İnsan şiir çıkmazı

SANAT

Koyu Koyu Akan Bir Cerahatti

Her gün ölüme ve türlü haksızlığa uyandığımız bu günlerde, şiirin çıkmazına dalmayacağız da ne yapacağız? Kaba saba bir çağda, duvarların sunağında, türkülerden ve inceliklerden uzak ve en çok da onlara muhtaç… Devleşen, ateşle zonklayan ve her yanı saran bir çıbana irin olmuş katılmışız. Şiirin çıkmazına dalmayacağız da ne yapacağız?

 

 

Pazartesi

 

benim adımı bağışla

 

……….

 

“sabah uyandırıldığında pazartesiydi

bunu iyice bildi, ağzı çirişli

yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi

coşkun bir göke uyumsuz ama kararlı

durmaya, direnmeye, aşk olmaya sanki

elleri ve beyni hemen çalışkan kesildi

sonra birden bir ışık

 

bir ışık bir ışık hazır bir biçimlenmeyi aldı geldi

çünkü -anlar gibiydim- biraz yenildi

hemen bir coşkuya gidiverir alışkanlığı

oturur tıraş olur, ekmek kızartıp yer

kolunda sonsuz bir güç, elinde hüner

olağan sanıverir doyumsuz karanlığı

inanırım böyle başlar bütün pazartesiler

 

yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi

çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi

insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker

 

ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder

siner buğular gibi düşüncemize

her şeyin en haklısı en incesi

 

beklemek bir tepenin mutluluğunu

bir acının yakıp geçmesini beklemek..”

 

 

Karanlık!

aldım kocaman yaprakları yatağıma getirdim

bir çeşit zina gibi yaratılışla

ki ben kocaman balıklar tuttum, sonra bıraktım

akşamları işi bıraktığım sorumsuzluk adına

 

benim adımı bağışla,

beni iklimler coğrafyasının ta kendisi

sanırım suyum başkalarınca ısıtılır

pazartesi.

 

kendimi bir yılların içlerine kapadım

kendimi koyverdim bir sulara

çok öldüm çok dirildim anlamadım

kendimi kendi akrostişime adadım

kendimi gerekçesiz oralara buralara

 

 

karanlığı düşündüm, kimler yapardı onu

karanlık bir simge değildir, bir yaşama

durmadan bağırırım ona, bağırırım

ölümü ve gömülmeyi ayırdetmem ama.

aldım pazartesi akşamı bir okka sucuk

öncesiz ve beceriksiz geldim odama

 

seni en sona sakladım alçakgönüllü ışık

hızını hiç kesmeden avadanlıklarımı bileyen

geliyorum, bana hazırlanan her şeye hazırım

ki bu hazırlığına katıldığım suların en güzelcesi

 

………….

 

çaldım kapıyı açtılar, odama

kravatımı çıkardım

gökleri yadırgamadım

güleryüzlü ama yeni

çünkü ortada ben vardım

 

Salı

 

birden karışmış gördüm, -karışmış olduğunu gördüm

otobüs duraklarıyla reklâm levhalarının

tutunduğum bir sarmaşık değildi

bir kayıştı otobüste

 

güdümlü bir sağnak saat beşleri beklerdi

yaz kış herkesin elleri suda

dizlerime tutunup kalktım.

bir ses değişmesinin en güzeli vardı göklerde

dizlerime tutunup dizlerime

attım pazartesi alışkanlığını

bir vurgunum, ve aşkı

yeni yeni tanınıyordu suların göke

birden karışmış olduğunu gördüm, bildim

kadınla erkeğin, emekle evrak çantasının

bir yarı karanlıkta

 

……………..

 

vakit akşamdı, ikinci gün

vakit akşamdı.

birden bazı yerlerde ışıklar yandı

ayrıldım.

eve döndüm

evi buldum.

 

Çarşamba

 

aslında buydu beni geliştiren

lut gölünün ve karanlık resimlerin karşısında

ordan uzayıp geldikçe kararan resimlerin karşısında

her gün seslendiğimiz isimlerin karşısında

(sinek kovalayan bir berber çırağı gibi

bütün işi gücü sinek kovalamak olan

ustasından sinen ve sinek kovalayan.)

birden perdeleri açan bir sevgisizlik

şaşılacak bir balık iriliğinde

biraz yaralı bir balık iriliğinde

bu temmuz nasıl olsa birkaç yıl sürer

akşamları ve sabahları birtakım ilişkilere değiştiren

yani bir başına kalmanın mutsuzluğunu

 

 

İstesem ne olur kurtulmayı

– serin değil ki bildiğim sokaklar, sinekli –

renkli camlar gecesinden, keten ter mendilinden

uzayıp gelen resimlerin karanlığından

ve rumeli beylerbeyinden

ve taksitle satışlardan

kurtulmak.

kurtulmak!

bir sonsuz kelime

bilmediğim bir eski zaman dilinden

bir güzel aşk ölümü belki

 

hiçbir şeye hazırlıklı değildik

oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik

ama şehirlere koy verdiler bir menekşeyi

bir menekşeyi

o zaman başından sezdik yenilgiyi

 

o zaman şehre çıktım bir elimde fırça

bir elimde sineklik

öbüründe bir sinema bileti

kim varsa gelsin artık yeniden oynayalım

hızım bir araba dolusu aşk gibidir

gölün rengiyle asfaltı karıştırıp

kızım, ne varsa hep yeniden boyayalım.

 

aslında buydu beni geliştiren, aşksızlık!..

aşksızlık büyütür beni

yeni bir aşka doğru ve

öyle sanıyorum ancak birkaç yıl sürer

insanın sebepli umutsuzluğu

 

…………

 

üçüncü gün. yorgun

ev aklımda, gitmeyi unuttum

 

Perşembe

 

uygundur uçakların uçtuğu bugün

sonsuz bir karmaşanın üstünden

iplere asılı çocuk bezlerinin

iplere asılı kadın külotlarının

işçi tulumlarının

üstünden

cılız çocuklara havalardan öğütler atarak

ve 60 bin ile 70 bin arasında bir sayıda

ölümler atarak

uygundur

yersiz bir hamaratlık, bir görev duygusu

bir sarı lâle kadar makbulse

akşamüstü bir kadına sunulan

uygundur uçakların uçtuğu,

uçsunlar

 

çaresizlik değil yenilgi, (sonradan övülecek)

herkesin içinde yürekle buluştuğu bir yerdi

ben masamı topladım, saatimi kurdum

(Tanrım, saatim olmasaydı ne olurdum?)

biraz sevinç ve alacalık

karşıya geçmek için tam 39 yıl bekledim

arabalar, otobüsler, bisikletler, beygirler

soluk soluğa geçiyorlardı

geçsinler

(domatesler yaşlandı elimde)

 

o zaman sanılır ki bir olumsuzluk akşamını seçtik

biraz kolay sanılan biraz alımlı, biraz parlayan

baktıkça içinde şişelerin ve kırgınlıkların kımıldadığı

kışlaların ve karakolların kımıldadığı.

polisin bandosunu alkışladık caddelerde

çiçek falan satın aldık

durduk ve yenilgiden umutlandık

başkaları başka şeyleri seçtiler

seçsinler

 

öyle sanıyorum her şey biter

bir doğurgan hücre ve

bir yanlışlık daima kalır

 

yer, kuru toprak, sonra yeşerdik

çarşamba günü sanki her şeyimiz tamdı

motorlar sirenler gidip gelişler

koyduğunu koyduğun yerde buluşlar

belki güzel birtakım şeyler

ama artık vakit akşamdı,

uygundur uçakların uçtuğu artık

uçsunlar.

 

………………..

 

geldim, oturmadım, çiçekleri suladım

bir onlar kalsın dedim akşamı beğendim

-bir günlük yanılmayla evi buldum

perşembe.

bir uzun ses bekledim, oturmadım

berberlerle ve matematikçilerle

uçak homurtularıyla

oturmadım…

sabahı bekledim, cumayı.

 

Cuma

 

ne söylenebilir! tam çağıydı, olağandık,

sabahlarda süzgündük, ancak akşamlarda vardık

herkes bir yüzdü, bir yanılmadan, toplandılar

orada biz de vardık.

 

ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık,

odalarda çok geniş alanlarda dardık

hiçbir şeye yeterince inanılmadan, toplandılar

orada biz de vardık.

 

ne söylenebilir! tam çağıydı, belli aldandık,

otlarla yeşerdik, güllerle sarardık,

bir uykudan doyarak uyanılmadan, toplandılar

orada biz de vardık.

 

ben sokakları severim, deniz boyunda

her şey bir eskidir, ellerim acır onları taşımaktan

ben sözümona sokakları severim deniz boyunda

oysa ensem ve şakaklarım döküldü kaşımaktan

bir genelgeyim, gündüzüm ve gecem bir bir

anı bile değilim eski olmaktan.

 

gücüm tazelenmedi, suratım eski, yırtık,

her şeyleri bıraktım, geniş kıyılara dadandım,

aşk diye geceleri çözümledim, aldandım,

hep tozları silkeledim üstümden, hep

bir pantolon için dört kere şehre indim

bayramlara hazırlandım, sadece hazırlandım.

 

ne söylenebilir! tam çağıydı, oyalandık

suyun, ateşin, havanın toprağın çalışkanlığına daldık.

bir acıya kahramanca katlanılmadan, toplandılar

orada biz de vardık.

ve uzun uzadıya orada kaldık.

 

Cumartesi

 

yarın pazar

yarınki pazarın sessizliği…

 

Pazartesi

 

kanatır akışını akarsuların çıplak şimdiki

başarılmamış bir geçmişten artakalan şaşkınlık

şimdiki çıplak, yarı aydınlanmış bir duvardaki

bir yenilgiden çıkarılmış bir deney bir yaşlılık

soluğunu ağartırdı bir altın damarının

 

(bir alıntı)

“Bir adamı söylerdi

bir kitaba konuydu

hep böyle kalmasaydı

hep böyle ne olurdu”

 

karşımda bir harita, kahverengi ve mavi

neresi başkasının ve neresi benimki

(özel)

artık buldum herkesin çılgınca sezdiği

kıyısında dolaştığı yüksek çin duvarını

artık herkesin belli belirsiz bezdiği

artık kendim ısıtıyorum sularımı.

 

karartılmış, yerlere vurulmuş yenilgi, seni

yeni bir tanrı sayan soydandı o. seni,

betondan ve çelikten

pazartesi günleri bir mutlu gebelikten

akşama sabaha uygulayan, seni

seven, saygı duyan, yaslanan sana

 

mermerden yanılan, pelikülden, insan onurundan

mermere yenilen, peliküle, insan onuruna

seçim sandıklarına, otuzüç dönülü plâklara

yenile yenile şaşkın, şimdiki çıplak

bir yaşlılık

ağartır soluğunu bir altın damarının,

yenile yenile şaşkın

arta arta kendi diline aktardığı,

sıkıntısına, seni.

o, bir yanılma sanıldı, sabaha bırakıldı

(sabaha kaldım)

bir çerçeveyi ansıyordu, baktıkça kımıldamayan..

 

“kutsal yenilgi!., şimdiki,

o’na bağımsızlığını hatırlatıyorsun şimdi

her şeye yeniden başlamanın

kanattıkça…”

 

 

Turgut Uyar

Toplandılar, 1974

 

 

Ana görsel: Helge Reumann

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YAm
Am

"Bana insanlığımı geri veren hazzım, dünyanın yarasını sağaltan, beni neşeye geri ören..."

MEYDAN

YYarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda
Yarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda

Feminist hareketin gücünün kırıklarımızda, yarıklarımızda, damar damar bin yoldan akıyor oluşumuzda köklendiğini unutmayalım.

TARİH

Y18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde
18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde

Tarihsel anlatılar içinde sarayla harem dışında ve Oryantalist tipolojilerden bağımsız olarak hayal etmekte güçlük çektiğimiz kadınları, bu resim sayesinde, Ankara’da gündelik hayatın içinde, işinde gücünde, kanlı canlı resmedebiliyoruz.

KÜLTÜR

YAğzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?
Ağzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?

Gıdalarımıza eklenen aromalar nasıl yapılıyor? Bu alanda ne tür araştırmalar yapılıyor? Bir aroma firmasında çalışan Ezgi ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Performans sevenleri Bomonti’ye alalım!
Baba, Oğul ve Fayans: Bir Bağdat-Beyaz Saray Misilleşmesi
Gatsby’siz Düğün Olur Mu?

Send this to friend