Valadon’un eserleri kadın arzusu ve kendi bedenini deneyimleme gibi günümüzde de hâlâ tartışılan temaları ele alması bakımından çığır açıcıdır.

SANAT

Modelden Usta Ressama: Suzanne Valadon

“Çok büyük ustalarım oldu. Öğretilerinin en iyi taraflarını aldım. Kendimi buldum, kendimi yarattım ve ne söylemek istiyorsam onu söyledim”. 
Suzanne Valadon (1865-1938)

 

Bugünlerde Philadelphia’daki ünlü sanat galerisi Barnes Foundation’da 26 Eylül 2021-9 Ocak 2022 tarihleri arasında Suzanne Valadon Model, Ressam ve Asi isimli bir sergi var. Serginin küratörü Nancy Ireson’a göre, Suzanne Valadon bildiğimizi sandığımız bir kitabın keşfedilmemiş bir bölümü gibi. Toulouse-Lautrec, Renoir gibi 1920 ve 1930’ların ressamlarını tanıyorsanız Suzanne Valadon da bu hikâyenin kesinlikle bir parçası. Sergi 2022 yılında Kopenhag’daki Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi’ne de uğrayacak. 

 

Evlenmemiş hizmetçi bir kadının kızı olarak 1865’te dünyaya gelen Marie-Clémentine Valadon Paris’te dönemin bohem semti Montmartre’da büyür. Annesi onu Katolik okuluna verse de okula gitmek yerine parklarda resim yapanları gözlemler ve on iki yaşında okulu bırakır. Belle époque’un bu simgesel karakteri, geçtiğimiz yüzyılın pitoresk Montmartre’ında geleceğin Suzanne Valadon’u olacak küçük Marie-Clémentine ne zaman ve ne olursa olsun her yerde çizmeye başlar.

 

İşçi bir aileden gelen Suzanne Valadon sanatçıların uğrak yeri kafelerde garsonluk yapar, dönemin ünlü Fernando Sirki’nde trapezcilik de dahil farklı işlerde çalışır, 1880-1893 arası Puvis de Chavannes, Renoir ve Toulouse-Lautrec gibi ünlü ressamların modelliğini yapar. Renoir’ın ünlü Bougival’de Dans adlı tablosundaki dans eden kadındır. Modelliğin neredeyse seks işçiliğiyle bir tutulduğu bir dönemde içindeki resim yapma tutkusu, gözlem yeteneği ve durmadan çizim çalışmasıyla kendi kendini yetiştirir ve tablonun öte tarafına geçmeyi bilir. 

 

 

Renoir, Bougival’de Dans.

 

Valadon annesi ve oğluyla yaşadığı tek odalı evde durmaksızın resim yapar. Oturdukları binanın dördüncü katında stüdyosu olan Toulouse-Lautrec, Valadon’un çizdiklerini önemser ve onun birçok portresini yapar, sevgili olurlar. Resimlerini Degas’ya göstermesini öneren de yine Lautrec’dir. O dönemde ortaya çıkan deneysel genç ressamların değerini bilen Degas, Montmartre ressamları arasında saygı duyulan bir ressamdır. Valadon, Degas ile tanışmasının ardından çizim, kontür ve gravür teknikleri konusunda çok şey öğrenir. Degas’ya modellik yapmaz fakat onun atölyesinde bir çırak gibi gravür üzerine çalışır. Bu ustadan mümkün olduğunca yararlanmak ister. Degas ile çalışması sayesinde eserleri başka sanatçılar tarafından da tanınır ve kabul edilir. 1890’dan 1917’ye, Degas’nın ölümüne dek mektuplaşırlar. O yıllarda Paris’e yerleşmiş Amerikalı empresyonist kadın ressam Mary Cassatt ve empresyonizm akımının tek kurucu kadın üyesi olan Berthe Morisot Valadon’un resimlerini satın alır. Her ikisi de Valadon’un resimlerini kendi açtıkları sergilerde sergilemesini teklif eder. Degas da yirmi iki yaşındaki Suzanne’ın resimlerinden övgüyle bahseder ve yirmi altı resmini satın alır. Resimde duyguya ve devinime önem verdiği için Suzanne’a “sen de bizden birisindiyecektir. Valadon bu dönemde Gauguin’in de dahil olduğu Pont-Aven resim ekolünün tekniğinden de etkilenir. Onlardan formu sadeleştirmeyi ve renkleri cesurca kullanmayı öğrenir.

 

Valadon model olarak çalışırken de sadece güzelliğiyle ilgi çeken bir figürden ibaret değildi,  ressamın yarattığı karaktere nasıl bürüneceğini de, işinin performatif tarafını da incelikle kavramıştı. Gözlem gücü ve ressamlardan öğrendikleriyle modellik anlarını kendisi için adeta bir eğitime dönüştürmeyi bilmiş ve bunları eserlerine de yansıtmıştı.

 

Valadon, yaşamın farklı evrelerinde değişen kadın bedenlerini dikkatle gözlemlemiş, ergen genç kız bedenini resmettiği saçını tarayan kız, küvetten çıkan kız gibi çizimlerinde günlük yaşamdan jestlerle modellerini hareket halinde ya da beklenmedik, şaşırtıcı ortamlarda resmetmişti. Örneğin, Marie Coca et sa fille Gilberte adlı tablosunda karakterler birbiriyle ilgisizdir. Valadon’un resminde canlı renkler, koyu tonda kontürler, belirgin fırça darbeleri hâkimdir ve dekor olarak örtü, perde gibi tekstil malzemelerini sıkça kullanır.   

 

Marie Coca et sa fille Gilberte

 

Baskı ve yağlı boya tekniklerini de kullanan Valadon’un nüleri ise insan bedenini idealize etmeden yapılan samimi tasvirlerdi. Döneminin sanat eleştirmenleri onun nülerinde yoğunluk ve derinliğin hissedildiğini yazar. Resmettiği gerçekçi ve güçlü karakterdeki kadınlar rengârenk objelerin arasında oturur, ayakta veya uzanır vaziyette alışılmadık pozisyonlarda durur. Seçtiği konular bakımından tabulara meydan okuyan Suzanne, nü çalışmalarıyla döneminin kadın ressamlarından ayrılır. Örneğin varlıklı ailelerden gelen Berthe Morisot ve Mary Cassatt güzel giysiler içinde bakımlı kadınları resimlerine yansıtırken Valadon nü ve natürmorta yönelir. 

 

Valadon’un kariyerinin zirvesindeyken yaptığı en ünlü tablolarından biri olan La Chambre Bleue’de rahat giysiler içinde, ağzında sigarasıyla uzanan bir kadın görürüz. Model tabloya bakmaz, yüzü ressamdan başka yöne dönüktür. Aldırmaz tavırlı kadının ayakları altında kitaplar vardır, buradan okuyan, bağımsız bir kadın olduğunu anlarız. Bu tablo dönemin kadın model algısını sarsar şüphesiz. Kadın modellerin erkek izleyiciye doğrudan, davetkâr, alışılagelen bakışını kırmak ister Valadon. Kadın portreleri ve nüleriyle kadınlığa dair başka bir vizyon yaratmaktır amacı. 

 

La Chambre Bleue

 

Valadon genelde erkek ressamların hep yaptığı bir şeyi, arzu nesnesini resmetmeyi de ister, bu ise kendisinden yirmi beş yaş küçük sevgilisi André Utter’dir. Erkek balıkçıları çıplak resmettiği Le Lancement du filet adlı tablosunda Utter’i model olarak kullanmaktan çekinmez. Adam et Eve tablosunda yine gelenekleri yıkar ve arzu ettiği erkekle resmeder kendini. Valadon hiçbir resim ekolüne bağlı hissetmediği için özgürdür belki de.

 

Le Lancement du filet

 

Suzanne Valadon’un  özellikle son dönem otoportrelerinde yaşlanmaya karşı tutumunun da dönemi için radikal olduğunu görüyoruz, zira 1931’de altmış yaşlarına ulaştığında kendi bedenini çıplak resmederken yaşlılık izlerini saklamaz. Autoportait aux seins nus adlı tablosunda çökük yüz hatlarıyla kendini yaşlı ama vakur bir kadın olarak üst bedeni çıplak ve bir kolyeyle resmeder, eski çalışmalarına göre daha nötr tonlara ağırlık verir. Yine tatlı ve sevimli görünmenin reddi ve değişen bedenin cesur bir temsili söz konusudur. Resmettiği kadınlar arasında Mauricia Coquiot tablosundaki kadının dudaklarının üzerinde tüyleri de resmetmesi kadını olduğu gibi göstermek istemesindendir yine, izleyiciye iyi görünmeye çalışmaz. 

 

Mauricia Coquiot

 

1920’lerde sanatının doruğuna erişen Valadon yaşamının son on yılındaysa New York, Prag, Chicago ve Berlin gibi dünyanın birçok şehrinde sergilere katılmıştı. 1928 yılında Alman sanat dergisi Deutsche Kunst und Dekoration’da kendisi hakkında yayımlanan önemli bir makaleyle de Société des Femmes Artistes Modernes’e dahil olur. 1938 yılında Paris’teki Galerie Bernier’de övgüler alan son retrospektif sergisi açılır. Valadon’un eserleri sanat eleştirmenlerinin ve koleksiyonerlerin hayranlığını çekerken 1921’den ölümüne dek muazzam bir ilgi görür. 

 

Yaşarken bu denli takdir gören Valadon’un adının öldükten sonra anılmaz olması döneminin sanat tarihçileri ve eleştirmenlerinin onu sergilere ve kitaplara dahil etmeme konusundaki kişisel tercihlerindendir. Suzanne Valadon gibi kadın ressamları görmezden gelen dönemin egemen sanat tarihi anlatısının baskın söylemi kadın yaratıcılığını görmek istemez. Bu durum, 1970’lere kadar, Linda Nochlin gibi feminist sanat tarihçilerinin kadın sanatçılara ilgisine ve onların sanatta görünmezliğini sorgulamalarına dek sürer.

 

Valadon’un eserleri kadın arzusu ve kendi bedenini deneyimleme gibi günümüzde de hâlâ tartışılan temaları ele alması bakımından çığır açıcıdır. 1884’te Salon de la Société Nationale des Beaux-Arts’da eserleri sergilenen ilk otodidakt kadın ressam olan Valadon, toplumun beklentilerini yıkan sanatı ve yaşamıyla bugün de ilham vermeye devam ediyor kuşkusuz, bakmasını bilenlere. 

 

 

Kaynakça

 

Ann Sutherland Harris, Linda Nochlin, Femmes Peintres, 1550-1950. Editions des femmes, Paris, 1981.

Jeanne Champion, Gerçeğin Peşinde, çev. Gülnar Önay, Afa Yay.,1995.

Linda Nochlin, Kadınlar, Sanat ve İktidar, çev. Süreyyya Evren, YKY, 2020.

Art History Series | Through the Eyes of the Artist: Suzanne Valadon

https://www.washingtonpost.com/entertainment/museums/suzanne-valadon-exhibition-barnes/2021/10/14/8d796fd6-2b8f-11ec-baf4-d7a4e075eb90_story.html

(Paris’teki Montmartre Müzesi’nin bir parçası olan Suzanne Valadon’un yaşadığı stüdyonun panoramik video görüntüsü). 

Philip Kennicott. Suzanne Valadon modeled for some of the world’s greatest artists. Then she became one. The Washington Post. 

 

 

Kapak görseli: Suzanne Valladon Cortot Sokağı, Paris’teki atölyesinde, 1926. ©Bettman/Corbis / Nuvo Magazine.

 

 

Bir de bunlar var

Dick Dale
Martine Franck, Fotoğrafçı – Kimin Karısı Olduğu Mühim Değil
5Harfli Hip-Hop

Pin It on Pinterest