Kızlar Pembe Giyer, Erkekler Mavi

Hiç son zamanlarda büyük bir mağazanın oyuncak reyonunu gezdiniz mi? Ben uzun zamandır gezmemiştim, ta ki bundan birkaç ay önce biri kız biri erkek olan yeğenlerime hediye almaya gidene kadar. Amacım, her ikisine de içlerindeki bilim merakını körükleyecek yaratıcı birer hediye almaktı.

 

Erkek yeğenime hediye almak birkaç dakikamı aldı. Her ne kadar çeşit çeşit deney setleri, Lego ve benzeri mekanik oyuncaklar, küçük elektrikli cihazlar, mekanik düzenekler, süper kahramanlar ve uzay temalı oyun setleri arasında seçim yapmak epey zor olsa da hoşuna gideceğini düşündüğüm bir hediye seçtim. Kız yeğenime benzer bir hediye almak için kız oyuncakları reyonuna gittiğimde ise tam bir hayal kırıklığına uğradım. Pembe renge bulanmış ve simlerle bezeli reyonda, Disney prenseslerine ilişkin bebeklerin, prenses kıyafetlerinin, makyaj ve manikür setlerinin ve hatta üzerinde disney prenseslerinden birinin resmi olan oyuncak kredi kartlarının arasında kız çocuklarını bilimle tanıştıracak, onları düşünmeye sevk edecek bir tane bile oyuncak yoktu! Reyondaki tüm oyuncaklar adeta kız çocuklarına kafayı fazla detaylı işlere takmadan giyinip, süslenip, tüllere ve simlere bulanıp beyaz atlı prenslerini beklemelerini öğretir gibiydi. O gün bu konuya epey sinirlendiğimi ve sonunda pes ederek kız yeğenime de erkek reyonundan bir hediye seçtiğimi hatırlıyorum.

 

Kız çocuklarının pembeyle bezenmesi oldukça yeni bir kavram aslında. Pembe ya da mavi gibi pastel renklerin bebek kıyafetlerinde kullanılması 19. yüzyılın sonlarına rastlıyor. Bu tarihten önce her iki cinsten bebeklere en sık giydirilen kıyafet beyazdı, hatta hem kız hem erkek çocuklara temizliği kolay olduğundan beyaz elbiseler giydiriliyordu.

 

 

ABD başkanı Franklin Roosevelt’in 1800′lerin sonunda çekilen bir resmi. O zamanlarda, cinsiyet farkı olmaksızın tüm çocuklara beyaz kolalı elbiseler giydiriliyordu.

 

 

20. yüzyıla girerken tekstil endüstrisinin gelişmesiyle bebek giysilerine renk geldi ve ilginç olan şu ki, başta erkek çocuklara pembe, kız çocuklara mavi renkler önerilmişti. Earnshaw Bebek Mağazası’nın 1918 yılında yayınlanan bir gazete reklamında “Erkek çocuklarınıza pembe giydiriniz. Pembe güçlü bir renktir ve erkeklere daha uygundur. Mavi ise daha narin olduğundan kız bebeklere uyar.” yazılıydı. Başka reklamlarda cinsiyet ayrımı olmadan mavi rengin sarışın bebeklere, pembenin kumrallara yakıştığı belirtiliyordu. 1940 yılında Time dergisi bir tablo yaparak hangi mağazanın hangi cinsiyete ne rengi önerdiğini okurlarına duyurmuştu.

 

1950’lere gelindiğinde kız çocuklara uygun rengin pembe, erkeklere uygun rengin mavi olduğu konusunda hemen herkes hemfikir olmuştu, ancak her iki cinse de bu iki renk dışında pek çok renkte giysi giydiriliyordu. Oyuncaklarda ise nitelikleri haricinde cinsiyet ayrımına neden olacak bir farklılık söz konusu değildi. Kızlar bebeklerle daha çok, erkekler arabalarla daha çok oynamalarına rağmen her iki cinsin de ortak kullandığı her renkten pek çok oyuncak vardı: Doldurulmuş hayvanlar, tahta küpler, çıngıraklar, hayvan figürleri gibi.

 

1970’ler, kız çocuklarını sarmalayan pembe çılgınlığının tetiklendiği dönem. Artan seri üretim, yükselen kapitalizm, mağaza zincirlerinin doğuşu ve tüketim toplumunun güçlenmesi ile bebek kıyafeti ve oyuncak üreticileri cinsiyete özel oyuncak ve kıyafet üretimini artırdılar. Aynı yıllarda gebelik takibinde kullanılmaya başlayan ultrason, anne baba adaylarının bebek doğmadan cinsiyetini bilmesine olanak tanıdı, müstakbel anne babalar yeni bebekleri için o henüz doğmadan pembe ya da mavi kıyafetler, oyuncaklar, battaniyeler almaya koyuldular.  Yavaş yavaş pembe çılgınlığı her yeri sardı, kıyafetlerden oyuncaklara, oradan yatak çarşaflarına kadar uzandı.  Pembe çılgınlığı diyorum, çünkü kızlar artık pembe ve tonları dışında hemen hiçbir kıyafet giymezken, erkek çocuklarının kıyafetleri de, oyuncakları da hem renk hem fonksiyon olarak kız çocuklarınkinden çok daha fazla çeşitlilik gösteriyor. Yani bir mavi çılgınlığı söz konusu değil.

 

Büyük bir mağazanın kız çocuklara yönelik oyuncak reyonu. Her şey pembe.

 

 

Pembe çılgınlığına her geçen gün yeni firmalar da katılıyor. Uzun bir zaman boyunca cinsiyetsiz oyuncaklar üreten Lego, Friends kolleksiyonu adlı yeni bir seri ile kızlara yönelik oyuncak kampanyasına adım attı. Bildiğimiz klasik Legolar artık erkek çocuk raflarında bulunuyor sadece. Lego Friends serisi ise Barbie benzeri kıvrımlı vücut hatlarına sahip bebekler ve pastel renklerden oluşan ve cafe ya da güzellik salonu inşa etmeye yarayan Lego parçalarıyla pembeler reyonunda yerini aldı. Ürünün internet sitesindeki reklamındaki sanal şehrin asfaltının bile pembe ve eflatun rengi olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

 

 

Günümüzde, bebekler doğar doğmaz cinsiyetlerini belirten kıyafetlere bürünüyorlar.

 

 

Çocuklardaki oyuncak tercihinin doğuştan mı yoksa çevreden mi geldiği bilim çevrelerinde bir tartışma konusu.  Kızların bebeklerle, erkeklerin arabalarla oynamasının doğadan gelen cinsel kimliğin bir parçası olduğunu gösteren bazı çalışmalar olduğu gibi, oyuncak seçiminin çevreden görülen davranışlarla şekillendiğini gösteren çalışmalar da var. Sonuçta, nedeni ister genetik, ister öğretilmiş davranışlar olsun, erkek çocuklar daha çok mekanik oyuncaklarla oynamayı severken, kız çocuklar üzerine hikaye anlatabilecekleri bebeklerle oynamayı tercih ediyorlar. Ancak yine çalışmalar gösteriyor ki, sağlıklı bir psikolojik gelişim için her iki cinsin de bebeklerden arabalara, doldurulmuş ayıcıklardan legolara kadar her tür oyuncakla oynaması, hatta bu oyuncaklarla birlikte  oynaması gerekiyor. Okul öncesi çağ, çocukların beyinlerinin en hızlı geliştiği ve en çok etkiye açık olduğu çağ. Bu dönemde yaşanan her deneyim, her aktivite belirli sinir bağlantılarını güçlendirirken belirli bağlantıları zayıflatıyor. Yapılan çalışmalar, kızlarla birlikte oynayan veya bebeklerle ile de oynayan erkeklerin büyüdüklerinde bebeklerine karşı daha sevecen olduğunu, abileriyle ve erkek çocuk oyuncakları ile oynayan kızların ise üç boyutlu düşünce  yetilerinin diğer kızlara göre çok daha güçlü olduğu saptamış.

 

 

Lego firmasının oyuncaklarında cinsiyet ayrımı yapmadığı dönemler olan 1980′lerden kalan bir reklamı: “Güzellik Budur.”

 

 

Veriler, erkek çocukların ilk bilgisayarlarına kızlardan daha erken yaşta sahip olduğunu, bilgisayar oyunları  ve Lego gibi modüler oyuncaklarla oynamalarının bir sonucu olarak daha iyi mekanik ve soyut düşünme yetileri edindiklerini  gösteriyor. Bu özelikler bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik ile ilgili kariyerler için hayati öneme sahip. ABD Ticaret Odası verilerine göre, bu mesleklerde çalışan kadınların sayısı toplam iş gücünün %20’sinden az.  Kız çocukların çoğu bilim ve mühendislik konularına ilgileri olmadığını beyan ediyorlar. Amerika Kalite Topluluğu’nun 2009’da gençler üzerinde yaptığı araştırmada, erkeklerin %25’ine karşılık kızların sadece %5’i mühendislik kariyeri ile ilgilendiklerini beyan etmişler. Bir başka güncel ankete göre, üniversiteye gitmeyi planlayan 13-17 yaş erkek çocukların %74’ü bilgisayar mühendisliğinin kendileri için iyi bir kariyer olduğu görüşünü beyan ederken, kızlarda bu oran sadece %32’de kalmış. Kızlar, ergenlik çağından itibaren her yaşta bilim ve matematikle daha az ilgilendiklerini ifade ediyorlar, hatta okulda matematik dersinde çok başarılı olan kızlar bile, yaşları büyüdüğünde kariyer olarak bilim veya mühendislikten ziyade sosyal bilimler alanında çalışmayı seçiyorlar.

 

Bu durum, kısmen cinsler arasındaki genetik veya doğumsal farklılıklara bağlı ortaya çıktığı kadar kısmen de kızlara dayatılan çevresel faktörlerden kaynaklanıyor. Bu çevresel faktörlerin en başta gelenlerinden biri de çocukların oynadığı oyuncaklar ve model olarak örnek aldıkları karakterler. Bilim adamları, kızların sadece güzellik, bebek ve ev işleri ile kısıtlı oyuncaklara maruz kalmasının ve baskın kadın stereotipi ile büyütülmelerinin uzun vadede zararlı olduğu görüşünde. Kızlara yönelik oyuncaklar genelde kız çocuklarının bilim yerine ağırlıklı olarak dış görünüş, güzellik, kılık kıyafet ve alışverişe odaklanmalarına ve sadece bu aktivitelerle uğraşan baskın kadın prototipiyle erken yaşta özdeşleşmelerine neden oluyor. Kız çocuklarının rol modeli olarak örnek aldıkları karakterler kendilerini kurtaracak bir prensi bekleyen, kendi inisiyatifi olmayan, dış görünüşleri dışında başka bir şeyle çok da ilgilenmeyen aciz karakterler. Bu ortam içinde büyüyen ve bu karakterleri örnek alan kız çocuklarının girişken, kendi ayaklarının üzerinde durabilen, bilim ve teknolojiye meraklı bireyler olması biraz zor görünüyor.

 

Janese Swanson bu durumu çok güzel özetlemiş: “Erkekler doktor olurken, kızlar hemşire oluyor; erkekler futbol oyuncusu iken, kızlar amigoluk yapıyor. Erkekler yeni icatlar yaparken, kızlar icat edilen cihazları kullanıyorlar.Erkekler tamirat yaparken, kızlar bozulan şeylerin tamir edilmesini bekliyor. Erkekler cumhurbaşkanı olurken, kızlara first ladylik düşüyor.”

 

Anne babaların biraz desteğiyle prenses prototipini kırmak, hatta aynı anda hem Darth Vader, hem Prenses olmak mümkün.

 

 

Bu durumun önüne geçmek ve kız çocuklarına bilim aşkı aşılamak o kadar da zor değil. Elbette, onlar da prenseslerle ve bebeklerle zaman zaman oynamalı. Ama kimi zaman da erkek çocuklara yönelik olduğu düşünülen mekanik oyuncaklarla etkileşime geçmeli, manikür setlerini bir kenara atıp biraz da deney setleri ile oynamalı ya da arada Barbie’leriyle oynamaya ara verip, üç boyutlu düşünce ve tasarım yetilerini geliştiren oyuncaklara yöneltilmeliler.

 

Gelecek nesillerde bilim ve teknoloji işle uğraşan kadın sayısını artırmak bugünkü anne ve babaların elinde. Bunu yapmanın yolu ise bilim ve teknolojiyle küçük yaşta tanışan kız çocukları yetiştirmekten geçiyor.

 

 

Kaynaklar:

Smithsonian Magazine.“When did girls start wearing pink?”

The Mary Sue.“Tracing the origin of gender specific clothing for children.”

Swanson, Janese.  “What’s the Difference?” Raising Healthy Daughters.

Orenstein, Peggy. “Cinderella ate my daughter.

Goldstein, Dana. “Beyond Pink vs. Blue: Why Gendered Toys Really Matter?

 

 

(Bu yazı daha önce Açık Bilim dergisinin Nisan 2012 sayısında yayınlanmıştır.)

Yorumlar (23) Sen de yaz!

  1. Çağla Özbek 12 Kasım 2012, 11:43

    Çocukluğumda oynadığım ve çok sevdiğim oyuncaklarımı düşündüğümde, 9-10 yaşından itibaren kuduz gibi girdiğim Monopoly, Scrabble dünyasının dışında hemen hepsinin kızlara uygun, aşırı pembe şeyler olduğunu farkediyorum. Beni çok etkiledi mi, beklentilerimi değiştirdi mi emin olamıyorum, hala oyuncak düşkünlüğüm olduğundan çok düşünüyorum bu konuda. Ama bir yandan bunlar olurken kitap konusunda hiç bir zaman karışanım görüşenim olmadı, 7-8 yaşındayken yaşıma gerçekten hiç ama hiç uygun olmayan şeyleri de okuyordum. Bir şeyler bozulup kırıldıysa müsebbibi Stephen King midiiiir, hamile Barbie midiiir, karar veremiyorum.

    • Çağla Özbek 12 Kasım 2012, 11:46

      Mesela oyuncak dikiş makinam olmasaydı, ilkokul ikinci sınıfta matematikte üçle beşi ekleyemeyen bir çocuk olduğumun ortaya çıkmasını engeller miydi bu? Matematikten anlar mıydım o zaman? Fikrine bile dayanamadığım matematikten çabuk mu vazgeçtim bunlar yüzünden? Sayılarla ilgili her gün yaşadığım ani ve açıklanamaz kafa donması için bu pembe oyuncakları suçlayabilir miyim? Hedef tahtası arıyorum.

  2. 5h4rfl1 12 Kasım 2012, 15:55

    yakın geçmişte bilim insanları kadın ve erkeklerin beyin yapıları ve kabiliyetleri arasında doğuştan gelen ciddi bir fark olmadığını ortaya koymuştur. ne oluyorsa doğumdan sonra oluyor. düzenin dayattığı cinsiyet rolleri çocukların konuşmalarından oyunlarına, meslek seçimlerinden ilgi alanlarına ne varsa keskin şekilde belirliyor ve sınırlıyor. kapitalizm bu süreci de tabi ki kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiriyor. çocuk mağazaları dahil paranın döndüğü hemen her kurumdaki olayın özü bu bence. bu konuda kapsamlı araştırmaları inceleyince durumun sandığımızdan daha kötü olduğunu görebilirsiniz. ancak her olayda ‘ne yapalım sistem böyle’ demek yerine kendimize birey olarak düşen görevleri sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. maalesef kapitalist toplumlarda düzene memnuniyetle ayak uyduran ebeveynler kız evlatlarını bir embesil olarak yetiştirmekte çoğu zaman beis görmüyor. evet sistem bunu dayatıyor, çoğu zaman elimizi kolumuzu bağlıyor ancak söz konusu evlat yetiştirmekse yeri geldiğinde bunlarla mücadele edilmeli. arzın olmadığı yerde talep olmaz. ‘çocuk istiyor almayalım mı?’ dememek lazım. o çocuğu yönlendirmek, ufkunu genişletmek, birey olmasına yardımcı olamak lazım. yalnızca karnını doyurup istediği oyuncakları alarak çocuk yetiştirmek diye bir şey yok. boru değil, geleceği onlar şekillendirecek.

  3. Nigar Hacızade 12 Kasım 2012, 16:26

    Konu yine fesineyting. Bir Savyet bebesi olarak size oyuncaklarımı göstermek istedim. Türkiye’ye taşınmadan önce (5 yaşına kadar), irili ufaklı lego setleri, bir de demiryolu seti vardı. Göstermek diyorum çünkü görmeniz gerek. Legolardan iri parçalı olan 3 renkliydi – gri, beyaz, kırmızı, “model kitapçığında da” sovyet bloku evler (aka toki), VİNÇ filan vardı. Ev de vardı ama ben ne yapayım 3 renkli evi, haliyle insanın daha çok kruvazör yapası geliyor. Minik parçalı lego süperdi (aka kapitalist ya da doğu avrupa ülkesinden ithal), ambulans ya da posta arabası yapmak için özel parçaları vardı. Bebek de vardı ama baya yatırınca gözleri kapanan, tombul “bebek.” Sonra Çekoslovakya’ya gittiğimizde oradan bana bir sosyalist barbie aldılar, bronz değil bembeyaz tenli, uzun düz sarı saçlı değil omuz hizasında, kahverengi, kıpkıvırcık saçlı (bence yahudiydi barbim). Arkadaşlarımın sarışın barbilerine olan kıyafetler buna biraz dar olurdu, ama o sayede küçükken baya kıyafet tasarlayıp dikmiştim kıza (Çağla meraba!).
    Traktör, demiryolu ve çok erken yaşta matematik de içeren bilgisayar oyunları oynamama rağmen benim de matematikle, mühendislikle aram yoktur pek (hiç). Bir yandan da kardeşimin arabalarıyla kurguladığı dünyaları ve uydurduğu hikayeleri düşündükçe hikaye anlatarak oynamanın bana özel bir şey olmadığını farkediyorum.

    Bir de obligatory AŞIRI TEYZE yorumumla bitirecek olursam, az ama öz oyuncağımız vardı, hepsiyle özenle oynayıp özenle saklardık, her birinin bir özelliği vardı. ailedeki daha küçük çocuklara dağıttıklarımız hariç çoğu da hala duruyor. Marketlerde oyuncak reyonlarına bakmayalı rahat 15 sene oluyor ama gözucuyla gördüğüm kadarıyla inanılmaz iç sıkıcı o bolluk ve plastikiyet.

    Bi saniye bi yorumum daha varmış: oyuncak diye silah-kelepçe-cop seti satılıyor, onu bulanı, üreteni, satanı bulup Bİ KONUŞMAK lazım.

    • Duygu 12 Kasım 2012, 18:11

      Sosyalist Barbi miii! Nigar, n’olur atmamış ol da biz de görelim ya. Çok merak ettim.

  4. Feride Güntekin 12 Kasım 2012, 16:48

    Oyuncaklardaki toplumsal cinsiyet rolu dayatmasinin cok cok sakincali oldugundan suphem yok da, yaziyi okurken niyeyse unuttugum su gercegi hatirladim: Ben uc yasindayken evden makyajsiz cikmiyormusum! Illa sakaciktan bir ruj filan surduruyormusum. O bakimli ozenli sehirli genc kadindan,zamanla makyaj yapmayan, kasini bile almayan, delik coraplarini ust uste giyip tamam bu sunun, su da bunun deligini kapatti diye gezen bir insana nasil donustum acaba?

    • Duygu 12 Kasım 2012, 18:13

      - Toplumsal cinsiyet kalıplarını yeniden üretmek gibi olmasın da – hayali rujunu sürmeden evden çıkmamana baya güldüm hehehehe.

    • Çağla Özbek 19 Kasım 2012, 02:28

      Okuyunca herkesin çocukluğunu kaçırıp sıkıştırasım geldi ya, anlatamam. Feride hayali rujunu sürüyor, Nigar sovyet legosundan kruvazör yapıyor, ben bölme işlemini hiç anlamadığımı akıllı olduğum büyüsü bozulmasın korkusuyla üç hafta boyunca, matematik yazılısına kadar kimseye söyleyemiyorum, bi yandan eski bir Nazi’yle psikopat bir çocuğu buluşturan Kuşku Mevsimi’ni okuyup aklım yerinden oynuyor, Duygucuğum kafasında kocaman kurdelesiyle fen bilimleriyle güreşiyor… Uzaklarda bir yerlerde 5Harfliler şekilleniyordu.

      Zeynep’i bir paçası kırmızı, bir paçası mavi mükemmel Elvis pantolonuyla çekilmiş fotoğrafını paylaşmaya davet ediyorum burada. Öleceksiniz.

      • Çağla Özbek 19 Kasım 2012, 02:29

        Deniz’in okulun ilk gününde herkes ana babası için ağlarken sınıfta kelle gibi gülen TEK çocuk olduğu bir fotoğrafı var bu arada, o da aklıma geldi şimdi.

  5. Duygu 12 Kasım 2012, 18:26

    Şimdi hatırlamaya çalışıyorum, matematiği baya severdim de fen derslerini gerçekten hiçbir zaman tam anlamadım. Anlamak isteyip de anlayamadım yani (en kötüsü). 9 yaşımda ilk fen bilgisi sınavında 2 alıp ağlama krizi geçirdiğimden beri durum böyle. Bu ana babamın elinde olan bir şey miydi, ona da pek emin olamıyorum.

  6. Oşu Bubu 12 Kasım 2012, 23:12

    ya ayse gul altinay’in dahil oldugu bir projeydi birkac sene once sanirsam ilkokul cocuklarina bilinen masallarin sonlarini eksik birakip masalin sonunu yeniden yazidirmislardi. prensli prensesli kulkedili filan masallarin sonlari kopup gitmisti jupitere “mutlu son”lari falan es gecerekten.. ya neydi o proje bilen var mi? yayinlamis olmalari lazim bi yerlerde ama google da yardim etmedi.

  7. cororo 17 Kasım 2012, 15:07

    çok güzel bir yazı olmuş lakin söylemeden geçemeyeceğim. cinsiyet ayrımı yapılacaksa, kız ve erkek şeklinde değil. kız ve oğlan çocuğu şeklinde yapılmalı. çünkü çocuk olan kız yada oğlandır, ergin bir bireyden bahsediliyorsa kadın yada erkek denmelidir.

  8. Zeynep 20 Kasım 2012, 16:17

    elinize sağlık, harika bir yazı… benim de aklımı kurcalayan bir konu olmuştur bu yıllarca. barbie ve evcilik oyunlarından ölesiye sıkılan, ışınlanmayı icat etmeye çalışan, favori oyuncaklarından biri “kara şimşek” isimli arabası (tv dizisinden tabii) olan bir kız çocuğuydum. ama pembe renge o zaman da bayılırdım, hala bayılırım. hatırlıyorum bir kırtasiyede gördüğüm mikroskop setine kafayı takıp, annem ve babama almaları için türlü şirinlikler yapmıştım. sonuçta bilim kadını ya da makine mühendisi olmadım. :) bebeklerle oynamamış olmamın cinsel kimliğimde bir sorun yarattığını da sanmıyorum.
    bir de çocukken tiksindiğim, hala da tüylerimi diken diken eden bir çocuk şarkısı vardı, yazmak istedim:
    Küçük Asker, Küçük Asker
    Ne Yapıyorsun, Bize Göster
    Tüfeğime Bakıyorum,
    Ona Süngü Takıyorum
    Palaskamı Takıyorum
    Ben Kışlama Gidiyorum

    Küçük Ayşe, Küçük Ayşe,
    Ne Yapıyorsun Bize Söyle,
    Bebeğime Bakıyorum,
    Ona Mama Veriyorum.
    Gül Yüzünü Öpüyorum,
    Ona Ninni Söylüyorum

  9. lou 27 Ocak 2013, 17:09

    dakika bir gol bir, erkek çocuğu ve kız çocuğu mu?
    erkekler, erkek doğar di mi?
    lütfen, çok önemli bir yanlış bu
    kız-oğlan çocuğu
    kadın-erkek

    eşleşmeleri doğru yapmayınca, kullanılan kelimeler seksist olunca içeriği hiçbir işe yaramıyor

  10. cansu 30 Ocak 2013, 14:03

    çocukken oyuncaklarımın büyük bir kısmının lego, k’nex, kızılderili seti, tren seti, “erkeklere yönelik” bilgisayar oyunları; diğer bir kısmının oyuncak bebek, barbie, barbie evinden oluşmasıyla mühendislik öğrencisi olmam arasında büyük bir bağlantı varmış demek. gidip anneme/babama teşekkür edesim geldi :)
    yalnız diğer bütün oyuncak firmaları bir tarafa; beni en çok hayal kırıklığına uğratan lego oldu kesinlikle.

  11. dilara 11 Şubat 2013, 21:56

    Yazınız güzel,hoş. Amaa..
    Ben de tam kız-oğlan çocuğu yazacaktım kii, lou zaten yazmış. Yapılan bu ayrımlara en başta dilden başlamak gerek. Yoksa bu saçmalıkların asla önüne geçilemez. Kadınlar böyle kız-kadın diye ayrılıp, erkekler de hep erkek olarak görüldüğü sürece bir gelişme yaşayamayız. Çocuklar için kullanılan kız,oğlan kelimelerine başka anlamlar da yüklemezsek, yazılarınızda bahsettiğiniz kadın-erkek ayrımlarının önüne geçemez miyiz bir nebze de olsa?

  12. juniperaa 30 Mart 2013, 19:19

    Cevresel etki deyince oyuncaklar kadar, annenin babanin ogretmenlerin amcalarin ananelerin komsu teyzelerin f(bir kisminin farkinda bile olmadan) ettikleri laflar, cocuklara karsi tutumlari, medya sokak vs. hepsi var. Benim icim daraliyo televizyonda icinde bol bol manipulative crazy bitch/namuslu iyi kadin prototiplerinin gezindigi (ama bunlarin ortak paydalari bi sekilde hepsinin herzaman fonlu sacli ve makyajli dolasmasi, ve ayrica super formda olmalari) turk dizilerini seyreden kiz yegenimi gorunce. Ben inadina buldozer falan hediye ediyorum anneannesi prenses kiyafeti aldikca….

  13. dilara 21 Kasım 2013, 17:28

    Şu anda 14 yaşında olan bir erkek yeğenim, bir de şu anda 10 yaşında olan kız yeğenim var.
    Büyüme süreçlerinde kıza her oyuncağı aldık, arabalarla oynayınca güldük, ben de arabalarla oynamayı çok severdim beraber oynadık hatta.
    Yalnız aynı hoşgörüyü erkek yeğenim bebeklerle oynasaydı gösterir miydik bilemiyorum. Ailemde şehir efsaneleri dolaşırdı yok oğlan çocuğunun ateşi çıkmış poposundan fitil kullanmışlar eşcinsel olmuş, sakın poposuna dokunma, yok sürekli bebekle oynamış eşcinsel olmuş zinhar bebek alma. Dolayısıyla kız kardeşinin her oyuncağı bizim velede yasaktı:)

  14. burcu 04 Nisan 2014, 02:47

    Daha bugün bebek bekleyen bir arkadasımla konustuk, çocuk odası almak için geziniyorlar, mümkün olduğunca yapış yapış cinsiyet stereotiplerinden uzak cocuk buyutmek adına pembe ve mavi dışında bir şeyler aramışlar ve bulmak kolay olmamış (sonuç; sarı zürafa). Pembe&mavi bir dalga çocukların üstüne yığılacak zaten ondan kaçış yok, ama anne-baba adayları olarak “benden öğrenmedi!” diyebilmek, tek teselli bu olacak gibi görünüyor.
    Sizlerin muhteşem oyuncak hikayelerinizi düşündukçe ben de hatırlamaya çalıştım, toplamda 15 sene falan lego oynadım herhalde onu saymıyorum su an olsun hala oynarım, bisiklete binen barbie ile hamile barbie’den öteye gidemedim. Bisiklete binenin butun eklemleri ayrı oynadığından üzerinde deneysel çalışabiliyordum. Genelde Ken ile öpüşen o olurdu manevra kabiliyeti dolayısıyla (ergenlikle birlikte barbimin ikinci aşamaya rahat geçişi için :)) Bir de tren hatırlıyorum ama onu babamın bana alma kisvesi altında kendine aldıgından nerdeyse eminim. Oyuncaklardan çok oyunlar kalmış aklımda. İlk fırsatta resim karıştırıp anneme soracağım acaba benim geleneksel kız cocugu normları dısında kalan oyuncağım oldu mu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>