Eylül Çekiç, Mamut Art Project'te sergilenen "İrem" isimli video çalışmasını ve sanat pratiğini anlatıyor.

SANAT

“İrem”: Bakmanın ve Bakılmanın İfşası

Genç ve bağımsız sanatçıları sanatseverlerle buluşturan Mamut Art Project bu sene pandemi sebebiyle 27 Ekim – 8 Kasım tarihleri arasında hem canlı olarak hem de dijital ortamda gerçekleşecek. Eseri sergilenen sanatçılar arasında “İrem” isimli video çalışmasıyla Eylül Çekiç de yer alıyor. “İrem” 8 Kasım tarihine kadar Mamut Art Project’in sitesinden izlenebilir.  Eseri canlı olarak izlemek isteyenler ise randevu alarak Yapı Kredi bomontiada’da izleyebilirler. Eylül’le “İrem” isimli çalışması ve genç kadın sanatçı olarak kendi sanat pratiği üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

 

İlk olarak henüz izlemeyenler için biraz “İrem” adlı işinden bahsetmek isterim. Yaklaşık üç buçuk dakika süren bu video çalışması bir iç mekânda geçiyor. Bir banyodayız. Büyük bir küvetin içinde videoya ismini veren İrem’i çıplak bir şekilde görüyoruz. İrem çeşitli pozlara girerken, çıplak vücudundan parçalar kısa kesitler halinde veriliyor. Sahneler arası geçişlerde sanat tarihindeki nü tablolardan imgeler göz açıp kapar gibi hızlıca beliriyor ve kayboluyor. Böylece İrem’in verdiği pozlarda aslında bu eserleri referans olarak aldığını anlıyoruz. Bir yandan, kurgusal bir sözleşmenin metnini okuyan İrem’in sesi duyuluyor. Okuduğu metin ile İrem, o an izlediğimiz videoyu bir sanat eseri olarak tanıyor ve görüntüye alınan çıplak vücudun kendisine ait olduğunu ancak o saniyeden itibaren üretilen imajlar üzerindeki tüm haklarını sanatçı Eylül Çekiç’e devrettiğini bildiriyor. Bedeninin görselleri üzerindeki tüm haklarından vazgeçerken, bu video çalışmasının çıplaklığını kamusal alana taşıyacak bir eser olduğunu, kendine ait bir parçanın kendisi dışındaki bir gerçekliğe evirileceğini bildiğini ve kabul ettiğini izleyicilere tekrar tekrar hatırlatıyor. İrem’in dediğine göre bu çalışma, “Fransa’da, bir otelde, bir küvette” gerçekleştirilmiş. Bize biraz videonun hikayesinden bahsetmek ister misin?

 

Montpellier’de sanat okuduğum sırada okuldan kamera almıştım. Hafta sonu bir arkadaşımın çalıştığı otele izinsiz girip çektiğim imajlar bunlar. Aynı şehirde tiyatro okuyan en yakın arkadaşım İrem’le beş yıldızlı lüks bir otelin banyosunda çekildi. Başta ne çekmek istediğimi çok bilmiyordum. Önce küvette, İrem’in çıplak vücudunun çeşitli parçalarını çekmeye başladım. Bir yandan İrem bana bir kadın olarak iç çelişkilerini anlatıyordu: vücudunda sevdiği, sevmediği, utandığı parçalardan bahsediyordu, kendi hayatıyla ilgili şimdiden ve geçmişten kesitler anlatıyordu. Ben ne çekmek istediğimi bilmiyordum ama İrem’in kendiliğiyle ilgilenmek istiyordum. Kendisi, bedeni, çıplaklığı hakkındaki düşüncelerini, o an bulunduğu mekanla kurduğu ilişkiyi dinlemek istiyordum. Biraz belgesel çeker gibi. Sonra montajı yaparken elimdeki görüntülere baktığımda ise bambaşka bir şey gördüm: ben aslında İrem’in kendiliğiyle, kendi hikayesiyle ilgilenmek yerine daha önceden gördüğüm belli birtakım görüntüleri yeniden üretmişim bu çekim sırasında. Var olan çıplaklık imajlarını tekrarlamışım. Bunlar sanat tarihinde var olan, kimi zaman sansasyon yaratmış nü kadın görüntüleri. Burada bir çelişki gördüm çünkü bir özne olarak İrem’le ilgilenmek yerine onun görüntülerini manipüle ederek yepyeni bir şey oluşturduğumu fark ettim. Bir görüntüyü manipüle ediyorum çünkü bir sanatçı olarak onu istediğim gibi gösterme gücüm var.

 

 

Senin de söylediğin gibi çıplak kadın bedeni yeni bir konu değil sanatta. Çoğunlukla erkek bir sanatçının kadın bir modeli resmettiği, çektiği eserlere aşinayız. Senin de videoda referans verdiğin tabloların hepsi erkek sanatçılar tarafından üretilmiş eserler. Sanat eserlerindeki çıplak kadın bedeni öylesine bir çıplaklık değil; belli formlarda, belli şemalarda üretilen bir çıplaklık. Bu aslında tarihsel olarak birikmişliği olan bir görme ve üretme biçimi. Sen de çekimleri bitirip elindeki materyale baktığında var olan imgeleri tekrar ürettiğini fark ettiğini belirtiyorsun.

 

Evet, montaj sırasında benim de fark ettiğim bu oldu. Bu sebeple aslında bir bakıma kendimi ve bakışımı eleştirdiğim bir eser olarak görüyorum “İrem”i. Bir kadın olarak başka bir kadını çıplak çekerken bile benzer şemalar üretiyorum. Bunun nedeni senin de bahsettiğin gibi imajların tarihsel bagajını taşımam. Tabii bunun ikincil bir tarafı da var. Ben çekimler sırasında İrem’e çok az direktif verdim. Mekânı ben seçtim, İrem’i kamera karşısına ben koydum ve İrem’e oyuncu olarak özgürlüğünü verdim. İçinde bulunduğumuz mekân ve küvet ikimize de belli görselleri dayattı. İrem de hemen mekâna göre, şimdiye kadar gördüğü, süregelen çıplak kadın imajlarına büründü. Bunu ikimiz de çekimler bittikten sonra anladık.

 

 

Tarihsel olarak feminist sanat eleştirisinin sanatta çıplak kadın temsili ile ilgili en önemli eleştirilerinden biri bu eserlerde kadınların bir özne olarak, kendi hikayeleriyle var olmak yerine seyirlik bir nesneye dönüşmeleri. Bu, çoğunlukla kadın modelleri çeken, resmeden erkek sanatçılara yöneltilen bir eleştiri. Sen bir kadın sanatçı olarak, bu video çalışmasında kendini nasıl konumlandırıyorsun? 

 

Basitçe kendimi eleştiriyorum. Bu işin benim için en vurucu kısmı bakılan/görülen/izlenen bir kadın olan İrem ve bakan/gören/izleyen bir kadın olan Eylül’ün aynı anda, karşılıklı olarak, bu eril bakışı kabul ediyor olması. İkimizin de eril iktidarın varlığının ve onun yarattığı imgelerin etkisi altında olduğunun bir kabulu aslında bu iş. Çünkü hepimizin içinde patriyarkanın bunca yıllık hegemonyasının yarattığı klişe kadın imajı fikirlerinin bulunduğunu düşünüyorum. Bu yüzden üretim anında İrem’in bu pozlara bilinçsizce bürünmesi ve benim de onu, elinde kamera tutan bir kadın olarak, kameranın bana verdiği yetkiye dayanarak, eril iktidarı yeniden üretecek bir biçimde çekmiş olmam eleştirilmesi gereken bir şey. Female gaze üstüne tartışmaya da ancak bu özeleştiriyi yaptıktan sonra başlayabiliriz diye düşünüyorum. 

 

 

Şu sıra Fransız film eleştirmeni İris Brey’in Le Regard Féminin: une révolution à l’écran (Dişil Bakış: ekranda bir devrim) isimli kitabını okuyorum. Kitap bu sene basıldı ve Fransa’da oldukça ses getirdi. Umarım yakında Türkçe’ye de çevrilir. Bu kitapta İris Brey female gaze’in ne olduğunu tanımlarken önemli bir noktaya dikkat çekiyor: eril bakışın ne olduğunu ifşa etmek, yani neyin yolunda gitmediğine işaret etmek, yepyeni bir bakma biçimi önermekten çok daha kolay. Zaten bu sebeple dişil bakışın ne olduğunun tanımlamak çok zor ve şu an üzerinde uzlaşılmış ortak bir tanım da yok. İris Brey’in female gaze ile ilgili sorduğu sorulardan biri şu örneğin: bir imajı bir kadın üretiyorsa bu imaj illa kadın bakışını temsil ediyor mudur? Yazara göre, hayır. Brey sanatta eril/dişil bakışın üretiminin sanatçının cinsiyetinden bağımsız olarak geliştiğini savunuyor. 

 

İris Brey’in sorduğu bence müthiş bir soru. Bu benim de kafamı çok kurcalayan bir konu gerçekten. Eril/dişil bakışın üretiminin sanatçının cinsiyetinden bağımsız olmasının nedeni, bu söz konusu bakışların aslında toplumsal olarak kurgulanmış olmasıyla ilgili. Sanatçı kurduğu imgelerle aslında toplumsal bir bakışı temsil ediyor. Öte yandan bu sorunun üstüne düşünülmesi, yazılıp çizilmesinin çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Daha sonraki işlerimde bu soruyu hep aklımda tutacağım. 

 

 

“İrem” isimli işini ilk izlediğimde şunu düşünmüştüm: sanatta eril bakışın ifşası, toplumsal cinsiyet odaklı konuları çalışan sanatçıların eserlerinde sıkça rastladığımız bir tema, oysa, İrem’in okuduğu, videodaki görsellere eşlik eden metin, izleyici olarak duymaya pek de alışık olmadığımız yepyeni bir şeyi gösteriyor. Genelde bir esere baktığımızda, o eserin üretim süreciyle ilgili ya da sanatçı ile esere konu olan kişilerin arasındaki ilişkiye dair pek bir şey bilmeyiz ve duymayız. Ama İrem’in okuduğu metin bize sürekli olarak o eser üretim sürecinde aranızda kurulan ilişkiden ve kontrattan bahsediyor. İzlemekte olduğumuz videoyu bir sanat eseri olarak tanımlıyor ve aslında rızadan da bahsediyor. Esere konu olan kişi olarak çıplak vücudunun görüntüleri üzerindeki tüm haklarından vazgeçtiğini ve bu hakları sana devrettiğini anlatıyor.

 

Evet o metin benim kurguladığım hukuki bir metin. Bu aramızdaki bir kontrat aslında. Bunu önemli bir mesele olarak görüyorum. Mesela sinemada bir filmde bir figüran olarak bile yer alsan muvafakatname imzalamak zorundasın. Yönetmen filminde insanların imajını kullanıyor, sonra o görselleri her yere yolluyor, festivallere gönderiyor. Ben kamerayla insanları çekmeyi çok seviyorum ama onların izinleri olmadan bu görselleri kullanamam, paylaşamam. Bunlar hepimizin üzerine düşünmesi gereken sorular, sorunlar. Bunu sanatçı olarak bir sorumluluk olarak görüyorum.

 

 

Sorumluluk kavramının üzerinde durmak istiyorum. Feminist sanat eleştirisi, sanatsal üretimi kişisel bir ilhamın dışavurumu değil, toplumsal koşullar tarafından şekillendirilmiş bir üretim olarak görür ve değerlendirir. Bu açıdan kimin kimi çektiği, kameranın arkasındaki kişinin kameranın önündeki kişilerle kurduğu ilişki, eserin gerisindeki hikâye önemlidir. Sanatçılar ürettikleri imajların sorumluluğunu taşırlar. Senin işinde kullandığın metinde İrem ile aranızdaki kontratın tekrar tekrar vurgulanması da bana sanatçının bu sorumluluğunu hatırlatıyor.

 

 Genç sanatçı olarak Mamut Art Projects’e seçilmemin, bu işin bu çerçevede gösterilecek olmasının benim için bir anlamı var. “İrem”i bir çeşit kişisel manifesto gibi de görmek istedim. Bu sorumluluğu kabul ederek başlamak istedim sanat hayatıma. İleride göstereceğim her imaj için de bu sorumluluk üstümde olmalı diye düşünüyorum. Kendi bakışımı eleştirdiğim, kameranın bana verdiği iktidarın bilincinde olarak bu sorumluluğu üstlendiğim bir çalışma bu. Sanatçı olarak imajlar ile gerçeği manipüle ettiğimin farkında olmalıyım. Sanat her zaman bir görseli manipüle eder ama bir şey önermek için eder. Benim de bu çalışma ile önermek ve altını çizmek istediğim şey, verili rolleri ifşa etmek ve bahsettiğimiz sorumluluk duygusu.

 

 

Sanatçının sorumluluğundan konuştuk. Bir de izleyenin sorumluluğundan bahsediliyor videoda. Örneğin, “Bakan, gören, izleyen kişilerin cinsiyet ayrımı gözetmeksizin yapacağı yorumlardan muaf tutulma hakkını” gözettiğini belirtiyor İrem okuduğu metin ile. Geniş kitlelerin beğenisine sunulan bir eser söz konusu olduğunda izleyenlere bir sorumluluk biçmek elbette çok zor. “İrem” video çalışması özelinde konuşacak olursak, “bakan, gören, izleyen” kişilerin sorumluluğu ne olabilir?

 

Eril/dişil bakış üzerine tartışmanın öneminden konuştuk. Tam olarak bu bağlamda, “cinsiyet ayrımı gözetmeksizin” bakan/gören/izleyen kişilerin sadece kendi bakışlarının farkına varmasını, bilincinde olmasını istiyorum. Kısaca izleyicilere, gündelik hayatımızda ve sanat dünyasında sürekli bakılmakta/görülmekte ve izlenmekte olan kadın bedenine nasıl ve neden baktığımız üzerine bir daha düşünmenin sorumluluğunu biçiyorum. Sanatsal üretim sürecinde bulunmayan, sanat eserine karşı kendini salt izleyici olarak konumlandıran herhangi birinin de kendi bakışını dönüştürmek ve evriltmekle yükümlü olduğunu düşünüyorum. 

 

 

İrem’in okuduğu kurgusal sözleşme, tekrarlara dayanan, biraz da alaycı bir metin. İzlerken bu alaycılığa yer yer güldüğümü de itiraf etmeliyim. Bu açıdan “İrem”i, aşina olduğumuz imgeleri tekrar üretirken, bir yandan da bu imajlarla alay eden bir feminist parodi gibi de görüyorum.

 

Metinde bazı sayılar geçiyor. Tarihler, kanun ve madde numaraları. Bunları Türkiye’deki kadın hareketine dair bazı önemli gördüğüm tarihlere gönderme yapacak şekilde kurguladım. Buradan da başka bir tarihselliği devraldığımı düşünüyorum.

 

 

 

Eserin kendi hikayesine geri dönecek olursak, bahsettiğin gibi bu çalışmanda elbette verili rollerin ifşası var ama aynı zamanda çok kişisel ve duygusal bir hikâye de var. Senin anlattıklarınla da birleştirince, “İrem”, aynı zamanda Türkiye’den Fransa’ya sanat okumak için giden iki genç kadın ve yakın arkadaşın beraber ürettiği bir proje. Bu nasıl bir deneyimdi senin için?

 

Tabii paylaştığımız çok mahrem bir andı. Arkadaşımın bedeninin her parçasını ayrıntısıyla çektim. Hepimizin bedeninde beğendiği, beğenmediği şeyler var. İki kadının bunu paylaşması çok güzel bir andı. Bir çeşit dayanışma anı. Ve bunu keşfetmek çok güzeldi. Ayrıca sanat eserlerinde iki kadın arasındaki ilişki işlenirken genellikle bir çekişme hikayesi anlatılır. Kadınların sürekli rekabet içinde olması da toplumsal olarak üretilen bir şey elbette, ben rekabet etmeye mecbur olduğumuzu düşünmüyorum. Buna daha güzel bir alternatif olarak iki kadının beraber üretmesini ve dayanışmasını çok değerli buluyorum. 

 

 

Eğer pandemi sebebiyle ertelenmeseydi, bu eser nisan ayında, dört günlük bir etkinlik çerçevesinde gösterilecekti. Şimdi ise online olarak da gösterime açılacak. Tasarladığın sergileme şeklini değiştirmen gerekti. Bu senin için ne ifade ediyor?

 

Youtube’dan izlediğim videoyla video sanatını ayıran şey biraz da sergilendiği yer: bir mekânda, galeri ya da müzede sergilenmesi. İlk olarak bu işi eserin konusuna da uygun olacak şekilde, kapalı ve küçük bir odada sergilemeyi tasarlamıştım. Bir mahremiyet var görsellerde ve sergilenme şeklinin de bunu yansıtmasını istemiştim. İnternetten izlenecek olması tabii ki bu durumu değiştiriyor. Elbette bu dijitalleşmede, video ve fotoğraf çalışan sanatçılar, heykel, resim ya da enstalasyon çalışan sanatçılara kıyasla daha avantajlı durumda kalıyor. Bir yandan da internette gösteriliyor olması daha çok insana ulaşacağı anlamına geliyor. İnternet de yeni bir kamusal alan ve İrem’in okuduğu muvafakatname metninde interneti de kapsayacak bir kamusal alan tanımı mevcut. Dolayısıyla, yeni sergileme yöntemi, İrem’le aramızdaki anlaşmaya aykırı bir yerde durmuyor. Ama bu sergilenme şeklinde “İrem”in bambaşka bir anlam kazandığı da su götürmez bir gerçek. İzleyip göreceğiz. 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

Y“Konuşabilme gücümü, #metoo ile benden önce konuşmuş tüm kadınlara borçluyum.”
“Konuşabilme gücümü, #metoo ile benden önce konuşmuş tüm kadınlara borçluyum.”

Adèle Haenel 12 yaşından 15 yaşına kadar yönetmen Christophe Ruggia tarafından düzenli olarak cinsel saldırıya maruz kaldığını açıkladı.

Bir de bunlar var

Kadınların Şarkıları: Almanya Dönüşü
Zeynep Uysal’la Halit Ziya Edebiyatı Üzerine 2: Nasıl Yazdı? Nasıl Okudu? Nasıl Unutuldu?
Carrie Geri Dönüyormuş

Pin It on Pinterest