Herhangi bir yerin sergi mekânına dönüşebileceğini tecrübe ettik. Göçebeliğin en ilham verici yanı, kurgulanacak serginin kavramsal yapısına eşlik edebilecek mekânı seçebilme özgürlüğü.

SANAT

Şeylerin Ağırlığı, Akışlar ve Farklı Mekânsallıklar: Nursaç Sargon ile Söyleşi

9 Nisan-8 Haziran tarihleri arasında görülebilen Umutsuzluğun Antaios’u sergisi vesilesiyle 2018’de İzmir’de kâr amacı gütmeyen bir sanat mekânı olarak açılan Monitor’un kurucusu küratör Nursaç Sargon’u 5Harflilerle tanıştırmak isterim.

 

Nursaç Hanım, öncelikle söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Monitor İzmir’den ve sanatsal çabalarınızdan söz ederek başlayalım. Kendinizi ve mekânınızı tanıtır mısınız?

 

Ben teşekkür ederim ilginiz için. Yaklaşık on yıl önce İzmir’de güncel sanatın durumunu incelemeye başladım. Bu çalışma başlangıçta lisans öğrenimim doğrultusunda mekânlar üzerinden gerçekleşti. Araştırmamda, bu alanda faaliyet gösteren neredeyse hiçbir mekân bulunmadığını gördüm. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kültür Yönetimi Bölümü’nde tamamladığım yüksek lisans tezimde ise 1986 ve 2014 yılları arasında İzmir’deki güncel sanatın değişimini inceledim. Geçmişte bu şehirde güncel sanat sergilerinin yapılmış olması benim için ilham vericiydi. Fakat 2000’li yıllar itibarıyla ortaya çıkan çoğu inisiyatifin varlıklarını sürdüremeyişi heyecanımı mantıkla sınamam konusunda beni uyarıyordu. Bu hisler ve düşünceler ışığında, video odaklı güncel sanat oluşumu Monitor 2018 yılında İzmir’de kuruldu. Sürdürülebilirlik meselesi göz önünde bulundurularak göçebe yapıda tasarlandı. Başlangıçta Monitor’u devam edilebilir kılan özellikleri, zamanla onun kimliğinin vazgeçilmez birer unsuru oldu. Kurulduğu günden bugüne Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan pek çok sanatçının video çalışmalarını Monitor’da gösterebilme şansını yakaladık.

 

Monitor’ün pandemi sürecinde mekânsız bir sanat inisiyatifi olarak devam etmesi İzmir’deki güncel sanat ile kent dokusu arasındaki ilişki bakımından ne ifade ediyor?

 

Pandemi sürecinde çoğu kurum ve oluşumda olduğu gibi Monitor’da da projeleri çevrimiçi ortama taşımak zorunda kaldık. Planlanmış bir program ve bu program kapsamında alınan bir destek vardı. Bir yandan da çoğu insanda olduğu gibi her şeye rağmen devam etme çabası üretme kanalına baskı uyguluyordu. Çoğu mecraya kıyasla, videoyu çevrimiçi ortama taşımak daha uygulanabilir görünüyordu. Fakat Monitor sergilerinde kullanılan bütün mekânlar gösterilen çalışmalarla bir bütün hâlinde ele alınarak kavramsal içeriğe yön vermekteydi. Gösterilen bazı işler için çevrimiçi ortam fiziksel mekândan daha çok ilişki kurma potansiyeli doğursa da oldukça sınırlı kaldığımızı söylemeliyim.

 

Peki, mülksüzleştirmeye karşı bir direniş yolu olarak da okunabilen mekânsızlığın, sanatsal sunum ve üretim pratikleri bakımından ne gibi çeviklik imkânları sağladığını gözlemlediniz pandemi sürecinde?

 

Monitor kentin çeşitli bölgelerine yayılarak farklı amaçla tasarlanmış veya kullanımdan düşmüş yerleri sergi mekânına dönüştürüyor. Mekânsızlık politikası sadece sürdürülebilirlik düşüncesiyle değil, aynı zamanda İzmir’de bu alandaki mekân eksikliğine karşı bir öneri olarak da Monitor’un kimliğinde yerini aldı. Böylelikle herhangi bir yerin sergi mekânına dönüşebileceğini tecrübe ettik. Bu durum, belki de özellikle güncel sanat için mekân eksikliği yaşadığımız İzmir gibi bir kentte, etraftaki olasılıkları gözden geçirmemiz için hatırlatıcı oluyor. Göçebeliğin en ilham verici yanı ise, kurgulanacak serginin kavramsal yapısına eşlik edebilecek mekânı seçebilme özgürlüğü.

 

 

Serginin adı olan Umutsuzluğun Antaios’u nereden geliyor? Bu adın izleyiciye vadettiği görme biçimi nedir?

 

Umutsuzluğun Antaios’u ifadesi Emil Michel Cioran’ın içebakış yöntemiyle derinliklere uzandığı Gözyaşları ve Azizler kitabında geçer. “Umutsuzluğun Antaios’u gibiyim. Benim umutsuzluğum dünyayla her temas edişimde artıyor.” Buradaki Antaios toprak ana Gaia’nın oğlu olan bir dev ve güreş tuttukları tarafından yere her düşürüldüğünde topraktan aldığı güçle yeniden doğruluyor. Cioran’da ise bu durum umutsuzluk hâlini güçlendirecek bir şekilde işliyor. Umutsuzluğun Antaios’u sergisi yavaşlamayı ele alan, doğanın akışına uyumlu insan hareketini savunan bir tarafta duruyor. Fakat öteki yanda duran gerçeklerin bunun geniş kitlelere yayılabilme ve gerçekleşebilme ihtimalini neredeyse ortadan kaldırdığını görüyoruz. Sergi içeriğindeki iyileştirmeye yönelik her çaba, başlığın gerçekliğine çarpmakta.

 

 

 

Antaios mitolojik karakteri üzerinden, sergi kapsamına aldığınız işler üzerine konuşalım biraz da. Doğrudan sergi başlığına taşınan bir Antaios kimliğiyle karşı karşıyayız. Antaios’la işler arasındaki dinamiği nasıl kurguladınız?

 

Kütleçekimini yitiren dünyada anlama yeniden kavuşmak için yavaşlama hâlini odağa taşıyan bu sergide, Ecem Arslanay ile Yiğit Tanel Kaçar, Sena Başöz, Hera Büyüktaşçıyan, Özgül Kılınçarslan, İz Öztat ve Ezgi Tok yer alıyor. Ecem Arslanay ile Yiğit Tanel Kaçar’ın “Büyük Saat, Küçük Saat” çalışması doğal akışına müdahale edilen şeylerin temas ettiklerini yok edişe sürükleyişine dair bir anlatı sunuyor. Cioran’ın da temas ettikçe umutsuzluğa kapıldığı, zamanla sürekli yarış hâlinde olma durumunu görüyoruz bu çalışmada. İz Öztat’ın “Bir Ada Teşkil Etmek” isimli çalışmasında insan eliyle bir adanın yok ediliş hikâyesini hatırlıyoruz. Özgül Kılınçarslan “Cam Ev”de köklerinden kopartılmış olana, yıkıma uğrayıp parçalarına ayrılana sesleniyor. Hera Büyüktaşçıyan “Infinite Nectar” isimli videosunda neredeyse unutulmuş bir kentin sokaklarında yaptığı yolculukta izlerin peşine düşüyor. Yıkımın yok oluşa sürüklenen parçalarını kurtarmak adına yapılan her hareket, zaman krizini aşmak için bir olasılık taşıyor. Ezgi Tok zamanı kaybettiği aralıklarına geri kavuştururcasına ürettiği “Dalgalar” çalışmasında, ortaçağ sonunda aktif yaşam karşısında değerini yitiren derin düşünce yaşamına ulaşabilme yolculuğunda. Sergide “Kutu” ve “Taslak” isimlerini taşıyan iki çalışmasıyla yer alan Sena Başöz ise hemşire alter egosunun etkisiyle yıkımdan sonra iyileştirme süreciyle ilgileniyor. İnsanlığın sebep olduğu parçalanmayı hatırlatan ve bunu yavaşlayarak onarmaya çalışan iki nokta arasında bir yer edinmeye çalışıyor sergi. Bir tarafta Cioran’ın, diğer tarafta Gaia’nın Antaios’u üzerinden.

 

Hera Büyüktaşçıyan, “Infinite Nectar”.

 

Basın bülteninde yavaşlama ile tıkanma arasında fark olduğuna değiniyorsunuz. Nedir bu fark ve güncel sanatın temsil ettiği değerler bakımından neye işaret eder?

 

Serginin odaklanmış olduğu yavaşlama meselesi üzerine düşünürken Byung-Chul Han’ın Zamanın Kokusu (Metis, 2018) kitabı benim için oldukça zihin açıcıydı. Chul Han yavaşlamayı bakış açısı üzerinden değerlendirildiğinde bunu hızlanmanın tersi olarak görmüyor, onu “hareketlerin ve eylemlerin artık nereye gideceğini bilememesidir,” diye açıklıyor. Fakat Umutsuzluğun Antaios’u sergisindeki yavaşlama, bir şeyin kendi doğasından gelen seyrine müdahale etmemekle ilgili. Hissizlikle ortaya çıkmış rahatlık hâlinden uzakta bir şey. Tıkanma noktasına gelerek ortaya çıkmış bir yavaşlama mecburiyeti de değil. Yavaşlamak, dinlemek, kulak vermek, adım adım izlerin peşinden gitmekle ilgili. Koşarak ulaşmaya çalışmak yerine adımlamak ve atılan her adımın biricikliğinin farkında olmak da bunun bir parçası. Zihnin düşüncelerle dolup taşmasından uzakta bir yer burası. Özetle, burada yavaşlıkla kastedilen, şeyleri, olması gereken hızlarına geri döndürmekle ilgili. Çünkü insan, akışı izlediğinde dönüştürdüğü sadece hız olmayacak, anlamlarla karşılaşacak. Şeylerin ağırlığı olacak. Yeni olan bir anda eskimeyecek ya da eskiyen değerini yitirmeyecek. Yani Chul Han’ın sürekli üzerinde durduğu kütleçekimi geri gelecek belki de. Bu da gerek güncel sanatta gerek yaşamımızdaki diğer alanlarda patikalar oluşturabilmemiz için yol açacaktır diye düşünüyorum.

 

Ezgi Tok, “Dalgalar”.

 

CultureCIVIC’ten aldığınız destekle gerçekleştirdiğiniz serginin başvuru ve sergileme süreci nasıl işliyor? Sergi başladığında seyirciye hangi yollarla erişiyorsunuz?

 

CultureCIVIC bir Avrupa Birliği projesi. Goethe-Institut Istanbul, Anadolu Kültür, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Institut Français Türkiye ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye ofisi ortaklığında, Türkiye Hollanda Büyükelçiliği işbirliğiyle gerçekleşiyor. Yerel Projeler, Yapısal Destek, Kentler Arası Ağ Geliştirme ve Sanatsal Üretim alanlarında Türkiye’deki ilgili aktörlerin projelerini finanse ediyor. Monitor’un Umutsuzluğun Antaios’u projesi, CultureCIVIC’in ilk çağrısı olan Yerel Projeler Hibe Programı kapsamında desteklendi. Websitesi culture-civic.org üzerinden başvuru ile ilgili gerekli bilgiye ulaşılabilir. Seyirciye ulaşmak için ise, Monitor’un sosyal medya kanallarını, basınla ilişkiler ve mailing yöntemlerini kullanıyoruz.

 

Ecem Arslanay ve Yiğit Tanel Kaçar, “Büyük Saat, Küçük Saat”.

 

Son olarak sizi zihinsel olarak meşgul eden, üretime dönüştürmeyi planladığınız kavramlardan bahsetmek ve yakın zamanda izleyiciyle buluşacak olan çalışmalara dair ipuçları vermek ister misiniz?

 

Monitor’un 2021’de başvurduğu desteklerden biri de SAHA Sanat İnisiyatifleri Sürdürülebilirlik Fonu. Bu fon kapsamında sonbaharda (Leaving) The House Where We Grew Up başlıklı sergiyi eski bir köşkün odalarında gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu sergi, “Çocukluğumuzun geçtiği odaya geri dönüp uykuya dalsaydık neler açığa çıkardı?” sorusu üzerinden uykuda olma ve bilinçdışına ulaşma hâllerini izleyen bir anlatı sunmaya çalışacak.

 

 

Kapak görseli: Nursaç Sargon.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YPerformanstan Kumaşa Dolanan Duygular: Sevda Semer ile Söyleşi
Performanstan Kumaşa Dolanan Duygular: Sevda Semer ile Söyleşi

İşlerimin önemli bir kısmı kendime sanatçı demeye yeltenememekten, zihnimde “resmî” sanat olarak kurduğum şeyin dışında ifadeler aramaktan ileri geliyor.

ENGLISH

YWandering Feelings from Performance to Textile: Interview with Sevda Semer
Wandering Feelings from Performance to Textile: Interview with Sevda Semer

A significant part of my work stems from not daring to call myself one and looking for expressions outside of what I imagined was “official” art.

SANAT

YOrtak Dertler ve Dünyalar: Melike Bayık ile Su-suz Yaz Üzerine Söyleşi
Ortak Dertler ve Dünyalar: Melike Bayık ile Su-suz Yaz Üzerine Söyleşi

“Su” dediğimizde belki de “su var” gibi bir anlam çıkarken “su-suz” dediğimizde yok oluşa işaret ediyoruz.

SANAT

YDoğa Tarihinden Maddeye, Kültürel İklimden Sanatsal Üretime: Burçak Bingöl ile Söyleşi
Doğa Tarihinden Maddeye, Kültürel İklimden Sanatsal Üretime: Burçak Bingöl ile Söyleşi

Sanatsal üretimlerimde kullandığım malzeme ne olursa olsun çalışmalarımı bir araya getiren mesele hep aynı. Olduğum yeri ve zamanı anlamlı kılacak yeni bağlamlar, yeni durumlar ve formlar üretmek.

Bir de bunlar var

Ev, emeğin uzayı, lekeler
Üreterek Direnen Bir Dayanışma: Irmak Dönmez ile Söyleşi
Bitmeyen Hikâyeleri Var, Biliyor Musun? Agnès Varda’nın Üç Filminde Mekânların Hafızası

Pin It on Pinterest