Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi fabrikada, tarlada, tekstil atölyesinde ucuz işgücü olarak çalıştırılan kadınlarla buluşuyor ve yaşadıkları sorunlar dinliyor.

MEYDAN

Kadın Yoksulluğuna Hayır: “Kadınlar Sistemden Umudunu Kesmiş Durumda”

Türkiye’yi ve dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi nedeniyle iyiden iyiye derinleşen yoksulluk, toplumdaki en kırılgan grupları vurdu. Bu grupların başında yer alanlardan biri ise yine kadınlar oldu. Kadınlar işverenler için kullanışlı hale getirilen Kod-29 ile işten çıkarıldı, ücretsiz izin uygulamasıyla çalışmıyor görünüp güvencesiz bir şekilde çalıştırıldı, neredeyse tüm yasal haklarından mahrum edildi, işten çıkarma yasakları sona erdiğinde ise bir günde işsiz kaldılar. Ev içi şiddet arttı, kadınlara yönelik hak ihlalleri ve emek gaspları ayyuka çıktı. Tam da bu süreçte Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, “Kadınlar İçin Adalet” başlığı altında “Kadın Yoksulluğuna Hayır” çalışmasını 10 Şubat 2021’de başlattı ve fabrikada, tarlada, tekstil atölyesinde çalışan, saatlerce midye dolma yapan, yine devlet nezdinde “kalifiye” görünen ancak ucuz işgücü olarak çalıştırılan kadınlarla buluştu ve yaşadıkları sorunlar dinledi.

 

Çalışmanın kapsamını, çalışma süresince sahada nelerle karşılaştıklarını, çalışan kadınların nelere maruz kaldıklarını, yaşadıkları hak gasplarını HDP Kadın Meclisinden Bedia Akkaya ile konuştuk.

 

 

Bedia Akkaya


Öncelikle bize “Kadın Yoksulluğuna Hayır” çalışmasını anlatabilir misiniz? Ne zaman başladı, neden özellikle kadın yoksulluğu ele alınıyor?

 

“Kadın Yoksulluğuna Hayır” çalışması, startını 10 Şubat’ta verdiğimiz “Kadınlar için Adalet” kampanyamızın bir başlığı. Kadınlar için adalet kampanyamızı başlatmadan önce kendi iç tartışmalarımızda kampanyada belirli başlıklarının olması gerektiği noktasında hemfikir olduk. Bu başlıklar içerisinde kadına yönelik şiddetle mücadele, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve tecrit politikalarına karşı mücadele ve kadın yoksulluğu başlıkları yer aldı. Hiçbir başlık birbirinden bağımsız değildi, o yüzden kampanyaya ilişkin bütün çalışmalarımızı neredeyse paralel götürdük. Kadın yoksulluğu çalışmamıza ise 1 Mayıs sonrasında biraz daha ağırlık verdik. Kadın yoksulluğunu özellikle ele almamızın elbette ki birçok nedeni var. Yoksulluğun kadınlara ekonomik, fiziksel, psikolojik şiddet ve katliam olarak döndüğünü çok iyi biliyoruz. Ev içi emeği görülmeyen, kamusal alanda her türlü mobbinge maruz kalan, ucuz işgücü olarak görülen kadınlar özellikle pandemi süreci ile birlikte derinleşen bir yoksulluğa mahkûm edilerek erkeklere bağımlı hale getirilmek istendi. Bir yandan “Evde Kal” çağrıları yapılarak birçok kadın herhangi bir tedbir alınmayan işyerlerinde çalışmak zorunda bırakılırken diğer yandan “Kod-29” ve benzeri uygulamalarla ilk işten çıkarılan kesimlerin başında kadınlar geldi. Bu gerçekliği gören bir yerden bizler şunu çok iyi biliyoruz: Erkek egemenler çalışma hayatında kadın istemiyorlar. Çalışma hayatında olan kadınlara da her türlü eşitsizlik ve ayrımcılığı dayatarak kadınları evlere, yoksulluğa mahkûm etmek istiyorlar. Kadınlara dayatılmak istenen yoksulluk karşısında elbette ki geçmişte olduğu gibi bugün de daha güçlü bir şekilde mücadele yürütmek ve yoksulluğun kadınlaşmasına izin vermeyeceğiz demek için yola çıktık. Bu çalışma kapsamında yüzlerce kadınla buluştuk. Ülkenin bir ucundan diğerine, hiçbir siyasi görüş, düşünce ayrımı yapmaksızın kadınlarla bir araya gelerek dayatılan yoksulluğu konuştuk. Onlarla gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, buluşmalar sonucunda onların taleplerini bulunduğumuz her platformda, onların sözleri ile dile getirerek hep birlikte mücadele yürüteceğimizin sözünü verdik ve aldık.

 

Çalışmaya Ege Bölgesi’nden başladınız. Başlangıç olarak neden Ege’yi seçtiniz?

 

Özel bir nedeni olmamakla birlikte şunu söyleyebilirim: Özellikle Batı illerinde bu çalışmayı yürütmek bizler için çok önemliydi. Batı illerine yönelik gerçekleştirilen iç göç ve bunun kadınlar açısından ortaya çıkardığı yaşam koşulları yoksulluktan bağımsız ele alınamaz. Nitekim bu bölgede gerçekleştirdiğimiz buluşmalar kapsamında Roman kadınlar, müzisyen kadınlar, midye dolma yapan kadınlar ve daha birçok kadınla yaptığımız görüşmelerde dokunduğumuz hayatlarda kadın yoksulluğuna, kadın emeğinin nasıl sömürüldüğüne bir kez daha şahitlik ettik.

 

 

Bahsettiğiniz gibi çalışma sürecince tekstil atölyelerinde parça başı iş yapan, midye dolma yapan, seyyar satıcılıkla geçimini sağlayan, mevsimlik tarım işçiliği gibi iş kollarında çalışan kadınlarla görüştünüz. Kadınlarla görüşmelerinizde en çok göze çarpan neydi?

 

En çok göze çarpan şey kadınların kendilerine dayatılan yoksulluğun, emek sömürüsünün farkında olan ve buna rağmen üretmekten asla vazgeçmeyen duruşlarıydı. Bununla birlikte göze çarpan o kadar çok şey var ki. Ama en azından birkaç örnekle şunları anlatabilirim. Israrla ve inatla yaşamını idame ettirmeye çalışıyor kadınlar. Saatlerce çalışarak midye dolma yapan kadınların günün sonunda ellerine geçen ücret, eve gidene kadar bitiyor. Elleri, tırnakları midye yapmaktan yara ve kabuk bağlamış kadınlar dayatılan yoksulluğa karşı pes etmiyor ve direniyor. Yine mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan kadınlar sabah erken saatlerde işe başlıyorlar ve günde en az 10 saat çalışırken ne kadar ücret alacağını dahi bilmiyorlar. Domates tarlasında çalışan kadınlar, üreticinin değil sermayedarların, aracıların kazandırdığını şu sözlerle anlatıyor: “Bizden 50 kilosunu 50 kuruşa alıyorlar, marketlere gidene kadar 7 liraya satıyorlar. Biz değil onlar kâr ediyor.” Bu sözler aslında erkek egemen kapitalist düzenin kadınlara dayattığı emek sömürüsünün birinci ağızdan yansıması. Tütün tarlasında eken-biçen, üreten kadınlar ürettikleri tütünü satamayışlarını anlatırken şöyle diyor: “Tütüne kota getirdiler, kendi yandaş şirketlerine daha fazla kazandırmak için yaptılar. Sermayedarların insafına terk edildik.” Yani kadınlar yaşadıkları emek sömürüsünün son derece farkındalar.

 

Çadır kentlerde yaşayan kadınların yaşam koşullarına yönelik sesi ve “Kendi topraklarımızda iş imkânı olsaydı buralara neden gelelim?” isyanı en çok göze çarpan, yüreğe dokunan gerçeklerdi. Yine yaylaya çıkan koçer kadınların verimli yayları “Güvenlik gerekçesi ile yasakladılar, bunun dışında kalan yaylalar verimsiz topraklar; ama yayla sayısı az olduğu için kira bedeli çok ağır. Bunu bilerek yapıyorlar,” demeleri kadınların üretimine yönelik engellemeleri çok net bir şekilde açığa çıkarıyordu. Biber tarlasında çalışan kadınların çoğunun Suriye’de yaşanan savaş ve şiddetten kaynaklı kaçan Kobanili, Rakkalı kadınlar olması ve diğer çalışanlardan daha az ücret almaları savaş politikalarının kadınlara dayattığı yoksulluğun yansımasıydı. Kendi yaşam alanlarında yetişen meyvelerden çeşitli reçeller, marmelatlar yaparak kendi imkânları ile bunun satışını gerçekleştiren kadınların yaşam mücadelesi çok etkileyici ve yol gösterici oldu. Tüm bunlarla birlikte bizler için çok önemli buluşmalardan biri de elbette ki o kentlerde ki kadın platformları ile bir araya gelmek oldu. Ve bu buluşmalarda farklı siyasi görüş ve düşüncelere sahip kadınların katılması bizler için çok anlamlıydı. Kadın kurumlarıyla ortak mücadele başlıklarını konuştuk. Birbirimize moral ve güç kaynağı olduk. Kadın kurumlarıyla, tam da İstanbul Sözleşmesi gündemdeyken, haklarımızı gasp ettirmemek için ne yapmalı sorusuna çok güçlü cevaplar oluşturduk. Kadın Meclisimize çokça öneride bulundular.

 

Açıkçası kadınlar sistemden umudunu kesmiş, bunu görmüş olduk. Çalışmak onlar için bir direnme biçimi hâlini almış. Tüm kadınlar çok sorgulayıcı ve ne yaşadığının farkındaydı.

 

 

Kayyum politikalarının sahaya yansımalarını görme imkânınız oldu mu?

 

Şimdiye kadar ziyaret ettiğimiz yerlerde kayyum yönetiminde olan bir ya da iki ile gittik. Ancak kayyum olmayan yerler de de yerel yönetimler politikalarının yansımalarına şahitlik ettik. Bu politikalarının sahaya yansıması vahim sonuçlar açığa çıkarmış maalesef. Biliyorsunuz kayyumların hepsi devletin bürokratları ve hepsi erkek. Bu erkeklerin ilk işi belediyeler bünyesindeki kadın kurumlarını kapatmak oldu. Özellikle ve bilinçli bir şekilde kadına yönelik eşit temsiliyet ilkemize dayalı oluşturduğumuz zeminlere erkekler atandı. Kadınlara tüm zeminler kapatıldı. Halkın ve kadınların doğrudan katılımıyla alınan kararlar, geliştirilen ve kadınların hizmetine sunulan projeler artık yok ve binlerce kadın bu durumdan bir hayli etkilenmiş. Sahada yüzlerce kadının kayyum politikalarından kaynaklı işsizleştiğini gördük. Kadınların başvuracağı dayanışma merkezleri kapatıldığı için şiddet ve benzeri durumlarda başvuracağı mekanizmalar yok. Yerel yönetimlerin tüm mekânları erkekleşmiş, gri duvarlarla örülmüş, kadın mekânları ve halkın mekânı olmaktan çıkmış birer karakolu andırıyor. Bir aitlik duygusu yok toplumda, o mekânlara karşı. Ama toplum o mekânları ve kendi yaşam alanlarını özgürleştireceğini belirtiyor. Bu konuda çok kararlı. Biz kalıcıyız, onlar gidici vurgusu yapılıyor sık sık.

 

Kadınların yaş ortalaması neydi? Sosyal medyada gördüğümüz videolarda genelde genç kadınlara rastlıyoruz. Aralarında üniversite mezunları da var. Sizin gözleminiz ne oldu?

 

Tarlada çalışan kadın ile tekstilde, fabrikada, midye dolma yapan kadınlar arasında değişen bir yaş ortalaması olduğunu söylemem gerekiyor. Tekstilde çalışanlar daha çok 18 ve 45-50 yaşlarında olan kadınlar. Tarlada çalışanlar ise 14 yaş ile 65 yaş ortalamasına sahip kadınlar. Tabii burada belirleyici olan hangi kadının hangi koşullarda daha iyi iş yapabildiği noktası. Bir de hangi kadının hangi koşullarda ne iş yaptığı.  Mesela deneyim, tecrübe tekstil işlerinde yaş ortalamasını biraz daha yükseltiyor. Ancak tarlada daha çok beden gücüne dayanan işlerde yaş ortalamasında genç kadınlar daha çok ön plana çıkıyor. Tabii ki bu kadınlar arasında üniversiteli olan, okulunu yarım bırakıp çalışmak zorunda kalan, hiç okula gitmeyen genç kadınlar da var. Yoksulluktan kaynaklı eğitimini yarıda bırakarak çalışmak zorunda kalan genç kadınlar okulu bırakma gerekçelerinde en önemli etkenin yoksulluk olduğunu belirtiyor. Ailesi mevsimlik tarım işçisi olduğu için çalışmaktan başka bir yolu olmayan genç kadınlar yani. Diğer yanda üniversiteye bir şekilde kendi imkânlarını zorlayarak giden ve “Çalışmak ayıp değil. Bizler çalışarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Tek talebimiz emeğimizi sömürmesinler, emeğimizin karşılığını yani hak ettiğimiz ücreti versinler. Bizler buradan kazandığımız para ile daha rahat eğitim almaya, okumaya çalışıyoruz. Çünkü yoksuluz. Aldığımız burs yetmiyor,“ diyen kadınlar var.

 

Her iki durumda da ortaya çıkan tek bir resim var. Genç kadınların yoksulluktan dolayı yaşadıkları hayatın resmi. Emeklerinin, yaşamlarının çalındığının resmi. Ancak şunu da söylemeliyim. Bulundukları koşullara rağmen duruşundan asla taviz vermeyen, mücadele eden ve dayatılan yoksulluğa karşı direnen bir genç kadın kitlesi var.

 

 

Kadın yoksulluğuna dair ne tür veriler elde ettiniz? Örneğin pandemi süreci çoğu güvencesiz iş kollarında çalışan kadınları nasıl etkilemişti?

 

Öncelikle şunu söyleyeyim. Elde ettiğimiz verileri sayısal olarak ortaya koymamız şimdilik çok da mümkün olmayan bir durum. Ama elimizdeki verilerde: Yoksulluk nedeniyle eğitimini yarıda bırakan genç kadınlar var. Aldığı burs yetmediği için tarlada çapa yapan genç kadınlar var. Pandemi sürecinde çocukları eğitime ulaşsın diye tablet alabilmek için eğitimini yarıda bırakarak tarlada çalışan kadınlar var. “Benim kızımın yeri tarla değil okuldur,” diyen kadınlar var. “Ne sigortası burada, bu tarlada hastalansak ambulans en az bir saat sonra gelir,” diyen kadınlar var. “Enstrümanımı satmak istemiyorum,” diyen müzisyen kadınlar var. “Kod 29 ile işten çıkarıldım ve eve hapsedildim,” diyen kadınlar var. “Hiçbir hijyen koşulu olmayan yerlerde pandemi sürecinde çalışmak zorunda kaldım,” diyen kadınlar var. “Eşim işten çıkarıldı ve bu süreçte en ağır iş yüküne, şiddete maruz kaldım,” diyen kadınlar var. “Bu iktidardan kadınlara yönelik hiçbir beklentim yok,” diyen ve asıl gücün kadın mücadelesi ve direnişi olduğuna inanan kadınlar var.

 

HDP üzerindeki baskı ve kriminalize etme politikaları çoğumuzun malumu. Bu kampanyanın HDP’nin çalışması olduğunu öğrenince herhangi bir tepkiyle karşılaştınız mı?

 

Evet, bir tepkiyle karşılaştık ama olumsuz değil, tam tersine çok olumluydu. Mesela İç Anadolu bölgesinde çalışmayı yürütürken domates serasında çalışan kadınlarla buluştuk. Kadınlardan birinin şu sözü galiba bu sorunuzun cevabı olabilir:  “Demek bizlerin ne yaşadığını düşünen birileri varmış.” Yine partimize yönelik açılan kapatma davasına ilişkin “Parti kapatacaklarına halkı sömüren yandaş şirketleri kapatsınlar, bizim halimizden siz anlarsınız, sesimizi duyurun,” diyen kadınlar vardı.

 

Çalışma ne kadar sürecek, sonraki duraklarınız nereler olacak? Ve bir raporlamayla bu çalışmanın verilerine ulaşabilecek miyiz?

 

Kadın yoksulluğu çalışmamıza bir süre koymadık ve koymayacağız. Uzun vadeli bir çalışma, bir planlama olarak hep gündemimizde olacak. Bundan sonraki aşama, Erzincan, Malatya, Elazığ, Maraş sonrası Muğla ve Antalya hattında devam edecek. Elbette ki bu çalışmanın raporlama aşaması da çalışma ile paralel ilerliyor. Buna dair hazırlayacağımız raporu kamuoyu ile paylaşacağız. Bu raporlamada sadece verileri değil, bu veriler ışığında yapılması gerekenleri ve çözüm önerilerimizi de HDP Kadın Meclisi olarak ortaya koyacağız.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ENGLISH

Y“We are not wretched cleaners. We are domestic workers, and we are unionized!”
“We are not wretched cleaners. We are domestic workers, and we are unionized!”

An in depth interview with the women of Domestic Workers Union, their achievements, priorities and call for solidarity.

ENGLISH

YBedsheets, Coffee, Period Blood: Works to Overthrow the System
Bedsheets, Coffee, Period Blood: Works to Overthrow the System

Artist Zehra Doğan talks about her process of creating her first solo exhibition while in Tarsus prison, convicted for a painting she has done on the violence that took place in Nusaybin against the Kurdish population.

MEYDAN

Y“Gariban temizlikçi değiliz, ev işçisiyiz ve sendikalıyız”
“Gariban temizlikçi değiliz, ev işçisiyiz ve sendikalıyız”

Ev işçilerinin mücadelesi bir “dram” değil, bir hak mücadelesi.

MEYDAN

YElit İşcan: Mücadeleden vazgeçmeyi bir an bile düşünmüyorum!
Elit İşcan: Mücadeleden vazgeçmeyi bir an bile düşünmüyorum!

Cinsel saldırı suçundan Efecan Şenolsun’a açtığı davanın gidişatını Elit İşcan ve avukatı Meriç Eyüboğlu ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Trans Haklarını Korku, Manipülasyon ve Nefret Üçgeninden Çıkarmak İçin Bir Adım
Başbakanınızı Mutlu Etmenin Yolları
Florasan adaleti, cezaevi kapıları, Turhan Abi’nin kitapları

Pin It on Pinterest