Sonuç ne olursa olsun aşırı sağın yükseldiği bir toplumda; HÜDA PAR’a ve Cumhur İttifakı’na katılma şartı 6284’ün yürürlükten kaldırılması olan Yeniden Refah Partisi’ne karşı en çok Kürtler, kadın ve LGBTİ+’lar, mülteciler ve hayvanlar için mücadeleye sıkı sıkıya sarılmamız ve bu kuşatmayı dağıtmamız gerekiyor.

MEYDAN

Korku kuşağında bugün: HÜDA PAR’ın parti programı


“Cenab-ı Allah, dünya ve içindeki her şeyi insanoğlunun ihtiyaçları için var etmiş ve onun hizmetine sunmuştur.”

 

Belli ki kadınları da. Alıntıladığım cümle, Hür Dava Partisi’nin (HÜDA PAR) Parti Programı’nın giriş cümlesi.

 

HÜDA PAR, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) listelerinden girdiği 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde dört milletvekilini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderdi.

 

Kendi açımdan en çok haksızlığa ve başarısızlığa uğramış hissettiğim ve bu hisle nasıl başa çıkacağımı bilemediğim konuların başında desteklediğim partinin oy oranındaki ve milletvekili sayısındaki düşüş ile HÜDA PAR’ın kazandığı statü var. Ancak bu süreçte, desteklediğim partiyi suçlamak yerine çoğumuz gibi Türkiye siyasetine özgü koşulları daha fazla düşünmeye çalıştım.

 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, beni temsil ettiğini düşündüğüm partiyi tüm seçim kampanyaları boyunca hedef gösterdi. Yurttaşların, özellikle kararsız seçmenlerin adeta aklıyla oynamaya yönelik bu hamlelere bir de LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemlerini eklediler.

 

Oluşturdukları cepheyi –ekonomik kriz nedeniyle karşılığı olmadığını düşünerek yanılgıya düşsek de, çünkü varmış– LGBTİ+ düşmanlığıyla da organize ettiler. Kürsülerden, miting meydanlarından sürekli şu cümleleri duyduk: “Bunlar LGBT’ci, bunlar aile düşmanı, bunlar sapkın, bunlar sapık, sapık!”

 

“Kandil, LGBT”

 

GAİN’de Mirgün Cabas’ın sunduğu “Ya Sonra?” programında, seçimden hemen önce KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve gazeteci Özlem Akarsu Çelik, hepimizin zihninde dönen bu sorulara yanıt bulmaya çalışıyordu. İnsanlar geçinemiyordu ve sahiden Gabar’da “bulunan” petrol ve “LGBT’cilik” yurttaşların umurlarında mıydı? Programın konuğu gazeteci Ebru Uzun Oruç, Erdoğan ve AKP adaylarının dile getirdiği Kandil ve LGBTİ+ gündeminin sokakta bir karşılığı olmadığını söyleyerek şöyle dedi: “İnsanlar can havliyle seçimi bekliyorlar. Gerçekten geçinemiyorlar. Mutfaklarını döndüremiyor, kirasını ödeyemiyor, barınamıyorlar. Kandil’miş, petrol bulmuşuz, bunlar seçmene asla geçmiyor. Buralarına kadar gelmiş durumda.”

 

Ne yazık ki sağa teşne toplumda bu söylemlerin bir karşılığı vardı. Bu nedenle de Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na en çok “yerli ve milli olmamak”, “teröristlerle iş birliği yapmak”, “Eşcinsel ilişkiyi normalleştiren İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak” gibi argümanlarla saldırdılar. Türkiye sağ siyasetine ve toplumuna yeterince “erkek” gelmeyen Kılıçdaroğlu da ilk tur kampanyasının kendisine kaybettirdiğini ve kaybettireceğini fark etti ve ikinci tur çalışmalarına doğrudan “Ben teröristlerle aynı masaya oturmadım, oturmam”, “Suriyelileri ülkelerine göndereceğiz,” diye başladı. Bu vites değişikliği Kılıçdaroğlu’nu varmak istediği yere götürür mü? Sanmıyorum. Aslı varken kopyasına kulak vermeyecektir muhtemelen insanlar.

 

Desteklediğim partinin seçimde elde ettiği sonuçlardan sonra ise en çok üzüldüğüm ve üzerine düşünmekten yorulduğum gelişme, az evvel de bahsettiğim üzere HÜDA PAR’ın Meclis’e girmesi oldu.

 

HÜDA PAR, elbette en çok kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı politikalarıyla mevcut iktidar partisiyle aynı yerde konumlandığı için bu başarıyı elde etti. AKP’nin kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını körüklemek için HÜDA PAR’a ihtiyacı yok; fakat özellikle HDP’ye karşı HÜDA PAR’ın, Kürt kentlerindeki “gücünü” kendine yazmaya ihtiyacı var. Ve yıllardır yaptığı gibi AKP’nin Hizbullah’ın bölgedeki siyasal varlığını, siyasi meşruiyetle nötralize etmek istediği aşikâr.

 

HÜDA PAR’ın Parti Programı’nı detaylıca kurcaladığımızda hiç de Hizbullah ile bağını kurmak gibi politik bir yanlışa düşmemize gerek kalmıyor. Parti Programları yeterince korkutucu zaten.

 

Politik olarak yanlış yere düşmekten kastım ise şu, sol cenahta dahi HÜDA PAR ve Hizbullah arasında, tıpkı Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve PKK arasında kurulan bağ gibi kriminal bir bağ kuruluyor. HÜDA PAR’ın üst kademelerinde Hizbullah Davası’ndan hüküm giymiş ve pek çok suça bulaşmış insan var elbette. Ancak ne yazık ki, burada kurmaya çalışılan bağ bizi devletin argümanlarını içselleştirmeye dek götürüyor. Egemenlerin elinden alamadığımız “terör” ve “terör örgütü” kavramıyla konuşmaya devam ettiğimiz sürece bir ilerleme kaydedebileceğimizi düşünmüyorum. Aksine, HÜDA PAR’ın Parti Programı’nda özellikle Kürt gençlerini kazanmaya yönelik yaklaşımların ve argümanların değer kazanmasından büyük endişe duyuyorum.

 

Korku kuşağı

 

HÜDA PAR’ın Parti Programı’na mercek tuttuğumuzda ise çocuklar, kadın ve ismi zikredilmeden LGBTİ+.lar ile ilgili maddeler şöyle sıralanıyor:

 

Nesil Emniyeti başlığı: “Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Aile toplumun nüvesi, devamının garantisidir. Sağlıklı bir toplum ancak ve ancak sağlıklı ailelerle mümkündür. Bu nedenle aile kurumunun korunması ve aile kurmanın teşvik edilmesi devletin vazifelerindendir.”

 

Bu madde, evlenme yaşı için olabildiğince açık bir kapı aralayarak, “evlenme çağı” gibi muğlak bir ifadeyle de bunu pekiştiriyor.

 

Kadın, Çocuk, Engelli ve Diğer “Dezavantajlı kesimler” başlığı: Kadınların çalışma şartları cinsiyetlerinin gereklerine uygun hale getirilmelidir. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere, kadınlara hizmet veren kurum ve kuruluşlarda sadece kadınlar istihdam edilmelidir.

 

Kadın ve Aile başlığı: “Varisleri olmayan veya bulunamayan kişilerin bıraktığı miras, devlet hazinesine değil fakirlere bırakılmalı veya sadece fakir gençlerin evlendirilmesi, yalnız yaşayan kadınların sahiplenilmesi ve yetimlerin bakımı gibi alanlarda kullanılmak üzere oluşturulacak bir fona devredilmelidir.

 

“Aile bir erkek ve bir kadının evlenmesi ile kurulur. Bazı ülkelerde vuku bulan eşcinsel sapık ilişkililerle aile kurulmaz. Buna aile denemez. Aile kurumunun kutsallığını ortadan kaldıran bu tür sapık ilişkiler toplum ve devlet tarafından meşru kabul edilemez.

 

“Kadın ile erkek arasında çalışma hakkı noktasında bir ayırım yoktur. Ancak erkek ve kadının gerek ailedeki gerekse toplumdaki konumları ve fizyolojik özellikleri dikkate alındığında, konum ve özelliklerine uygun iş sahalarının bulunması gerekir. Bunun yanında geçim yükümlülüğünü erkeğin yüklenmesi, kadın için çalışmada tabii önceliğin evi olması gerektiğine inanmaktayız.

 

“Evlilik ve aile kurumunun her yönü ile teşvik edilmesi ve desteklenmesi gereklidir. Aile yapısının korunması aslında toplumun ve geleceğimizin korunmasıdır. Devlet aile kurumunu koruyan tedbirler almalıdır. Gayr-ı meşru yollardan meydana gelmiş nesil, toplum için felakettir. Örfümüze, değerlerimize ve kültürümüze uymayan batı tipi yaşam tarzının ürünü olan evlilik dışı ilişkiler, nesil emniyetini tehdit eden davranışlardır.

 

“Kadının, çalışarak aile bütçesine katkıda bulunurken çocuklarını ve ailesini ihmal etmemesi için, çalışma hayatında gerekli yasal düzenlemeler ve iyileştirmeler yapılmalıdır.

 


“Kadınlarla ilgili düzenlemeler yapılırken inanç ve toplumsal değerler göz önünde tutulmalıdır. Kadının fıtratına uygun işlerde istihdamına dikkat edilmelidir.

 

“Genelevler kapatılmalı ve fuhuşu önleyecek önlemler hızla alınmalıdır.”

 

Kültür-Sanat başlığı: “Kültürel ve ahlaki yozlaşma, inanç düşmanlığı, şiddet ve müstehcenlik unsurlarının ön plana çıkarılması ile mücadele edilmelidir. Değerlerimize ve ahlaka aykırı olmayan kültür ve sanat etkinlikleri teşvik edilmelidir.”

 

Seçimin ikinci tur oylaması 28 Mayıs’ta yapılacak. Bu seçimin ilk turda kazanılması güç bir seçim olduğunu, mevcut iktidar partisinin “Tamam o zaman,” deyip anında elini üstümüzden çekeceği bir seçim olmadığını ilk şoktan sonra hepimiz idrak ettiysek yürümeye devam etmemiz gerektiğini düşünenlerdenim.

 

Karamsarlık ve umutsuzluk yaymadan ikinci tur oylaması için neler yapabileceğimizi konuşmanın ve yeniden eyleme geçmenin hiçbirimize bir zararı olmayacağını da biliyorum.

 

En azından kendi adıma, haksız yere yıllardır cezaevinde tutulan ve sürgünde yaşamak zorunda bırakılan arkadaşlarıma bunu borçlu olduğumu biliyorum. Yani en azından benim gibi, henüz tutuklanmamış ve sürgünde yaşamaya mecbur bırakılmamışların umutsuzluk yayma lüksü olmadığını düşünüyorum. Ve tabii, yıllardır ilmek ilmek örülen ve bize miras bırakılan politik hat da bir seçimle eğilip bükülecek bir hat değil zaten.

 

Sonuç ne olursa olsun aşırı sağın yükseldiği bir toplumda; HÜDA PAR’a ve Cumhur İttifakı’na katılma şartı 6284’ün yürürlükten kaldırılması olan Yeniden Refah Partisi’ne karşı en çok Kürtler, kadın ve LGBTİ+’lar, mülteciler ve hayvanlar için mücadeleye sıkı sıkıya sarılmamız ve bu kuşatmayı dağıtmamız gerekiyor.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSararmış Yapraklar: “Bin Kilo Var Omuzlarımda Beni Aşağıya İttiren”
Sararmış Yapraklar: “Bin Kilo Var Omuzlarımda Beni Aşağıya İttiren”

“Sararmış Yapraklar” sonu mutlu biten bir hikâye. En çok da bir daha âşık olamayacağını düşünenler ve sokakta yaşayan köpekler için.

KÜLTÜR

Yİnşallah Erkek Olur: “Hepimiz Aynı Bokun İçindeyiz”
İnşallah Erkek Olur: “Hepimiz Aynı Bokun İçindeyiz”

Amjad Al Rasheed’in yönettiği ve senaryosunu Rula Nasser ve Delphine Agut'la birlikte yazdığı İnşallah Erkek Olur (Inshallah Walad, 2023) Rasheed’in ilk uzun metraj filmi. Film Ürdün yasalarının bir kadına, kadınlara neler kaybettirebileceğini hayli sade bir şekilde işliyor.

KÜLTÜR

YPeki ya Bu Kadınlar Canavar Değilse?: Saint Omer Filmi Üstüne
Peki ya Bu Kadınlar Canavar Değilse?: Saint Omer Filmi Üstüne

Saint Omer’in başarısı "canavar kadın" gibi toplumsal kurguları bir an bile önemsemeyişinde yatıyor. Film, hikâyeyi indirdiği derin suda izleyiciyi Laurence ile açık bir şekilde mesafelendirmiyor. Hatta öyle ki, neredeyse lirik bir metin üzerinden Laurence ile empati kurmaya sürüklüyor.

MEYDAN

YPestisitler Neden Kadınları Daha Çok Zehirliyor?
Pestisitler Neden Kadınları Daha Çok Zehirliyor?

Tarımda kullanılan zehirlerin, neden kadınları daha çok etkilediğini, yayımladıkları “Pestisit Atlası” bağlamında, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği Program Koordinatörü Yonca Verdioğlu ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Miyadını Dolduran Bir Ses Bombası: Milo’nun Sonu
Kabataş’ta Buluşalım
Sare Davutoğlu, Feministler ve Uzlaşının Sınırları

Pin It on Pinterest