Ölümünden neredeyse 20 sene sonra, Zeki Müren günümüzde ne anlama geliyor? Onun görsel ve işitsel remiksleri nasıl oluyor da hâlâ kültürel dünyamızda yer buluyor?

SANAT

Kolektif Dertlerimiz, Kolektif Değerlerimiz: Hattın Ucunda Zeki Müren’le Türkiye Tarihine Bir Bakış

Kişisel ve kolektif tarihimizi imleyen, kimileri belli belirsiz yahut kulaktan dolma kimileri ise capcanlı pek çok imge ve sesle çevriliyiz. Üzerimize yığılan imajlardan ziyade hep orada bir yerde duran ve zaman zaman kendini daha duyulur kılan görüntüler, nağmeler, gürültü, hışırtılar sözünü ettiğim. Bunlar arasında sesi de sözü de pek çoğumuzu çarpan, çarpmasa bile bir şekilde hayatımıza temas eden bir isim sözü getirdiğimse. İşte o, Zeki Müren. Şüphe yok ki, bir hanede, sohbette Zeki Müren ismi geçiyorsa bir değil binbir türlü Zeki Müren oluyor akıllarda hep. Zeki Müren’in muhtelif ben’lerinin getirdiği bir bereket bu kuşkusuz. Bu bereket altındaysa çok daha karmaşık bir ağ yatıyor durup düşününce. Her bir ben, farklı mecraları, türlü ilişkileri, konuşulduğu kadar sessiz kalınanları da düşünmeyi gerektiriyor beraberinde. Zeki Müren’i düşünürken yaşayıp gittiği dönemde ve daha sonrasında kendini nasıl var ettiğini, nasıl duyulduğunu ve bunların neyi açıp kapadığını da düşünesi geliyor insanın ister istemez.

 

Yönetmen ve kurgucu Beyza Boyacıoğlu da tam bunu yapıyor işte. Yıllardır emek üstüne emek, post-it üstüne post-it koyarak üzerinde çalıştığı Zeki Müren projesiyle Zeki Müren’i ve Türkiye tarihini bakıştırıyor, bir şarkının, bir kostümün, bir bakışın türlü ve tali yollara açılan manalarını yokluyor. Biz de projenin heyecanına kapılıp Boyacıoğlu ile interaktif bir web belgeseli olma yolundaki Zeki Müren Hattı’nı, bu hatta ses verenlerin Zeki Müren’e seslenirken nasıl kendileri ve Türkiye’nin hafızasını açtığını konuştuk.

 

Peki proje, tarihi aşındıran, sessiz kalsa dahi başkalık ihtimallerini hissettiren bir isme odaklanırken bu başkalıkların şimdi’deki tezahürlerini yakalayabilir mi? Bunun için hep birlikte projenin adımlarını takip edip ona destek olmamız gerekecek gibi. Bu esnada, hattın bir ucundan tutup projeye destek olmak isteyenler buradan 16 Kasım’da sonlanacak Kickstarter kampanyasının sayfasına uzanabilirler. 

 

Röportaj öncesi/esnası/sonrasında sanat güneşimize kulak vermek isteyenlerse 5harfliler’in hazırladığı “Uzaydan Gelen Prense Hürmetle” çalma listesine. 

 

 

Kickstarter kampanyasına destek olanlar için hattın ucunda bekleyen bazı ödüller.

 

 

Zeki Müren’le hemhâlliğiniz epeyce eskiye dayanıyor. Bundan bahseder misiniz önce?

 

Zeki Müren projesine 2015 senesinde Karşılaştırmalı Medya Çalışmaları yüksek lisans tezimin konusu olarak başlamıştım ama kendisine olan merakım çok daha eskiye gidiyor. Anneannem bir Zeki Müren hayranıydı. Beraber geçirdiğimiz cumartesi akşamları TRT’de Zeki Müren konserleri veya onun şarkılarının söylendiği Türk Sanat Müziği programları izlediğimizi hatırlıyorum. O zamanlar hiç yadırgamadan “anneannemin en sevdiği sanatçı” olarak bildiğim Zeki Müren’i büyüdükten sonra yeniden düşünmeye başladım. Nasıl oluyor da benim namazını, orucunu aksatmayan muhafazakâr anneannem Zeki Müren gibi sıradışı bir karakteri sorgusuz sualsiz kabul ediyordu? Bu ona has bir özellik de değildi, Türkiye’deki birçok kesimden insan için Zeki Müren’in farklı farklı manaları var. 

 

Yüksek lisans tezimin teorik kısmında da bu çok anlamlılığı medya üzerinden irdeledim. Zeki Müren’in radyo, sinema, gazino ve televizyon mecralarının her birinin kendine has olanaklarını kullanarak, nasıl çoğulcu bir yıldız imgesi yarattığını inceledim. Müren’in, onlarca seneye yayılan çok katmanlı “sahne” personasında, herkes kendine uygun gelen bir “Zeki Müren” bulabiliyordu. Bence bu kendi kendine olagelmiş bir durum değildi, Zeki Müren’in bilinçli tasarısıydı. Zeki Müren Hattı da tezimin uygulamalı proje ayağı olarak doğdu. Müren’in bu karmaşık kimliğini, sevenlerinin veya onunla ilgili söyleyecek lafı olan sokaktaki insanların perspektifinden anlamak istedim.

 

 

 

Telesekreter kayıtlarından oluşan Zeki Müren Hattı şimdi de interaktif bir web belgeseli olma yolunda. Duyular ve mecralar arasındaki bu geçiş, geçişkenlik ne ifade ediyor?

 

Evet, Zeki Müren Hattı’nı 2015 Haziran’ında basit bir telesekreter hattı olarak kurdum. Amacım, Zeki Müren lensini kullanarak bir nevi sözlü tarih çalışması yapmaktı. İnsanların Zeki Müren anıları ve anekdotları bize (Müren’in sanatçı olarak aktif olduğu) 1950 – 1996 yılları hakkında ne söyleyebilirdi? Ölümünden neredeyse 20 sene sonra, Zeki Müren günümüzde ne anlama geliyordu? Onun görsel ve işitsel remiksleri nasıl oluyor da hâlâ kültürel dünyamızda yer buluyordu?

 

İnteraktif bir web belgeseli olarak Zeki Müren Hattı‘na bir bakış.

 

Zeki Müren projesi üzerinde çalışırken kullandığım en önemli kaynaklardan biri Martin Stokes’un Aşk Cumhuriyeti kitabıydı. Kitabın Zeki Müren bölümü Susurluk kazasıyla biter. Hatırlarsanız, Zeki Müren Susurluk’tan sadece birkaç hafta sonra vefat etmişti. Stokes, Zeki Müren’in ölümünden sonraki resmi anlatının onu “ideal yurttaş” ilan etmesini, Susurluk’un yarattığı çaresizlik hissine karşı bir alternatif olarak yorumlar. Müren’i bir samimiyet, dürüstlük ve sıcaklık abidesi olarak kodlayan devlet ve medya, Cumhuriyet’in gaye edindiği değerlerin henüz tamamen kaybolmadığını halka Zeki Müren mitolojisiyle hatırlatmak ister. Bu okuma beni çok etkilemişti.

 

Şimdi 2021 senesindeyiz ve Susurluk’un üstünden ne badireler atlatıldı. Zeki Müren bugünün politik ikliminde nasıl bir ümit vadediyor? Zeki Müren Hattı’nı açarken aklımdaki sorulardan biri de buydu. Çünkü Gezi’den iptal edilen Onur yürüyüşlerine, cumhurbaşkanı seçimlerinden sosyal medya dalgalanmalarına, Zeki Müren’in imgesi tekrar tekrar politikleştirildi. Kendisi, bilinçli olarak politik bir figür olmaktan uzak durmasına rağmen. 

 

Zeki Müren Hattı’na gelen mesajlar benim bu sorularımı hem karşıladılar hem de beklentimin üzerine çıktılar. Hat açık kaldığı kısa süre içinde yüzlerce kişinin mesajını kaydetti. Bu mesajların bazısı Zeki Müren’i teğet geçerken insanların kendi dertlerini ve ülkeyle ilgili meselelerini anlatıyordu. Arayanların bir kısmı telefonun öbür ucunda Zeki Müren varmışçasına “Zeki Abi” diye hitap ediyordu. Telefon hattını kurarken 90’ların 900’lü hat furyasına bir gönderme olacağını düşünmüştüm ama fark etmeden kolektif dertleşme için mahrem bir alan yaratmışım. 

 

 

bg2.gif görüntüleniyor

 

 

2015 yazı sonunda elimde yüzlerce mesaj vardı, peki bunlarla ne yapabilirdim? O sırada araştırmacı olarak bulunduğum MIT’nin Open Documentary Lab’inde medya sanatçısı Jeff Soyk ile tanıştım. Kendisi interaktif hikaye anlatımı üzerine uzmanlaşıyordu ve daha önce Emmy ve Peabody ödüllü projeler üretmişti. Jeff’i mesajların samimiyeti çok etkiledi. O zamana kadar Zeki Müren’i duymamıştı ama projenin ortak yönetmeni olmayı kabul etti. Telefon hattının, birebir iletişimi kopyalayan formatını, dijital bir platforma nasıl uygularız diye baya kafa yorduk. Sadelik, mahremiyet, Zeki Müren’in izleyicisiyle kurduğu karşılıklı etkileşime dayalı ve samimi ilişki ve Müren’in Türkiye toplumuna açılan bir pencere olabilmesi aklımızdan çıkarmadığımız temalardı. 

 

Uzun lafın kısası, bu şekilde benim yazılı tezim bir telefon hattına, oradan da interaktif bir web belgeseline dönüştü.

 

Bir belgesele değil de interaktif bir web belgeseline yönelme nedenlerinizi paylaşır mısınız? 

 

Belgesel kurgucusu olarak her zaman aklımda bulundurduğum kural şudur: Kurgulamak için önüne getirilen ham materyal sana ne dikte ediyorsa önyargısız bir şekilde oradan yola çıkmalısın. Zeki Müren Hattı’na gönderilen mesajlar Zeki Müren veya Türkiye’ye dair, başı, ortası ve sonu olan çizgisel bir hikâye anlatmıyordu. Onun yerine ortada birçok ipucu ve ekmek kırıntısı vardı ve aslında formatın güzelliği de buydu. Jeff ile beraber bu parçalı anlatım fikrini benimseyip kucakladık. Zeki Müren’in hayat hikâyesini anlatmak veya bir kıssadan hisse sunmak gibi bir derdimiz yoktu. Bu projeyi deneyimlerken, (izleyici değil) kullanıcıdan açık fikirli olmasını ve projeyi kalıplara sokmaya çalışmamasını istiyoruz. Giriş tuşuna basın ve bu hikaye yaratım ortaklığının keyfini çıkarın diyoruz.

 

Telesekreterde biriken sonik arşiv Zeki Müren’in fotoğraf, defter, kostüm gibi malzemelerden oluşan kişisel arşivi ve kamusal alanda Zeki Müren’le ilgili biriken arşivle bir arada kullanılıyor projede. Bu arşivlerle ilişkilenirken mutfakta neler olup bittiğini öğrenebilir miyiz biraz da? Arşiv malzemeleri, özellikle de kullanılacak sesler nasıl seçildi, nasıl bir kurgu sürecinden geçildi? 

 

Bahsettiğim gibi kendi projelerim üzerinde çalışmadığım zamanlarda başka yönetmenlerin belgesellerini kurguluyorum. Kurgu çok sevdiğim bir süreç. Başlangıcı hep en sancılı zamanı oluyor; sonlara doğru ise süreç keyifleniyor. Bir uzun metraj belgesel en az 100 saatten oluşuyor. Öncelikle bu ham materyali oturup izliyorum. Sonrasında sahne sahne ele alarak 100 saati 50 saate, 50’yi 25’e, 25’i 12 saate… indiriyorum. Bu süreç, mermer bloğu oyarak heykel yaratmak gibi birşey. Materyal ancak aklımızın ve gözümüzün idrak edebileceği boyuta düşünce manalı bağlantılar ve sinematik söylemler yaratmaya başlayabiliyorsunuz. İşte o zaman işler çok eğlenceli oluyor; yapboz gibi sahnelerin yerlerini değiştiriyorsunuz, sembolik geçişler, ekstra katmanlar ortaya çıkarıyorsunuz… 

 

Zeki Müren Hattı ne kadar çizgisel bir belgesel olmasa da, aynı metodu onu kurgularken de kullandım. Öncelikle gelen yüzlerce mesaj arasından bir seçki hazırladım. Sonra bu mesajları temalar altında dosyaladım – çünkü bahsetmek istediğimiz konular arasında bir denge olmasını istiyorduk. Örneğin tüm mesajlar Zeki Müren’in radyo günlerinden bahsedemezdi. Sonrasında Jeff ile beraber elimizde olan Zeki Müren görsel arşivinden bir seçki hazırladık. Her mesaja en uygun görseli seçtik. Bir sonraki adım mesajların sıralamasıydı; her ne kadar projeyi çizgisel bir deneyim olarak kabul etmesek de mesajların hangi sıra ile ilerlediği, projeyi lineer bir şekilde deneyimlemek isteyecek kullanıcılar için bir mana oluşturacaktı.

 

Bu sıraladığım adımları tabii ki tek seferde uygulayıp sonuca ulaşamadık; tekrar tekrar başa döndük, beğenmeyip bozduk, arşivden yeni materyaller çıkardık…  Projenin kendisi gibi süreci de doğrusal bir şekilde ilerlemedi yani. 

 

Üç sene boyunca her sabah uyandığımda duvarımda gördüğüm şuydu: Seçilmiş Zeki Müren mesajlarının tek tek yazılı olduğu post-itler ve onlarla eşleştirilmiş görsellerden oluşan bir zaman çizelgesi. Çok şükür bu çizelgeyi bu sene duvarımdan indirebildim. Proje bittiği için değil taşındığım için; yoksa gönlüm elvermeyebilirdi.

 

Beyza Boyacıoğlu’nun projedeki yoldaşlarından evyapımı panodan bir detay.

 

İnteraktif belgesel formatının Zeki Müren’in performatif kişiliği ve izleyicisiyle kurduğu ilişkiyi model aldığından söz edebilir miyiz? 

 

Zeki Müren aktif olduğu yıllar arasında kullandığı her mecranın sınırlarını test ediyordu. İnternetin olmadığı bir çağda, adeta izleyicisiyle interaktif etkileşimler yaratmanın peşindeydi. Bunun birçok örneği var: Radyo yayınlarında “Gözünüz yolda, kulağınız bende olsun sevgili şoför kardeşlerim” diyerek o anda uzun yol gece sürücülüğü yapan kişilere birebir hitap ediyordu. Gazino sahnesini T şeklinde tasarlamıştı; bu şekilde seyircinin yanıbaşında eselerini icra ediyor, arada onlara laf atıp muhabbet ediyordu. Hatta bir rivayete göre gazino programına çıktığında ayak bileklerine parfüm sıkıyordu ki sahnede adımlarını atarken, bilekleri hizasındaki masalarda oturan izleyiciler iyice büyülensin! TRT programındaki yılbaşı mesajını ise çoğumuz hatırlarız: Kameraya doğru parmağını sallayarak evinde pijamasıyla oturan televizyon izleyicisine sesleniyor, “Haydi siz de gülün” diyordu. Bence bütün bu yenilikçi yaratıcı buluşların amacı izleyicisini sıradan bir kitle iletişim alıcısı olmaktan çıkarıp biricikleştirmek ve Zeki Müren tarafından değer verilmiş hissettirmekti. Bence bu zamanının ötesinde bir kitle iletişim tekniğiydi.

 

 

Zeki Müren Hattı’na gelen sesli mesajlarda da bu samimiyetin ve Zeki Müren tarafından duyulmak isteğinin yansımalarını gördük. Birebir (telefon) iletişim hissini ve mahremiyet estetiğini, interaktif projeye de yansıtmak istedik. Bu nedenle, Zeki Müren Hattı’nı toplu olarak, örneğin sinema perdesinde deneyimlenecek bir proje olarak kurgulamadık. Tam tersine, kullanıcının, cep telefonu aracılığıyla, Zeki Müren ve seslerle başbaşa kalabilmesini izledik. 

 

Telefonun ucundaki sesler Türkiye tarihinde belli eşiklere dokunuyor ya da onları işitilebilir kılıyor mu sizce? Hattın ucunda bir Zeki Müren var belki ama bir yandan da tüm bu seslerin kendi gündelikleri, gündemlerine kulak kabartmaya yöneltiyor proje bizleri. Tüm kayıtların 2015’te alınmış olması paylaşılanları, bunların içeriğini, duygusunu, politikliğini de etkiledi mi sizce? 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı aşması ve AKP’nin tek başına iktidar olamamasından 1 Kasım’da yeniden sandık başına götürülmemize; 20 Temmuz’da Suruç’ta gerçekleşen saldırıdan 10 Ekim’deki Ankara patlamasına; Özgecan Aslan cinayetinden Tahir Elçi suikastına yaşaması, duyması, hatırlaması güç bir yıl 2015. 

 

Telefon hattı 2015 Haziran’ında açıldı ve mesajların çoğu o yaz içerisinde toplandı. Bence o yazın haleti ruhiyesinin etkileri mesajlarda kesinlikle var. Bazı mesajlarda, o yaz yaşanan katliamların ve insanların genel olarak maruz kaldıkları haksızlıkların bahsi açık açık geçiyor. Bazı mesajlarda ise yaşanan toplumsal buhranı satır aralarında okuyabiliyorsunuz. Zeki Müren Hattı’nın o dönemin işitsel bir arşivi olduğunu düşünüyorum.

 

Yeniden Zeki Müren’e dönecek olursak, radyoda, gazinoda, Yeşilçam’da sürekli kendini yeniden kuran bir isim Zeki Müren, farklı mecralarda, hafızalarda çok farklı Zeki Müren imgeleri var. Bunlar birbirine nasıl konuşuyor? Gazino’daki Zeki Müren imgesi neleri içeriyor, neleri dışarıda bırakıyor ki Yeşilçam’daki imgesinden ayrışıyor mesela? Bu performansların ne kadarı kendisinin kontrolünde, ne kadarı devletin temayülleri, halkın beklentisi ve mecranın imkân ve sınırlarıyla müzakere halinde sizce?

 

Bence Zeki Müren’in dehası farklı mecraları kendisi için en faydalı şekilde kullanabilmesinde yatıyordu. 1950lerde bir Türk Sanat Müziği sanatçısı olarak radyoda belirdi. Bir devlet sanatçısıydı; öncelikle devleti arkasına aldı. Sonrasında oynadığı sinema filmlerinde duygusal, hassas, sanatçı ruhlu ve tabi ki heteroseksüel erkeği oynuyordu. Bu belki de özellikle erken dönem Cumhuriyet’in hayalini kurduğu modern Türk kadınının yanına yakışan ve klişe, maço jönlerden ayrışan yeni erkek modeliydi. Radyo konserleri, sinema filmleri ve plak satışlarıyla, Zeki Müren, Cumhuriyet’in altın çocuğu, beklenen ilk pop starı mertebesine ulaştı. Ancak bu mertebeye ulaştıktan sonra cesaretlenip daha sıradışı deneyler yapma iznini kendine verdi. Gazino, Müren’in cinsiyet normlarını iyice kırmaya başladığı ve zamanla adıyla eşdeğer sayılacak mecra oldu. Çünkü hem halka açık hem de izleyici sayısı limitli bir mekândı; gazinoyu hem açık hem kapalı bir kamusal alan olarak düşünüyorum. O nedenle, Zeki Müren’in görüntüsüyle ilgili en cesur çıkışları burada yapması hiç şaşırtıcı değil. Şayet aynı cesareti hiçbir zaman televizyonda göstermedi veya gazinodaki en şaşalı gösterilerinin video kaydı (bildiğimiz kadarıyla) mevcut değil. Sahnedeki son senelerini televizyonda geçirdi ama bu dönemde TRT’nin televizyon ve radyoda tekelini yitirmesi ve farklı müzik türlerinin ön plana çıkmasıyla herhalde kendini o mecraya hiçbir zaman tamamen ait hissetmedi. Televizyonda hepimizin yakından tanıdığı orta yaşlı, kuir adamdı ama bunun nasıl bir devrim olduğu hiçbir zaman irdelenmedi, Zeki Müren toplumun ortak sırrı gibiydi. 

 

 

 

Tüm bunları düşünürsek Zeki Müren’in politik olmadığını söylemek pek doğru değil belki de.

 

Bütün bu platformlara baktığımızda, Zeki Müren’in her zaman bir nabza göre şerbet verme uzmanı olduğunu söyleyebiliriz. Her mecranın hem şekilsel hem de politik potansiyelini çok iyi kavrayıp, ona göre mesajını ve kendi imajını şekillendirebiliyordu. Kitle iletişim mecralarındaki temsili üzerinde müthiş bir kontrolü vardı. Ama ilginçtir, kendisi bu kontrolü ölümüyle kaybettikten seneler sonra, imgesi politikleştirildi, zaman zaman bir direniş sembolüne bile dönüştürüldü.

 

Zeki Müren “Uzaydan Gelen Prens” kostümüyle.

 

 

Kayıtlarda dikkat celbi yaratan şeylerin başında muhataplık geliyor diyebiliriz belki de. Sizin de belirttiğiniz gibi kimileri doğrudan Zeki Müren’e sesleniyor, hisleri, dertlerini onunla paylaşıyor, kimileri ise projenin farkındalığıyla üçüncü tekilde bahsediyor Zeki Müren’den. Güzin ablalık da milli değerimiz apoleti de içkin Hattın ucundaki Zeki Müren tahayyülüne. Zeki Müren’le muhatap olurken onu unutuyor muyuz sizce? Zeki Müren’in bir mecraya, arayüze dönüşürken, kişilik olarak silindiğini düşünüyor musunuz?

 

Yine dönüp dolaşıp konu, 2021 (veya hattın açık olduğu 2015) senesinde halkın Zeki Müren’den ne umduğuna geliyor. Bu isim neden hâlâ hayatımızda büyük bir yer tutuyor? Yerine neden kimseyi koyamadık? Neden onun zamanına karşı büyük bir özlem ve nostalji var? Neden insanlar dertleşmek için kendilerini Zeki Müren’e yakın görüyorlar? Ben bu soruları soruyorum ama cevaplarının ucunu açık bırakmayı tercih ediyorum ki Zeki Müren Hattı mesajları kendileri adına konuşsun.

 

Bu projeyi yaratırken benim zaten merak ettiğim Zeki Müren’in kim olduğu değil, onun Türkiye’deki insanlar için ne ifade ettiğiydi. O yüzden Zeki Müren Hattı’ndaki sesler Müren’in kişiliğini bastırıyorsa, benim için hiç sorun değil. Bir popüler kültür ikonu olarak, Zeki Müren’in kolektif bilinçaltımızda yarattığı etkinin peşindeyim.

 

 

 

 

 

Tüm görseller Beyza Boyacıoğlu’nun arşivinden alınmıştır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBedenin Kuvvetleri, Maddenin Halleri
Bedenin Kuvvetleri, Maddenin Halleri

Soru sorma kapasitesinde bir beden Maddenin Halleri. Yıkıma, yıkma faaliyetine yöneltilen yaşama dair bir soru onunkisi: “Hastaneyi yaşayan bir canlı olarak nasıl görebiliriz?”

MEYDAN

Yzor’da olmak, zor’da kalmak anlamına gelmez her zaman için
zor’da olmak, zor’da kalmak anlamına gelmez her zaman için

Mücadeleyi mesken tutmaya olan ihtiyaç her şeyden fazla. Üniversitelere de öyle. Bir mücadele mekânı olarak üniversitelere. Uyumu değil uyumsuzluğu, kabulleri değil soruları, tektipleştirmeyi değil çoğulluğu ufkuna yerleştirecek üniversitelere.

SANAT

YYokların Seyrinde Bir Sergi
Yokların Seyrinde Bir Sergi

Kuşları anlatıcısı belleyen iki iş de, tarihin göze ilişmeyen gerçekliklerinden kimlerine dokunuyor anlatıcılarının zaman ve mekânı aşan tanıklığıyla.

TARİH

Y19. Yüzyıldan Günümüze Delilik: Fatih Artvinli ile söyleşi – 3. Bölüm
19. Yüzyıldan Günümüze Delilik: Fatih Artvinli ile söyleşi – 3. Bölüm

3. bölümde: 19. yüzyıl sonunda bimarhanelerde gündelik yaşam; "erkek hastalığı" paralizi jeneral, "kadın hastalığı" histeri ve diğer akıl hastalığı istatistikleri...

Bir de bunlar var

Cuma Şarkıları 10
Son Akşam Yemeği’nin İlk Kadın Ressamı: Plautilla Nelli
Cuma Şarkıları Voltran

Pin It on Pinterest