Kısıtlayıcı bir Sovyet rejimi tarafından körüklenen, eninde sonunda dünyayı da parıldatan bir yaratıcılık.

SANAT

Sürreal ve Satirik Kameranın Ardında: Bulgar Yönetmen Binka Zhelyazkova

Savina Petkova’nın Calvert Journal‘ın “Women Recollected” projesi için kaleme aldığı yazının çevirisidir. Kültür dünyasının 20. yüzyıldaki unutulmuş öncü kadınlarına ışık tutma şiarıyla yola çıkan projeyle rastlaşmaya, ileriki haftalarda da, yine bu sayfalarda devam edeceksiniz.

 

 

Bulgaristan’ın en umut vadeden sinemacılarından Binka Zhelyazkova, Ağustos 1967’de, merakla beklenen taşlaması The Tied-Up Balloon‘u Venedik Uluslararası Film Festivali’nde sunmaya hazırlanıyordu. Ancak, sosyalist Bulgar makamları filmi son anda programdan çıkardılar, cüretkâr ama parlak yönetmeni desteklemek yerine onu ağır bir para cezasına çarptırmayı seçtiler. 

 

78. Venedik Film Festivali’nin gerçekleşme hazırlıkları sürerken [Festival 1-11 Eylül 2021 arasında gerçekleşti] The Calvert Journal da Bulgaristan’ın ilk kadın kurmaca film yönetmenine ve onun yaşamı boyunca gerçekleştirdiği parti çizgisi dışındaki işlerine bakıyor; bu işler, ağırbaşlı başkarakterlerinin görüp yaşadıkları üzerinden sosyalist devlet ile komünist ideal arasındaki bölünmeye işaret ediyor.

 

Bir Devrimci (ve) Sinemacı

 

Binka Zhelyazkova, 1923’te, Bulgaristan’ın güneyindeki bir sınır kasabası olan Svilengrad’da doğdu. Kızıl Ordu 1944’te ülkeye girip komünist partizanları bir darbe başlatmaya teşvik ederek Bulgaristan’ın monarşik yönetimine son verdiğinde sinema okumak için başkent Sofya’ya taşınmıştı bile.

 

16 yaşında İşçi Gençlik Sendikası’na katılmış olsa da, Zhelyazkova’nın komünist partiye duyduğu güçlü bağlılık ona Bulgar sinemacılar arasında ayrıcalıklı bir konum kazandırmamıştı. Aktif olduğu 1951 ve 1982 yılları arasında giderek daha kısıtlayıcı hale gelen Devlet Sinematografisi tarafından belirlenen kurallara uyması bekleniyordu.

 

Zhelyazkova, devlet sosyalizminin hakikati, çok katmanlı bürokrasisi ve özellikle de sanata yönelik kısıtlayıcı tutumu karşısında  karşısında inancını yitirdikçe devlet sansürünün o zamanlar için zorunlu kıldığı ve  önplana çıkan sosyalist estetiği delmek için filmlerinde gitgide daha fazla kendi biçimci yaklaşımını kullandı.

 

Eşi senarist Hristo Ganev ile yönettikleri ilk uzun metrajlı filmi Life Flows Quietly By (diğer adıyla Partizans) (1957) gösterime girdiğinde, Zhelyazkova, rejimi çoktan huzursuz etmişti bile.

 

Life Flows Quietly By, iki partizan yoldaşın Bulgar monarşisinin devrilmesinden sonra birbirlerinden ayrı düşmelerinin hikâyesini anlatır. Bunlardan biri siyasi fırsatçılıktan yararlanırken diğeri, Bulgaristan’ın yeni sosyalist liderleri arasında filizlenen kişilik kültünden iğrenerek komünist ideale bağlı kalmaya devam eder.

 

Sonuç, hükümetin devlet odaklı direktiflerin gerektirdiği sosyalist ideal güzellemesinin çok uzağındadır. Yetkililer, çatışmasız, ilişkilerin yoldaşça bir haysiyet ve nihai bir itaatle örtüldüğü filmlere açlardı. Zhelyazkova’nınsa insanın kuşku ve kırılganlığını keşfetmeye daha meraklı olduğunu, hercai kadın karakterlere rol vermeyi bahtsız bir nesil için tek umut ışığı olarak gördüğünü belirtmeye bile gerek yok. En kötüsü de, film Bulgar hükümetinin mevcut sosyalizm yinelemesini onaylamayan karakterin yanında yer alıyor gibi görünüyordu. Sonuç olarak da, sistematik biçimde kınanarak sansürlenmişti. Ancak 1988’in sonlarına doğru daha geniş izleyici kitlelerine gösterilmişti.

 

 

Çok-yakından: The Tied-Up Baloon (1967)

Zhelyazkova’nın en ünlü filmi The Tied-up Balloon, kendi totaliterlik alegorisini güçlü bir sembolizmle sarılmış olarak sunar. 

 

The Tied-Up Balloon‘dan (1967) bir kare.

 

 

Filmde, topraklarına sıkışmış gevşek bir uçaksavar balonunu çıkartmaya çalışan küçük bir köyün sakinlerini izleriz. Oniki saat boyunca, telaşlı bir şekilde bir hareketten diğerine salınırlar, bu sıradaysa tepede gezinen balon yukarıdan onların çılgınca çabasını seyreder ve yorumlar. Bulgar sinema uzmanları, filmin tarzını Emir Kusturica’nın büyülü gerçekçiliğiyle ya da Francois Truffaut’nun mesel anlatımıyla karşılaştırırlar. Filmin biçimsel sertliği Buñuel’in ve diğer sürrealist işlerin izinden giderken balonun herdaim hazır ve nazır sesi, “resmi” zamanın yakında Avrupa standartlarına” uyacak şekilde değiştirileceğini ve horozların tek “saf ırk” olacağını duyurur. 

 

Bu esnada ise yerde, balon, nihayetinde kendilerini gözetleme, kontrol ve özgürlüğe dair fikirlerini dev şişme balona yansıtmaktan alıkoyamayan köylülerin fantezilerini, arzularını ve korkularını somutlaştırır. Bazıları “işgalci” balonu indirmeye çalışırken, diğerleri onun havada serbestçe süzülen varlığına hayran kalır.

 

 

Filmin anlatısı asla aşikâr değildir, bunun yerine, filmin dayandığı politik metaforlar dilsiz bir kızın çeperdeki varlığıyla birbirine dolanır. Beyazlar içindeki genç kadın, özgürlüğe giden yolların kapandığını görür, defalarca; uçaksavar balonuna paralel olarak onun da hareket özgürlüğü elinden alınmıştır. 

 

Zhelyazkova’nın The Tied-Up Balloon‘u yapması beş yıldan fazla sürmüştü; fon yetersizliği ve önceki iki filminden sonra filmlerinin gösterilmesinin defaatle reddedilmesi nedeniyle siyasi iklimde yolunu bulması zaman almıştı.

 

The Tied-Up Balloon,  ilk gösteriminin ardından sadece birkaç gün boyunca gösterildi, ardındansa gösterimler durduruldu. Yetkililer, filmdeki köylülerin “politik olarak ilkel” gösterilmesinden hoşlanmadılar. Söylentiye göre, ateşli bir parti yetkilisi The Tied-Up Balloon’u, filmde yer alan bir eşeğin sosyalist hükümdarın ta kendisini temsil ettiğini söyleyerek Bulgaristan’ın komünist lideri Todor Zhivkov’a götürdü. Görünen o ki, asabiyetiyle dillere düşmüş Zhivkov da filmi yasaklayan bir kararname yayınladı. Makaralar, ABD ve Batı Avrupa dağıtım haklarının henüz satın alındığı Montreal’deki EXPO 67’den geri çekildi. Film 28. Venedik Film Festivali’nden de çekildi. Bu arada Bulgaristan’daki kültür kurumlarına Zhelyazkova ve kocasının muhalif olduğu ve çalışmalarının halkın zihnine zarar verdiği bildirildi. The Tied-Up Balloon 22 yıl daha rafa kaldırıldı. 

 

Zhelyazkova’nın kariyeri arafta bırakıldı; o ise konumu tehlikeye girse dahi film yapmayı asla bırakmadı, hükümetin yoluna koyduğu birçok lojistik zorluğa rağmen. The Tied-Up Balloon‘un 1989 yılında Berlinale’de gösterime girmesine nihayet izin verildiğinde Zhelyazkova’ya, eski sosyalist devletlerden gelen birçok sinemacıya olduğu gibi, çalışmalarını perestroika üzerine bir filmle takip edip etmeyeceği soruldu. Şöyle cevap verdi: “Perestroika filmimi zaten yaptım – 22 yıl önce.”

 

 

Külliyatı

Sonuç olarak, Zhelyazkova’nın yedi uzun metraj filminin yarısından fazlasının kamusal gösterimi sosyalist Bulgaristan’da yasaklandı: Life Flows Quietly By, The Tied-Up Balloon ve The Big Night Bathe (1980); ayrıca iki belgesel, The Bright ve The Dark Side of Things (1982) ve Sleep, My Baby (1982), ki her ikisi de eyalet hapishanelerinde yaşayan kadınlar hakkındaydı. Yine de Zhelyazkova karşılaştığı engellere rağmen hem anlatısal hem de kurmaca-dışı filmlerde çalışmaktan asla vazgeçmedi.

 

Zhelyazkova’nın gerçek anlamda kaçaklar ya da ruhu tutsak olan karakterlerle dolu filmleri, devlet baskısını psikolojik eziyetle aynı kefeye koymak gibi basit bir hataya düşmez, aksine ikisinin bir arada var olması ve hatta birbirine karışmasına alan açar. Bu onun, Bulgar devlet sosyalizminin ikircikli gerçekliğinin temsili olan baskıcı bir rejime rağmen parti çizgisinde bir bir aradalık etiğindeki ısrarlı duruşu olur.

 

Neyse ki, Zhelyazkova hiçbir zaman tamamen dışlanmamıştı. İşin tuhafı, 1960’larda, çalışma koşullarının sürekli olarak engellenmeye devam ettiği bir zamanda, sanat ve kültür alanına yaptığı katkılardan dolayı Bulgaristan Halk Cumhuriyeti tarafından verilen en yüksek devlet nişanlarından birini aldı. Ve memleketindeki engellere rağmen işlerinde yurtdışında da kabul görmeyi hâlâ sürdürüyordu. 1961’de We Were Young adlı filmi, Moskova Film Festivali’nde büyük ödülü kazandı ve bu başarı Zhelyazkova’nın Georgi Dimitrov Nişanı’nı eve getirmesini sağladı. Zhelyazkova, Cannes gibi yarışmalara Bulgaristan’dan katılan ilk kadın sinemacıydı: Bir kadın devlet hapishanesini konu alan filmi The Last Word 1974’te Croisette’de gösterildi. Film dergisi Variety, filmi “lirik, yaratıcı, şiirsel” olarak tarif ederken filmin “sağlam görsel sezgisini” de yönetmenine atfetti. Altı yıl sonraysa Zhelyazkova’nın The Big Night Bathe’i Belirli Bir Bakış’ta (Un Certain Regard)  ilk gösterimini yapacak ve eleştirmenler tarafından bir kez daha övülecekti. Bu tür sinemacılara Demir Perde’nin diğer tarafındaki akranlarıyla tanışmaları için de nadir bir şans sunuluyordu, filmlerinin devlet sansürlü Bulgar salonlarının dışında izlenmesi için gerçekten tek seferlik bir fırsattı.

 

The Last Word‘ten (1973) bir kare.

 

Mirası

Kitlesel baskı, nihayetinde Binka Zhelyazkova’nın eserlerinin sinema araştırmacıları tarafından çoğunlukla bilinmediği anlamına geliyordu. ABD’de yaşayan Bulgar belgeselci Elka Nikolova, 2007’de Binka To Tell a Story In Silence adlı bir biyografi yaptı. Aynı yıl, Zhelyazkova ve kocası Hristo Ganev, Kültür Bakanlığı tarafından Bulgar sinemasına tüm katkılarından ötürü özel bir ödüle layık görüldü. Bununla birlikte, Zhelyazkova’nın filmlerini bulmak hâlâ zor ve gösterime de nadiren giriyorlar.* Hem hayatta kalan film makaraları, hem de dijital olarak yırtılmış kopyalar korkunç durumda. Mart 2021’de, The Tied-Up Balloon‘un dijital olarak yeniden düzenlenmiş ve korunmuş bir kopyası nihayet Bulgar izleyicilere gösterildi. 1961 yapımı We Were Young filminin yenilenmiş hali ise Bolonya’da, 2021 Cinema Ritrovato film festivalinde gösterildi. Zhelyazkova’nın kendisi, 2011 yılında Sofya’da vefat etti.

 

We Were Young‘tan (1961) bir kare.

 

Bu arada sinemaseverler, Zhelyazkova’nın eserlerini desteklemeye devam ediyor. Mark Cousins’ın sekiz saatlik antolojisi Women Make Film, Zhelyazkova’nın When We Were Young filminden bir sahnenin yakın okumasıyla açılıyor. Tilda Swinton’ın yatıştırıcı sesiyle aktarılan belgesel, yönetmeni “neredeyse meçhul” – ama aynı zamanda “çılgınca yaratıcı” olarak anıyor.  Zhelyazkova’yı en iyi tanımlayan da nihayetinde bu nitelikti: Sanatçılara sonu gelmez sınırlamalar getiren kısıtlayıcı bir Sovyet rejimi tarafından körüklenen, eninde sonunda dünyayı da parıldatan yaratıcılığı. 

 

*Şanslıyız ki bu yıl 4-11 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek Selanik Film Festivali Zhelyazkova için çevrimiçi olarak da gösterilecek bir anma programı düzenliyor. 

 

Ana görsel: Binka Zhelyazkova

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YSibirya punkının kraliçesi Yanka Dyagileva’yı hatırlamak
Sibirya punkının kraliçesi Yanka Dyagileva’yı hatırlamak

Ölümünden on yıllar sonra, Sibirya’dan binlerce mil uzakta, Dyagileva’nın mirası hâlâ, hep olduğu gibi hareket halinde; elden ele, yeni jenerasyonlara aktarılıyor. 

SANAT

YÖteki Nijinski: Bronislava Nijinska’nın unutulan koreografisi
Öteki Nijinski: Bronislava Nijinska’nın unutulan koreografisi

Kadınlar, izleyiciye doğrudan bakan, nikah ve düğünlerin buyurduğu özgürlük kaybıyla yüzleşen gözü kara bir balerin kadrosudur. Nijinska’nın feminist okumasının göz ardı edilmesi zordur.  

SANAT

Y“Tüm dünya fotoğraflandı” tezine baş kaldıran Çek avangart Bèla Kolářová
“Tüm dünya fotoğraflandı” tezine baş kaldıran Çek avangart Bèla Kolářová

Kolářová’nın sanatsal pratiği yaşamı boyunca gündelik hayatı ilgilendirenin ve kıyıda köşede kalmış, ıvır-zıvır olanın sorgulanması etrafında şekillendi.

SANAT

YBrehmer’in Termografik İmajlarında Gözün Vekilliği
Brehmer’in Termografik İmajlarında Gözün Vekilliği

Bugünün teknolojik gözünün gördüğü ve gösterdiği imajlar hakikatin neresinden bakarlar? En nihayetinde hakikat bir sızıntıdan, hem kurmacadan hem de gerçeklikten kuvvet almaz mı?

Bir de bunlar var

Akhmatova’ya… (Ve Tanrının Bizi Kurtarmayışına)
“Bir Kız Gece Tek Başına Eve Yürüyor”
İzlenimci “Deli”lerden Kadın Olanı: Berthe Morisot

Pin It on Pinterest