... ve kalıp yargının tepetaklak oluşu.

TARİH

Kadınların Erkeklerden Daha Şehvetli Olduğu Zamanlar

Alyssa Goldstein’ın birazdan aşağıda okuyacağınız yazısı, ı9. yüzyılda seks algısının uğradığı kırılmaya kuş uçuşu ve özenle hazırlanmış bir çerçeve sunuyor. Tabii beraberinde pek çok soruyu da akla getiriyor. Bu yazıdaki bazı örnekler, odaklandığı alışılagelmiş ‘Batı tarihi’ içinde bakıldığında farklılıklar göstermekle beraber, ‘Batı’ dışı coğrafyalar için başka başka sorunlar ortaya çıkarıyor (Alyssa da bunların bir kısmının farkında). Ben iyi bir tartışma başlatması açısından faydalı buldum. Zaten uzun yazı, daha fazla konuşmayayım. Yorumlarda buluşalım…

 

 

1600’lerde James Mattock adında bir adam Boston’daki First Church Kilisesi’nden atılmış. Suçu? Ağzı bozuktu? Sebt günü güldü? Püritenlerin onaylamadığı herhangi başka bir davranışta bulundu? Hiçbiri değil. James Mattock 2 sene boyunca karısıyla sevişmeyi reddetmiş. Çevresi, Mattock’ı atma kararını alırken bu kendini mahrum bırakma halini uygunsuz bulmuş olabilir ancak başka bir olasılık da karısının çektiği çileyi düşünmüş olabilecekleri. Püritenler cinsel arzunun hem kadın hem erkek için normal, insan hayatının doğal bir parçası olduğuna (tabii evlilik ve heteroseksüel sınırlar içersinde) ama kadınların erkeklerden daha çok sekse ihtiyaç duyup istediğine inanmışlar. Bir erkek çok da dert etmeden sevişmeyi bırakabilir fakat bir kadın için seksten uzak durmak çok daha zor olabilirmiş.

 

Ancak bugün erkeklerin sekse daha düşkün olduğu fikri o kadar yaygın ki nerdeyse sıradan ve üstüne laf etmeye değmez bir halde. İster hormon seviyeleri, ister ‘insan doğası’ olsun, erkekler sevişmek, mastürbasyon yapmak ve genel yargıya göre kadınların asla ihtiyaç duymayacağı şekilde (ki öyle bir örnek çıkarsa zaten o kadının tuhaflığındandır) porno film seyretmek zorundalar. Genel inanışa göre kadınların seks yapmak için ikna edilmesi, aklının çelinmesi, ‘vermeye’ zorlanması gerekiyor çünkü kadınlara göre seks için seks hiç de çekici bir şey değil. Daha çok tatsız ama gerekli, onaylanmak, maddi destek almak veya bir ilişkide kalabilmek için yapılması gereken bir eylem. Ayrıca erkekler gibi arzularının kölesi olmadıkları için kendilerinden ‘faydalanılmadığını’ temin etmek de kadınların sorumluluğunda.

 

Erkeklerin doğaları gereği sekse daha ilgili olduğu kanısı o kadar oturmuş ki insanların farklı bir düşüncesi olmuş olabileceği fikri dahi zor bir ihtimal gibi gözüküyor. Ancak Batı tarihi boyunca, Antik Yunan’dan 19. yüzyılın başına kadar, kadınlar seks delisi porno canavarı olarak görülüyorlardı. Bir antik Yunan mitinde, Zeus ve Hera kadınların mı yoksa erkeklerin mi seksten daha çok zevk aldığını tartışıyor. Tartışmaya son vermesi için Hera’nın daha önce kadına çevirdiği Apollon’un elçisi Tiresias’a gidiyorlar. O da diyor ki, ‘eğer cinsel zevk on parçaya bölünseydi, sadece bir parçası erkeğe giderdi, diğer dokuz parçaysa kadına.’ Ancak daha sonra Havva’dan onlara miras kalan ihanetle kadınlar baştan çıkarıcı olarak bellendiler. Cinsel tutkuları ahlaki ve akli melekeleri açısından aşağılık bulunarak, kocaları ve babaları tarafından sıkı denetimleri haklı gösterildi. Arzunun tüketemediği, oto-kontrolleri çok daha üstün olan erkekler, doğal olarak güçlü ve etkin pozisyonlara daha yakışıktılar.

 

 

Musical Chairs, 2010

Musical Chairs, 2010

 

 

20. yüzyılın başlarında psikolog ve hekim olan Havelock Ellis yakın zamanda gerçekleşmiş olan bu ideolojik değişikliği ilk fark eden ve belgeleyenlerden olmuş olabilir. 1903 tarihli Seksin Psikolojisi Üzerine İncelemeler adlı kitabında, Avrupa’dan Yunanistan’a, Ortadoğu’dan Çin’e kadınların cinselliğinin daha baskın olduğu görüşünü örnekleriyle ortaya koymuş. Mesela, 1600’lerde, Francisco Plazzonus, kadınların seksten aldığı zevkin kat kat fazla olması gerektiğine, çünkü doğum sancısının başka türlü  katlanılabilir olmayacağına ve değmeyeceğine kanaat getirmiş. Ellis, Montaigne’den alıntılayarak: kadınlar ‘erkelere göre karşılaştırılamaz biçimde daha yatkın ve şevkli, ve bu konuda erkeklerin onlara öğretebileceğinden çok daha bilgililer; çünkü ‘bu damarlarında akan bir disiplindir.’’ Kadınların şehvetsizliği fikri Ellis’in zamanında hala tam olarak yerleşmiş değildi. Ellis’in çağdaşı Avusturyalı jinekolog Enoch Heinrich Kisch, daha da ileriye gidip şöyle yazmış: ‘Kadınlardaki cinsel dürtü o kadar kuvvetli ki, bazı zamanlarda bu ilkel güç tüm doğasını ele geçirir.’

 

Ancak zamanlar değişiyordu. 1891’de H. Fehling genel bilgiyi alaşağı etmek istercesine şöyle yazmış: ‘Genç bir kadının karşı cinse duyduğu cinsel dürtünün genç bir erkekteki kadar kuvvetli olduğu tamamen yanlış bir fikirdir…. Genç bir kadının sevgisinde türeyen cinsellik patolojiktir.’ 1896’da Bernhard Windscheid şu fikri öne sürüyor: ‘Normal bir kadında, özellikle yüksek sınıfa mensupsa, cinsel içgüdü zamanla kazanılır, doğuştan gelmez; doğasından geliyorsa veya uyanıyorsa, bir anormallik söz konusudur. Kadınlar bu içgüdüyü evlilikten önce bilmedikleri için evlilik fırsatını kaçırmazlar çünkü hayatta bunu öğrenebilecekleri başka bir ortam yoktur.’

 

Peki ya ne oldu?

 

Elbette, toplumsal cinsiyet ve cinsellikle ilgili düşünceler her yerde aynı değildir ve her topluluğun kendine has tartışmaları, farklılaşan fikirleri vardır. Bu kalıp yargının nasıl oldu da tersine döndüğünü takip etmek hiç de basit değil. Bir kerede ve aynı şekilde dönüşmediği de kesin. Tarihçi Nancy Cott Evanjelik Protestanlığın yükselişini, en azından New England bölgesinde, bu kalıp yargının tersine dönmesindeki baş etkenlerden biri olarak ortaya koyuyor. Protestan papazlar, çoğunluğunu orta sınıf beyaz kadınların oluşturduğu toplantılarında, bu kadınların ahlaki değerlerinin yüksekliğini ve dinin çağrısını duymaya daha elverişli olduklarını anlatmayı, iffetsiz ve baştan çıkarıcılıkları dolayısıyla kaderlerini belirleyen cennet bahçesinden atılma hikayesine yeğlemişlerdir. Kadınlar hem bu portreden memnun kalmış hem de inşasına katkıda bulunmuşlardır. Erkeklerle eşit görülmek, hatta belki daha üstün olmak için bir yol olarak görmüşlerdir. 1809 yılında basılan Kadın Dost, veya Hristiyan Bakirelerin Sorumlulukları kitabında yazıldığı gibi, Hristiyan kadınlar İncil sayesinde ‘insan doğasından çıkmış, yükselerek melekler seviyesine ulaşmışlardı.’ Kitabın adındaki cinsel arılık vurgusu zaten oldukça açık. Kadınlar eğer Protestanlık mezhebinin yeni sembolü olacaklarsa, cinsel arzularının varlığını bu uğurda kurban etmek durumundaydılar. Aslında, Püritenler bile evlilik sınırları içerisinde bir kadın ve erkeğin cinsel arzuları olabileceğini kabul etmişlerdi ve kadınlar kocalarıyla bağ kurmak veya ‘annelik dürtülerini’ tatmin etmek adına cinsel zevk hakkına sahiplerdi. Cott’un yazdığı gibi, ‘Şehvetsizlik madalyonun hemen diğer tarafında, kadınların ahlaki anlamda eşit görülebilmeleri adına nöbetteydi.’

 

 

Hold Still, 2010

Hold Still, 2010

 

Protestan kadınlar doğaları gereği fazilet ve iffet sahibi olduklarını iddia ederek ahlaken ve zihnen eşitlik talep ediyorlardı. Fakire yardım ve yasaklar gibi ahlaki vesilelerle sosyal reformcu kimliği edinerek siyasi hayatta kendilerine yer açmaya çalışıyorlardı. Erkeklerin karılarına tecavüz etmesinin hukuk dışı olmadığı bir zamanda (ki bu yasa ABD’de 1993’e kadar değişmemiştir), kadınların sözde şehvetsizliği en azından kocalarıyla istemedikleri cinsel eylemlerde bulunmamaları için haklı bir zemin sağladı. Ancak bu menfaatler yalnızca belirli sınıftan kadınlar için vardı. John D’Emilio ve Estelle Freedman’ın gösterdiği üzere, ‘Doğadan gelen dişil fazilet ve şehvetsizlik sadece doğduğu yere mensup, orta sınıf kadınlar için geçerliydi; işçi sınıfından, göçmen ve siyah kadınlar ise cinsel olarak şehvetli ve müsait olarak algılandılar.’ (Windscheid’ın varlıklı kadınların doğuştan cinsel dürtüsü olmadığı iddiasını hatırlayalım.) Orta sınıf beyaz kadınlar ırk ve sınıf üzerinden erkeklerle olan yakınlıklarının altını çizerek bazı ayrıcalıklara erişebiliyorlardı. Fakat, bu durum, diğer kadınlarla kendi aralarında cinsel olarak temelden farklılık olduğunu söyleyen ideolojiyi kucaklamak manasına geliyordu.

 

Kadınlar şehvetsizlikleriyle ne kadar yüksek melek mertebesine çıkarlarsa, arzularına yenik düştüklerinde de o kadar yükseklikten yere çakılıyorlardı. D’Emilio ve Freedman’ın yorumlarına göre, ‘Daha öncesinde, bir günahtan ötürü kadın tövbe ettiği taktirde—erkek günahkar gibi—cemaate geri kabul ediliyordu. Şimdiyse, kadınlar erkeklerden ahlaki olarak daha üstün sayıldıkları için, düşüşleri tüm hayatlarını karartıyordu.’ Bu ‘düşmüş’ kadınlar ailelerinden ve toplumlarından dışlanıyor, geçinmek için çoğunlukla fuhuş yapıyorladı.

 

Kadınların cinsel arzularının daha baskın olduğu inancı erkeklere nazaran daha aşağıda oldukları argümanını getirmişti, ancak bu yargı tersine döndüğünde ise, kimse erkeklerin şehvetini doğuştan mantıksız olmalarıyla bağdaştırıp onları siyaset ve iş hayatından men etmedi. Bunun özür olarak görülmesi bir yana, cinsel iştah erkeklerle bağdaştırıldığı andan itibaren olumlu bir anlam kazandı. Şehvetsiz kadınlarsa başarıya giden yolda ihtiyaç duyulan hırs ve güdüden yoksun sayıldılar. Aynı seks gibi, iş ve kamu alanları da kirli ve zevksiz görülüp, kadınların narin hassasiyetlerine yaraşır bulunmadı. İçgüdüleri cinsel değil anaçlıkla alakalı olduğundan, en iyisi, evde çocuklarla faziletli bir hayat kurmalarıydı. Siyah ve fakir kadınlarsa zarif çiçek rolünü asla kapamadılar. Hala, hem çalışma, hem de beyaz adamların karılarına yakışmayacak cinsel isteklerini tatmin etmek için müsait kategorisindeydiler.

 

 

Melancholic Aristocracy

Melancholic Aristocracy

 

 

Şehvetsiz kadın olgusunun yükselişinin en uzun süren ve en sinsi tip cinsiyetçiliği yerleştiren sonucu belki de—birçok fastfood veya bira reklamında gördüğümüz gibi—erkeklerin yetişkin vücutlarında aslında 5 yaşında alık varlıklar olduğudur. Kadınlar daha akıllı, sorumlu, anlayışlı, dirayetlidir; içgüdüleri ilkel ve iştahları bedensel olan erkekler gibi değil yani. Erkekler çocuk yetiştirmeye uygun olmadığından (kendilerinin de çocuktan farkı yoktur çünkü) o iş de kadına düşer. Ev işi yapmaya yatkın olmadıklarından, aklı başında ve donuk karıları yapmalıdır. Erkekler kendilerini kontrol edemediklerinden, kadınlar etek boylarını uzun tutmalı, içki içmemeli ve flörtten kaçınmalıdırlar. Kadınlar için yeterince şehvetsiz gözükmeyi becerememek, uğradıkları tecavüzden de sorumlu olduklarını gösterir pek tabii. ‘Kadınların namusu erkelerin tensel doğalarındaki dalgaların kabarması önündeki aşılmaz engeldir’ diye yazan 19. yüzyıl reformisti bugün hala süren bu anlayışı açıkça ifade etmiştir.

 

Toplumsal cinsiyet rolleri değiştiğinde bile, cinsiyetçilik kıvrak bir beceriyle bu değişime adapte oluyor; tarihsel hafıza kaybı yol açıyor buna. Erkeklerin şehvetle olan bağı, aynen kızların pembe erkeklerin mavi rengiyle olan bağdaşması gibi (100 sene evvel bu renk kodu da tam tersiydi) çok yeni yapılardır. Bunca değiş tokuşa rağmen, bazı şeyler tuhaf şekilde aynı kaldı. Kadınlar cinselken onlara uygun görülen yer şefkat dolu anne olabilecekleri evdi. Şehvetlerinden soyulduklarında ise, uygun görülen yer yine şefkatli anne olacakları evdi. Size de komik gelmiyor mu? Toplumsal cinsiyet rolleri güçlerini ve yaygınlıklarını doğal ve ezeli gözükmelerinden alıyorlar. Halbuki geçmişe bakarak, bu örtüyü aralayabilir ve söz konusu kategorilerin nasıl olduklarını görebiliriz; yani insanlar tarafından üretilmiş olan ve yine insanlar tarafından değiştirilebilecek olgular olarak.

 

 

Corporeal Mappings

Corporeal Mappings

 

 

Tüm görseller: Hayv Kahraman (Hayv’ın resimlerini koymak için yer arıyordum. Biraz donattım gibi oldu ama…)

 

 

Yazıdan haberdar eden Hande’ye teşekkürler…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YAm
Am

"Bana insanlığımı geri veren hazzım, dünyanın yarasını sağaltan, beni neşeye geri ören..."

MEYDAN

YYarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda
Yarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda

Feminist hareketin gücünün kırıklarımızda, yarıklarımızda, damar damar bin yoldan akıyor oluşumuzda köklendiğini unutmayalım.

TARİH

Y18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde
18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde

Tarihsel anlatılar içinde sarayla harem dışında ve Oryantalist tipolojilerden bağımsız olarak hayal etmekte güçlük çektiğimiz kadınları, bu resim sayesinde, Ankara’da gündelik hayatın içinde, işinde gücünde, kanlı canlı resmedebiliyoruz.

KÜLTÜR

YAğzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?
Ağzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?

Gıdalarımıza eklenen aromalar nasıl yapılıyor? Bu alanda ne tür araştırmalar yapılıyor? Bir aroma firmasında çalışan Ezgi ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Evlenirken Belim Na Böyle İncecikti
Bir Aziz Nesin Alıntısı: Polis Beni Bulamadı Çünkü…
“Ben de sünnet oldum, korkma”

Send this to friend