Çin’de kadın camilerini kuran kadınlar, saflarını kendileri inşa ettiler, önü arkası yok. O eski saflardan iki yüz yıldır eser yok, her iki anlamda.

MEYDAN

Kutsal Mekanda Kadınlar V: O Eski Saflardan Eser Yok Şimdi

Saflık ve göz değmemişlik, korunması gereken kadınlara yüklenen nitelikler. Onları perde, paravan arkasına, bodrum katlarına yönlendiren. Ama onların iyiliği için. Cemaatin refahı ve selameti için.

 

Ki “erkek saflarının en hayırlısı ilk, kadın saflarının en hayırlısı arka saflardır.”1

 

Bu yazıda kadın camilerinin kökenini, Çin’de kadın cami hareketini ele alıyorum. İki yüzyıl boyunca gelişen ve süren bu hareketin, “saf” terimiyle (cemaat düzeni) ilgisini ve “saflık” söylemini (pîrüpâk kadın)  nasıl değiştirdiğini irdeliyorum.

 

İki yüz Yıllık Gelenek: Qingzehen Nüsi

 

Çin, “qingzehen nüsi” denilen kadın camilerinin en erken kurulduğu ve en çok bulunduğu ülke. Özellikle Yunnan ve Henan eyaletlerinde çok sayıda mevcut. Çin’deki kadın camilerinin özgüllüğü, kuruluş ve işleyiş tarihinin ilklerle ve mücadelelerle dolu olmasından geliyor.2 Bugün olduğu gibi geç 17. yüzyılda da Müslüman azınlıklara karşı sistemli bir şiddet ve asimilasyon mevcuttu. Azınlık kültürünü korumak ve gelecek nesillere aktarmak adına Müslüman kadınlar, cami hareketine dahil oldular.

 

17. yüzyılın sonlarında Çin’de kaybolmaya yüz tutmuş Müslüman kültürünü kurtarmak için tasarlanan girişimlerden biri, kadınlara evlerde ve medreselerde dini eğitim vermekti. Çünkü kadının çocuğun ilk eğitimcisi ve bakıcısı olduğu, Müslüman kültürünün de gelecek kuşaklara ancak eğitimli annelerle aktarılacağı düşünülüyordu. Tıpkı 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi. 17. yüzyıl sonlarında Çin’de Müslümanların başlattığı bu kültürel hareket ile 19. yüzyılda Osmanlı aydınlarının kadınların eğitimi ve toplumsal hayata katılmaları için yaptıkları reform çağrıları çok benzer. Devletin içinde bulunduğu krizi aşmak adına gelecek nesillerin eğitimi önemliydi. Kadınların birincil vazifesi, “terbiye-i etfal” ve “idare-i beytiyye” olduğuna göre “münevver anne” mefkuresiyle reform çağrısı yapmak, kaçınılmazdı.

 

İşte bu amaçla evlerde ve medreselerde kadınlara erkek din görevlileri tarafından dini eğitim verildi. Öngörülemeyen gelişme, eğitimli kadınların bu medreselerden çıkıp kendi camilerini kurması ya da buraları camilere dönüştürmesiydi. Artık imam olan kadınlar, 19. yüzyılın başlarında “nü ahong” unvanıyla kendi camilerini açmaya başladılar. Belgelere dayanan en eski kadın camii, 1820’de Kaifeng’de kurulan Wangjia Hutong Kadın Camii’dir. Maria Jaschok, kadın imamların bu hareketle, “güçsüzün gücünü” temsil ettiklerini söyler: Güçsüzlükten gelip ataerkil roller ve hedeflerle eğitilen fakat aynı zamanda güçlenen kadınların diğer kadınlara kendilerine ait bir mekanda dinsel rehberlik faaliyetleri sunması, “güçsüzün gücünü” tarif eder bize.

 

Kadın imamlar, cami hareketiyle, erkek egemen din dilinin kavramlarını altüst ettiler. Bunlardan biri, “saflık” (jiebai/purity). Yüzyıllar boyunca kadınların perde, duvar ve kapalı kapılar ardında erkek bakışlarından korunarak ibadet etmeye yönlendirilmesi, onların “saflıklarını” koruma çabası ve zihniyetine dayanıyordu. 18. yüzyıl boyunca “çocuğun ilk eğitimcisi” olan kadınlara din dersleri verilirken medreselerin perde veya duvarla bölünmüş ayrı mekânlarında tutuluyorlardı bu yüzden. Fakat cami hareketiyle birlikte, eskiden gözden uzak yerlerde erkeklerden “saklanarak” korunan saflık, “öne çıkarak”, “çalışarak” ve “dinsel disiplinleri uygulayarak” kendi mekânını yaratma edimine dönüştü. Artık bir kadın, imam ya da cami cemaatinden biri olarak kendini dine ve topluma ne kadar adarsa o kadar saftı.

 

Saflık, el ya da göz değmemişlikten ziyade topluma, dini faaliyet ve disipline kendini adamayı ifade ediyordu artık; Türkçe bir kelime oyunuyla, safların safları ele geçirmesini. Arapça kökenli “saf”, “arı” anlamına geldiği gibi aynı zamanda namaz kılarken müminlerin oluşturduğu cemaat düzenini ifade eden bir fıkıh terimidir. Çin’de yaşanansa o eski “saf” kadınların camide “safları” yeniden inşa etmesidir.

 

Bu süreç, mücadele ve çatışmalarla dolu. 1913-89 yılları arasında yaşayan Yang Huizhen, Shanghai yakınlarınki Jiaxing’de muteber bir imamdı, ta ki erkekler tarafından belirlenmiş faaliyet sınırlarının dışına çıkıp mülteciler için sığınma kampı, işsizler için istihdam olanağı sağlayan okul ve yoksullar için refah merkezi kurana kadar. Toplumsal hayata katılan ve onu yönlendiren böylesi bir imamlık, otoritelerin kadın imamlara dayattığı sınırları ihlal ediyordu. Bu yüzden Huizhen’i tayin eden imamlar, onu görevi ihlal etmekle, kendi kararlarını almakla ve mülteciler için bağış toplamakla suçlayıp Çin İslam Birliği’nin desteklediği imamlık sözleşmesini fesh ettiler.

 

Ancak ne bu saldırılardan ne de dışlanmaktan yılmayan Huizhen, evsiz, işsiz ve yetimler için çalışmaya devam etti. Müminlerin Huizheni benimsemesi ve ona verdikleri destekle birlikte, onu camiden dışlayan yerel dinsel kuruluşlar, sonunda çalışmalarına fon vermeyi kabul ettiler. Huizhen’in ilham veren bu mücadelesi, yeni nesil kadın imamlar tarafından yayılıyor ve mirası kadın camilerinde yaşatılıyor.

 

Cami hareketi boyunca kadınların işini kolaylaştıracak bir gelişme, Çin Devlet Konseyi’nin 1994’te resmi dinsel mekânların kayıt altına alınmasını zorunlu kılan bir kararname çıkarmasıydı. Kadın camilerinin yasal bir statüye sahip olması, erkek camilerinden ekonomik olarak bağımsızlıklarının ve dinsel faaliyetlerinde eşitliklerinin tanınmasını sağladı. Çin devlet politikaları, aslında maksatları bu olmasa da kadınların kendi mekânlarına yasal meşruiyet kazandırdı ve sosyal hareketliliklerine katkı sağladı.

 

Belirtmeliyim ki bu eşitlik, yasanın konu ettiği soyut bir eşitlik. Ekonomik bağımsızlık ise ayrı, fakat erkek camilerine kıyasla daha az fon anlamına geliyor. Her şeye rağmen, erkek camilerine kıyasla daha küçük bir mekânı kullanmalarına ve daha az fon harcamalarına rağmen kadınlar, kendi mabetlerine sahip olmaktan memnunlar. Henan’da kadınlar, ufak da olsa kendilerine ait bir mekâna ihtiyaç duyuyorlar.

 

Kadın İmam (Nü Ahong) ve Cemaat (Fang

 

İmamlar, kadın camilerinde cemaate dini rehberlik faaliyetleri sunuyorlar. Cuma ve cenaze namazı kıldırıyor, nikah kıyıyor, Kur’an-ı Kerim öğretiyor, mevlit okuyor, iyi eğitim alamayan kız çocuklarının üniversiteye hazırlanmalarına yardım ediyor, sosyal ve politik konularda tartışmalara öncülük ediyorlar. Yaptıkları ve yapabileceklerine dair bu yelpaze, her zaman bu kadar geniş değildi. Camilerin ilk kurulduğu tarihlerde nikah kıymıyor ve cenaze namazı kıldırmıyorlardı; bir kuşak sonra gelen kadın imamlar, bu ataerkil yapılanmayı peyderpey değiştirdiler.

 

Çin’de camiler üzerine kapsamlı bir saha araştırması yapan Maria Jaschok ve Shui Jingjun, kadın imamlar ve cemaatleri arasında erkek camilerine kıyasla daha eşit, şeffaf ve yatay bir ilişki olduğunu tespit ettiler. Mümin kadınlar, bu camilerdeki deneyimlerini tarif ederken “kendilerine ait bir evde olmak gibi” ifadesini kullanıyorlar. Toplumsal cinsiyet rolleri ve aile baskıları arasında verilen bir mola, çölde bir vaha gibi.

 

Ningxia bölgesindeki Küçük Beyaz Cami (Little White Mosque) imamı Wang Shouying, “Müslüman kadınlara din eğitimini biz vermeliyiz” diyor, “çünkü kadın imamlar, erkeklerin yapamayacağı şekilde bir ilişki kurar kadınlarla. Kadınlar, devlet dairelerinde, okullarda, dükkanlarda, bankalarda nasıl erkeklerle aynı işi yapabiliyorlarsa, imamlık da yapabilirler camilerde.”

 

Kadın imamların eğitimi ve atanması oldukça uzun ve kapsamlı bir süreç. Atama, caminin yönetim komitesi tarafından yapılıyor ve üç yıl süreyle bir sözleşme imzalanıyor. Eğer cemaat, imamdan memnun değilse üç yıl sonra bu sözleşme yenilenmiyor ve yeni bir seçim prosedürü başlatılıyor. İmamlığın en önemli ilkesiyse cemaatten hediye kabul etmemek ya da maddi bir fayda sağlamamak.

 

İki yüz yıllık Wangjia Hutong Kadın Camisi’nde (Wangjia Hutong Women’s Mosque) müminlerin günü sabah ezanıyla başlıyor. Bu cami adını bulunduğu sokaktan alıyor. Daracık bir sokakta küçük bir cami. Ondört yıldır bu camide imamlık yapan Yao Baoxia, kadın ve erkek imamların eşit statüde olduğunu söylüyor.

 

Her ne kadar kadın camileri, yasal olarak erkek camileriyle eşit statüde bulunsa da daha az bir fonla işliyor. Maaşları o kadar düşük ki kadın imamların, başka bir işte kazanılabilecek paranın neredeyse üçte biri kadar. 21 yıllık imam Sun Chengying, “imamlık için yetiştirmek üzere öğrencim olmadı” diyor, “maaşlar o kadar az ki kimse bu işe talip değil”. Piyasa ekonomisi ve  düşük maaşlar, Çin’deki kadın imamların geleceğini dolayısıyla kadın camilerini tehdit ediyor şimdi.

 

***

 

Kadınların değil imam olmasını, bu derece ileri eğitim görmemesi gerektiğini savunan muhafazakâr Müslümanlara karşı kadın imamların mücadelesi hala sürüyor. 17. yüzyılın sonlarında bu proje başlatıldığında kadınların kendi camilerini kurma ve imam olup atanma taleplerini öngörememişti kimse. Projenin amacı, asimilasyon ve Müslüman kültürünün kaybolma ihtimaline karşı kadınların evlerinde oturup çocuklarını eğitmeleriydi. Çin’de kadın camilerini kuran kadınlar, saflarını kendileri inşa ettiler, önü arkası yok. O eski saflardan iki yüz yıldır eser yok, her iki anlamda.

 

Görsel: Fatima al-Samarqandi

 

Kaynaklar
1 Ebu Hureyre’nin aktardığı hadis: “Erkeklerin saflarının en hayırlısı ilk, kadınların saflarının en hayırlısı arka saflardır.” Bkz. İbn Ebi Şeybe, Musannef, 3.c., 7704, 7711, 7712; İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesıd: Mezheplerarası Mukayeseli İslam Hukuku, s. 297-8, 308.
Nevin Reda’nın tarihsel analizine göre Al-Fanjari, bu hadisin, cemaatin birlikte ibadet etmesini engellemeye yönelik olmadığını söyler; bu sadece kalabalık olduğu durumlarda cemaati organize etmek içindir. Ki hadis, ön safları doldurmayı ve boşluk bırakmamayı tavsiye eden Hz. Peygamber’in önerileriyle çelişir. Kadınları caminin ön saflarından dışlamak, İslam’ın eşitlik ve adalet anlayışıyla uyuşmadığı gibi Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/58-9 ile de çelişir. Dahası, derlenen ve sonra başlıkları koyulan külliyatta bu hadisin bağlamı da değişmiş olabilir. Kur’an-ı Kerim, Saf 61/4, savaş saflarından bahseder ve hadis, Kur’an’la birlikte okunduğunda namaz değil, savaş safından bahsediyor olabilir. Bu şekilde okunduğunda Hz. Peygamber, kadınlara savaşta arka saflarda kalmalarını öneriyordur. Bkz. Nevin Reda, “Women in the Mosque: Historical Perpectives on Segregation”, American Journal of Islamic Social Sciences, 2004.
2 Aksini belitrmedikçe Çin’deki kadın camilerinin tarihsel gelişimini, şu makaleye atıfla yazıyorum: Maria Jaschok, “Sources of Authority: Female Ahong and Qinqzhen Nüsi (Women’s Mosques) in China”, Women, Leadership, and Mosques,  Ed. Masooda Bano, Hilary Kalmbach, Boston, Brill, 2012.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YAyasofya Hiçbir Şey, Her Şey Ayasofya
Ayasofya Hiçbir Şey, Her Şey Ayasofya

Söz konusu olan, geçmişi methetmek değil, şimdiki zamanda bir iktidar aracı olarak camide ulusu, millet biçiminde yeniden inşa etmek.

KÜLTÜR

YKutsal Mekanda Kadınlar IV: Şamil Camiler
Kutsal Mekanda Kadınlar IV: Şamil Camiler

Sayıları tedricen artan, mezkur Rabia Mescidi’nin de olduğu gibi “şamil camiler” egemen din sınıfını korkutuyor.

MEYDAN

YKutsal Mekanda Kadınlar III: Cuma ya da Çok Önemli Adamların Namazı
Kutsal Mekanda Kadınlar III: Cuma ya da Çok Önemli Adamların Namazı

“Cuma namazı kadınlara farz değil, öncelik erkeklerindir” kanaati nereden geliyor, nasıl işliyor?

MEYDAN

YKutsal Mekanda Kadınlar 2: Kuzguncuk Cami’nde “Fitne” Üzerine
Kutsal Mekanda Kadınlar 2: Kuzguncuk Cami’nde “Fitne” Üzerine

Kadını fitneyle özdeşleştiren İslam literatürüne ve toplumsal hafızaya bir bakış.

Bir de bunlar var

Bir Kadının Sesinden Ezan
Vade Farksız Taksitli Vatan Borcu
Devlet Hastanesinde Narkozsuz Kürtaj Dehşeti

Pin It on Pinterest