“Sararmış Yapraklar” sonu mutlu biten bir hikâye. En çok da bir daha âşık olamayacağını düşünenler ve sokakta yaşayan köpekler için.

KÜLTÜR

Sararmış Yapraklar: “Bin Kilo Var Omuzlarımda Beni Aşağıya İttiren”

 

İçinden geldiğim toplumsal sınıf ile başıma gelen şey arasında muğlak bir bağ kuruyordum. Bir işçi ve küçük esnaf ailesinin yüksek öğrenim gören ilk ferdi olarak fabrikadan ve tezgâhtan sıyırmıştım. Ama ne lise diploması ne de edebiyat lisansı sefaletin bir alın yazısı olarak aktarılmasını ortadan kaldırmayı başarabilmişti.

 

Siren İdemen’in kusursuz çevirileriyle Türkçeye kazandırılan Annie Ernaux romanlarından, Olay’dan bir alıntı. Fransız yazar Annie Ernaux, romanlarında genellikle kişisel deneyimleriyle toplumsal tarihi birleştiren bir yazar. Odaklandığı konular ise ağırlıklı olarak sınıf, cinsiyet, cinsellik, hastalık, ölüm ve aidiyet.

 

Bir bakıma ortaya toplumsal bir bellek yazını da çıkaran Ernaux’nun belki de en büyük başarısı yoksulluktan duyulan utancı zihnimizden ve kalbimizden söküp atması. “Hali yeri vaktinde” olan ailelerin çocuklarının haftasonu gittiği sirki, sizin de gitmiş gibi dinlemeniz ama aslında o tür etkinliklerin varlığından bile haberdar olmamanız ve eve dönüş yolunda “Bunu neden yaptım ki?” diye düşünürken duyduğunuz utanç. Adını bilmediğiniz bir yiyecekten bahsedildiğinde onu bilmemekten duyduğunuz utanç. Yoksul olduğunuz için dışında kaldığınız dünyada neler olup bittiğini çok da anlamadığınız ve anlıyormuş gibi yaptığınız tüm anlardan duyulan büyük utanç. Ernaux, romanlarında sizi hayatta çarpışmak zorunda kaldıklarınızla ilgili bir düzlüğe çıkarmıyor veya buradan çıkışın yolu bu, demiyor, ki belli ki bunu kimse diyemiyor. Bu yüzden, kapattığınız her kitabından sonra hissettiğiniz o güzel ve iyi duygunun ne anlama geldiğini bilmiyorum ama en çok sizi, sadece yaşadığınız güçlüklerle barıştırmak ve yalnız olmadığınızı göstermek için çabaladığını biliyorum.

 

Tek bir tabak, tek bir çatal

 

Tıpkı Fin yönetmen Aki Kaurismäki’nin yaptığı gibi. Kaurismäki filmlerinde yoksulluğu, özelde işçi sınıfının yaşadığı yoksulluğu, işsizliği, toplumsal adaletsizlik ve göç meselelerini ele alıyor. Finlandiya’nın alt sınıfına ve sosyal çıkmazlarına odaklanarak sıradan insanların günlük yaşam mücadelelerini bir nakış gibi işleyen yönetmen, sorunları ele alırken mizahi unsurları da bagajımıza yerleştiriyor. Tıpkı içinde değerli ya da bize mutluluk veren eşyalarımızın olduğu küçük valizler gibi.

 

Savaş, minik bir şişe köpüklü şampanya, esasen bir kişinin zor sığdığı fakat Ansa’nın gözünden bir kişiye fazla bile gelen tek kişilik bir yatak, işçi konteyneri, tek bir tabak, tek bir çatal, renkli duvar ve perdeler, sokakta bulunan bir köpek, bir türlü karşılaşamayan iki yalnız ruh.

 

 

Kaurismäki’nin son filmi Sararmış Yapraklar (Kuolleet lehdet, 2023) 76. Cannes Film Festivali’nden Jüri Ödülü ile döndü. Çalıştığı süpermarkette son kullanma tarihi geçmiş gıdaları çöpe atmak yerine akşam yemeğinde yemek üzere yöneticilerinden “habersiz” evine götüren Ansa (Alma Pöysti) ve ağır işlerde güvencesiz çalışmak zorunda olan, iş kazası geçirmesi neredeyse rutini haline gelen alkolik Holappa’nın (Jussi Vatanen) yalnızlığına ve günü bitirme çabalarına odaklanan film, tanıdık bir şekilde az diyaloglu, yavaş tempolu sahnelerle ve basit, etkileyici görselliklerle bezeli.

 

Ansa ve Holappa’nın iş arkadaşları dışında dış dünyayla kurdukları tek etkileşim sürekli dinledikleri, daha doğrusu dinlemek zorunda kaldıkları radyoları. Zaman mefhumuna çok hakim olamadığımız Kaurismäki filmlerinden farklı olarak, yönetmen Sararmış Yapraklar’da spesifik bir zamana sabitliyor bizi: 2022 yılına. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’yı işgalini haklı çıkarmak için Ukrayna’yı “silahsızlandırmayı,” “Nazi etkisinden arındırmayı” amaçladığını duyurduğu zamandayız. Radyodan yükselebilecek seslerle, Ansa ve Holappa’yla birlikte biz de unuttuğumuz ya da unutmak istediğimiz her an, savaşı yeniden hatırlıyoruz.


Mutluluk

 

Hayatta karşılaştıkları zorluklarla başa çıkmaya çalışan Ansa ve Holappa, başlangıçta birbirine çok uzak iki insan gibi görünse de, ne yazık ki buluştukları yalnızlıkları, birbirlerine nasıl yaklaşabileceklerini göstererek onlara yardımcı oluyor. Kimsenin eğlenmediği, gülmediği, dans etmediği bir barda başlayan hikâyeleri, kazara bir flörtleşme gibi görünse de iki karakterin de sürekli birbirlerini görmeyi arzuladıkları başka bir dünyaya taşınıyor. Holappa’nın arkadaşının ısrarıyla gittiği karaoke bar, şimdi ona başka bir evrenin kapılarını açıyor.

 

 

Ansa’nın izleyiciyi her sahnede başka bir aşamaya taşıyan ve dört ayağı da ayrı ayrı başka bir mekâna çakılan çalışma hikâyesi, Holappa’nınkiyle neredeyse aynı. Bugün ürünlerin etiketlerini yerleştiren Ansa, yarın terk edilmiş bir barın bulaşıkçısı, bir hafta sonra ise el arabasında yük taşıyan bir işçi. Ansa’nın güvencesiz yaşam koşullarıyla başa çıkma yöntemlerinden biri, baştan sona sadece bir odadan ibaret evinde okuduğu kitapları, zorlu koşullarda da onunla dayanışmaktan kaçınmayan arkadaşlarıyla geçirdiği zaman ve nihayetinde sokakta bulduğu bir köpek (Chaplin).

 

Ansa’ya göre daha az seçeneği olan Holappa’nın hayatla başa çıkabilmek için bildiği en iyi yöntem ise çalışırken bile içmek. Sürekli içmek. Çalıştığı inşaatta ölümcül bir iş kazası geçirme riskine rağmen içmek, yani aslında belki de başına gelecekleri bile isteye içmek.

 

Ansa’nın travmaları, Holappa’nın hayatından ve zevklerinden taviz vermeme çabası çekilmez yaşamlarından biraz olsun sıyrılma şanslarının önünde başka bir engel teşkil etse de, tüm renkleriyle sonu mutlu biten bir hikâye bu. En çok da bir daha âşık olamayacağını düşünenler ve sokakta yaşayan köpekler için.

 

 

Bir ek: Filmde çalan ve bu yazıya başlığını veren şarkılardan biri Anna Karjalainen ve Kaisa Karjalainen kardeşlerin kurduğu Finlandiyalı grup Maustetytöt’ün “Syntynyt suruun ja puettu pettymyksin” şarkısı. https://open.spotify.com/intl-tr/track/3MST6myDUVA6tzowlQ58I4?si=534fd6c1077845bf

 

 

Kaynaklar

Annie Ernaux, Olay, çev. Siren İdemen, İstanbul: Can, 2023.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

Yİliç’te ne oldu?
İliç’te ne oldu?

İliç'te yaşanan kaymanın öncesinde, 21 Haziran 2022'de, aynı maden sahasında bir siyanür sızıntısı yaşandı. Siyanür sızıntısının ardından, çevre örgütleri İliç'te yaşanan çevre sorunlarını vurgulamak için protestolar düzenledi ve suç duyuruları yaptı. Ancak, mahkemeler, ÇED raporunun onaylanmasına ve kapasite artışının devam etmesine izin verdi.

KÜLTÜR

Yİnşallah Erkek Olur: “Hepimiz Aynı Bokun İçindeyiz”
İnşallah Erkek Olur: “Hepimiz Aynı Bokun İçindeyiz”

Amjad Al Rasheed’in yönettiği ve senaryosunu Rula Nasser ve Delphine Agut'la birlikte yazdığı İnşallah Erkek Olur (Inshallah Walad, 2023) Rasheed’in ilk uzun metraj filmi. Film Ürdün yasalarının bir kadına, kadınlara neler kaybettirebileceğini hayli sade bir şekilde işliyor.

KÜLTÜR

YPeki ya Bu Kadınlar Canavar Değilse?: Saint Omer Filmi Üstüne
Peki ya Bu Kadınlar Canavar Değilse?: Saint Omer Filmi Üstüne

Saint Omer’in başarısı "canavar kadın" gibi toplumsal kurguları bir an bile önemsemeyişinde yatıyor. Film, hikâyeyi indirdiği derin suda izleyiciyi Laurence ile açık bir şekilde mesafelendirmiyor. Hatta öyle ki, neredeyse lirik bir metin üzerinden Laurence ile empati kurmaya sürüklüyor.

MEYDAN

YPestisitler Neden Kadınları Daha Çok Zehirliyor?
Pestisitler Neden Kadınları Daha Çok Zehirliyor?

Tarımda kullanılan zehirlerin, neden kadınları daha çok etkilediğini, yayımladıkları “Pestisit Atlası” bağlamında, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği Program Koordinatörü Yonca Verdioğlu ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Çin’de Bir Noel Köyü
Sahte Rakipler, Gerçek Acılar: Las Luchadoras
İslambol’da Aşk, Evlilik ve Birliktelik

Pin It on Pinterest