Grimes bütün dünyevi imtiyazları ve arzularıyla gözümüzün önünde bir insan olarak cisimleşirken...

KÜLTÜR

Tanısak sever miyiz?

Grimes 2012 yılında Visions albümüyle kitlesel üne kavuştuğunda, onu daha önce hiç dinlememiş, hatta yüzünü bile görmemiş birçok insan aslında ona çoktan aşinaydı. Zira aynı dönemde Instagram gibi platformlarda bulunan internet kullanıcılarının zaman tünellerinde Grimes’da cisimleşen, pembe, mavi, yeşil vb. rengarenk saçlı, punk/hippi karışımı kıyafetleri ve çizgi film makyajlarıyla Manga dergilerinden çıkmış gibi görünen kişilerin sayısında da bir yükseliş gözlemleniyordu. İnternetin hayatın her alanına yayıldığı bir dünyaya doğmuş, dört bir yerden dökülen dijital besinlerle beslenerek büyümüş bir neslin avatarlarıydı onlar. Grimes da bu internet neslinin bir ürünü olarak içine doğduğu bilgi kazanının dönüştürdüğü kişiyi, yeni bir tip özneyi temsil ediyordu: Aktif bir internet kullanıcısıydı, sosyal medya hesaplarını kendisi yönetiyordu, hatta bir Tumblr bloğu bile vardı ve düşündüğü her şeyi herhangi bir menajer ya da ikinci kişinin kontrol ya da filtresinden geçirmeden cömertçe dünyayla paylaşıyordu. Müzik sektöründe karşılaştığı cinsiyetçilikle ilgili hislerini, bir pop müzik makinesi/ikonu olma hayallerini, sosyalizme yakın olduğunu açık açık yazıyor, çok konuşuyor, çok fotoğraf paylaşıyor, çok  tweet atıyordu. İnternetle yakın ilişkide çoğu insanın da bizzat yaşadığı çelişkilere gark oluyor, ara ara yazdıklarını siliyor, ‘yanlış anlaşıldım, söylediklerim başka yerlere çekildi’ diye yakınıyor, bazı çevrimiçi tartışmalardan sonra hesabını kapatıyor, birkaç ay sonra geri dönüyordu. Bu arada kendisini antikapitalist, uzaylı, feminist ve siborg ilan ettiği dönemler oldu, bir yandan ana akıma alternatif indie dünyasının zirvesine ilerlerken bir yandan pop kraliçesi Rihanna’nın seslendirmesini hayal ettiği EDM/pop şarkıları da yazıyordu. Kafası karışıktı, çelişkileri çoktu, hırslı ve heyecanlıydı, dünyaya yeni düşmüş bir çocuk gibi meraklıydı, çok gevezeydi ve çok güzeldi. Herkes ona bayılıyordu.

 

 

Sonra dünyanın en zengin insanlarından, Mars’ı kolonize etme hayalleri kuran iş adamı Elon Musk’la birlikte olmaya başlamasıyla sevenlerine erörler verdirdi. Twitter bio’sundan ‘antikapitalist’i silmesiyle yüzleştirildiğinde ‘’Ben bir sosyalistim ama ekonomik açıdan değil. Serbest piyasa taraftarıyım. Ne diyebilirim ki, kapitalizmin bazı şeyleri çözebileceğine inanıyorum.’’ dedi. Yoksa Elon Musk ve Grimes çok da alakasız bir çift değiller miydi? 

 

Kendi tabiriyle bir post-internet çocuğu olarak çevrimiçi büyüyen Grimes’ın, içine doğduğu bu bilgi denizinde meraklı ve büyümek istemeyen bir çocuğun sınır tanımaz özgüveniyle ilerleyebilmesini mümkün kılan en önemli şeyin Kuzey Amerikalı, beyaz orta üst sınıf (savcı annesi ve sanat danışmanı babanın beş çocuğundan tek kız çocuk Grimes 10 sene profesyonel bale yaptıktan sonra müzik yapmaya karar veriyor) arka planı olduğunu söylemek mümkün. Globalizm, Bauman’ın dediği gibi hareket özgürlüğünün diğer her şey pahasına şiar edilmesiyse eğer, Grimes’ın sınır tanımayan hareketliliği onu küreselleşme çağının ideal bir öznesi yapar. Dünya, onun önünde uçsuz bucaksız bir ilhamlar bahçesi olarak uzanır, bir albümünde Frank Herbert’in Dune serisine odaklanabilir mesela, Dune’un oryantalist sembolizmini sahiplenebilir, video kliplerinde Uzak Doğu’yu fetişleştirebilir, istediği her kültürden istediği her detayı gönlünce ve kimseye sormadan oyununa katabilir.

 

Elbette bu hareket özgürlüğü bedavaya gelmez, uğruna feda edilmesi gereken şeyler vardır: Başka kültürler, tarihler, sınıflar ve başka hayatlar çünkü İnternet/bilgi çağı ya da dijital globalizm hayal edildiği gibi sınıf, coğrafya, ırk ve cinsiyetler arası hiyerarşi ve ezme/ezilme ilişkilerini yok etmez, tersine çoğu zaman bu farkların derinleşmesini sağlar. Görünürlüğün hem arttığı hem de artık görünür kalabilmek adına sürekli dönüşmek ve bu dönüşüm uğruna başkalarının üzerine çıkmayı normalleştirmek zorunda olan yeni bir model özne yaratır. Herkesin birer telefonu ve internet bağlantısı var diye bilgi herkese birden eşit dağılmaya başlamaz. Nitekim bilginin orada bir yerde herkesin kullanımı için var olmasının pek de önemi yoktur, asıl mesele hangi bilginin hangi bağlamlarda ve kimler tarafından kullanıldığında değerli/değersiz hale geldiğidir.

 

 

Grimes yaşıtı/çağdaşı birçok başka insanla aynı bilgi çağlayanı içine doğmuş olabilir ama o insanlarla aynı konumda durmadığı da kesindir. Onun pozisyonu, Aphex Twin, Tool, Beyoncé ve Justin Bieber gibi birbirinden çok farklı müzikal/kültürel geleneklerden gelen ve farklı hikayeler anlatan isimleri sorgusuz sualsiz aynı anda yalayıp yutmasını ve onları eşit birer ilham perisi olarak kullanmasına izin veren bir pozisyondur. Buna göre müzik ve başka kültürler, bağlamlarından ve tarihlerinden soyutlaştırılarak belirli ellerde salt estetik birer tılsım haline gelebilir. Grimes’ı bu bilgi çağlayanına halihazırda onu dünyanın merkezinde mimleyen bir noktadan bağlanmasının verdiği bu güven, bilgiye böylesi bir hoyrat erişimi de mümkün kılar. 

 

Grimes’ın sınır tanımayan, her istediği yere girme, her istediği şeyi bünyesine katma isteği, büyümeyi, sorumluluk almanın ve dünyayı bir nesne olarak görmeyi bırakmanın reddi olarak okunabilir. O canının çektiği ve önün gelen her şeyi mideye indirmek ister, diğer kültürleri ve kimlikleri kendini güçlendirmek için donanır. Bu sonsuz erişim ve serbest dolaşım talebinin arkasında beyaz bir özne olarak tüm bilgiye hakkı olduğuna dair o meşhur tarihsel inanç yatar: Batılı beyaz özne, keşfetmek/her şeyi bilmek için vardır. Ana akım sanat ortamında da çok karşılaşıldığı üzere sanatçı için bilginin içinde yeşerdiği kültür ile olan ilişkisinden ziyade, kendisiyle olan ilişkisi önemlidir ve bu hiç dinmeyen kültürel açlığı, sanatçı kişiyi ve sanatını ‘zenginleştirir’. Fakat bu zenginlikler de çoğu zaman başkalarının hak ve hikayeleri ihlal edilerek temellük edilmiş, düzleştirilmiş ‘farklılıkların’ istiflenmesi ile oluşur. Böylesi bir zenginlik elbette ancak Batılı yani özne-nesne odaklı bir mesafeyi kurup koruyarak mümkündür ve zenginlik kavramını, tıpkı multi-kulti kavramını sevdiği gibi, seven neoliberal popüler kültür içinde Grimes bu yüzden en/çok orijinal olarak yüceltilebilir. 

 

Ancak Grimes’ın yeni ve kendinden farklı olana dair açlığının arkasındaki istenç devrimci bir güç istenci değil, bir iktidar istenci olarak kendini gösterir. Grimes dünyayı değiştirmek istemez çünkü dünyanın tadını çıkarması için dünyanın değişmesine gerek yoktur, dünya bu haliyle zaten onun emrine amadedir. Örneğin son albümünde yaptığı gibi, iklim krizinin sebep olacağı bir felaket ihtimalinde bile eğlenebilmeyi hayal edebilir çünkü felaketlerin kendisini şu ana kadar hep teğet geçtiğini, gelecekte de teğet geçeceğini bilir. Deyim yerindeyse krizi fırsata çevirir. Bilginin mekan ve zamanla olan ilişkisini reddeden bu açlık, onu zapt etmeyi kendinde hak gören bir açlık olarak vuku bulur. Olan biten birbiriyle ilişkiselliğinden koparılır, bağlamından sökülüp ütopik/distopik bir hikayenin konusu olarak yeniden diriltilir. Grimes’ın özgürlüğü kendini evrensel addeden bir öznenin özgürlük anlayışıdır; gözlerini üzerine diktiği bilginin nereden geldiği, dünyayla olan ilişkisiyle değil, serbestliğiyle ilgilenir. Grimes büyüdüğünü ve sınırların varlığını kabul etmek istemez. Örneğin yine son albümü Miss Antrophocene’de yer alan We Appreciate Power (İktidarı takdir ediyoruz) isimli, olası bir Yapay Zeka diktasını alkışlayan şarkısını Kuzey Koreli, devlet destekli bir propaganda grubu olan Moranbong’un perspektifinden yazdığını açıkça söyleyebilir. Grimes’ın altını doldurmadan basitçe whitewash ettiği bu ‘ilhamları’ keyfine göre üretimine malzeme etmesine gelen eleştirileri ‘ben sanat yapmak istiyorum’ diyerek karşılamasında da, apolitikliğin, kendini dünyanın merkezinde görmenin ‘ifade özgürlüğüne saygı!’ diye bağıran izlerine rastlanabilir. Grimes’ın teknoloji karşısında yaşadığı çocuksu yani öncesiz, kültürsüz, a-tarihsel heyecanının ve teknolojiye tereddütsüz kucak açmasının arkasında süper zengin şirketlerin, devletlerin ve erkeklerin ellerinde bu teknolojinin alabileceği baskıcı hallerden pek de etkilenmeyecek olması gerçeği de kendini açık eder.

 

 

Grimes’ı belki de her yerde olmak isteyişimizin, ölüm korkumuzun, gençlik fetişimizin bir nesnesi olarak sevdik; şarkıları, görünüşü, hikayeleri bizi hiç sahip olmadığımız güzel günlere, zamanlara götürüyor, şu anın korkunçluğundan kurtarıyordu. Onun kendine hak gördüğü doymak bilmeyen ve ne kadar çok yerse yesin kilo aldırmayan iştahı, Musk’la ilişkisi başlamadan evvel hayran olunacak bir karakter özelliği, vizyonluluk, entelektüel zenginlik hatta dahilik olarak değerlendirilebilirken, Musk’la birlikte Grimes’ın da bu gezegende yaşadığı, sınır tanımadan bünyesine kattıklarının bu gezegenin nimetleri olduğu, yaşadığımız tarihsel ve politik mekanla olan bağları birdenbire görünür oldu. Ütopik coğrafyaların cazip çizgi roman karakterinin aslında beyaz, Batılı ve çokça ayrıcalıklı biri olduğunu fark ettik. Grimes bütün dünyevi imtiyazları ve arzularıyla gözümüzün önünde bir insan olarak cisimleşti. Grimes öyleymiş gibi davranmasına rağmen, hiç de saf bir çocuk ya da gaipten seslenen bir peri değil, yani Musk’ın onu tavlayıp kandırdığı, bir gün aklının başına geleceği fantezisi failliğine hakaret olur. Her şey gibi müziğin de ideolojiler üstü olmadığını görme sorumluluğumuzu ve gözlerimize teslim ettiğimiz tahlil ve tenkit yetkisini kulaklarımıza da vermeyi düşünmeliyiz belki de. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YElektronik Müzikte Feminen Çatlaklar – 2. Bölüm
Elektronik Müzikte Feminen Çatlaklar – 2. Bölüm

Elektronik müzik tarihinde de nerede ismi parlatılan bir beyaz adam varsa arkasında görünmez ve duyulmaz kılınmış, anonim bırakılmış, beyaz erkek olmayanların yüklü tarihi var. Bizim de onları dinlemeye ihtiyacımız. Politik kulaklarla. 

KÜLTÜR

YElektronik Müzikte Feminen Çatlaklar – 1. Bölüm
Elektronik Müzikte Feminen Çatlaklar – 1. Bölüm

Elektronik müziğin tutucu ve militarist köklerinden kurtulmasında kadınların ve kadınsılık ile özdeşleştirilen popüler kültürün oynadığı rol büyük.

KÜLTÜR

YAmbient Üzerine: Dinlediğimiz Kimin Hikâyesi?
Ambient Üzerine: Dinlediğimiz Kimin Hikâyesi?

Bu dünyadan çıkan sesler iktidar ilişkilerinden azade olamaz, bilakis bu ilişkilerle yoğrulurlar. 

ECİNNİLİK

YKüllerinden Doğmayan Kadınlar: Ya Bizi Öldürmeyen Şey, Güçlendirmiyorsa?
Küllerinden Doğmayan Kadınlar: Ya Bizi Öldürmeyen Şey, Güçlendirmiyorsa?

Popüler kültürün son zamanlarda en sevdiği hikayeler, başına gelen bir felaket sonrası hızlı bir şekilde toparlanıp hayata devam ederek kaderini yenen ezilmişlerin hikayeleri.

Bir de bunlar var

Kağnı Hızında
“Ben de sünnet oldum, korkma”
Farklı Kaydet, Casim

Pin It on Pinterest