Her şeyin temelinde, Yermekân’ın hem kendi üretimlerimize hem de yeni paylaşımlara ilham olması fikri var.

SANAT

Ortaklıklar, Paylaşımlar ve Üretimlerin Yermekân’ı: Ekin Kula, Zeynep Üçöz ve Hazel Kılınç ile Söyleşi

22 Haziran 2022, İstanbul İletişim danışmanlığını sürdürdüğüm On İkinci Ev oyununun Ka Atölye’de gerçekleşen 17 ve 19 Haziran gösterimleri için ekipçe Ankara’daydık. Bu vesileyle sanatçı arkadaşım Cem Sonel’in öncülüğünde, kendi atölyesinin de bulunduğu Ayrancı’da bir sanat turu attım. Ek olarak Ramazan Can ve Özlem Yenigül’ün atölyelerini, Doğu Gündoğdu’nun kurduğu sanatçı işbirlikli litografi atölyesini ve yeni açılan Yermekân’ı ziyaret etme şansım oldu. Ekin Kula, Zeynep Üçöz ve Hazel Kılınç’ın kurduğu bir sanatçı inisiyatifi olan Yermekân’ı feminist ve kuir dostu bir alan olarak 5harflilerin ilgisine sunmak isterim.

 

Ekin, Zeynep ve Hazel, tek tek sizi tanıyarak başlayabilir miyiz, neler üretiyorsunuz? Yermekân’ı kurmaya giden yolda sanatsal yaklaşımlarınızdan da bahseder misiniz?

 

Zeynep: Ben Zeynep Üçöz. Ankara’da yaşıyorum ve çalışıyorum. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Heykel okudum. Aynı bölümde yüksek lisansı bitirdim. Arkasına pandemiyle beraber üretimlerime bir süre ara vermek durumunda kaldım. Çalışmalarımda ağaç ve taş malzeme kullandığım için evde yapmak pek mümkün olmuyordu. Bu süreçte daha çok desen ve fotoğraf üzerine yoğunlaştım. Sonrasında da başka güzel gelişmelere kapı açıldı. Hem bize hem de diğer birçok insana dokunan, ortaklaşmalara kucak açan bir alan olarak Yermekân doğdu. Şimdi ise bu alışverişi ve çok disiplinliliği koruyarak çalışmalarıma devam ediyorum.

 

Hazel:  Merhaba, Hazel ben. Zeynep’le dönem arkadaşıyız, ben de lisansımı ve yüksek lisansımı Hacettepe Üniversitesi heykel bölümünde tamamladım. Kişisel üretimlerimde doğrudan tek bir malzeme ile çalışmıyorum, konuyla birlikte malzeme de ortaya çıkıyor kendiliğinden. Son zamanlarda arayüz, zamanın kaydı/kaybı, artık zaman gibi kelimeler var dilimde ve masamda. Yermekân’ın yolculuğunda ürettiklerimizle birlikte birbirimizle olan paylaşımlarımızın da çok büyük payı var. Zeynep’le okul boyunca her zaman birbirimize destektik, daha sonra 2019’da Ekin ve bir diğer arkadaşımız Pınar ile kolektif bir proje yaptık ve projenin sonunda bu Faz Kolektif adını verdiğimiz bir oluşuma da dönüştü. Sürekli temas halinde olmamız ve birlikte olan üretim deneyimlerimiz bu yolculukta zaman içindeki işaretlerdi bir anlamda. 

 

Ekin: Ben Hacettepe Sosyoloji mezunuyum. 2021 yılında da Hacettepe Heykel Yüksek Lisansa başladım. Fotoğrafı malzeme olarak temel aldığım çalışmalarımda daha çok kişisel hikâyelerden yola çıkarak belleğin izlerini takip ediyorum. Yermekân’a giden yol,  Hazel’in bahsettiği gibi 2019’da beraber üretmenin keyfini, enerjisini ve pratiğini deneyimlediğimiz kolektif çalışma ile, biradalığa zemin bir mekâna ihtiyacımız olduğu düşüncesiyle başladı bende filizlenmeye. Her şeyin temelinde, Yermekân’ın hem kendi üretimlerimize hem de yeni paylaşımlara ilham olması fikri var.

 

 

 

Bağımsız bir çalışma, üretme ve sergileme alanı olan, Ankara Ayrancı’daki Yermekân’ı ne gibi amaçlarla ve şehrin hangi ihtiyaçlarına yönelik açtınız? Yarım güne yayılan sanat turumda gördüğüm kadarıyla Ayrancı sanatçı ve inisiyatifler için güzel bir merkez işlevi görmeye başlamış. Siz bu semti seçerken kentte nasıl bir karşılık bulmayı düşündünüz?

 

Hazel: Öncelikli ihtiyacımız uzun süredir ortak bir his olan alansızlığa alan bulmaktı galiba. Bu çok bireysel bir his olmakla beraber üçümüzü biraraya getiren şeylerin temelindeydi ve bunun birçoklarımızı da bir araya getireceğinden emindik. Şehirde böyle bir ihtiyaç olduğu da açık, Yermekân’ın böyle bir açıklığa nefes olmasını çok isteriz. Ayrancı doğrudan tek tercihimiz değildi ama hep Ayrancı ve civarına bakıyorduk. Mekânın tüm tadilatını kendi çabalarımızla yaptık ve komşularımızın destekleriyle bu süreçte bu semtte olmanın bizim için anlamını kavramaya başladık diyebilirim. 

 

 

Yermekân’ı ne zaman açtınız ve ilk serginiz ne üzerineydi? Ziyarete geldiğim 17 Haziran günü Elif Yıldız’ın “Hard Day’s Night” sergi açılışına denk geldim, ikinci serginiz diye biliyorum. Bu sergi ve sergideki gerek resim gerekse metin temelli işler Yermekân’ın için ne ifade ediyor? 

 

Zeynep: Yermekân’ı Mayıs 14’te üçümüzün yer aldığı ilk sergi “Aklın Uykusu” ile açtık. Goya’nın “Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır”a bir göndermesi olmakla beraber aslında çıkış noktalarımızın ortaklaştığını fark ettik. İkinci sergimizse söylediğin gibi 24 Temmuza kadar devam edecek olan Elif Yıldız’ın görsel hikâyelerinden oluşan kişisel sergisi “Hard Day’s Night”. Ama buranın bir galeri mantığında çalışmadığını söylemek isterim. Bu sergileri, mekân el verdiğince çalışmalarını bir şekilde fiziksel olarak paylaşmak isteyenlerle gerçekleştiriyoruz. Düzenli aylık bir sergileme takvimi yapmıyoruz.

 

Hazel: Önceliğimiz bir sanat galerisi kurmak olmadı burayı planlarken ama salonun fiziksel koşullarının buna el verebileceğini düşündük ve açılışta kendi işlerimizden oluşan bir sergi yaptık. Tüm mekânı özellikle de salonu değiştirebilir/dönüştürebilir bir alan olarak hayal ettik hep. Duvarlar bir sergiyi taşırken, masada toplantılara devam ediyoruz ya da zemin başka bir etkinlikle de birleşiyor ve bu anlamda sergi de yaşayan bir şeye dönüşüyor bence. Ankara’da bilinen anlamıyla galeri anlayışının dışında pek bir şey yapmak mümkün olamıyor maalesef. Elif Yıldız’ın sergisiyle birlikte Yermekân’ın düzenleyeceği tüm sergiler, başka bir ihtimal daha var’ı ifade ediyor olabilir.

 

“Botanik Zihin” başlıklı bir Instagram paylaşımınızı gördüm. Mekânınızda birçok bitki var, ziyaretçiler için yemyeşil bir ortam yaratmanız çok hoş. Mekân tasarımını gerçekleştirirken zihninizdeki ekolojik meseleler üzerine düşünceler nelerdi?

Zeynep: Ben senelerdir bitki yetiştiriyorum. Bunun “ilgi”nin bir tık ötesine geçtiğini fark ettiğimde botanik üzerine araştırmalar yaptım. Bu öğrenme hali hiç bitmiyor tabi. Her gün botanik dünyasının içinde bir şeyler bulup şaşırabiliyorsunuz. Yermekân’da da bu tecrübeleri ve deneyimleri karşılıklı olarak aktarabileceğimiz bir atölye başlatmaya karar verdik.  Bu atölye, bitkileri biraz daha yakından incelemeye fırsat verirken elbette ekolojik konularla ilgili farkındalık yaratmayı da hedefliyor. Ayrıca burada bir solucan kompostumuz var. Yiyecek atıklarını fermente edip bitkiler için çok verimli olan solucan gübresi elde edebiliyoruz. Belki ilerde Yermekân’ın bir serası olur, kim bilir. :)

 

 

Mekânınızda bir de karanlık oda var. Burada fotoğrafçılık adına neler yapıyorsunuz ve yapacaksınız?

 

Ekin: Karanlık Oda bizim gözbebeğimiz, en baştan beri olmazsa olmazımız oldu. Onu bizim için bu kadar önemli kılan, üçümüzün de ayrı ayrı fotoğrafla kurduğumuz ilişkinin karanlık odada kesişmesi olduğu kadar, Ankara’da dışarıdan kullanıma açık analog baskı yapabileceğiniz az sayıda yer olması da diyebilirim. Karanlık Oda’da filmi makineye taktığımız andan karta bastığımız ana kadar fotoğrafa temas ettiğimiz bir süreç olan Siyah-Beyaz film banyo ve fotoğraf baskı üzerine atölye çalışması düzenliyoruz. Karanlık Oda, gümüş jelatin işlemi, baskı dünyası derya deniz. İleriye dönük olarak ışıkla kurdukları ilişki anlamında karanlık oda ve botaniği kesiştirmek ilk aklımızda olan. En temel hedefimiz ise, bu kur koşullarında elimizde olanı devam ettirebilmek diyebiliriz belki :)

 

 

Bundan sonra yer vermeyi, alan açmayı düşündüğünüz işler neler, programınız nasıl ilerleyecek? Küratoryal süreci nasıl yönetiyorsunuz?

 

Hazel: Yazın Ankara’da pek kimsenin kalmaması sebebiyle bundan sonrası biraz sonbahara kaymaya başladı programımız.  Programlamayı hem çalışmak ve düşünmek istediğimiz meseleler üzerine hem de dışarıdan gelen talepler ile birlikte yapmaya çalışıyoruz. Bir alanı yer edinmenin ve üretmenin ne anlama geldiğini geniş çaplı irdelemek istediğimiz bazı sorular ve başlıklar var. Buna sizin de bahsettiğiniz Ayrancı’daki merkezleşme hali de dahil. Söylediğimiz gibi kendi programımız dışında dışardan gelen fikirlere de açığız.

 

Kapak görseli: Ekin Kula, Zeynep Üçöz ve Hazel Kılınç (soldan sağa). Fotoğraf: Serhat Şatır
Mekân fotoğrafları: Ekin Kula
YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

Y“Metalin bendeki etkisi gerçekten çok farklı, ‘Aşk’ gibi”: Büşra Kölmük ile Söyleşi
“Metalin bendeki etkisi gerçekten çok farklı, ‘Aşk’ gibi”: Büşra Kölmük ile Söyleşi

Metalle uğraşan bir kadın olarak şunu çok duyuyorum: “Bu erkek işi değil mi, bir kadına göre çok iyi yapmışsın, erkek gücü ister.” “Hayır, bu tam da kadın gücü ister,” diyorum. Karşı taraf aslında iltifat ettiğini sanıyor ama fark etmeden ötekileştiriyor.

SANAT

YPerformanstan Kumaşa Dolanan Duygular: Sevda Semer ile Söyleşi
Performanstan Kumaşa Dolanan Duygular: Sevda Semer ile Söyleşi

İşlerimin önemli bir kısmı kendime sanatçı demeye yeltenememekten, zihnimde “resmî” sanat olarak kurduğum şeyin dışında ifadeler aramaktan ileri geliyor.

ENGLISH

YWandering Feelings from Performance to Textile: Interview with Sevda Semer
Wandering Feelings from Performance to Textile: Interview with Sevda Semer

A significant part of my work stems from not daring to call myself one and looking for expressions outside of what I imagined was “official” art.

SANAT

YOrtak Dertler ve Dünyalar: Melike Bayık ile Su-suz Yaz Üzerine Söyleşi
Ortak Dertler ve Dünyalar: Melike Bayık ile Su-suz Yaz Üzerine Söyleşi

“Su” dediğimizde belki de “su var” gibi bir anlam çıkarken “su-suz” dediğimizde yok oluşa işaret ediyoruz.

Bir de bunlar var

Altı Beyaz, Sırtı Beyaz ve Benekli Narin Gri
Yumuşakça Dayanışması ve Ellerinden Doğuran Cadılar
Laverne Cox: Ben Böyle İyiyim

Pin It on Pinterest