Geride bıraktığım yoldan, bana bırakılan anılardan, taşıdığımı yolda fark edeceğim hafızadan, köklerimdeki bellekten geliyorum.

SANAT

Hatırayla Selamlaşmak: Petite Maman

Seni yitirmek korkusuyla 

 

Küçük, toy bir kız gibi

koşup duruyorum

anasının ardından

                          Sappho

 

 

Céline Sciamma’nın Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’nden (2019) sonra seyirciler tarafından merakla beklenen yeni filmi Petite Maman [Küçük Anne] dünya prömiyerini 71. Berlin Film Festivali’nde gerçekleştirmişti. Festivalden oldukça olumlu eleştirilerle dönen film, geçtiğimiz haftalarda Türkiye’de de vizyon takviminde yerini aldı ve seyircilerle buluştu. Bir kaybın ardındaki yas sürecine ve bir anne kızın birkaç gününe odaklanan film, masal etkisi gösteren ve gösterişten oldukça uzak olan anlatısıyla hafızalara işliyor.

 

Anneannesinin ölümünün ardından annesi Marion’la birlikte onun çocukluk evine giden Nelly’nin birkaç gün içinde yaşadıkları, zamanın göreceliği, belleğin sürekliliği, geçmiş ve geleceğin birbirini tamamlayan cümleleri gibi başlıkların sinemada illa büyük sözlerle anlatılması gerekmediğinin de bir kanıtı gibi. Filmin adının Küçük Anne olması hikâyenin çocukluk evi kısmıyla doğrudan ilintili elbet. Keza filmin sürprizli yapısıyla da. Nelly ve Marion’un hayatlarında nasıl bir yol izledikleriyle de aynı zamanda. Yolda olma hallerini rolleri değiştirircesine karşılayan Nelly’nin araba sahnesinde annesi için oluşturduğu güvenli alandan Marion’un eve dönüşte anneye tekrar kavuşma anına kadar deneyimleyebileceğimiz bir iletişim biçimiyle ve filmin hissettirdikleriyle de ilgili filmin adı.

 

 

 

Ev ise psikolojik bir kavram olarak, filmi kateden iletişim biçiminin asli mekânı olacak şekilde yer alıyor Petite Maman’da. Bireyin kendi güvenli alanını, dış dünyayı keşfedişinde referans aldığı, kendiyle ilgili bir hafıza merkezi halini alan ev ile birey olma sürecinde “anneden ayrılma” yolundaki adımlar Petite Maman’da birleşiyor. Bir zamanlar ayrılınan eve yeniden dönüş, anneyle buluşma etkisi de yaratıyor bu nedenle. Bu etki hem gerçek bir buluşmanın hem de manevi bir karşılaşmanın habercisi. Bir tarafta Marion yorgunluk ve mutsuzluğun da etkisiyle evde annesinin kaybıyla yeniden yüzleşirken diğer tarafta Nelly evi ve ormanı keşfe çıkıyor. 

 

Çocukluğun meraklı ve cevap arayan özelliklerini Nelly’de net bir şekilde görebiliyoruz. Henüz filmin başındaki huzurevi sahnesinden itibaren buna şahit oluyoruz hatta. Oradaki yaşlılardan biriyle birlikte bulmaca çözerken gördüğümüz Nelly’nin hem o cevaplara hâkim hem de kendinden farklı iki nesil arasındaki boşluğa yanıtın ta kendisi oluşu filmin daha açılışında bizlere gösteriliyor. Orman da bir bakıma o bulmacanın, Marion’un çocukluk evinin hatıralarına bürünmüş hali. Kaldı ki ormanın bilinmeze, masala, bulmacaya, maceraya eş tutulan etkisi yıllardan beri hem sinemada hem de edebiyatta bildiğimiz bir gösterim biçimi. Yani elimizde ev, orman, yas ve çocukluk olan bir masal var şimdi. 

 

Nelly ormanda gezinirken kendi yaşlarında bir çocuk çıkıyor karşısına. Ağaç dallarından ev yapma telaşındaki bu yeni arkadaşın adı da Marion. Nelly ve Marion’un tanışmalarının ardından Marionların evine konuk olan Nelly evde Marion’un annesiyle de tanışıyor. Bu tanışıklığın ardından da filmin masalsı ve sürprizli yanı artık net bir biçimde kendini gösteriyor. 

 

Nelly’nin Marion’a söyleyeceklerine muhakkak inanması gerektiğini belirttiği bu sürpriz, Nelly’nin bu arkadaşlıkla yıllar öncesine yolculuk yapmış ve annesinin küçüklüğüyle tanışmış olduğu gerçeği. Aynı yaştaki iki küçük kızın ya da anne-kızın arkadaşlığını izliyoruz şimdi. Eve dönüşün, geçmişe dönüşün, anneye dönüşün bir orman bilmecesine yansıyan haline dönüşüyor film bunun ardından. Hikâyelerin mekânlarda varlığını sürdürüyor oluşu mekânların hafızalarıyla ilgili. Orada yaşananlar hem yılları hem de o mekâna tanık olan öznelerin varlıklarını ölümsüz kılıyor çünkü. Mekânasızlaştırmanın belleği silmeyle eşleşmesi de bu yüzden. Nelly ve annesi Marion’un o eve tekrar dönmeleri, sadece ölen anneannenin ardından o evi temizlemek, eşyaları ayıklamak amacı taşımıyor elbet. Geriye dönüp vedalaşmak da geçmişe dair kendi iç dünyasının gösterdiklerine bakmak da dünü ve bugünü bir patikada aynı anda görebilmek de bu yolculuğa dair. Çünkü ne ev salt ev ne de o eşyalar salt eşya. İçinde tuttukları cümlelerle, hislerle, söylenen ya da söylenmeyen sözlerle, merak edilen sorular ve belki de hiç bilinmeyecek olan cevaplarla büyük bir bulmacanın parçaları hepsi. O orman gibi, o ev gibi… 

 

Bu bulmacanın ortasında kendi keşfini sürdüren Nelly ve arkadaşı/annesi kısa zaman diliminde tüm bunlara kendi oyunlarıyla dahil oluyorlar. İki arkadaşın dedektifçilik oyunuyla birlikte çocukların yarattığı oyun ve performans alanının gerçek hayatın yarattığı yaşam illüzyonundan çok daha fazlası olduğunu görüyoruz. Kendimize biçtiğimiz ya da biçilen rollerle ve büyük bir gerçeklik algısıyla yaşadığımız “yetişkin” yaşantımız bir çocuk oyunu ciddiyetine ve samimiyetine bile sahip değil aslında. Bu keşif merakı, ciddiyet ve samimiyet -ki burada ciddiyeti eğlenceden ayırmıyorum, içinde çokça sevinç ve eğlence de olan bir ciddiyet bu- hem iki arkadaşın iletişimlerini çok duru bir biçimde gösteriyor hem de iki kuşağın yalansız, samimi ve her şeyin net duyulduğu bir iletişim kurmasını sağlıyor. Nelly, arkadaşı Marion’a annesine sormayı belki de pek düşünmediği mutsuzluk sorusunu soruyor. Marion bunun Nelly’le ilgili olamayacağını o hislerin zaten var olduğunu hiç filtrelemeden söylüyor. Marion’sa, Nelly’e nasıl bir anne olduğuyla ilgili sorular yöneltebiliyor. Ya da bir bakıyoruz unlar sular birbirine karışmış pankek yapıyor iki arkadaş. Anne kız konuşması iki arkadaş konuşmasına dönüşebiliyor. Yaşlar, kuşaklar, roller, görevler, tarihler hepsi rafa kalkıyor.

 

 

Tabii Marion’un çocukluk evinde sadece o yaşamıyor. Bir de annesi var. Yani Nelly’nin anneannesi. Anneannesiyle vedalaşamamış Nelly için bu ev ziyareti biraz da buruk bir fırsat oluyor. Yarın ne olacağını bilemeyiz ama geçmişin anılarının bizi nerede beklediğini bilebiliriz, değil mi? Anneanneyi evinde bulacağımızı bildiğimiz gibi. O son “güle güle”yi belki de orada diyecek Nelly. Nelly, Marion’a onun annesi olduğunu söylediğinde Marion’un “Gelecekten mi geldin?” sorusuna, Marion’un “Arkamdaki yoldan geliyorum.” diye cevap vermesi de belki de bu yüzden. Geride bıraktığım yoldan, bana bırakılan anılardan, taşıdığımı yolda fark edeceğim hafızadan, köklerimdeki bellekten geliyorum. Fütüristik bir gelecek tanımlamasından ziyade geçmişin ortaya koyduğu hafızayla biçimlenecek, değişebilecek, dönüşebilecek bir gelecek bu. Alejandro Zambra’nın Eve Dönmenin Yolları’ndaki bir paragrafta şu cümleler var:

 

“Arkadaşlarım çocukluk anılarını anlatırken, ben ölüleri olmayan bir ailenin çocuğuyum, diye düşündüm.”

 

“Çünkü her ne kadar bir yabancının hikâyesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikâyemizi anlatırız.”

 

Bu cümleler geldi aklıma Petite Maman’ı düşünürken. Çocukluk anıları ölülerin hikâyeleriyle buluşuyor. Ya da bir başkasının hayatını anlatır ya da düşünürken kendi hikâyemizi keşfedebildiğimiz ölçüde o hikâyelerin anlatıcısı oluyoruz. Nelly için bu durum Marion’la kurduğu arkadaşlıkla gerçekleşti belki de. Annesinin yine o evde ona gösterdiği çocukluk defterlerine uzaktan bakmakla, annesinin tam da o zamanki, o yaşındaki odasında o defterlere kendisinin bakması arasında bir fark var ne de olsa. Marion için de benzer şeyler geçerli elbet. O eve ve bağlantılı olarak annesine geri dönüşle o evde çocukluğuna dair hatıraları tekrar yaşamak, Marion’un kendi hikâyesini nasıl biçimlendireceğinin de belirleyicisi olacaktır belki de.  Hatta kim bilir, belki de Marion o ortadan kaybolduğu birkaç günde Nelly’nin yetişkin haliyle karşılaşmıştır. O son sahne bana biraz da bunu hissettirdi. Kim bilir…

 

Ormanda annesine rastlayan Nelly’i düşünürken onu yazının başında alıntıladığım Sappho’nun şiiriyle eşleştirdim. Yazıyı bitirirken de kapanışı Sappho’yla yapayım o halde:

 

Belki de unutursun sen

 

Ama bil ki

gelecek günlerde

birtakım insanlar

anacaklar bizi

                          Sappho          

 

 

 

 

Yazıda bahsi geçen kitaplar:

 

nedir gene deli gönlümü çelen – Sappho (çev. Cevat Çapan, Can Yayınları)

Eve Dönmenin Yolları – Alejandro Zambra (çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap)

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YÖznenin Hareket Alanı: O něčem jiném
Öznenin Hareket Alanı: O něčem jiném

Hareket alanı, sınırlar, sınırları aşmak, kendini dışarı koymak, bedenin dışına çıkmak ve kısıtlı hareket alanı dışında yeni bir alanın peşine düşmekle ilgili iki farklı hikâye.

SANAT

YSinema Sektöründe Eşitliğin Ayak Sesleri
Sinema Sektöründe Eşitliğin Ayak Sesleri

Dile, görünürlüğe, festival geleneklerinin kapsayıcılığı merkeze alan düzenlemelere gitmesine, eşitliğin sadece dilde değil sektördeki anlaşmalarda, düzenlemelerde ele alınmasına ihtiyaç var.

SANAT

YBitmeyen Hikâyeleri Var, Biliyor Musun? Agnès Varda’nın Üç Filminde Mekânların Hafızası
Bitmeyen Hikâyeleri Var, Biliyor Musun? Agnès Varda’nın Üç Filminde Mekânların Hafızası

Zamanı ve hafızayı bulup çıkaran bu üç film hem gerçekliği hem kurmacayı hem dünü hem de bugünü bir arada görebildiğimiz bir fotoğraf albümü gibi.

SANAT

YOrada Bir Kasaba Var Uzakta: Mare of Easttown
Orada Bir Kasaba Var Uzakta: Mare of Easttown

Mare of Easttown, aileyi kutsayan polisiye anlatıların ve bu anlatıların mekân olarak sakin bir arka planı olan kasabaların ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışının kırıldığı alternatif bir anlatı diyebiliriz. 

Bir de bunlar var

David Foster Wallace (ve başka şeyler) – I
Dick Dale
Çamaşır İpleri

Pin It on Pinterest