Düzgün bir babam olmadığına üzülmedim, üzülmediğimi sandım ya da. Bize yaptığı onca eziyet ve bu zulümden sağ kurtulabilmiş olma şükrü karşısında minör kalıyordu bir bakıma duygularım. Öyle sanıyordum ya da.

MEYDAN

Hayalet Babalar ve Reddedilemeyen Miraslar

 

Babamla sağlıklı bir ilişkim olmadı. Çocukluğumda onu bir hayalet kabul ederdim. Casper kadar sevimli olmadığı kesindi. Eve ara sıra gelir, geldiğinde muhakkak huzur kaçırırdı. Bu az zamanlarda mümkün olduğunca ondan kaçındığımı, ona bir yabancı gibi davrandığımı hatırlıyorum. Çok öfkeleniyordu onu sevmediğim için. Mağdur olarak benim silahım da onu sevmiyor olmam ve bunu el kadar boyumla hissettirebilmemdi. Sevilmek emek istiyordu oysaki.

 

Annem babamla her bakımdan toksik, şiddet ve sömürü içeren ilişkisini filmlerde olsa abartı kabul edebileceğimiz bir takım trajik olaylar neticesinde sonlandırdı. Ayrılmalarına değil, rutinimizin değişmesine çok üzüldüm. Şehir değiştirdik. Okulum, arkadaşlarım değişti. Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna, bambaşka bir toplumsal gerçekliğe göçtük.  Şimdi baktığımda 12 yaşında bir çocuğa göre gereğinden olgun karşıladığımı görüyorum. Etrafımdakilerin meraklı gözlerini üzerimde hissettiğim zamanlar olurdu. Bu kadar soğuk kanlı olmama, isyan etmememe şaşırıyorlardı belli ki. Ne içimden ne dışımdan isyan etmedim. Hesap sormadım. Aksine, hayatımızdan çıkmasına seviniyordum. İnsan görmediği, tanımadığı bir baba sevgisinin özlemini de hissetmiyordu herhalde. Düzgün bir babam olmadığına üzülmedim, üzülmediğimi sandım ya da. Bize yaptığı onca eziyet ve bu zulümden sağ kurtulabilmiş olma şükrü karşısında minör kalıyordu bir bakıma duygularım. Öyle sanıyordum ya da.

 

Ara sıra yaptığımız telefon konuşmaları dışında görüşmedik. Birgün beni çok bunalttı. “Senden kurtulmam için ölmen mi gerekiyor” dedim, bir ay sonra öldü. Trajik ve sefalet içinde bir ölüm. “Ölürse ne yaparım” diye ara ara kendime sorar, hiç üzülmeyeceğimi, bir damla göz yaşı dökmeyeceğimi düşünürdüm. Kurtulur, rahatlarım sanıyordum bir bakıma. Öyle olmadı. Bu yasla baş etme mevzu bir hayli enteresan. Bir yerlere gömdüğünüz duygu ve travmalar, ölünün toprağa girmesiyle sizi sarmaya ve ele geçirmeye başlıyor. Bende böyle oldu en azından. Biraz da yaş almakla alakalı belki bilmiyorum. Tüm aile ilişkilerimi sarsan, sürekli nasıl ve neden belli biçimlerde bağ kurduğumu sorgulatan ve canımı çok acıtan bir süreç. Birkaç güzel anımızı hatırlamaya çalıştığımı, bulamadıkça kahrolduğumu hatırlıyorum. Kalbimin tam ortasına bir öfke geldi oturdu sonra. Hâlen içimden atabilmiş değilim bu öfkeyi. İsyan etmeyen 12 yaşındaki küçük kızın yerini, öfkeli ve bu mevzuda oldukça saldırgan bir kadın aldı.

 

Ölüm tabii bir takım yasal süreçleri de beraberinde getiriyor. Sağken bir kuruşu boğazımdan geçmeyen babamın borçları da öylece bekliyordu beni. Reddi miras yapman lazım dediler. Yaptım. Son bir bağ vardı aramızda, koptu gibi geldi. Biraz huzur biraz hüzün doldum. Öldü ve kurtuldum sandım.

 

Reddettiğim mirasın beni sürekli takip etmeye devam edeceğini ne bilecektim. Rahmetlinin bana son kazığı. Hukukçu değilim ama sade bir vatandaş olarak hukukun çok acayip işlediğini tecrübe ediyorum. Reddettiğim mirasın ve babamın hayaletleri ayda bir beni yoklamaya devam ediyor. Alacaklılar şanslarını deneyip yine de icra davaları açıyor. Borçları satın alan mafyatik hukuk büroları bazen sms bazen telefonla taciz ediyor. Nerede olduğunu bile bilmediğim bir dolu mal mülk satılmaya çalışılırken “ortaklığın giderilmesi” konulu davalara müdahil ediliyorum. Her seferinde mirası reddettiğime dair mahkeme kararını bir yerlere göndermem gerekiyor. Bunu her yaptığımda mirasını da yeniden reddediyor ve bize ettiği zulmü de bir yerlere sıkıştırıp tepiştirmeye çalışıyorum sanki. Hayatımın içine dâhil olan, kontrol edemediğim korkunç bir rutin… Etrafta yargılayan gözler ve hiç imtina etmeden yöneltilebilen “neden reddetmiştiniz” soruları. Ben ölsem kimse sorar mıydı babama “neden babalık etmemiştiniz?” diye… Pek sanmıyorum.

 

Kadınlar ve kurtulamadıkları partnerler, babalar, abiler, amcalar, dedeler, dayılar geliyor aklıma her seferinde… Ölseler de kurtulamadığımız şiddet failleri ve kağıt üstünde reddetsek de kurtulamadığımız maddi ve manevi mirasları. Huzurumuzu kaçıran, sürekli kendilerini hatırlatan hayaletleri… Bir gün diyorum sonra, mutlaka, bizim ömrümüz görmeye yetmese de icra edilecek bir yerlerde feminist hukuk. Bedenlerinizle birlikte gömeceğiz hayaletlerinizi ve kirli miraslarınızı da o zaman.

 

 

Ana görsel: Sue Coe.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Türkçe Dilinize Batmasın (Battı)
Kadınsız, Temiz Eurovision
9 Maddelik Bir Gazetecilik Masalı

Pin It on Pinterest