“20’li yaşlarımda üniversite okurken, 30’lara geldiğimde evli, kendine ait bir ailesi ve çocukları olan, uzun süredir aynı işe devam eden biri olacağımı düşünürdüm. Şimdi 40’lı yaşlarımdayım ve bunların hiçbiri olmadı.”

KÜLTÜR

Genç Yetişkinler Neden Büyümeyi Bekliyor?

William Kremer’in BBC’de yayımlanan 31 Ekim 2015 tarihli “Why young adults are waiting to grow up” makalesinin çevirisidir.

 

 

Dünyanın dört bir yanından gençler ailelerinin evinden taşınmaya, evlenmeye, bir aile kurmaya yetecek kadar para biriktirmekte güçlük çekiyorlar. Artık çocuk değiller ama yetişkin olarak da görülmüyorlar; bir “waithood”[1] sürecine sıkışmış hâldeler.

 

Diane Singerman, “Mısır’da ve çevre ülkelerde, evlendiğinizde eviniz tastamam hazır olur, olabileceği en iyi hâldedir,” diyor. Mutfak baharatlara kadar hazırdır; cam eşyalarınız, mobilyanız yerli yerindedir. Zenginseniz arabanız olur—her şeyiniz hazırdır.”

 

Amerikalı Siyaset Bilimi profesörü Singerman 1990’larda Kahire’de aile içi ve aileler arası düzen konuları üzerine çalışırken incelediği çoğu örnekte, yaşayanlara neredeyse aşılmaz görünen ortak bir sorunla karşılaşmış: Evlilik masrafları.

 

Masraflar bolca davetlinin olduğu bir düğünü karşılayabilmenin ötesine geçiyor. Mısırlı damat adayları ve ailelerinin geçer not alabilmek için çeyize ve geline hediye edilecek mücevherlere yetecek parayı biriktirmesi gerekiyor. Bunun yanında, yaşayacakları yeri seçip bir “dünya evi”nde bulunması gereken her neyse onunla doldurmaları bekleniyor.

 

Singerman tüm bu harcamaları üst üste ekleyince evlilik masraflarının ortalama 20194 Mısır Sterlini’ne (1999 değeriyle 6000 Amerikan Doları) denk geldiğini hesaplamış. Bu ortalama bir Mısırlı ailenin aylık masrafının iki buçuk katı ediyor.

 

Mısır’da çok yüksek seviyedeki genç işsizliği de hesaba katılınca evlilik neredeyse imkânsız bir hedef hâline geliyor. Singerman, bu hedefe ulaşabilmek için, düşük gelirli ortalama bir erkek işçi ve babasının tüm kazançlarını yedi yıl boyunca biriktirmeleri gerektiğini hesaplamış.

 

Profesör, “Çalışmalarımda bu devasa finansal problem öne çıktı; diğer problemlerin birçoğunda da merkezi bir yeri var,” diyor.

 

İlk göze çarpan, durumun genç nüfus üzerindeki psikolojik etkisi. Evlilik öncesi cinsel ilişki tabu sayıldığından, bu müstakbel gelin ve damatlar için yalnız geçen bir on yıl oluyor.

 

Ancak evlilik konusundaki rötarın asıl önemi finansal ve romantik etkenlerin ötesine geçiyor. Singerman, “Mısır’da gençler evlenene kadar aileleriyle yaşıyor ve evlenmeden yetişkin sayılmıyorlar,” diyor. “Bu özellikle kadınlar için geçerli.”

 

Ancak artık çocuk olmadıkları da kesin olduğundan, Singerman, gençlerin evlilik öncesi arafta kaldıkları uzun süreci ifade eden bir terim üretmiş: “Waithood.”

 

Profesör bu sözcüğü ilk olarak 2007 tarihli bir makalede kullanmış. Mısırlı erkeklerin evlenme yaşında o günden bu yana ufak bir düşüş yaşandığına dair veriler var fakat çocukluk ve yetişkinlik arası bir boğazda akıntıya kapılmış genç imgesi akademisyenlere çekici gelmiş gibi görünüyor. “Waithood” terimini dünyanın dört bir yanından birçok kadın ve erkeği tarif etmekte kullanıyorlar. Fakat, onur kırıcı olsa da aynı durum için sık kullanılan sözcüklerin sayısı azımsanacak gibi değil.

 

İtalyanların 20’li ve 30’lu yaşlarda aileleriyle kalan erkekler için kullandıkları “bamboccioni” (büyük, sersem erkek çocuğu) sözcüğü, İngilizlerin üniversiteden mezun olduktan evlerine dönen gençler için kullandıkları “yo-yo nesli” tamlamasına benziyor. Batı Afrika’da yetişkin olduğu toplum nazarında kabul görmeyen genç erkeklere “youthmen” denmiş. “Doğru düzgün” bir iş bulamayan ya da bu konuda isteksiz olan genç ordusuna Japonya’da “freeters,” Amerika’da ise “slackers” deniyor.

 

Resmi yetkililer insanların yetişkin sayılacakları yaşı her ülkede belirliyorlar—18, 21 gibi—fakat birinin yetişkin sayılıp sayılamayacağı farklı kültürlerde farklı etkenler üzerinden muhakeme ediliyor. Benzer bir mantıkla işleseler de farklı ülkelerde yaşamın farklı aşamalarına önem yükleniyor. Orta Doğu’da bu aşama evlilik. Güney Avrupa’da ebeveyn olmak. Kuzey Avrupa’da ise aile evinden taşınmak.

 

Üstte sayılanların her birine açılan kapı maddi rahatlık. Genç işsizliği, yüksek genç nüfus ve 2008’de başlayan ekonomik krizden kaynaklanıyor. Bazı akademisyenler gelişmekte olan ülke ekonomilerinin yeniden yapılandırılmasını da genç işsizliğine neden olan etmenler arasında sayıyor.

 

İşsiz Nesil

24 yaşın altında iş arayan nüfus (%) – Dünya Bankası verileri

Yunanistan %58

İspanya %57

Güney Afrika %53

Mısır %39

İtalya %39

Birleşik Krallık %20

 

Dünya Bankası “genç işsizliği”ni “15-24 yaşları arasında işsiz olup, iş arayan ya da iş arayabilecek durumda olan gençlerin işgücü içindeki payı” şeklinde tanımlıyor.

 

Antropolog Alcinda Honwana, Mozambik, Güney Afrika, Senegal ve Tunus’ta yaptığı çalışmalar sonucu genç yetişkin nüfusun çoğunun “waithood” sürecine sıkıştığını görmüş. Fakat, Honwana, terime eşlik eden edilgenlik fikrinden hoşlanmadığını ekliyor.

 

Honwana, “‘Waithood’un gençleri bitkinliğe iten etkileri olsa da bu son derece yaratıcı oldukları bir süreç,” diyor. “Hayat devam ediyor ve gençler bu durumla başa çıkmanın yollarını buluyorlar.”

 

Başarısız ekonomi politikaları ve yozlaşmış hükümetlerin onlara dayattığı duruma gençlerin kayıt dışı ekonomide iş bulmaya ve göç etmeye daha sıcak bakarak, devrimci ya da radikal amaçlara ilişkilenerek yanıt verdiklerini belirtiyor.

 

2011’de Arap Baharı olarak bilinen bir dizi protesto gösterisine katılan aktivistlerin çoğu genç ve eğitimli ancak sosyal hayatın dışında kalmış, ellerinde çokça boş zaman bulunan insanlardı. Geçtiğimiz on yıl, Mozambik’ten Yunanistan’a, Birleşik Krallık’a kadar yayılan bir bölgede gençlerin önde olduğu protesto gösterilerinin sayısında artışa tanıklık etti.

 

Singerman, şu sıralar haberlerde sık gördüğümüz göç eğiliminin, büyük ölçüde, evlenebilmek için para biriktirme amacından kaynaklandığına inanıyor. Evlenmekte çekilen zorluğun IŞİD’in büyümesinde rol oynayan etkenlerden biri olabileceğini öne sürüyor. Irak ve Suriye’ye yayılmış örgüt saflarında savaşmaları için genç erkeklere sunulan paketin bir parçası da bir eşleri olacağı konusunda söz verilmesi. Savaş bölgesinde kadınların ve kızların sistematik olarak tecavüze uğradığı da sıkça bildiriliyor.

 

Singerman, “Savaşta, kadınların askerlere pay edilmek üzere ganimet sayıldığı çok eski bir anlayışı uygulamaya geçiriyorlar,” diyor. “Onlara bir eş ya da bir kadın sunabildikleri için erkekleri saflarına çekebiliyorlar. Ya da bu yalnızca sözde kalıyor—işin aslını bilmiyoruz.”

 

Öte yandan “waithood” sürecinin sosyal anlamda ilerici sonuçları da var. Honwana, “Gittikçe artan sayıda kadının okullarına devam ettiğini, derecelerini aldığını, gittikçe daha bağımsız hâle gelip evliliğe bağımlı kalmadıklarını görüyoruz,” diyor.

 

Rötarlı yetişkinliğin nedenleri hakkında ise bir fikir birliği yok. Farklı bölgelerde farklı etmenlerin hesaba katılması gerektiği öne sürülüyor.

 

İşsizlik nedeniyle toplumun maaşlı üyeleri olamıyorlar mı, yoksa ebeveynlerinin güvenli ve—açık konuşmak gerekirse—sıkıcı hayatlarını tercih etmemeleri mi öne çıkıyor?

 

Texas Austin Üniversitesi’nde çalışan tarihçi Steven Mintz, “Ekonomi önemli, ancak kültürün de bunda çok önemli bir rolü var,” diyor. “Geçmişte insanlar yaş almaya heves ederdi. Baskın olan yetişkin kültürüydü. Bu, hayat ve dünya hakkında çok şey bilmekle, deneyimle ilişkilendirilirdi. Günümüzde bu durum tersine döndü. Gençlik kültürü ideal olan hâline geldi—çoğu insan daha yaşlı olmaya değil, genç olmaya hevesli ve gençlik kültürü yetişkinliğin sunabileceği her şeyden daha heyecan verici bulunuyor.”

 

“Artık kimse ‘Hayat 40 yaşında başlar’ demiyor. Tabii ironi yapmıyorlarsa.”

 

Mintz ergenliğin insan yaşamı içinde ayrı bir dönem olarak değerlendirilmesinin son 100 yılda ortaya çıkan bir durum olduğunu belirtiyor. Belki de genç insanların bir kariyer seçip yükselmek yerine piyasadaki seçenekleri tarttığı, ev almak yerine gezmek için para biriktirdiği, aile kurmak yerine bir dizi seks partneriyle zaman geçirdiği bir aşamanın oluşum sürecine şahitlik ediyoruz.

 

Topluma nasıl uyum sağlayacaklarını düşünmek yerine kendi kimlikleri üzerine kafa yoruyorlar ve bu süreç nihayete erene kadar üzerinde durulan şey tüm ihtimallere açık olmak.

 

Son zamanlarda görülen Avrupa trendlerine getirilen açıklamalardan biri bu. Gençler (ülkeden ülkeye değişse de) evlerinden genç sayılabilecek bir yaşta ayrılmaya devam ediyor fakat evlilik, çocuk sahibi olma gibi insanın hayatını değiştiren deneyimleri erteliyorlar.

 

Avrupalı kadınların evlenme yaşı git gide artmış.

 

 

Evden ayrılma yaşı ise 30’lardan bu yana pek oynamamış.

 

Oxford Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Francesco Billari, “Aile evinden erken ayrılabilirler çünkü geri dönme şansları var. Biriyle aynı evde yaşamak da sonsuza dek sürmeyeceği için tercih ediliyor,” diyor. “Fakat evlilik iptal etmesi daha zor bir süreç, çocuk yapmak ise geri dönülemez bir durum.”

 

Ancak bu eğilime farklı yorumlar da getirilebilir. İlk bakışta genç kültürünün umursamazlığı olarak görülen şey, ekonominin böylesine belirsiz olduğu bir dönemde gençlerin tedbiri elden bırakmayarak sorumlu davrandıkları anlamına da gelebilir.

 

Billari, “İş bulamıyorsanız çocuk da yapmazsınız,” diyor. “Tabii çok büyük bir riske girmek istemiyorsanız.”

 

“Belki de arkadaşlarım yeterince olgun davranmadığımı düşünüyorlar.”

 

Barselona’da yaşayan Carolina, yaşamının, ailesinin ona çizdiği yoldan nasıl uzaklaştığı konusunda konuşuyor.

“20’li yaşlarımda üniversite okurken, 30’lara geldiğimde evli, kendine ait bir ailesi ve çocukları olan, uzun süredir aynı işe devam eden biri olacağımı düşünürdüm. Şimdi 40’lı yaşlarımdayım ve bunların hiçbiri olmadı.”

 

“Evli ebeveynlerin genç yaşta dünyaya getirdikleri bir çocuk olduğum için, bana her zaman aile sahibi olmanın istikrarlı bir yaşam sürmekle eşdeğer olduğu söylendi. Ebeveynlerim benim de çocuk yapmamı bekliyorlar, çünkü bir torunları olsun istiyorlar.”

 

“Aile sahibi olmuş arkadaşlarım yeterince olgun davranmadığımı düşünüyor olabilirler. Çocuklarınız varsa onlara bağlı olursunuz, sorumluluklarınız olur ve benim hayatımda böyle bir bağlılık yok. Büyük ihtimalle, ‘Tamam, gezmeyi eğlenmeyi seviyor, yani bizim 20 yaşında yaptığımız şeyleri… Ama artık 40’a geldik!’ diye düşünüyorlar.”

 

“İstesem evlenebilirdim ama benim için doğru zamanın geldiğini düşünmedim. Üstelik, istemediğim bir evlilikte mutsuz olmaktansa kendi başıma mutlu olmayı tercih ederim. Örneğin New York’ta yaşamak hayalimdi ve bunu başardım.”

 

“Amerika’dan döndüğümde işsizdim. Art arda birkaç farklı yerde çalıştım ama hepsi geçici işlerdi. İşsiz kaldığım süreçlerde ailemin evine geri taşındım.”

 

“Uzun süre kendi başınıza yaşadıktan sonra aile evine dönünce yeniden çocuk gibi hissediyorsunuz.”

 

“Birden fazla yabancı dil biliyorum. Ebeveynlerim benim için yaptıkları onca şeyden sonra neden işsiz kaldığımı anlayamadılar. Bu benim için çok zor bir süreçti fakat onlar için de zor olduğunu anlıyorum.”

 

 

 

[1] Singerman’ın ürettiği terim “beklemek” fiili ile hâl, durum, karakter belirten “-hood” son ekinin birleşimi. (ç.n.)

 

Ana görsel: Neşe Erdok, ‘Adahan Otel’ 2001.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YCOVID-19: Giderek Büyüyen İnsani Krize Toplumsal Cinsiyet Temelli Bakış Açısı
COVID-19: Giderek Büyüyen İnsani Krize Toplumsal Cinsiyet Temelli Bakış Açısı

Birleşmiş Milletler, COVID-19’un dünyadaki en kırılgan topluluklar üzerindeki kötü etkilerinin önüne geçebilmek amacıyla geniş kapsamlı bir insani yardım planı devreye soktu.

MEYDAN

YSuçlanan Bir Feminist Olunca #MeToo Hareketine Ne Olur?
Suçlanan Bir Feminist Olunca #MeToo Hareketine Ne Olur?

Feminist edebiyat tarihçisi Avital Ronell bir doktora öğrencisini taciz etmekle suçlandı ve okuldan uzaklaştırma aldı.

MEYDAN

YDiktatörleri Nasıl Devirmeli?
Diktatörleri Nasıl Devirmeli?

Bir diktatörü devirecek halk hareketine tam olarak kaç kişinin katılması gerekiyor?

Bir de bunlar var

İzlanda’da Cinlerle Şey
Hikmet Şırlak’la Söyleşi: Kilimi Keşfetmek
Amansız Tatmin Maratonu

Pin It on Pinterest