1909'da Ermenice yazılmış bir mektup, önce Osmanlı Türkçesine çevrilir, sonra "Tanin" gazetesine yollanır. Mektubun alıcısı: Halide Edip, yazarı Sırpuhi Markaryan.

TARİH

Sırpuhi Markaryan Kimdi?

Sırpuhi Markaryan. Mektubunda gerçek adını kullandıysa, çevirmen adının ve soyadının harflerini doğru çevirdiyse, matbaada bir baskı hatası olmadıysa adı bu. Sırpuhi Markaryan. 1909’un Mayıs ayında, Kadıköy’de, o yıllarda ilk kocasının adını kullanan Halide Salih’e (Halide Edip) bir mektup yazdı. Markaryan’ın mektubunu bitirmesi dört gün sürdü. Sonra bir çevirmen buldu. Ermenice yazdığı için metni Osmanlı Türkçesine tercüme ettirdi, Tanin gazetesine yolladı. Hepsi bu. Sırpuhi Markaryan hakkında bildiklerim 26 Mayıs 1909’da Tanin’de yayınlanan mektubuyla sınırlı.*

 

tanin

Tanin gazetesi

 

Kimdi peki Sırpuhi Markaryan?

 

Binlerce Ermeni’nin vahşice öldürüldüğü, sağ kalanların evlerinin, mahallelerin yakılıp yıkıldığı, günlerce kesin bir yok etme iradesiyle Adana, Mersin, Tarsus bölgesindeki Ermenileri hedef alan katliam henüz gerçekleşmişti. 1909’un 13 Nisan’ında İstanbul, tarihe “31 Mart vakası” olarak geçecek olayla çalkalanırken aynı gün Adana bölgesinde Ermeni mahallelerine saldırılar başlamış, Adana’nın haberi İstanbul’a hemen ulaşmıştı.

 

Saldırılar sürdü, büyüdü, kıyıma, katliama dönüştü. Günlerce, haftalarca Adana’dan İstanbul’a gelen her haber vahşeti anlattı. Nisan başında da Sırpuhi Markaryan, mektubu yazarken olduğu gibi Kadıköy’de miydi? Nasıl takip etti Adana’dan gelen haberleri? Neler hissetti, ne yaşadı? Var mıydı Adana bölgesinde akrabası, arkadaşı? Bilmiyorum.

 

Bildiğim, bir gün gazeteyi açtığında denk geldiği bir yazıyı göz yaşları içinde okuduğu, sonra etrafındakilere okuttuğu, onları da ağlattığı, birlikte ağladıkları… Mektubunda Halide Edip’in Adana katliamıyla ilgili yazısını okuduktan sonra hissettiklerini böyle anlatıyor Sırpuhi Markaryan. Ermenilerin yasını ve adalet arayışını paylaşan bir Türkle karşılaşmış olmanın, kadınların birbirine dokunabileceğinin umuduyla yazıyor.

 

Halide Edip, Sırpuhi Markaryan’ı böylesine etkileyen mektubunu Mısır’da yazmıştı. 31 Mart vakasında, adının bir kara listede olduğunu öğrenen Halide Edip, okuluna, Amerikan Koleji’ne sığınmış, sonra çocuklarını da alarak Mısır’a kaçmıştı. Adana’dan gelen haberleri bu koşullarda öğrendi. Kendisini sürgüne mecbur eden olaylarla, Kilikya bölgesindeki Ermeni katlinin sorumlusu aynıydı onun için: “Kabus-ı Hamidi.”** Adana katliamının ona hissetirdiklerini yazıya döktü, İstanbul’a, Tanin gazetesine yolladı. 18 Mayıs 1909’da Tanin’de “Ölenlerle Öldürenler” başlığıyla yayınlanan yazı “Ermeni vatandaşlarıma” diye başlıyor, Ermenilerin acısını eşine pek rastlamadığımız kelimelerle paylaşıyordu.

 

(…) Türklüğün, bütün insaniyetin kızardığı bu baştan başa mezar olan Anadolu viranelerinin önünde, öldüren kısma mensup olmak yeis ve hicabıyla beraber ruhum sizin için bir ana elemi, bir ana ıztırab ve mahrumiyeti ile sızlıyor, inliyor!”

 

halide

Halide Edip’in “Ölenlerle Öldürülenler!” başlıklı makalesi.

 

Halide Edip yazısına “Sizden af dilemeye geldim” diye devam edip “(…) biçâre mezarların en küçüğünden en büyüğüne kadar başında diz çökerek mensup olduğum kavim namına ruhumun yaşlarıyla ağlamak ihtiyacını hissediyorum.” diyordu. Kelimeleri çok güçlüydü. “Öldüren kısma mensup olmanın” yasından ve utancından bahsederken, “mensup olduğum kavim namına” derken Türklük kesin bir sorumlulukla işaretleniyordu.***

 

Sırpuhi Markaryan işte bu yazıyı okumuştu. Halide Edip’in Tanin‘deki yazısı Ermenice’ye tercüme edilmiş, Pozantiyon gazetesinde yayınlamıştı. Markaryan yazıdan o kadar etkilenmişti ki cevapsız bırakamamış, kendisine hitap eden bu Türk kadına karşılık vermeyi borç saymıştı.

 

Hâlide Sâlih Hânım Efendiye:
Kadıköy 11 -14 Mayıs 1909
“Ölenlerle Öldürenler” Serlevhası altında yazdığınız makâlenin Pozantiyon gazetesindeki tercümesini kemâl-i dikkatle okudum. Ne derece müteessir olduğumu tarif edemem.
(…)
Hanım Efendi! İnsan yas ve elem günlerinde kendisiyle hem-hal olan ve kendisini teselli edenlere karşı bir hüsn-i muhabbet ve şükrân duyar: Şu kederli günlerde yazmış olduğunuz makale merhametli inceliğiniz ve şefkat, büyüklük gibi samimi yüce hislerinizin aynası olmakla birlikte bizim için pek ziyade teselli ve ümit olmuştur. Bu yüzden bütün Ermeni kadınları namına size ‘arz-ı teşekkür ederim.
****

 

sırpuhi-tanin

Markaryan’ın mektubu

 

Sırpuhi Markaryan’ın mektubu olan bitenin muhasebesini, kaygıyı, korkuyu, umudu, kadınlara olan inancı ve adalet talebini dile getiriyor. Satırlar, cümleler bir duygudan talebe, kaygıdan umuda, teşekkürden sorumluluğa atlıyor. Mektubun ilk bölümünde Adana katliamının nedenlerini sorguluyor Markaryan. Osmanlı Ermenilerinin Türklerle beraber uğrunda onca mücadele ettikleri Meşrutiyet devrimiyle birlikte bu saldırıların, kıyımların son bulacağına inanmışken en büyük faciayla karşılaşmanın şok edici hissini anlatıyor. Satır aralarına şüphelerini bırakıyor. Sonra acı, yas ve adalet arayışının arasında bulduğu umuda geliyor sıra. Umut, Halide Edip’in Ermenilerin acısıyla kurduğu ortaklıkta, Ermeniler ve Türklerin “kardeşçe” yaşayabileceği bir gelecek için kadınların birbirlerine dokunuşunda, Halide Edip gibi “vicdanlı, iyi yürekli kadınlar”ın varlığında.

 

Sırpuhi Markaryan bunları yazarken, Halide Edip’e minnetini ifade ederken, bir arada bir gelecek için kadınların mücadelesine, dayanışmasına vurgu yaparken naif bir iyimserlik içinde değil. Bir umudu dile getiriyor, evet, ama kendi umudunu karşısındakinin vazifesi sayıyor. Çünkü bir şey var ki mektubunda hiç elden bırakmıyor: Adalet arayışı. Adana katliamının sorumlusu Hamid rejimi olsa bile neden vaktinde tedbir alınmadığını, zamanında müdahale edilmediğini sorgularken de, kadınlara olan inancını anlatırken de kardeşlikten bahsettiği her sefer adaleti de aynı cümleye çağırıyor. Kardeşçe bir geleceğin ancak adaletle mümkün olduğunu anlatıyor.

 

Kadınların insanlık üzerindeki nüfuz ve etkisi pek büyüktür. Vatan sizlerden çok şey beklemektedir. Siz adalet fikrini ve kardeşliği tâ beşikteki çocuklarınızdan başlayıp herkese telkin etmeli ve öğretmelisiniz ki Osmanlı milleti ilel ebed dâim ve pâyidâr olsun. Adaletsiz hiç bir mülk ve milletin varlığını devam ettiremeyeceği tarihin hakikatidir. *****

 

Sırpuhi Markaryan kimdi, bilmiyorum. Ama iki şey var ki en az mektubunda anlattığı acı, umut ve adalet arayışı kadar zihnimde bir renk, bir suret kazandırıyor ona. İlki mektubunun başındaki tarih: “Kadıköy, 11-14 Mayıs”. Dört paragraflık, kısa bir mektup. Ama işte öyle bir çırpıda yazılıvermiş değil. Dört gün başında oturulmuş, her bir cümlesi kim bilir kaç kez düşünülmüş, ölçülüp tartılmış, hislerin en doğru ifadesi aranmış, yazılıp karalanıp tekrar yazılmış. Zor çıkmış, uğraştırmış, onu yormuş kelimeler, cümleler bunlar. Yine de yazılmış. İkincisi ise mektubun son cümleleri: “(…) teessüf ettiğim bir şey varsa o da Türkçe yazı bilmediğimden kendi lisanımda karaladığım şu satırları tercüme ettirmek mecburiyetine düçâr oluşum.” Ermenice yazdığı satırları bir tercümanın eline teslim etmeden önce son söz olarak bunu söylüyor Sırpuhi Markaryan. Üzüntüsü çeviride kaybolmasından korktuğu hissiyattan mı? İletmek istediği sözle arasında bir aracı, bir dolayım girdiği için mi? Bilmiyorum.

 

Peki 1915’te ne oldu Sırpuhi Markaryan’a? Sağ kaldı mı? Kaldıysa, 1909’da bütün Ermeni kadınları namına teşekkür ettiği Halide Edip’in 1915 ve sonrasında yaptıklarından haberdar oldu mu? Halide Edip 1915’te Türk Ocağı’nda tehcir kararını ve Ermenilere uygulanan zulmü eleştiren bir konuşma yapmış, pek çok İttihatçının öfkesini toplamıştı. Sırpuhi Markaryan duyabilseydi bu konuşmayı bir an olsun içi serinler miydi acaba? 1916’da ve 1917’de ise Edip, Suriye valisi Cemal Paşa’nın eğitim programını hayata geçirmek göreviyle Suriye’deydi. Görev yaptığı okullar ve yetimhaneler kimsesiz kalan Ermeni çocuklarla doluydu. Sırpuhi Markaryan bu yetimhanelerde Ermeni çocuklarının Müslümanlaştırıldığını, Türkleştirildiğinde duyduğunda Halide Edip’e güveni sarsılmış mıdır? Ya 1924’e gelindiğinde? Türkçe yazı okuyamıyordu Sırpuhi Markaryan ama İngilizce biliyor muydu acaba? “İyi yürekli ve vicdanlı” Halide Edip 1923’te yazdığı romanı Ateşten Gömlek‘i İngilizce’ye tercüme ettiğinde okudu mu? “Bütün deşilen çıbanlar arasında en koyu cerahat yerli Hıristiyanlar’dan akıyordu” satırlarını gördüğünde, iftiracı, hain, nankör Ermeniler betimlemeleriyle karşılaştığında ne hissetti? Kendine kızdı mı bir zaman güvenmiş, umutlanmış olduğu için? Aklı aldı mı 1909’da öldüren kısma mensup olmaktan yas ve utanç duyan bu kadının Ateşten Gömlek‘te 1915’i hain Ermenilerin attığı ve Avrupa’nın inanmak için can attığı bir iftira olarak anlatmasını?

 

Sağ kalabilir miydi Sırpuhi Markaryan?

 


 

*Mektubu Tanin gazetesinin arşivinde bulduktan sonra Sırpuhi Markaryan’la ilgili Ermeni arkadaşlara danıştım. Ama Ermenice kaynaklarda da adına rastlanmadı.

**Kabus-ı Hamidi: Halide Edip Tanin‘deki yazısında pek çok satırda Adana katliamının sorumluluğunu Hamid rejimine yüklüyor. Katliamdan sağ kalan Ermenilere “Zavallı Ermeni vatandaşlarım, sizler kabus-ı Hamidi’nin en büyük mazlûmları, en sahipsiz kurbanları!” diye sesleniyor.

*** Halide Edip’in Türklük ve katliamın sorumluluğu arasında kurduğu ilişki epey karmaşık ve gelecek yazının konusu.

**** Sırpuhi Markaryan’ın cümlelerini anlaşılır kılmak için sadeleştirdim. Metnin orijinalinde alıntılanan bölüm şöyle:
Hâlide Sâlih Hânım Efendiye:
Kadıköy 11 -14 Mayıs 1909
“Ölenlerle Öldürenler” Serlevhası altında yazdığınız makâlenin “Pozantiyon” Gazetesindeki tercemesini kemâl-i dikkatle okudum. Ne derece müteessir olduğumu ta‘rif edemem. Hatta fart-ı te’sirimiden göz yaşlarımı tutamadım ağladım ve yanımda bulunanları da ağlattım.
(…)
Hanım Efendi! İnsan ye’s ve elem günlerinde kendüsüyle hem-hal olan ve kendisini teselli edenlere karşı bir hüsn-i muhabbet ve şükrân duyar: Şu kederli günlerde yazmış olduğumuz makâle dikkat-i rahm ve şefkat ‘uluvv ve cenâb gibi hissiyât-ı ‘âliye-i samimânelerinizin ayinesi olmakla bizim içûn pek ziyâde teselliyet ve ümid bahş olmuştur. Binâen ‘aleyh bütün Ermeni kadınları namına size ‘arz-ı teşekkür ederim.

***** Nisvânın insâniyet üzerine olan nüfuz ve tesîri pek büyüktür. Vatan sizlerden çok şeyler beklemekdedir. Siz fikr-i ‘adalet ve ‘uhuvveti tâ beşikdeki çocuklarınızdan başlayub herkese telkin ve ta‘lim etmelisiniz ki millet-i ‘osmaniye ile’l ebed dâ’im ve pâyidâr olsun. ‘Adaletsiz hiçbir mülk ve milletin kâim olmadığı hakâyık-ı târihiyedendir.

 

Görüntü: Haziran 1909’da Adana’nın gayrimüslim mahallesi. Library of Congress arşivinden. Kaynak

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ENGLISH

YInterview with Nuriye Gülmen: “I have more hope today than I did on the first day”
Interview with Nuriye Gülmen: “I have more hope today than I did on the first day”

Our resistance is greater today. We are thousands of people who harbor the same hope.

MEYDAN

YNuriye Gülmen’le Röportaj: “İlk Günden Çok Daha Umutluyum Bugün”
Nuriye Gülmen’le Röportaj: “İlk Günden Çok Daha Umutluyum Bugün”

Nuriye Gülmen 143 gündür Yüksel Caddesi'nde direniyor. 23 gündür açlık grevinde.

SANAT

YNazım Hikmet’ten Sevdalı Bulut, Çocukluktan Dünya
Nazım Hikmet’ten Sevdalı Bulut, Çocukluktan Dünya

Sevdalı olmak, toprağı yeşertmek, bir kötüyü yenmek, yeraltı ülkesinden kurtulmak hep kendinden vermekle mümkün olur masallarda.

MEYDAN

YLeyla Ferman: Türkiye’deki Ezidiler Büyük Korku İçinde
Leyla Ferman: Türkiye’deki Ezidiler Büyük Korku İçinde

"Ezidiler, Türkiye devleti ve IŞİD arasındaki ilişkiler nedeniyle Türkiye'de güvende hissetmiyorlar. Burada kalırlarsa devletin onları IŞİD'e vereceği korkusuyla yaşıyorlar her gün."

Bir de bunlar var

8 Mart 1979, Tahran
Marx da Olsa, Kız Babası!
Baharı Bekleyen Kumrular Gibi

Send this to friend