Hayat Bilgisi'nin ortaklarından Esra Aliçavuşoğlu, Zeynep Ögel ve Esra Özdoğan'la röportaj yaptım, insanın gitmeyi hiç bırakmak istemeyeceği okul nasıl olur, onu konuştuk.

YAZI

Hayat Bilgisi: “Okul Gibi Olmayan Bir Okul Değil”

Asmalımescit’te Hayat Bilgisi adında bir yer var bir süredir, öğrenmeye hep devam etmek isteyen, merakı hiç bitmeyenler için. Gidiyorsunuz, haftalık dersler ve seminerler halinde fotoğraf ve sahne sanatlarından yayıncılığa, yaratıcı yazarlıktan tarih ve siyasete, kitap tasarımından sihirbazlığa (evet!) bir çok alanda işinin ehli insanlardan çok kıymetli bilgiler öğreniyorsunuz. Hayat Bilgisi’nin ortaklarından Esra Aliçavuşoğlu, Zeynep Ögel ve Esra Özdoğan’la röportaj yaptım, insanın mezun olmak istemeyeceği okul nasıl olur, onu konuştuk.

 

Çağla: Nasıl bir araya geldiniz, bu işe ne zaman başladınız?

 

Zeynep Ögel: Biz zaten eski arkadaşız, hep bir aradaydık!

 

Esra Aliçavuşoğlu: Bu iş için bir araya gelmedik ama Hayat Bilgisi’nin çıkışı 2013 başına dayanıyor. Aslında çok spontan gelişti.

 

Esra Özdoğan: Esra zaten sanat dersleri veriyordu, Cem yazarlık dersleri veriyordu başka yerlerde. Biz neden kendi yerimizde yapmayalım bunu diye düşündük.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Biraz da çeşitlendirelim dedik tabii ki… Ama tabii hepimiz uzun yıllardır hem iş yapıyoruz, hem tanışıyoruz. Gerek ders vererek, organize ederek, gerek yayıncılık, editörlük, müzecilik gibi alanlarda işin hemen hemen her aşamasında çalışıyoruz. Bizim en iyi bildiğimiz iş bu. En iyi bildiğimiz işi kendi adımıza yapmak istedik, farklı bir şekilde olsun dedik.

 

Esra Özdoğan: Başkasına çalışmayalım dedik.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Program yapma ve çeşitlendirme, profesyonel mesai isteyen bir durum. Benim ve Cem’in verdiği dersler yola çıkışın sadece bazını oluşturdu. Model olarak The New School’la benzer düşüncelerle yola çıktık, yepyeni bir şey olsun istedik. Ciddi biçimde sıkıştırılmış derslerle ilerliyoruz. Çalıştığımız isimler de sağ olsunlar bizi kırmadılar, o şekilde son halimizi aldık. Sonra programları farklı alanlardan nasıl çeşitlendirebiliriz diye odaklandık.

 

Zeynep Ögel: Biraz şu da olsun, bunu da ihmal etmeyelim dedik hep.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Sanat derslerinin verildiği farklı yerler, oluşumlar, kurumlar var, Cem Akaş’ın yaratıcı yazarlık derslerini verdiği yerler de. Ama bunu daha çok yetişkinler için okul gibi tasarlayan, skalasını büyük tutan, yelpazesini genişleten çok odaklı bir yer yok aslında. Biz buradan yola çıktık.

 

Zeynep Ögel: Umarım başarabildik bu Esra’nın sözünü ettiği şeyi, diğer yerlerden gerçekten farklı olduğunu ümit ederim.

 

Çağla: Hayat Bilgisi’ni düşünürken normal, bildiğimiz okulla arasındaki fark geldi benim aklıma hemen, o aradaki mecburiyet ve istek farkını düşündüm. İnsanın mecburiyetten ve sadece diploma almak için değil de, gerçekten istediği için yepyeni ve farklı bir şeyi öğrenmesi… Bu sizce sınıflardaki atmosferi etkiliyor mu, nasıl etkiliyor?

 

Esra Aliçavuşoğlu: Kesinlikle. Aslında yetişkin eğitimi olduğu için sonuçta bu… Ben üniversitede de eğitmenlik yapıyorum, oradaki profil daha zorunluluk bazlı doğal olarak. Yirmi ile otuz yaş arası genel olarak öğrenci profili. Oradaki derse girme, derslerden bir şey alma kaygısıyla, Hayat Bilgisi’ndeki arasında çok fark var. Buradaki herkes çok büyük bir istekle yaklaşıyor, ara dahi vermeden eğitmenlerden o bilgiyi almak istiyorlar.

 

Esra Özdoğan: Bazı dersler belirlenmiş saatlerinden çok uzayabiliyor, gece on buçuklarda bitiyor bazen herkes kendini kaptırmış olduğu için. Bursa’dan gelen var mesela derslere. Geçen haftalarda da çok genç bir kadın geldi, “Babamı ikna edebilirsem mutlaka geleceğim” dedi.

 

Zeynep Ögel: Bir de tabii bizim okulda öğrendiklerimiz öyle çok da günlük hayatımıza değmiyor. Burada profesyoneller ders verdiği için öyle bir faydası, artısı da var. Gerçek hayattan, bazen uygulamalarla örneklerle çeşitlenen bir programımız var. Hiç soyut olmayan biçimde işleniyor her şey.

 

Çağla: Ödev veriyor musunuz?

 

Esra Aliçavuşoğlu: Cem veriyor mesela. Ben film öneriyorum. Bu haftasonu dışarıda dersimiz olacak, Sanat Tarihi’nin içinde İstanbul’a bakacağız. Zeynep Ögel’in dediği aslında çok önemli, okulda öğrenemeyeceğiniz şeyler var burada. Nuri Bey (?) gibi, veya Bülent Erkmen gibi alanının duayenleri var. Kendini yetiştirmek isteyenler için bulunmaz fırsat. Sınıfın atmosferi de çok etkili oluyor bu hocanın verdiği ödev ya da öneride.

 

Çağla: Ne uzunlukta programlar?

 

Zeynep Ögel: 8 hafta, 4 hafta var.

 

Çağla: Kendi resmi eğitiminizin nasıl etkisi oldu bu programları şekillendirirken?

 

Zeynep Ögel: Okulda gördüklerimiz ve gerçek hayatta gördüklerimizin hiçbir alakası yok çoğu zaman. Daha hayata dönük olmasını istedik.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Bir yandan her sekiz haftada bir değişiyor da okulun atmosferi, çok dinamik kalıyor. Duayenlerden bahsettik, bir de, üniversitede göremeyeceğiniz kadar yeni oluşumlara, yeni edinimlere ait olan genç hocalar da var. O türden bir karşılığı da yoktur üniversitenin. Can Sertoğlu, Özalp Birol hem genç beyinler, hem de yeniyi takip açısından çok önemliler. Kemikleşmiş bir ders programından ziyade…

 

Çağla: Kategorileri daha da genişletmek istiyor musunuz bir noktada?

 

Esra Özdoğan: Mesela kitap derslerine bir tane daha eklendi bu dönem. Kitap Tasarımı: Eskizden Matbaaya, o yeni mesela.

 

Zeynep Ögel: Hem var olanları genişletmek, hem yeni şeyler eklemek istiyoruz.

 

Çağla: Kitap tasarımı çok iyi olmuş, tam bir kanayan yara olduğu için…

 

Esra Aliçavuşoğlu: Böyle bir ders okullarda yok mesela.

 

Zeynep Ögel: Kitap tasarımının kanayan yara olduğunu çok az insan düşündüğü için…

 

Esra Özdoğan: Kitap, Sanat, İletişim, Tarih ve Siyaset, Yönetim, Fotoğraf ve Sahne Sanatları şu an sınıflarımız. Bir de tabii seminerler var. Onlar ücretsiz. Bülent Erkmen bir tane yaptı, Ruşen Çakır yapacak şimdi bir tane Erdoğan ve Gülen savaşının İslami hareket üzerine etkileri konusunda. Mesela Bülent Erkmen’inki harikaydı, böyle şeyleri de sık yapan biri olmadığı için daha da özel oldu.

 

Çağla: Daha genç insanlar gelsin ister misiniz, mesela okul yaşındakiler de?

 

Esra Aliçavuşoğlu: Mesela bizim hedeflediğimizden daha genç bir kitle var bu dönemde, çok harika oldu bu. Okulun beklentisini karşılamadığı gençler de geliyor.

 

Esra Özdoğan: Çok yardımcı olmaya çalışıyoruz öğrenmek isteyene. Öğrenci indirimimiz var, ikinci defa gelirse de ek indirimimiz var.

 

Zeynep Ögel: Danışmanlık işimiz var bir de bu programlar dışında, o başka hiçbir yerde yok ve ilk. Bir muadili de yok.

 

Çağla: Roman danışmanlığını soracaktım ben de şimdi. O nasıl işliyor? Birine kurgu yazını öğretmek o kadar zor bir şey ki…

 

Zeynep Ögel: Tez danışmanlığı gibi, koçluk gibi. Tam kurgu göstermek değil de, yol göstermek diyelim.

 

Çağla: Belki eldeki çalışmanın tamamlanmasını sağlamaya da yarıyordur, öyle teslim baskısı benim iş yapmama ve bitirmeme çok yardımcı oluyor çünkü.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Hepimiz zaman zaman ihtiyaç duyuyoruz. Ben bir şey yazdığım zaman, makale vesaire, başka birinin ikinci göz olarak okuması çok önemli. Editörlük gibi aslında ama, bunu normalde bulabileceğimiz bir durum olmuyor. Editörlük de genelde gerçek anlamıyla çok hakkı verilerek yapılan bir iş değil. Onu normalde sadece bir yayınevinden alabilecekken böyle bir fırsat da sunuyoruz.

 

Zeynep Ögel: Yayınevi ancak beğenmişse yol gösterir bir de tabii ki…

 

Esra Aliçavuşoğlu: Evet beğenmemişse uğraşmaz. En büyük farkı o açıdan.

 

Çağla: Şimdi onu soracaktım, eldeki çalışmanın yayınlanabilirliğine dair bir şey söylüyor musunuz?

 

Esra Aliçavuşoğlu: Buna benzer bir sonuca gidecektir tabii ki bir noktasında o işbirliğinin.

 

Zeynep Ögel: “Sen bu yoldan gitme, başka bir yol çizelim sana” da denir belki, roman değil de öykü veya başka bir form…

 

Esra Aliçavuşoğlu: Tabii beğenmemenin ve bunu belirtmenin de çok büyük faydası var.

 

Çağla: Bence de. Fikrine güvendiğiniz birinin eksiklerini dürüstlükle söylemesi çok önemli bir şey.

 

Zeynep Ögel: İlber Ortaylı’nın internet meme’i gibi “Sen böyle bir yere varamazsın cahil, bırak bunu” kadar sert olmayız tabii ki… Danışarak yazar olunmaz ama bayağı yol alınır sonuç olarak.

 

Çağla: Kütüphane danışmanlığını kim yapıyor, nasıl oluyor o?

 

Esra Özdoğan: Cem yapıyor onu, ama sadece kurgu için değil tabii o. Mesela biri sanat kütüphanesi istiyorsa, Esra yardımcı oluyor. Ya da çok çok özel bir kütüphane istiyordur, o zaman işin uzmanı akademik biriyle kontak kuruyoruz. Belli bir alanda kütüphanesini başlatmak ya da genişletmek isteyen birini bir uzmanla bir araya getiriyoruz…

 

Çağla: Süreli bir şey mi bu?

 

Zeynep Ögel: Birebir olduğu için o tamamen kişiye bağlı. Mesela geçenlerde müzik alanında türkü konusunda, yani türkü demeyelim de…

 

Esra Özdoğan: Bizim aramızda Türkü Danışmanlığı kaldı adı..

 

Zeynep Ögel: İşte Türk Halk Müziği konusunda yardım isteyen biri oldu, Diskotek Danışmanlığı’na bağlı olarak. O konuda birini bulduk bize yardımcı olacak.

 

Esra Aliçavuşoğlu: Yani anlatmak istediğimiz kapalı devre biçimde çalışmıyoruz, uzmanı kimse ona ulaşıyoruz hemen kendi bağlantılarımızla.

 

Esra Özdoğan: Esra bak sen ne kadar güzel röportaj veriyorsun, süper bağladın.

 

Esra Aliçavuşoğlu: A-aa, senelerce röportaj yaptım ben tabii, Cumhuriyet kökenliyim. Hayatım röportaj yapmakla geçti. Başlık da bulurum ben şimdi size.

 

Çağla: Söyleyin yazayım valla defterime, ben pek röportajcı değilim zaten, hep sadece kendi merak ettiklerimi soruyorum.

 

Esra Aliçavuşoğlu: “Okul gibi olmayan bir okul değil”. Mesela.

 

 

İşte böyle. Hayat Bilgisi’nin yeni kayıt dönemi bu hafta boyunca devam ediyor. Takvime buradan, sınıf ve seminerlerin hepsine de şuradan göz atabilirsiniz.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBu Resim Gitmeli Mi?
Bu Resim Gitmeli Mi?

Sanatçı Hannah Black'in siyah bir çocuk cesedini tasvir eden sanat eserinin var oluşunu ve sergilenmesini eleştirdiği açık mektubundan hareketle: "onurlandırmak" ve "lafı ağzına tıkmak" arasındaki ince çizgi nerede durur?

KÜLTÜR

YMary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar
Mary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar

Cambridge Üniversitesi Klasikler Profesörü Mary Beard'ın konuşması: Kadınlar Antik Yunan'dan bugüne güçle nasıl ilişkilendi?

SANAT

YÖlüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann
Ölüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann

Renate Bertlmann, 1970’lerde bir çok çağdaşı gibi 1968’in devrimci atmosferi ve ikinci dalga feminizmin gücüyle kadın bedenini bir kutlama ve devrim aracı olarak yeniden kurgulayan eserler üretmiş.

SANAT

YGüncel Kızlar (1977)
Güncel Kızlar (1977)

Vintage sarısı, yalnızca çözülmüş meselelere, başarıyla alınmış haklara mı değer?

Bir de bunlar var

“Gençler Kızlı-Erkekli Evlensinler” Politikası
Orlando Bloom İstanbul’a Bayıldı
Auschwitz’de Serinlemek

Pin It on Pinterest