Kapak tasarımı gerçekten eften püften bir konu mu?

SANAT

Kitap Kapağında Gerileme ve Çöküş Dönemi

Tim Kreider’in bu yazısı, geçtiğimiz haftalarda The New Yorker dergisinde yayımlandı. Üzerine çok şey söylenebilecek, bazı yerleri de tutarsız ve eksik gelebilecek bu yazı bazı taraflarıyla da, Türkiye’de yayıncılığın kitap tasarımına karşı duruşu (ya da duruşsuzluğu) hakkında bayağı bir şey söylüyor.

 

Yukarıdaki görsel, Faber & Faber’in Sırça Fanus‘un 50. yıldönümü baskısında kullanılan, Melville House Yayıncılık’tan Dustin Kurtz’ün “tüm kadınlara çekilmiş bir hareket” olduğunu söylediği kan donduran kapak. Yarattığı infiali ve parodileri buradan görebilirsiniz. İyi okumalar!

 

§

 

Kendi kitap kapağını tasarlamak, kendini beğenmiş ölümlülerin eline muhtemelen bırakılmaması gerekecek kadar insanı sonunda zıvanadan çıkaran bir yetki. Kendi yüzünü seçmeye benziyor biraz. Asıl kimliğini en iyi ifade eden nasıl bir yüz olur? Belki daha önemlisi, nasıl bir yüz insanların sana saygı duymasını ve seninle yatmasını sağlar? Bu iki farazi yüz birbirine hiç benzer mi? En iyi özelliklerini birleştiren bir yüz hayal etmek mümkün müdür?

 

İnsanların kendilerini nasıl sunduklarıyla başkalarına nasıl göründükleri arasında çoğu zaman utandırıcı bir bağdaşmazlık vardır, bu yüzden arkadaşlarına bir giysinin nasıl göründüğünü sorarlar—aynı sebepten de yayınevleri kitap kapakları için profesyonel tasarımcılar tutar ve yazarlara pek söz hakkı vermez. Çoğu yazara yazarları hakkında “fikir sorulur”, bu da kapak tasarımını gördüklerinde editörlerinin karşısında gözyaşlarını zor tutmalarıdır. Ama ben bir deneme yazarı olduğum gibi karikatürist de olduğumdan, ve sözünü dinleten bir işini bilen ve amansız bir menajerim olduğundan, kendi kitabımın kapağına “onay” verme hakkım oldu; yani insanlara yaka silktirdim ve kendimden bıktırdım.

 

Yayımcımın editörlük, tasarım ve pazarlama ekibiyle yapıcı diyeceğim bir görüşmeye koyulduk ve kendi hayal ettiğimle insanların almak isteyebilecekleri şey arasında bir denge tutturmaya çalıştık. Bu bildirmeler aylar boyunca sürdü: Onlara gösterdiğim illüstrasyon seçeneklerinden en sevmediğimi beğendiler; bana gönderdikleri tasarım fikirlerinden beni en az mutsuz edeni seçerdim, onu da reddederlerdi. Kitap kapakları önemli bir pazarlama aracıdır; bu yüzden pazarlama dairesi, gayet makul bir biçimde, kapağın onlara ait olduğunu düşündü. Daha ötelerden gelen Olimpos ayarında güçlerin gölgesini hissediyor gibiydim; çağdaş edebiyat çevresinde hatrı sayılanların, büyük ulusal kitap zincirlerinin alıcılarının eğer kapak değişmişse siparişi arttırdıklarını duymuştum.

 

Belki beni bir süre başından atmak için editörüm beni bir araştırma misyonuna yolladı: bir kitapçıya gidecek, diğer edebiyat dışı kitapların kapaklarına inceleyecek ve hangi kitapları niçin beğendiğimi ona rapor edecektim.

 

İster kitap, ister beyaz eşya, araba, giysi, ne olursa olsun, tasarımın başlıca ilkeleri şöyledir:

 

1. Ürününüz cesur, çarpıcı ve diğer herkesinkinden farklı görünmeli, ama

 

2. O kadar da uzun boylu değil!

 

Bu yüzden çağdaş kitapların çoğunun kapağı sanki akraba evliliğinden doğmuşlar gibi rahatsız edici derecede birbirine benziyor. Romanların kapaklarında belki yüzde altmış beşi bir kadın giysisi ya da kadın anatomisinden bir kısmı ya da isminde bir yemek barındırıyor—bu da “ÇOK SERT & ÇOK HIZLI” gibi bir ismi olan alışıldık silahlı-kaslı-adam film afişinin kitap kapağı muadili gibi bir şey. Burada son derece randımanlı çalışan bir Darwinci işleyişten bahsediyoruz, çünkü yarı surat, ense, suya uzanan rıhtımlar gibi görüntüler başarılı bir uyarlama evrimi gibi yayılıyor ve bir anda her yeri zaptediyor. Özellikle dikkat ettiğim deneme derlemelerinin kapakları üç sınıfa ayrılıyor:

 

1. Genellikle beyaz arka plan üzerinde sadece yazı.

 

2. Beyaz arka plan üzerinde kitabın öznesini ya da fikrini konu ettiğini var saydığım tek bir nesne (bu şablon tüm Malcolm Gladwell kapaklarında görülebilir: Kıvılcım Anı’nda kibrit, Köpeğin Gördüğü’nde spor ayakkabı kullanılmıştır.)

 

3. Yazarın yüzü, bu da kitabın ya (a) ismiyle markalaşmış bir yazara (örn. Kurt Vonnegut, Hunter S. Thompson, Christopher Hitchens), ya da (b) kendini pazarlayan bir medya kişiliğine ait olduğunu gösterir (örn. Chelsea Adı-her-neyse, “Umarım Cehennemde Bira Vardır” diyen şu adam, veya hatıralarını pek-çok-erkekle-yattım-ve-bundan-ne-öğrendim türünde kaleme alan son fotojenik kadın yazar.)

 

Beyaz arka plan üzerinde tek nesne şeklinde kapak öyle tanınır bir formül haline geldi ki, bir Malcolm Gladwell Book Generator (Malcolm Gladwell Kitabı Oluşturmaca) var. Benim bu türde en sevdiklerim Nabokov’un Vintage tarafından yayımlanan kitapları (aralarından en iyisi, Konuş, Hafıza’nın isminin yarı-şeffaf yağlı kâğıdın arkasında belli belirsiz göründüğü kapak). Ama pek çok deneme derlemesi o kadar sıkıcı derece de birbirine benziyor ki, son nesil teknoloji harikası görsel efektler veya sıska hipsterların oduncu sakalları gibi on ya da yirmi yıla kalmaz rezil bir biçimde göze eski görünecekler.

 

 sekila

Şekil a. Ciddi kitap kapakları.

 

Bu gezinti sonrası kendime şunu sordum: En son ne zaman bir kitap kapağı beni benden almış, kendine doğru çekmişti? En sevdiğim kitapların kapakları içindekilerle özdeşleştiklerinden benim için kıymet kazansalar da —Vintage’ın yara/pamuk tiftiği/sümük renklerinden seçtiği İyinin ve Kötünün Ötesinde’sinin silik, akademik kapağının bile benim gözümde karanlık ve şüpheli bir gücü vardır, aynı içinde sessiz kilotonlar taşıyan Fat Man atom bombasının hantal, ağır görüntüsü gibi— bir kitapçıda gördüğüm ve önce kitabı raftan almama, sonra içine bakınmama, sonra da satın almama neden olan son kapak neydi, hatırlamıyorum.

 

Kapağımı dert edindiğim dönem içerisinde yeğenim on üç yaşına girdi; hayatın en embesil ve içedönük aşamasına girişinin şerefine ona bilimkurgunun başyapıtlarından oluşan bir potpuri/başlangıç seti verdim, hepsinde de yüzyıl ortası illüstrasyonlarından oluşan orijinal kapakları vardı. Mücevherimsi renkleri ve esrarlı, meşum havasıyla bu eski bilimkurgu kapaklarına bakarken, onları ilk gençliğimde ilk kez gördüğümde hissettiğim tuhaf tedirginlik duygusunu hatırladım.

 

sekil-b

Şekil b. Gülünç kitap kapakları.

 

Yetmişlerde bilimkurgu okuyan nerd bir çocuktum. Kitap ve dergi resimlendirmenin altın çağı, renkli fotoğrafın ve resim çoğaltmanın gelişmesiyle birkaç on yıl geride kalmıştı; ama ucuz ve aykırı türlerin kapaklarında olağanüstü resimlere hâlâ rastlanabiliyordu. 1960‘larda yayımlanmış her bilimkurgu kitabının kapağı elinden çıkmış gibi duran Richard Powers, Roberto Matta ve Yves Tanguy gibi sürrealistlerden etkilenmişti; devasa şekilsiz suretlerin uzay mimarisi ya da belli belirsiz düzlüklere uzanmış muazzam cesetler gibi göründüğü manzara resimleri yapardı. Ian Miller’ın, Bantam’ın Ray Bradbury edisyonları için hazırladığı kapaklar, sanki bir ustura ve pusulayla hapse atılmış bir manyağın elinden çıkmış gibiydi —kiriş ardına kirişle oluşturulmuş, ardında yarı erimiş grotesk suratlar saklayan mekanik fantazi âlemleri. Bu yıllar, aynı zamanda psikedelik estetiğin çocuk pop kültürüne sızmaya başladığı bir dönemdi, bu yüzden C. S. Lewis’in Hıristiyan alegorilerinin ve John Christopher’ın çocuksu bilimkurgu kitaplarının bendeki kapaklarını hep Peter Max yapmış gibiydi, sanki her nesneye köpükten biçim verilmişti. Bakanın aklını uçurmak, sanatsal bir önceliğe sahipti.

 

Bu çok sevdiğim eski kapaklara bakınca merak ettim: Nasıl oluyor da çocuk kitapları böylesine gizemli, heyecanlı ve ürkütücü olabiliyorken, yetişkinlere yönelik kitaplar bu kadar sıkıcı olmak zorunda? Niçin ana akım edebiyat kitapları da bana aynı —içinde ne olduğunu öğrenmeye neredeyse korkmak— hissini vermiyor? Nedeni bilinmez, çocuklara, gençlere yönelik ve aykırı türlere ait kitapların hâlâ nefis kapak resimleriyle okuyucu çekme izni varken, yetişkin okuyucuların böyle kandırılmaya ihtiyacı yokmuş gibi davranılıyor. Ciddi edebiyatın bizi yüzeysel süslerle kendine çkmesi ucuz, bayağı oluyor. Bir kitap ne kadar önemliyse, kapağında bir şey görmemiz de o kadar zor (inanmıyorsanız, Ulysses’in yayımlanan birçok edisyonuna bakın). Hatta Homeros veya Beowulf gibi gişe filminin tarihi muadili diyebileceğimiz kitapların, veya Shakespeare’in seks cümbüşleri ve kan gölüyle dolu oyunlarının üzerine bile sıkıcı bir kullanımı serbest yağlıboya resim yapıştırılıyor. Kitabınızı fazla keyifli yapmak ciddi bir pazarlama tehlikesi —altı bin küsür civarı kelimelik düzyazı kaleme almış olmama rağmen, içine yarım düzine karikatür, kapağına da komik bir resim koyduğum için edebi denemelerim genellikle Resimli Roman, ya da Mizah rafında yer buluyor.

 

sekil-c

Şekil c. Ulysses’i okumayı iple çekiyorum valla!

 

Burada kabahat iki önüne geçilemez eğilime ait, ikisini de inandırıcı bir yazıyla değiştirmek mümkün değil. Birincisi resimli kitap kapağının, aynı elle yapılmış film afişleri veya gazetede yayımlanan çizgi diziler gibi, sonunun gelmiş olduğu. Yazıtipi, stok fotoğraflar ve Photoshop, illüstrasyon sipariş etmekten daha ucuz. Kindle’ların ve e-reader’ların yükselişiyle, tüm bu söylenenlerin artık bir kıymeti yok; yakında kitap kapakları, aynı albüm kapaklarına olduğu gibi, ondan önce aynı albümlerin kendisinin, popüler şarkıların kitaplaştırılmış notalarının ve dans kartlarının* başına geldiği gibi konuyla ilgilenmeyen gençlere anlatmak zorunda kalacağınız eski zamana ait, antika bir şey olacak, ve bununla beraber metroda karşılaştığınız güzel birisiyle konuşma vesilelerinizden biri daha yok olmuş olacak.

 

(*Yazar burada 18. yüzyılda kadınların baloda dans edeceği erkeklerin sırasını not ettiği kartlardan bahsediyor (olmalı). — Ç.N.)

 

Bir diğer beni üzen gelişme de artık on üç yaşında olmamam ve bir daha da hiç olamayacak olmam. Meşhur bir laf vardır, “bilimkurgunun altın çağı on ikidir” diye. İlerleyen yaşım, eğitim ve pek çok iyi yazılmış, kolay unutulan edebi roman sayesinde herhangi bir sanat eserine aynı çocuksu merakla bakmam mümkün değil. İşin gerçeği, artık beni hayrete düşüren ve afallatan kitap kapaklarına ihtiyacım yok, çünkü çoğunlukla dostlarımın, yazar arkadaşlarımın ya da diğer kitapların tavsiye ettiği romanları okuyorum. Cormac McCarthy’nin bir sonraki romanını üzerinde bir çift sivri topuklu ayakkabı da olsa, elinde büyüteç tutan bir kedi de olsa, ya da beyaz bir alan üzerinde tek bir totemsi nesne de olsa alacağım. Yine de o duygulara hitap eden kapakların cazibesine arada sırada kapılmamın bir sakıncası olmazdı. Sonuçta karınızı olduğu gibi seviyor olsanız da, arada sırada seksi bir kıyafet giymesi sizi mutlu eder.

 

Resimli düz mantığa, ya da cıvıl cıvıl sansasyonalizme geri dönelim demiyorum —İyiliğin ve Kötülüğün Ötesinde’nin Frank Frazetta’nın yaptığı, Superman’in Tanrı’nın kafasında on emri kırdığı bir kapak resmine ihtiyacı yok. (Hem sansasyonalizmin modasının geçtiğini pek söyleyemeyiz —bugün “edebi” romanların kapaklarında rastladığınız o güzel yüzleri, model biçimliliğinde vücutları düşünün.) Ucuz romanların rengarenkliğinden ziyade sanatına özlem duyuyorum. Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında rastladığımız, elle yazılmış o canlı, dışavurumcu isimlerin yanında en iyi tasarlanmış yazıtipi bile steril, ve kurumsal duruyor.

 

sekil-d

Şekil d. Bahsettiğim şey bu. (Fark ettiyseniz kitap isimleri (Karanlığa Doğru Vals, Darağacımı Yükseğe Kur, Postacı Kapıyı İki Kere Çalar) de pek eskisi gibi değil artık.)

 

Elbette sanatın yeni biçimleriyle devam etmesine bazı muhteşem örnekler göstermek mümkün. James Salter’ın, All That Is romanının kapak resmi bir Rockwell Kent baskısı kadar şairane —yüzücü yukarı doğru uzattığı koluyla, etrafında oluşan dalgalanma bulutuyla adeta güneşe uzanan İkarus gibi. Phil Hale’in Joseph Conrad romanları için yaptığı resimler, gençliğimde beni tedirgin eden romanlar kadar karanlık ve esrarlı geliyor. Penguin Classics çizgi roman dünyasındaki bazı eski meslektaşlarıma bir dizi kapak sipariş etmişti —Tony Millionaire, Moby Dick için yaptığı kapakta, sanki romanda Spouter Han’da asılı, dumanın kararttığı resimden ilham almış gibi: beyaz balina, Pequod’un üzerinden atlıyor.

 

Ama bu saydıklarım silik, birbirinden farksız bir dizi arka planın önünde, aynı beyaz alanın üzerine yerleştirilmiş o tek nesne gibi göze çarpan istisnalar. Chip Kidd’in* yenilikçi dehası, kendisinde kabahat aranamayacak bir şekilde, seçtiği meslekte felaket bir etki alanı oluşturdu; çünkü tarzının yüzeysel öğelerinin imitasyonlarını yapmak kolay olsa da, özünü taklit etmek zor. Ona özgü görsel dil şimdi öyle her yere sinmiş ki, kaçamadığımız bir basmakalıp haline gelmiş. Sonucu olan samimiyetsiz minimalizm de bu yüzden —bembeyaz arka planlarla, gözü yoran renk şemalarla yorulmuş, resimler ve yazıtiplerinin tek öğe olduğu, şüpheli bir şekilde elinin değdiği anlaşılan tek insanın tasarımcının kendisi olduğu kapaklar. Bayağılık her çağda üstündür, ama bazı çağlarda diğerlerinden daha çok egemendir. Bazı şeyler her zaman kötü olsa da, bu durumun daha kötüye gitmediğini göstermez.

 

(*Kendisinin TED’de yaptığı bir konuşmayı şurada bulabilirsiniz. — Ç.N.)

 

Benim kapak tasarımımın işleyiş süreci —demokrasi dahil pek çok işleyiş süreci gibi— kimsenin bilinçli olarak seçmeyeceği, ama herkesin hiç değilse bitkinlikten razı olduğu razı olduğu bir ürün ortaya çıkardı. Nihayet, dekadan dönemlerde (biz içinde bulunduğumuza “postmodern diyoruz” pek çok sanatçının çizdiği yoldan gittim: çaldım —diğer bir deyişle uyarladım, veya gönderme yaptım. Hem ciltli, hem de ciltsiz edisyonda kapak resminde nüansı, inceliği, zamanlaması ve hayatı kaymış Sisifusumsu kahramanlarıyla sanatıma esin kaynağı olmuş Chuck Jones’a belli belirsiz göz kırptım. Arka kapak için parçalanmış bir kuyruklu piyano resmini taklit etmeye çalışırken, kenardan fırlayan tek bir piyano telinin tanıdık kıvrımında ne kadar eşsiz bir sanat olduğunu gördüğümde dudağım uçukladı. O gelişigüzel gibi görünen çizgiye yakından baktım ve inceledim, kaç defa taklit etmeye yeltendim, ama tek yaşadığım, kaslarımda ve sinir uçlarımda, bir ustanın eline yeniden saygıyla dolmak oldu. Zaten sonunda da üzerine bir fiyat etiketi yapıştırdılar.

 

§

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YJane Vonnegut, Kurt Vonnegut’u Nasıl Yazar Yaptı?
Jane Vonnegut, Kurt Vonnegut’u Nasıl Yazar Yaptı?

Kurt Vonnegut'un çocukluk aşkı, ilk eşi Jane Cox'a yazdığı mektuplar, Jane'in hem hayatına hem de yazarlığına ne denli etki ettiğini ortaya koyuyor.

SANAT

YAndrew Solomon: İntihar, Bir Yalnızlık Suçu
Andrew Solomon: İntihar, Bir Yalnızlık Suçu

Medya intihar haberlerini verirken neredeyse istisnasız olarak bir “gerekçe” sunar ve insanın kendisini yok etmesinin mantıksızlığına bir mantık göstermeye çalışır.

TARİH

YDemir Çağı Kadınları! Yaza Ovidius’la Işıldayarak Girin
Demir Çağı Kadınları! Yaza Ovidius’la Işıldayarak Girin

Genç kalmak için artık Jüpiter'e yalvarmanıza gerek yok! Ovidius'tan (MÖ 43 - MS 18) güzellik tavsiyeleri...

YAZI

YYaman Yalnızlık
Yaman Yalnızlık

“Kendi başıma yaşamayı öğrenemediğimi fark ettim. Öğrendiğim şey yol yordam oluşturmaktı; acım dinene kadar uzanmak, geçiştirmek, idare etmekti. Boğuluyor değildim, ama yüzmüyordum da. Kıyıdan çok uzakta sırt üstü suyun üzerine uzanmış, kurtarılmayı bekliyordum.”

Bir de bunlar var

Eski Kurt Poloniøus
18. Yüzyıldan bir Ayna Örtüsü
Lars von Trier’in 11 Yaşında Yaptığı Tavşanlı Animasyon: Kaosun Hüküm Süreceği Çarşambadan Belliydi

Send this to friend