"Kızımın ileride beni erkeğe boyun eğmemiş, güçlü bir kadın olarak anlatmasını istiyorum"

KÜLTÜR

Dağdan Anneliğe Kadınlar

Bizim Gizli Bir Hikâyemiz Var, Dağdan Anneliğe Kadınlar, Berivan Bingöl’ün artık dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan yirmi farklı kadınla yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Bu yirmi kadını birbirine bağlayan özellik ise hepsinin eski gerilla olması ve örgütten ayrıldıktan sonra evlenip çocuk sahibi oluşları. Aslında kulağa ne kadar sıradan, ne kadar gündelik geliyor “evlenip anne olmak.” Dışarıdan son derece olağan görünüyor belki. Oysa benim daha önce hiç kafa yorduğum, hatta aklıma gelmiş bir konu değildi. Sanki askerler, gerillalar sadece yaptıkları işten, mücadelelerinden, içinde bulundukları savaşlardan ibaretmiş gibi, bir kadının gerillalıktan “istifası”ndan sonra ne yaptığını zihnimde kurgulamaya kalkmamıştım hiç.

 

Berivan Bingöl, Filistinli gerilla Leyla Halid’le yapılan bir söyleşiyi okurken düşüyor aklına bu soru. Leyla’nın 3,5 yaşındaki çocuğunun “Anne sen hırsız mısın? Uçak kaçırdığın doğru mu?” sorusunu okuduğunda, geçmişte PKK’ye katılmış kadın gerillaların şimdi nerelerde olduğunu düşünüyor; çocuk sahibi oldularsa aralarındaki iletişimi, geçmişlerini ne kadar anlattıklarını merak ediyor ve cevap bulabilmek için bu söyleşilerin peşine düşüyor.

 

Kitapta Berivan’ın sorularını duymuyoruz, her kadın kendi öyküsünü anlatıyor. Belli soruların sorulduğunu, konuların oraya nasıl geldiğini anlıyorsunuz, ama daha çok bir sohbet okuyorsunuz. Rüyalar herkes için gündeme geliyor örneğin; pek çok kadın uzun yıllar gördükleri dağ ve çatışma rüyalarına artık çocuklarını da eklemiş ister istemez. Bazen de çocuklarıyla artık gidemeyecekleri memleketlerinde geziyorlar rüyalarında; çiçek topluyor, yeşilliklerde yürüyorlar. Ancak savaşın ortasında çocuklarını kurtarmaya çalışanlar çoğunlukta. Rüyada kendisini kızıyla dağda bulan bir kadın, kızını nasıl koruyacağı konusunda endişeleniyor. Bir iki kişi hariç hepsinin ortak kâbusu, kendilerini çocuklarıyla çatışmanın ortasında bulmak.

 

İçlerinden birinin rüyası ise dağdayken içselleştirdiği “gerillalar anne olmaz” söylemini de açık ediveriyor. “Nasıl bir çocuğu olur? Eskiden böyle miydi? Şimdi bir çocuğu var,” diyorlar rüyasında dağdaki arkadaşları. Anne olmanın düşünülemediği bir gerçeklikten çıkıp çocuk doğuruyor bu kadınlar. Bazısı “Yasaktı,” diyor, bazısı yasak olmasa da hoşgörülmediğini söylüyor. Annelik dağda kocaman bir tabu. Bu yüzden çocuk sahibi olmanın bir nevi utancını duyanlar oluyor sonradan. Eski arkadaşlarından çocuklarını saklayanlar, on yıllar sonra bir festivalde tanıdıklarla karşılaşınca çocuğu görmesinler diye kaçanlar oluyor. Aile, annelik, bir çocukla ilgilenmek, savaş ortamında gerçekdışı ütopyalardan ibaret. Oysa bir yandan da çocuklara karşı dayanılmaz bir özlem var. Ne zaman bir köye gitseler hepsi uzun uzun çocuk sevmişler. İçinde bulunulan savaş ile en çatışan, savaşın en dışındaki şeyi çocuk olarak görüyorlar. Çocuklardan biraz doğadan bahsettikleri gibi bahsediyorlar aslında. Çoğu bir gün çocuklarını da alıp yine o topraklarda yürümenin hayalini kuruyor. Gerçekleşme ihtimali düşük bir hayal bu, ama orada duruyor yine de. Uzun yürüyüşler, ormanlar, ırmaklar mutlaka dile dökülüyor. Romantik ve ideal bir doğa değil bu elbette, ama bütünüyle yıkıcı, yok edici de değil. Belki öbür ihtimal, savaş olmasa yok ediciliği daha çok göze batacak, ama silahların, ölümün yanında -tıpkı çocuklar gibi- doğanın da temsil ettikleri değişiyor. Çocuklar da, doğa da savaşın tezatlığında, hayatın döngüsünün devam edişini müjdeliyor dağdayken.

 

Bu kadınların dağ ve sonrasında annelik deneyimlerini okurken kafamdaki annelik mefhumu da eğilip bükülmeye başladı. Evlilik ve çocuk yapma baskılarının karşısında dururken aklıma gelmeyen bir anne olmama baskısıyla yüzleştim. Bedeninizin kontrolünün tamamen size ait olması ne demektir? Çok sevdiği çocuğunu hor görülmemek için eski arkadaşlardan, komutanlardan saklamak ne demektir? Peki anneliği kutsallaştırmayalım derken anne olmanın dönüştürücü gücünü yok sayıyor, azımsıyor ve kendimize kötülük yapıyor olabilir miyiz?

 

Kitaptaki anneliklerin hiçbiri tek yönlü, kutsal, kolay, mükemmel değil. Gerilla geçmişinin getirdiklerini azımsamadan, tüm anneliklerin de aslında bir anlamda böyle olduğunu söyleyemez miyiz? Kadınlardan biri anneliğin hiç de öyle içten gelivermediğini, bir anda başka bir mertebeye ulaştırmadığını şöyle anlatıyor: “Benim bildiğim tek şey, kendini savunma ya da saldırı pozisyonu. Bir çocukla ilişki nasıl olur, ona nasıl yaklaşılır, bilmiyorum. (..) Mesela ben birçok yönümle çocuğum, on beş yaşındayım hâlâ, çünkü geçmişte yaşayamadıklarım hep içimde kaldı.” Yine kafamızdaki anneliğe tokat atarcasına, kadınlardan biri kendi annesinin “Ölümünü, her gün ölüm haberini beklemeye tercih ederim,” dediğini söylüyor. On, on beş yıl dağda kalmış bu kadınların neredeyse hepsi, “Gerillalık mı, annelik mi daha zor?” sorusuna “Annelik,” diye cevap veriyorlar. Bir insan büyütmenin savaşta hayatta kalmakla benzerliklerini sıralıyor, sonunda da anneliğin daha zor olduğunu dile getiriyorlar. Anne olarak saygı görmemiş tüm kadınlara satır satır yazmak istiyorum bunu; “Hem annelik yapmış hem yıllarca savaşmış, bize ikisini de anlatabilecek kadınları dinleyin!” diye bağırmak geliyor içimden.

 

Anlatılanlar sırf annelikten de ibaret değil. Dağdaki kadın yaşamından regl olan gerillaların ne yaptığına, örgütte karşılaşılan ayrımcılıklardan “topluma” döndükten sonra evliliklerin nasıl gerçekleştiğine dair yaşantıları da yer alıyor. Kadınların çoğu, yine dağ kökenli olan erkeklerle evlenmişler. Dağdan olmayanlardan “toplumdan erkekler” diye bahsediyorlar ve onlarla hayatı paylaşabileceklerine inanmıyorlar. Oysa, dağdan erkeklerle ilişkiler de hiç kolay değil. Bir kadın kendi eşini anlatıyor: “Eşimle aynı geçmişten geldiğimiz için birbirimizi daha iyi anlasak da, örgütten gelen erkeklere dair gözlemim şu: Orada kadın ağırlıklı bir örgütlenme var. Bu, erkeğe farklı şekillerde yansıyabiliyor, sanki intikam alırcasına davranabiliyorlar. Eşim bazen çok sinirlendiğinde ‘Ha, yine sizin bu kadın örgütlenmesinden aldığınız eğitim,’ diyebiliyor. Sanki feminist olmak, o eğitimi almış olmak kötü bir şeymiş gibi hissettirebiliyorlar.” Bambaşka bir deneyimin içinden gelmesine rağmen, ne kadar da tanıdık sözler, değil mi? Bir başkası ise “Düşmanın ne yapacağını bilirim, ama içimizdeki erkek arkadaşların dayatmalarına şaşırıp kalıyorduk,” diyor. Hem örgütün hem politik geçmişli eşlerinin eril tutumlarıyla mücadele eden bu kadınların neredeyse hepsi, güçlü yetiştirecekleri bir kız çocukları olsun istiyor. “Düşünüyorum, kızım ya lezbiyen ya feminist olur,” diyen Zınarîn ekliyor: “Kızımın ileride beni haksızlıklara karşı başkaldırmış, erkeğe boyun eğmemiş, güçlü bir kadın olarak anlatmasını istiyorum.”

 

Kitap bitse de, üzerimdeki etkisinin dönüştürücülüğü bitmedi. Hâlâ anlamadığım, belki uzun süre boyunca, belki hiçbir zaman anlayamayacağım çok şey var. Ama birazcık iyi olacaksak hepimizin bu sesleri duyması gerek. Yakınlarda Füsun Demirel’in bir gerilla annesini oynamayı isteyebileceğini söylemesi nedeniyle linç kampanyalarına hedef olduğunu, işten çıkarıldığını ve yalnız bırakıldığını hatırlamamız, kulaklarımızı daha da çok açmamız gerekiyor. Biterken son söz yine kitaptaki kadınlardan birinden, Rojbîn’den gelsin:

 

Oradayken, en çok annemi özlerdim. Benim için annem, Kürt halkının çektiği acıların toplamını ifade ediyor, çünkü her türlü acıyı onlar çekiyor. Devletlerin, dinlerin ve örgütlerin Kürtlere yaptıklarının sonuçlarına anneler katlanıyor, kadınlar katlanıyor.

 

Bizim Gizli Bir Hikayemiz Var: Dağdan Anneliğe Kadınlar, Berivan Bingöl. İletişim yayınları, Mart 2016, 235 sayfa.
kapak

 

Görsel: Van Gogh, Trees and Undergrowth (1887)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YHande Şeker’in ardından: Trans cinayetlerinin cinsiyeti
Hande Şeker’in ardından: Trans cinayetlerinin cinsiyeti

Ölümle korkutulup sıtmaya razı edildiğimiz için bazı kadınların “travesti” yerine trans birey olarak ifade edilmesine bir gelişme olarak bakmamızı bekleyenler var. Halbuki sözkonusu özneler kadın.

KÜLTÜR

YBir Berlin Sohbeti: Ne Umduk, Ne Bulduk?
Bir Berlin Sohbeti: Ne Umduk, Ne Bulduk?

Berlin’e yerleşen herkes Berghain’ın karanlık odalarında sabahı ederken, izolasyonu yapılmamış bir evde üşüyerek kısır yiyen bir ben olamazdım ya?

TARİH

YMaria Sibylla Merian’ın Mücadeleci Doğası
Maria Sibylla Merian’ın Mücadeleci Doğası

Ülkesinin yasaları, toplumdaki batıllık ve meslektaşlarının açüklamalarına rağmen döneminin önde gelen böcek bilimcilerinden biri olan, tarihteki ilk kadın entomoloğun hikayesi.

Bir de bunlar var

Din ve Maneviyat Üzerine Düşünceler IV: Din Dışı Maneviyatın Alanı Ne Olabilir?
Yanlış Kabloyu Kesmek: Çocuk İstemeyen Kadın
Çalıştır Kızım

Send this to friend