter olması. Özellikle Eva’nın artistik jimnastik koreografisini çalışırken tepetaklak duran kameranın onun perendesiyle birlikte harekete geçmesi, Eva’nın içinde bulunduğu kadrajın öznesi olduğunu da yansıtabiliyor. Eva’nın ve Vera’nın hikâylerinde harekete ilişkin kurulan yapının filmin başından sonuna onların içinde bulunduğu ortak noktaları ve bütünlüğü anlatması, Gilles Deleuze’un Hareket-İmge’sindeki şu cümleyle de açıklanabilir: “Hareketin bir potansiyel farkı varsaydığı ve bu farkı kapatmayı amaçladığı söylenebilir. Parçaları ya da yerleri soyut olarak, A ve B şeklinde ele alırsam, birinden diğerine giden hareketi anlayamam. Ama A’dayım, açım B’de yiyecek var. B’ye ulaştığımda ve yiyeceği yediğimde, değişen sadece benim durumum değildir: B’yi, A’yı ve ikisi arasında her şeyi kapsayan bütünün durumu da değişmiştir.” [2]  

 

Eva’nın antrenmanlardan yarışmaya uzanan hareketi ve Vera’nın evden dışarıya uzanan hareketiyle aslında sadece ikisinin hayatında bir noktadan diğer noktaya ulaşmalarını değil bir bütün olarak kendi hayatlarında o hayatın her bir anına etki etmiş duyguları, karşılaşılan diğer özneleri, iki kadının hayatını biçimlendiren dönemeçleri, bu dönemeçlerin bu iki kadının hayatına kurduğu setleri ya da yol açtığı hareket alanlarını görüyoruz. Her şeyi kapsayan bir bütün karşımıza çıkıyor. O yüzden Vera’nın evde kocasıyla konuştuğu sahnede evliliklerine dair karşılıklı söylenen sözler de Eva’nın filmin sonuna doğru izlediğimiz yarışma görüntülerinde de iki kadının hayatını doğrudan etkileyen süreçlerin yapılarını ve değişen durumları görüyoruz.

 

Věra Chytilová’nın Eva ve Vera’nın hikâyelerine kendine özgü biçimsel üslubuyla bizleri tanık eden anlatısı hem yönetmenin hem de filmin sinema tarihindeki zamansızlığını da bir kez daha kanıtlıyor.

 

Kaynakça

[1] Milner, M. (2014). Kendine Ait Bir Hayat (A. Biçen, çev.). İstanbul: Metis Yayınları

[2] Deleuze, G. (2014). Hareket-İmge (S. Özdemir, çev.). İstanbul: Norgunk Yayıncılık

 

Ana görsel: Sezen Sayınalp.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YHatırayla Selamlaşmak: Petite Maman
Hatırayla Selamlaşmak: Petite Maman

Geride bıraktığım yoldan, bana bırakılan anılardan, taşıdığımı yolda fark edeceğim hafızadan, köklerimdeki bellekten geliyorum.

SANAT

YSinema Sektöründe Eşitliğin Ayak Sesleri
Sinema Sektöründe Eşitliğin Ayak Sesleri

Dile, görünürlüğe, festival geleneklerinin kapsayıcılığı merkeze alan düzenlemelere gitmesine, eşitliğin sadece dilde değil sektördeki anlaşmalarda, düzenlemelerde ele alınmasına ihtiyaç var.

SANAT

YBitmeyen Hikâyeleri Var, Biliyor Musun? Agnès Varda’nın Üç Filminde Mekânların Hafızası
Bitmeyen Hikâyeleri Var, Biliyor Musun? Agnès Varda’nın Üç Filminde Mekânların Hafızası

Zamanı ve hafızayı bulup çıkaran bu üç film hem gerçekliği hem kurmacayı hem dünü hem de bugünü bir arada görebildiğimiz bir fotoğraf albümü gibi.

SANAT

YOrada Bir Kasaba Var Uzakta: Mare of Easttown
Orada Bir Kasaba Var Uzakta: Mare of Easttown

Mare of Easttown, aileyi kutsayan polisiye anlatıların ve bu anlatıların mekân olarak sakin bir arka planı olan kasabaların ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışının kırıldığı alternatif bir anlatı diyebiliriz. 

Bir de bunlar var

Bu Penisler Ağaçta Mı Yetişiyor?
Eurovision’da Adet Günü
Kaygan, Kaypak, Kanlı: Macbethler, Cinsiyet, İktidar

Pin It on Pinterest