Arkasında kadın hareketinin hem zenginleşen de yoksullaşan dünyasını bırakarak...

MEYDAN

Feminist gibi şarkı söylemek: Kamla Bhasin Güney Asya’da feminizmin bir güç olmasını nasıl sağladı?

Urvashi Butalia’nın Indina Express’te yayımlanan, How Kamla Bhasin made South Asian feminism a force, başlıklı yazısının çevirisidir. 

 

 

 

Cumartesi günü Kamla Bhasin’in cenazesinde, kız kardeşi Bina son ayini icra ederken insanlar sessizce ayağa kalktı. Kısa bir süre sonra, genç bir kadın Kamla ile bir “sohbete” başladı, ondan sanki hala hayattaymış gibi bahsediyordu. Kelimeler şarkıya dönüştü ve çok geçmeden tüm feminist aktivist topluluğu, işçi sınıfı, elit, dindar, dinsiz, yaşlı, genç ve Kamla’nın hayatına dokunduğu diğerleri, hep birlikte şarkıya katıldı.

 

Kamla’nın çoğu kadın hareketinin marşına dönüşmüş favori şarkıları, ölü yakma yerinin her tarafında çınladı; insanlar ayak vurdu, el çırptı, ritimle birlikte salındı ve derken bir anda, sustu. Ardından yakın arkadaşlarından ve sevdiği akrabalardan oluşan bir grup kadın onu tuttu ve son yolculuğu için kaldırdı. İçeride, onun bir çok feminist buluşmada haykırdığı  sloganlar yükseldi ve bir kez daha veda ve sevgi şarkıları söylendi.

 

Üç ay önce hızla yayılan kanserinin teşhisini aldığından beri, Kamla çok fazla zamanının kalmadığını biliyordu ve bulawa’nın[1] yaklaştığına dair şakalar yapmaya başladı. Son gününde hastanedeyken yaşamak için enerjik bir savaştaydı, saçlarının fönlenmesi ve ayak parmaklarına oje sürülmesini talep etti. Ertesi gün evinde, hayat artık onu terk ettiğinde, yüzünde hala o karakteristik, haylazlığın sınırında pusuya yatmış tebessümü vardı.

 

Kamla Bhasin’in Delhi’deki feminist ortama girişinin 40 yılı vardır. Başlık parasına karşı yaptığımız protestoda, ilk karşılaşmalarımızdan birinde, yanında kocası ve o zaman henüz bir bebek olan kızı vardı ve kısa bir süre sonra yürüyüşlerimizin düzenli bir katılımcısı haline geldiler.

 

Daha sonra, sokak tiyatrosu oyunlarımızdan Om Swaha’da sutradhar[2] oldu, enerjik bir biçimde damru[3] çalıyor, kenarda duranları ve merakla izleyenleri oyuna davet etmek için gülerek manasız kafiyeler yaratıyor; mesela bir tişört, mesela bir dupatta[4] hakkında gelişigüzel, cesaret veren yorumlar yapıyor, onlara kendilerini özel hissettiriyordu. Düşünüyorum da belki de tam o an onu, daha sonraki hayatında tabandan bir işçiyle de uluslararası bir yetkiliyle de eşit rahatlıkta konuşabilen, birinci sınıf bir iletişimciye dönüştürdü.

 

O zamanlar gündüzleri Gıda ve Tarım Kurumu’nda çalışıyordu ve ofisleri Delhi’deki BM binasının içindeydi ki bu da, salına salına seke seke adımladığı sokaklarda kendini evinde gibi hisseden bir kadın için tuhaf bir muhitti. Fakat o işin tüm Güney Asya bölgesinde sahip olduğu yetki, ilerleyen aktivizm yıllarında Kamla’ya, tüm bölgeye yayılan dayanıklı dayanışma ağları ve arkadaşlıklar kurması ve feminizmi tüm Güney Asya’da bir güce dönüştürmesi için yardımcı olacaktı.

 

Bunu feminist silahlardan oluşan çetin ve alışılmadık “cephanesiyle” yaptı: Gülmek, neşe, arkadaşlık, şarkılar, sloganlar, sanat, dans, kitaplar ve çok daha fazlası. Dansçı Chandralekha ile birlikte ilk feminist afiş yapma atölyelerini düzenledi. Bunlardan birinde kendi özel feminist matematik usulünün gelişini duyuran ikonik afiş üretilmişti: Bir-artı-bir eşittir 11.

 

Kurumlar ve kampanyalar başlattı: ayrılmaz bir parçası olan Jagori[5]; Dezavantajlı kadınlarla feminist mefhumları paylaşabildiği Sangat[6]; haklarını isteyen kadınların milyonlara ulaştığını göstermeyi amaçlayan One Billion Rising (Bir Milyar Ayaklanıyor) kampanyası.

 

Evine ve aidiyetine yani kadın hareketine dair hevesi ve adanmışlığı, bazı kişisel trajedilerin, genç kızını kaybedişinin, oğlunun yaşam boyu süren hastalığının onu yolundan caydırmamasını ve hepsinden sonra kalbinde gizli bir yara ve yüzünde sağlam bir gülümsemeyle kendini toparlamasını sağladı. Kendi uydurduğu sözlerden en sevdiği: “Aşık olmayan aşkla yükselir” kendi hayatının gerçeğiydi. Çoğu feminist yoldaşları arasında kahkahalar eşliğinde gizlice paylaşılırdı: “Günah işlemeden düşünülmüş evlilikler, ey Tanrım bırak düşünmeden günah işleyeyim”, “Spiral değil mal mülk istiyoruz”[7] ve bir şarkı “Amma dekh, amma dekh, teri movement bigda jaye”![8]

 

Kamla’nın yaşamı tüm dünyada feminizmin bize verdiği değerli şeylerin bir ahitidir de: Kadın arkadaşlığının sağlamlığı. Trans sorunlarına dair söylediklerine karşı güçlü bir eleştiri sosyal medya aracılığıyla dillendirildiğinde, ona destek olmak için toplanan ve sözlerinin vereceği zararı anlaması için ona yardım edenler yine kapalı bir arkadaş grubuydu.

 

Hastalığının teşhisi konulduğunda işlerini yoluna koyması (en önemlisi oğlunun bakımı) için yardım etmek üzere bir araya gelen, haftalık nöbet listesi oluşturan, kendi hayatlarına bir süreliğine ara verip o dönemde ihtiyaç duyduğu bakımın sağlanması için tam zamanlı şekilde onunla olanlar da, yine, farklı şehirlere ve ülkelere yayılmış arkadaşlarıydı. Sahip olduğunuz sonsuz sevgi depolarınızdan verecek kadar cömert olabilmek ve eşit derecede sevgiyi de kabul edebilmek, Kamla’ya çaba harcaması gerekmesizin olan bir şeydi.

 

Patriyarkal dünyamızda, feminist bir yaşamın sona erişi nadiren toplumsal bir kayıp olarak görülür. Geçtiğimiz bir kaç ay içerisinde benzer göçlere tanıklık ettik: Yazıları ve aktvizimi olmasaydı kast sistemi hakkındaki anlayışımızın çok daha zayıf olacağı Gail Omvedt; tıpkı Kamla gibi çalışmalarının temelinde dalga geçme, okuma, şarkı söyleme ve öğrenme olan Sonal Shukla; hayatını tiyatroya adayan Rati Bartolomew. Ve Kamla.

 

Onlar arkalarında bir dünya, daha kesin olmak gerekirse kadın hareketinin hem zenginleşen de yoksullaşan dünyasını bıraktı; yaşamını cesurca ve bütünüyle verenlerle zenginleşen ve vermek zorunda olduklarından çok daha fazlasının kaybıyla yoksullaşan.

 

 

 

[1] Bulawa: Hintçede çağrı, davet anlamına gelen kelime Hindu dininde ölümü ifade etmek için kullanılıyor.

 

[2] Sutradhar: Antik Hint tiyatrosunda yönetmen ya da sahne sorumlusuna verilen isim. “İpleri elinde tutan” anlamına gelmektedir.

 

[3] Hinduların ve Tibet Budistlerinin kullandığı iki yüzlü küçük bir davul.

 

 

[4] Hindu kadınların şalvarla birlikte kullandıkları bir tür giysi.

 

[5] 1984 yılında kurulan, hak temelli bir kadın örgütlenmesi. Jagori “uyanın, kadınlar!” anlamına gelmektedir.

 

[6] 80’li yıllardan beri aktif olan Sangat: Bir Feminist Ağ, tüm Güney Asya’da aktif bir örgütlenmedir ve afişler, oyunlar, atölye çalışmaları yardımıyla tüm kastlardan kadınların feminist bilinç kazanmasını amaçlamaktadır. Sangat, Şih inancında arkadaşlık, yoldaşlık ve birlik anlamına gelmektedir.

 

[7] Orijinal söz “We don’t want copper-T, we want proper T”. Copper-T yaygın bir spiral markası, proper T ile “property” kelimesine referans vererek kelime oyunu yapıyor.

 

[8] “Anna’yı gör, Anna’yı gör, istidatın bozulsun.”

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ENGLISH

YEthos: Don’t ever call it fate
Ethos: Don’t ever call it fate

We have seen this film before, but it was never shot this well. 

KÜLTÜR

YBir Başkadır: Sakın kader deme
Bir Başkadır: Sakın kader deme

Biz bu filmi daha önce gördük, sadece bu kadar iyi çekilmemişti.

KÜLTÜR

YAlef ve Dijital Platformda Diziler: Anlatılan Bizim Hikayemiz Değil
Alef ve Dijital Platformda Diziler: Anlatılan Bizim Hikayemiz Değil

Alef, transların inşa ettiği değişimi tek bir yumruk darbesiyle yere sermekten, dünyanın translarla ilgili algısını, bildiklerini, tekrarlamaktan çekinmiyor. Ne uğruna?

Bir de bunlar var

Ya Basta!
Depremzede Çocuk Görselleri: “Mucize” Anının Politik Estetik Sorunu
Ayşe Arman Egzotik Musevi Kadınlar Ormanı’nda

Pin It on Pinterest