Ben bir politikayım, bedenim üstüne tartışılacak bir meta, varoluşum tartışmaya açık bir ihtimal...

ECİNNİLİK

Gitmediğim Diyarların Özlemi

Bu yazı, 5harflilerin CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı’nın katkılarıyla düzenlediği Kurmacadışı Yazarlık Atölyesi’nin, Pembe Hayat LGBTİ+ Derneği ev sahipliğinde şubat ayında gerçekleşen oturumlarının sonucunda kaleme alınmıştır. 

 

Kendimden bahsederken hep bir rahatsızlık hissi duydum şimdiye dek. Oysa ben artık yazarak rahatlamak istiyorum. Kendimle kavga etmek , kendimden bahsederken hırçın olmak istemiyorum. Bu yazı da bir trans kadının kendisiyle tanışması ve uzlaşması üzerine.

 

Küçükken yakışıklı bir oğlandım. Önce ailem, biraz büyüdükten sonra da sevgililerim burnumun düzgünlüğünden, gözlerimin renginden, dudaklarımın şeklinden heyecanla bahsettiler. Kızlarla konuşmayı becerirdim. Derslerim iyi, geleceğim parlaktı. Test çözerek gelinebilecek en üst noktada beni başarılı hayal etmek kolaydı. Yalan olmasın, ben de bu imaja kendimi kaptırmıştım. Tüm bu nimetlerime rağmen bazen erkekleri de kadınları arzuladığım kadar arzuluyordum. Hatta daha ileri gidip kadın olup olmadığımı sorguladığım da oluyordu. Bunlar yüzünden fazlasıyla utanıyordum, ailemi de utandırmaktan çekiniyordum. Sevilmek istiyordum ve bunun için onlar ne olmamı istiyorsa olurdum. Yalnız bırakılmaktan korkuyordum.

 

Ben bir trans olarak mı doğdum bilmiyorum, bebekliğimi ve çocukluğumu çok hatırlamıyorum. Trans olduğumu insanlara kanıtlamak için çocukluğumu didik didik etmek, yorgun hafızamı daha da zorlamak istemiyorum. Ben olmam gereken şeyi oldum. Arzularım yokmuş, göğsümün içinde atan kadın kalbimi fark etmemiş gibi yaptım. Ergenliğimde yürürken yere tükürdüm, erkeklerle kavga ettim, sikimden başka bir şey konuşmadım. Onların beni terbiye ettiğinden daha beter bir erkeklikle kendimi hizaya soktum. Erkeklik deneyimini böyle yaşadım. Gerçi bir kez hizadan çıktım, bacaklarımda çıkan kıllara dayanamayınca ailemin “erkek adam kıllı olur” emrine rağmen kıllarımı kesmeye çalıştım. Onda da bacaklarımı ve testislerimi istemeden yaralayınca o güne kadar sevmediğim bacaklarıma bir de korktuğum ve sakarlığımdan utandığım için bakamaz oldum.

 

Hakkında o kadar övündüğüm, konuştuğum, herkesin beni onunla hayal ettiği penisim de cinsel ilişkilerimde pek işe yaramadı. Belki de hayatımın onun üzerine kurulmuş olması çok yük bindirdi üzerine. Yine de sikimden sürekli rahatsız olduğumu söylemeyeceğim. Birlikte sonradan çok zevk de aldık. Zevk alınabileceğini bile bilmediğim şeylerden zevk aldık. Fakat seks sırasında olmamız gereken erkeği olamadık. Çoğu kez içine girmesi gereken yerlerin önünde sertliğini kaybetti. Her seferinde partnerlerimi kandırıyormuş gibi hissettim. Her seferinde kalkmayan bir sikin utancıyla sustum. Ben henüz çocukken penisimin ucundaki deriyi kesip beni yaralı bırakan doktor belki de neşteri daha derinden geçirmeliydi. Öyle olsaydı ben daha az susardım, insanlar da daha az hayal kırıklığına uğrardı. O zamanlar aklıma gelen tek çözüm buydu, iletişim kurmak ve kendimle yüzleşmektense tanımadığım bir cerrahın sözde sakarlığıyla avunuyordum.

 

Kendimle ve kendimi konuşabilmek benim için hiçbir zaman kolay olmadı. Aynada yüzüme bakmak için harcadığım çaba bile tüm gün yorgun hissetmeme neden oluyordu. Aynada ne göreceğimi bilmiyordum, gördüğüm şeyi de anlamlandıramıyordum. Belki de bu yüzdendir, nihayet trans kadın olarak kendime açıldıktan sonraki rahatlığımın ve sevincimin yanına “Peki şimdi ne istiyorum?” sorusunun gerginliği eklendi. Gözlerimi düşürüp bedenime bakmaya çekindiğim kadar kafamı kaldırıp ileriye de bakmaktan korktuğumu fark ettim. Soruların, sorunların kesinliği ve gerçekliği korkutuyordu beni. Daha da korkuncu bu sorulara benden başkasının yanıt veremeyecek olmasıydı. Bunun heyecanlı bir tarafı olduğunu da inkâr etmeyeceğim. Dilini bilmediğin bir ülkede kaybolmak gibi. Her şey bitip evine döndüğünde arkadaşlarına o çaresizliği ve tehlikeyi sen yaşamamışsın gibi gülerek anlatacağın güzel bir hatıra gibi.

 

Kendime açıldıktan sonra yakın çevremle de konuşmaya çalıştım. Açıldığım arkadaşlarımdan ne zaman “penisimi kestireceğimi”, ne zaman beraber makyaj yapacağımızı, ne zaman hormona başlayacağımı soranlar oldu. Bunların hiçbirinin ne zaman olacağını geçtim, hangi birini istediğimi bile bilmiyordum. Trans olmanın da belli kuralları, ritüelleri olmalıydı herhalde. Ben kendi hikâyemi anlatırken onlar duymak istedikleri hikâyeyi duydular. Bana translığı öğrettiler. Memnun olmamam gereken vücut parçalarımı gösterdiler. Memnun olacağım modelleri katalogdan benim için seçtiler. Ben bir kadınım, diyorsam mümkün olan en kısa sürede o sikten kurtulmalıydım. Bugüne kadar hangisi görmüşse sikimi!

 

Yıllarca bedenime, cinselliğime hükmeden bir sisteme direnmeye çalışıp kendimi kabul eder etmez başka tahakkümler altına girmekten rahatsız oldum. Bir ara translığımı da sorgular hale geldim, çünkü görünen oydu ki erkekliği beceremediğim gibi translığı da beceremiyordum. Bedenimden sürekli rahatsız olmam gerektiği kadar cesur olmam, marjinal olmam, her an her yerde dört dörtlük bir trans olmam lazımdı. Güven duyup açıldığım insanların yanında da zamanla tedirgin hisseder hale geldim. Sanki açığımı arıyor gibilerdi, en ufak bir “eril hareketimde” varoluşum sorgulanacak gibi hissediyordum. Bedenim, düşüncelerim, “akıl sağlığım” didik didik ediliyordu. Her gün, yeniden translığımı kanıtlamak mecburiyetindeydim. Ben bir politikayım, bedenim üstüne tartışılacak bir meta, varoluşum tartışmaya açık bir ihtimal… Ne olduğum hakkında bir tek benim söz hakkım yok. Kendimi sevmeye, mutlu olmaya iznim yok. Ben tehlikeliyim, onlardan uzak cehenneme yakın olasıcayım. Varlığım hain bir plan, ithal bir proje. Hislerimle, bedenimle bağ kurmaya en ihtiyacım olduğu zamanlarda ben kendime önce varlığımı ispatlamaya çalıştım. Penisimle ne yapacağımı düşünmeden önce kendimi nefes almaya herkes kadar hakkım olduğuna inandırmaya çalıştım.

 

Açılma sürecimi hislerimin bedenime uzattığı zeytin dalı gibi düşünmek hoşuma gidiyor. Ben kendimle kavga etmek için trans kadın olarak açılmadım. Ben kendimle kavga ettiğim için de kadın olmadım. “Sürekli mutsuz ve kendinden rahatsız trans” anlatısı beni çok etkiledi. Bedenimde sevmediğim yerler vardı, şimdi de var. Sanki hep böyle olmalıymış gibi hissettim. Sürekli kendimi değiştirmeye devam etmeliyim. Bitmeyecek bir yolculuk gibi, çünkü kadınlığımı kabul ediyorsam memnun olabileceğim tek varış noktası kadınlık. Oraya da asla varamayacağım. Ne yaparsam yapayım, kadınlığımın başına hep trans koyacaklar. Omuzlarımdan hoşlanıyorum mesela, biraz kaslılar. Omuzlarımdan hoşlandığım için kendimi çok uzun süre kötü hissettim. Aynaya hiç bakmayan birinden aynaya her baktığında ağlayan bir kadına dönüştüm. Kıllarım da benim, sevdiğim omuzlarım da. Sikli bedenime kondurmadıkları kadınlığım da benim. Küçük memelerim, kemikli ellerim ve sakalım da benim. Neremi sevip sevmediğimi düşünmeden önce hepsini kabullenmek istiyorum. Şimdilerde kısa kısa bakıyorum bedenime. Her bakışım topluma, aileme, devlete bir isyan aslında. Gözlerim dolarak, hoşuma giden yerlerimi okşayarak başkaldırıyorum. Uzuvlarını kullanmayı öğrenen bir çocuk gibiyim. Hep kendimle ve bedenimle kurmak istediğim o bağı, isteklerimi ve hayallerimi kafesin kapısını kırıp özgürce kanatlarımı açtığımda bulacağımı umuyorum. Şimdilerde kanatlarımı incelemek bana sadece hiç gitmediğim diyarların özlemini çektiriyor.

 

Görsel: agsandrew

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Türk’ün Kafası Kaktüsü ve Karayip Adaları
Japon Mutfağında Muamma: “Neden Hiç Büyük Kadın Suşi Ustası Yok?”
Kaşların Tanrıçası

Pin It on Pinterest