Sanatçı Hannah Black'in siyah bir çocuk cesedini tasvir eden sanat eserinin var oluşunu ve sergilenmesini eleştirdiği açık mektubundan hareketle: "onurlandırmak" ve "lafı ağzına tıkmak" arasındaki ince çizgi nerede durur?

SANAT

Bu Resim Gitmeli Mi?

2017 Whitney Bienali’nde sergilenmekte olan, yazı görselinde gördüğünüz Dana Schutz imzalı resmin etrafında ilginç tartışmalar dönüyor. Open Casket / Açık Tabut adlı 2016 tarihli bu resim, 1955’te Mississipi’de beyaz bir kadına laf atmakla suçlandıktan sonra linç edilen 14 yaşındaki siyah genç Emmett Till’in gördüğü işkencenin tüm izlerini gösteren cesedinin, annesinin ısrarıyla cenazesinde açık tabutla sergilendiği sırada çekilmiş bir fotoğraftan esinlenerek yapılmış. Emmett Till’in annesinin “Benim gördüklerimi herkes görsün istiyorum” diyerek sergilediği oğlunun cesedine ait bu fotoğraf, bugün Amerika’da Sivil Haklar Hareketi’nin fitilleyicilerinden biri olarak hafızalara kazınmış, önemli bir sembol.

 

Açık Tabut‘un etrafında bugünlerde gelişen tartışma ise, ressamı Dana Schutz’ın beyaz olması, daha önemlisi, siyah mağduriyetine dair temsilleri kimin hakkaniyetle üstlenebileceğine dair. Sözü resmin teşhirden kaldırılmasını, dahası yok edilmesini öneren, sanatçı Hannah Black tarafından kaleme alınmış ve otuz kişi tarafından imzalanmış bu vurucu açık mektuba bırakıyorum:

 

Whitney Bienali’nin küratörleri ve çalışanlarına:

 

Size bugün Dana Schutz imzalı Açık Tabut resminin teşhirden kaldırılmasını talep etmek amacıyla ve dahası resmin herhangi bir müze veyahut piyasaya dahil edilmeden yok edilmesine dair acil bir öneriyle ilgili yazıyorum. 

 

Bildiğiniz gibi, bu resim 14 yaşında öldürülen Emmett Till’in annesinin “Gördüklerimi herkes görmeli” çağrısından sonra açık tabutta çekilmiş fotoğrafını tasvir ediyor. Tanınmaz hale gelmiş bir çocuk cesedinin dahi beyaz bakışını o soğuk, hesaplayan tavrından vazgeçirmeyişi her gün sıklıkla gördüğümüz bir şey, bu resmin var olması dahi bunun önemli bir kanıtı. Kısacası: Bu resim Siyahları önemseyen veyahut önemsiyormuş gibi yapan herhangi biri tarafından kabul edilir bulunmamalı çünkü beyaz bir insanın Siyahların acısını kar veyahut eğlence amaçlı kullanması kabul edilebilir bir şey değildir; bu uzun süredir normalleştirilmiş bir eylem olsa dahi.

 

Sanatçı Schutz’un amacı beyaz utancını tasvir etmek olsa dahi, sözkonusu utanç genç bir Siyah çocuğun cesedinin beyaz bir ressam tarafından resmedildiği bir eserde doğru şekilde temsil edilmemiştir – beyaz şiddetinin utanç vericiliğine samimiyetle dikkat çekmek isteyen tüm Siyah olmayan sanatçılar öncelikle Siyahların acısına bir sanat malzemesi olarak yaklaşmayı bırakmalıdırlar. Sözkonusu konu Schutz’a ait değildir; beyaz ifade özgürlüğü ve beyaz sanatsal ifade tarihsel olarak başkalarınınkinin kısıtlanması üzerine kurulmuştur ve doğal birer hak değildir. Bu resim gitmeli. 

 

Emmett Till’in ismi, ölümünden sonra oldukça sık anıldı. Bu isim, yalnızca Till için değil, kolayca gözden çıkarılabilir olarak görülen tüm kişilerin yasının tutulabilmesi için, dahası Siyah bir çocuğun sözüne, refahına veya hayatına karşılık beyaz bir kadının sözüne verilen ağırlığın, hatta tüm Siyah-karşıtı hukuk sistemlerinin sembolü haline gelmiştir. Annesinin cesareti sonucu Till tüm Siyahlar için bir ilham kaynağı ve uyarı haline geldi. Siyah olmayan herkes, sözkonusu hareketi ne tam olarak anlayabilir, ne de kişileştirebilir: Bu kolektif anlayamayışın ispatı Siyah insanların beyaz ırkçıların elinde ölüp durmaya devam etmesi, Siyah toplulukların bu resmin sergilendiği yerin yakınlarında fakirlik sınırı altında yaşamaya devam etmesi, Siyah çocukların halen çocukluğunu yaşayamamasıdır. Eğer Schutz tarihe dair bir hassasiyet geliştirmemişse, eğer Siyah insanlar ona sözkonusu resmin lüzumsuz bir acıya sebep olduğunu söylüyorsa, kendisi ve siz, bunu kabul etmelisiniz. Bu resim gitmeli. 

 

Siyah kültürünün Siyah olmayan sanatçılar tarafından uyarlanması üzerine süregelen tartışmalar, bu durumun Siyahların Amerika ve dünyanın her yerinde halen uğradığı ayrımcılık ile ilişkisini açıkça ortaya koymakta. Daha geniş bir tarihsel perspektiften bakacak olursak içinde yaşadığımız dönem, Siyah hayatların ve bedenlerin uğradığı kapitalist tahakküm ile başlamıştır. Diğer yandan, büyük ölçüde Siyah olmayan medya araçlarının Siyah insanları acı içinde ya da ölüm eşiğinde göstermeye dair hevesleri hakkında en az aynı derecede önem taşıyan bir tartışma da şu an sürmektedir; bu medya temsilleri, akla halk arasında linç gibi eski utanç verici beyaz Amerikan geleneklerini getirmektedir. Birçok beyaz veyahut beyaz zihinli eleştiri bu tartışmaları önemsiz ya da naif bulsa da, uyarlama ve temsile dair bu tartışmalar insan toplulukları olarak açıklık, dürüstlük, alçakgönüllülük ve umutla iyileşme odaklı bir hayatı nasıl yaşayabileceğimize dair yollar aramaktadır, özellikle de hayatlarımızın üzerine kurulduğu cinsiyet ve ırk karşıtı bu şiddetin barbarca tezahürlerini göz önüne alırsak. Bu önemli temel sorunun yöneltilmesi için sanattan daha iyi bir adres düşünemiyorum. Bu sorular ve sorgulamalar olmadan sanat, boş şekilci dürtülerin ve ironilerin içinde çözünüp anlamsız bir meşgaleye, yahut terapiye dönüşür.

 

Whitney Bienali’nin küratörleri de bu söylediklerimle hemfikir olmalılar ki Siyah yaşamların ve Siyah-karşıtı şiddetin temalar olarak ziyaret edildiği bir sergi düzenlediler ve türlü önemli yayınlar tarafından bu çalışmaları için iyi eleştiriler aldılar. Küratörlerin bu kapsayıcı tutumları, yakın zamanda Amerika ve başka yerlerde meydana gelmiş Siyah ayaklanma ve mücadelelerin Siyah-olmayan zihinlerde yer etmesi sebebiyle şu anda Siyahlığın ‘moda’ olmasından kaynaklanıyor olabilecekse de, ben kendimde bulduğum içgörü ve samimiyeti Whitney küratörlerinde de görmeyi tercih ediyorum. Demek istediğim – hepimiz bazen büyük hatalar yaparız, ancak çalışma ve özenle bu hatalardan daha önemli olan şey, onları nasıl telafi ettiğimiz ve bu esnada neler öğrendiğimiz olabilir. Bu resim, gitmeli.

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim,

 

Hannah Black

Sanatçı/yazar

Whitney Bağımsız Çalışmalar Programı Katılımcısı, 2013-14

 

Hannah Black’in mektubuna Whitney küratörleri Mia Locks ve Christopher Y. Lew’den gelen resmi yanıt şöyle:

 

 

2017 Whitney Bienali insan tecrübesinin farklı açılarını, bunların içine şiddet, ırkçılık ve ölüm gibi acı verici olanları da dahil ederek temsil etmeyi amaçlıyor. Sergide yer alan birçok sanatçı bu konuları ele alıyor ve içinde bulunduğumuz bu kutuplaştırıcı zamanda empati yaratan bağlantılar kurmayı amaçlıyor. Dana Schutz imzalı Açık Tabut (2016) isimli resim, Siyah Amerikalıların gördüğü şiddete dair huzursuz edici bir görsele dayanıyor. Özellikle birçok Siyah Amerikalı için sözkonusu fotoğrafın çok ağır ve duygusal bir önemi var. Bu resmi sergilemeyi seçerek bu sonuçları çok önemli olmuş, acılı imgenin Amerika ve Siyah Amerika tarihindeki önemine ve bu ülkedeki ırk ilişkilerine dikkat çekmeyi amaçladık. Bu serginin küratörleri olarak bu önemli konuların konuşulabilmesi için müzeyi bir platform olarak kullanmaya gönülden inanıyoruz. 

 

Açıklama gördüğünüz üzere resmin teşhirden indirilmesine veyahut yok edilmesine dair bir ifade içermiyor. Bu saat itibarıyle eserin sanatçısının resmi olarak yayınladığı bir açıklamaya rastlamadım. Benim konuyu kafamda getirdiğim nokta ise şu oldu: Uzun uzun düşündükten sonra resmin yapılması ve sergilenmesi eylemlerinin kendi içlerinde dikkatsiz ve özensizden ziyade yanlış olarak nitelendirilemeyeceğine, ancak mesela sanatçının eseri bir anlayış ve karşılıklı diyalog, dahası anıtsal nitelik taşıyabilecek bir fedakarlık/kurbanlık örneği olarak halk içinde yok etmesinin çok önemli ve doğru olabileceğine karar verdim. Çünkü kimi, nasıl temsil etmeyi seçtiğimiz ve bu temsilin bizden nasıl yararlandığına (belki hatta tam tersine de) dair sorgulamaların büyük önem taşıdığı kesin; bu temsilden vazgeçmek, görünür bir geri adım atmak, alan açmak sanatçısının iradesine düşen bir karar olmalı. Peki siz ne diyorsunuz, sanatçının ifade alanı herhangi bir şartta dokunulamayacak, tamamiyle özgür bir alan mıdır? Resim bazen gitmeli mi?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YMary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar
Mary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar

Cambridge Üniversitesi Klasikler Profesörü Mary Beard'ın konuşması: Kadınlar Antik Yunan'dan bugüne güçle nasıl ilişkilendi?

SANAT

YÖlüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann
Ölüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann

Renate Bertlmann, 1970’lerde bir çok çağdaşı gibi 1968’in devrimci atmosferi ve ikinci dalga feminizmin gücüyle kadın bedenini bir kutlama ve devrim aracı olarak yeniden kurgulayan eserler üretmiş.

SANAT

YGüncel Kızlar (1977)
Güncel Kızlar (1977)

Vintage sarısı, yalnızca çözülmüş meselelere, başarıyla alınmış haklara mı değer?

KÜLTÜR

YThe VVitch: Toplum Sözleşmesinde Şeytanın Toynak İzi
The VVitch: Toplum Sözleşmesinde Şeytanın Toynak İzi

Şeytanın aşikarlığın düzleminden çıkıp daha sinsi, daha katmanlar arası, daha Facebook'çu olmasından önce tüm bunların daha dürüst yaşandığı bir dönem yok muydu gerçekten de?

  • Duygu Aytaç

    Çok ilginç bi konu ya. “İmha edilsin” talebini ilk okuduğumda resmi henüz görmemiştim ve sergi basan ülkücü vaybı alıp rahatsız oldum. Fakat sonra resmi gördüm ve ilk aklıma gelen daha yeni Kemal Kurkut’un değil infial yaratmak doğru düzgün haber bile olmayan öldürülüşü, ikincisi de Suriye iç savaşı sırasında iki tarafın da kullanmalara doymadığı, taymlaynlara düşüp duran yanan, ölen, kanlar içinde küçük Suriyeli çocuk videoları oldu. Sandy Hook’tan Nice’teki saldırıya batıda çocuklar böyle korkunç saldırılarda öldüğünde bir şekilde o görüntüleri görmememiz sağlanıyor, o çocuklara en azından bu saygı tanınıyor, diye kendi kendime sinirlenişim. Sonra Dana Schutz’un diğer resimlerine baktım, o mizah dolu, karikatüre kaçan surat distort etme merakının yüzü -gerçek hayatta- dağıtılmış bir çocuğa “uygulanışı” iğrenme yarattı. Utanç tasviriyse utanç nerede? Hele de Emmett Till’in hayattaykenki fotoğrafına bakıp hikayesini hatırlayınca. Güzeller güzeli bir çocuk, o güzelliği mahvetme arzusu, o güzellikten hınç alma, o güzelliği çekememe, cezalandırma var öldürülüş biçiminde. Annesinin açık tabutla “eserinize bakın” demesiyle Dana Schutz’un “eserime bakın” demesi arasında büyük bir fark var yani, Schutz’un “ben de bir anne olarak…” falan açıklamaları da ı-ıh. Neyse işte böyle aşama aşama kendimi öfkelendirdim, en sonda da Kendrick Lamar bastırsın parayı alsın resmi, klibinde de cayır cayır yaksın, alem spectacle görsün gibi bir noktaya geldim

    • gurbetçi

      aynen, ben de başta bi yadırgadım. sonra okuyup inceleyince hannah black’i baya haklı buldum. (hannah black siyahi mi değil mi, bi karar veremedim bu arada) aslında whitney museum’un o pek s.klemez cevabı beyaz-yukarıdan-bakışı’nın bi timsali değil de ne. bari adam gibi bi cevap verip, iletişim için bi platform oluşturmaya çalışsalarmış yani, yazıda değinildiği gibi. bi iyi niyet göremiyorum burada.

  • Tezer

    Yazıyı ve Duygu’nun yorumunu okuyunca Emmett Till’in biyografisine, ölümünün ardından olanlara, öldükten sonraki fotoğrafına falan baktım. Bana en bariz ve önemli gelen resimle fotoğrafın etkileri arasındaki müthiş fark. Fotoğrafı açtığı anda insan midesine bir yumruk yemiş gibi oluyor ve acısı bir süre geçmiyor. Öfke duyuyor, sarsılıyorsun. (Ankara Katliamı videolarını izleme hatasına düştüğündeki gibi mesela.) Resme ise istediğin kadar bakabiliyorsun, hatta estetik haz bile alabiliyorsun. Tamamen zararsız, sıradan bir resim. Sanırım tam da vahşice öldürülmeyi bu kadar steril, normal ve estetik olarak haz alınabilir hale dönüştürdüğü için bu resim gitmeli. Şu cümleyi fotoğrafa bakınca anladım: “Tanınmaz hale gelmiş bir çocuk cesedinin dahi beyaz bakışını o soğuk, hesaplayan tavrından vazgeçirmeyişi her gün sıklıkla gördüğümüz bir şey, bu resmin var olması dahi bunun önemli bir kanıtı.” Tabii ki şiddete uğramış kişilerin fotoğraflarını veya daha gerçekçi temsillerini görmeyi olumlamak gibi bir niyetim yok ama siyah Amerikalıların mücadele tarihinde bu kadar önemli bir yer etmiş ve duygusal yükü ağır bir imajın alınıp beyazlar tarafından sterilize ederek yeniden dolaşıma sokulmasının kabul edilememesini de anlıyorum. Neyse, benim gibi merak edip fotoğrafa bakmayın diye naçizane önermek istiyorum. Çok fena oldum, kimseye önermiyorum.

    • Ezgi Sirin

      Tezer hanım ben resimden pek anlamam ama sanatçının neden böyle bir tercih yaptığını bilmiyoruz ki. Kendk açıklamasını ben güzel ve yeterli buldum. Bir anneyi anlatmak istedim gibi bir açıklama yapmış. Bu açıdan bakınca da bir oğul/çocuk resmedilmiş oluyor. Haliyle daha yumuşak daha estetik hatta sevgi dolu ve naif filan olması bana normal geldi. Bu olay siyahlar için hala gerçek bir yara/mağduriyeti simgelese de aynı zamanda toplum için de önemli. Ayrıcalıklı kesimden biri de bundan ilham almış olabilir. Mektubu yazan sanatçı resmi yapan sanatçıya diyor ki “sen beyazsin uzak dur bizim konumuzdan”. Ya pardon da ikiniz bir ortak noktadasiniz. İkinizin başka kesiştiği noktalar olabilir. Haksız mıyım?

      Evet cultural appropriation diye bişey var. Üstten bakma var yani burda mektubu yazan kişiyi hepten yok sayamam tabi ki haklı bir yerde. Bu tablo da onun bir parçası olabilir. Ama yani bu iş baya keyfi olmaya başladı. Ben avukatım ondan olaya düz bakıyorum. Karşımdaki kişinin algisina göre benim ifadelerim yaftalanacaksa pardon da benim motivasyonum benim amacım neden var? İfade özgürlüğüne orantisiz bir müdahele görüyorum. Müdahele çünkü tablo ordan kalksın diyor. Ve karşılığında açıklamayı gerçekten dinlemiyor bile.

      Tekrar söyleyeyim verilen cevap baya tirt evet. Güzel güzel savunmalilardi ve haklı olabilecek endişeleri yatistirmalilardi. Diyalog kurulmaliydi dediğiniz gibi.

      • Tezer

        Ben de resimden pek anlamam, sadece aklımdan geçenleri yazdım. Bence sorun siyahların tahakküm altına alınmasının bir beyaz tarafından işlenmesi değil. Bunda kendi içinde bir sorun yok. Sorun meseleye nereden ve nasıl yaklaşıldığı. Ve resim gitsin derken sanatçıya rağmen gitsini kastetmemiştim. Sanatçı eğer ki meseleye samimiyetle (yani kariyerist bir yerden değil, siyasi bir saikle) yaklaşıyorsa eleştirilere kulak versin, kendi işine bir de onların önerdiği açıdan yaklaşmaya çalışsın; hala hem fikir değilse bile bu meseleyi tartışırken kendisinin değil, siyahilerin sesisinin öne çıkması gerektiği bilinciyle eserini alıp evinin bir köşesinde saklasın gibi bir düşünceyle söyledim. Öte yandan akademide, gündelik siyasette ve pek çok alanda gözlediğim “ya bu bizim de meselemiz, neden laf edemeyelim” tavrından aşırı rahatsızım. Erkeklerin kadın meselesinde, başörtüsüzlerin başörtü meselesinde, heteroların LGBTİ meslesinde, Türklerin Kürt meselesinde vs. şövalyeliğe soyunmasını siyaseten sadece faydasız değil, pek çok açıdan basbayağı zararlı, hatta çoğu zaman açık ayrımcılıktan daha zararlı olduğunu düşünüyorum. Birincisi, maddi/somut ayrıcalıklarımızdan öyle rızamızla sıyrılıverebilirmişiz veya bunlar çok da önemli değilmiş gibi bir ilüzyon yaratıyor. İkincisi, egemen gruplar genelde sosyal sermaye ve ağ (network) açısından daha avantajlı olduklarından diğer gruplar adına konuşmaya başlıyor ve onların sesinin daha da cılızlaşmasına, geri planda kalmasına sebep oluyor. Üçüncüsü, bence tek tek kişi bazında dahi tahakküm altına alınanların özgüvenini zedeleyici, kendi söz ve iradesini geliştirmelerinin önünde engel teşkil eden bir tarafı var. Dördüncüsü, egemen grupların kendi egemenlik pratiklerini görmezden gelmelerine, bizzat bu egemenliği gün be gün nasıl yeniden ürettiklerinin üstünü örtmelerine, gerçek anlamda sorumluluk almamalarına yarıyor. Daha da uzatılabilir.

  • Ezgi Sirin

    Ya ben nedense hiç hak vermedim. Sanatçı hakkında mektupta söylenilen tek şey beyaz oluşu. Bakışı veya konuyu ele alışı ile ilgili bir şey bence mektupta yok. Onun motivasyonunu bilmeden appropriation ile cikarcilikla suçlamak bence haksızlık. Appropriationu da böyle yorumlamadiklarini biliyorum gerçi ama yine de haksız geliyor. Kadın tablosunu anne-çocuk ilişkisi üzerinden açıklamış. Buna hakkı yok mu? Topluma mal olmuş bir olay. Üstten baktığını düşünmüyorum. Mektubu düşmanca buldum ben biraz. Elbette cevabın diyaloğa daha açık olması lazımdı o konuda haklısınız.

    • Ezgi Sirin
    • Cagla Ozbek

      Ezgi selam, bütün gün bu konuyu düşündüm ve kafamda düşüncelerimi çarpıp sektirdiğim duvar senin dediğin gibi, “Neden olmasın?”dı. Bunu sen yorumunla seslendirdiğin için sana cevaben yazıyorum, ancak dediğim gibi aslında yaptığım kafa egzersizinin bir listesi.

      “Bu resmin Dana Schutz imzalı olması: Nesi yanlış/neden olmasın”‘a bugün bulduğum cevaplar:

      – Çünkü mağduriyet temelli konuları temsil ederken “Neden bunu yapan özellikle ben olayım?” çok gerekli bir ön soru.

      Emmett Till’in wiki sayfasında, lincine sebep olan sözde laf atmanın gerçekleştiği marketin hurda ancak bugün hala ayakta halinin bir fotoğrafı var. Bu fotoğrafı gördüğümde bu virane ancak hala var olan ‘beyaz mahkeme salonu’nun, temsil edilmek istenen sözkonusu beyaz suçluluğunu çok daha iyi yansıtabilecek bir imge olduğunu düşündüm. Otomatikman Dana Schutz için bu görselin çok daha ‘uygun’ olduğu aklıma geldi – sonra bir sanatçıya konu seçmenin garipliğini de değerlendirdim hemen. Ancak doğruya doğru – yeterli empati ve özdeşleştirme bazı kimlik ve mağduriyetlere sahip çıkma, onlara ses verme ehliyetini sağlasaydı, beyaz olarak doğan ve istismarla büyüdüğü evde kendisini en çok siyah üvey kardeşiyle özdeşleştirdiğini söyleyerek hayatını siyah bir kadın olduğu hikayesiyle siyah kimlik ve görünümüyle devam ettiren Rachel Dolazel davasında haklı olmaz mıydı? Dolayısıyla “neden olmasın”a ilk cevabım: “Neden Dana Schutz olsun?”

      – Çünkü benim gözümde başkasının yaşadığı tecrübe ve mağduriyetlerin temsil edilmesi için bir anlığına kendi sesinden, vizyonundan vazgeçiş gerekiyor. Yukarıda da dediğim gibi bu konuyu sanatçının icra ettiği bu eser yerine aslında ne yapması gerektiğine dair abuk sabuk spekülasyonlar yapmadan tartışmak nasılsa çok zor, ama söyleyeceğim: Schutz o tuvali, metaforik olarak, gerçekten konuşturabilecek birine vermeliydi. Kendi tuvali aradığı sosyal katılımcılığı ve çoğulculuğu karşılamıyorsa -ki karşılamıyor, çünkü tek elden çıkma, ve o el zulmün o çeşidini görmemiş işte- bu temsiliyetten vazgeçmeliydi.

      – Çünkü beyaz bir kadın olarak kimliği, eseri üretirken olası tercihlerinin üzerine basacak her zaman. Düşününce bu gibi bir sanat eserinin ortaya çıkması bir jestle veyahut anlık düşünceyle, performansla filan olan bir şey değil. Türlü aşaması var. Saatler almış. Pratik anlamda mesela, yağlıboya olduğu için, tam olarak kuruması dahi uzun seneler alacak. Bu aşamaların hiçbirinde imgenin sanatçısının eline ait olmadığını düşünüp vazgeçmemesi bir tür körlük, amiyane tabirle “bön”lük fısıldıyor bana. Resmi yaparken, resmi yapanın beyaz bir kadın olduğunu kolaylıkla görmezden gelebilmiş. İyi bir ihtimalle “kimliğime değil, yaptığıma bakın” diyor. Bu siyahların yaşayabildiği bir lüks mü?

      – Çünkü bu eser, subjelerini fırçaya ait kılmasıyla, yeri geldiğinde iki boyutlaştırmasıyla, susturmasıyla tanımlı, (italik) eski moda (italik) olmasıyla tanımlı yağlıboya bir resim. Bu eser özelinde en büyük problemlerden biri de bu aslında sanırım, yani icra edildiği medyum bana kalırsa. Sanatçısının elini bu denli görünür kılan, hakim bir teknik olmasında. Beyaz bir kadının siyah bir çocuğun suratını, bu sefer sanat için, tekrar dağıtması hiçbir zaman niyetlerinin önüne geçemeyecek kadar sembolik bir jest. Bakışlar kesişiyorsa da, bunun gerçekleştiği demokratik alan hiçbir şartta tek imzalı bir kanvas olmayacak. Son neden olmasın’ım da bu. Bilmem ne düşünürsün

  • Öykü Akın

    itiraf ediyorum artık beni böyle olaylarda en çok rahatsız eden şey hannah black’in mektubundan da akan aşırı kendinden memnunluk hali. Bende direk bir irkilme yaratıyor. Öyle müthiş bir memnunluk ki, kendi hariç suçlulukla dolup taştığını ifade ettiği dünyayı bölüp sınırlandırabiliyor, kimisinin girişini yasaklayabiliyor. Mesela şöyle de sorabiliriz, peki sen Hannah Black, sen siyah acıları hakkında konuşmaya ne kadar yetkilisin? İngilterede doğdun, iyi bir eğitim aldın ve sadece amerikalı siyahlara değil yaşıtın pek çok insana göre inanılmaz ayrıcalıklı bir hayat sürmektesin. Yanlış anlama, elbette bu ne elinde olan bir şey ne de seni beyaz yapar, bunları biliyoruz. ama şunu da düşünmeden edemiyorum, bu resime tepki vermeyi seçerken neden onunla dalga geçmek ya da eleştirmek gibi bir yola gitmedin de resmin imhasını istedin? İşin gerçeği dalga geçmek ve eleştirmek bizim gibi zatıfların iyi ve sık kullandıkları sikahlar ama yeteri kadar sansasyonel değiller. Üzgünüm ama yazdığın mektuba bakınca bu resmin yok oluşunun siyahların acılarını kendi çıkarları için kullananlara bir darbeden ziyade, senin kişisel zaferin için önemli olduğunu düşünmeden edemiyorum.
    Neyse, bilmiyorum fazla mı sert oldu, derdimi anlatabildim mi.
    resmi beğenmedim. erkek bir ressam öldürülen bir kadın resmi yapsa bu da bir yerde asılsa eleştirir, dalga geçer, protesto ederim de, ama çizere kendi eserini yaktırmak gibi pis bir arzu işine girmem. Tam kelimelere dökememiş olabilirim ama derdimi anlatabildim umarım.

    • honestly

      öykü, bana projeksiyon yapıyormuşsun gibi geldi.

  • soft_machine

    Gerçekten çok ilginç bir konu. Ben de diğer yorumcular gibi önce bu açıklamayı yadırgadım ama üzerinde düşününce hak verdim. Özellikle Emmett Till’in zaten açık tabut fotoğrafı varken bu resme neden gerek duyulduğu önemli bir soru. Appropriation’dan farklı bir şey söz konusu burada. Çünkü siyahlara karşı şiddet beyazların da -şiddet uygulayan taraf olarak- deneyimlerinin bir parçası. Ve beyaz bir sanatçının bunu sanatına yansıtması, bununla yüzleşmek istemesi çok doğal ama neden bakması çok zor olan bir şiddetinin fotoğrafını izlemesi hoş bir estetik öğeye çevirmiş sanatçı? “Benim gördüklerimi herkes görsün istiyorum” diyen Emmett Till’in annesinin gördüğü şey bu resim değildi, oğlunun gerçek cesetiydi. İnternette konuyu arayınca sanatçı ile ilgili “white obliviousness” yani “beyaz şuursuzluğu” eleştirisi yapılmış. Konuyu güzel açıklıyor. Schutz’un iyi niyetli olduğunu ve beyaz şiddettiyle yüzleşme amaçladığını görebiliyoruz ama bunu gerçekten şuursuzca yaptığı da bir gerçek. Resmin yok edilmesinden ziyade satıştan çekilmesi doğru karar olacaktır bence. Bu resimle ilgili sorunlardan biri de bu resmi satın alacak kişinin resimle ne yapacağı. Mesela bir dekorasyon öğesi olarak evine mi asacak? Eğer öyleyle Emmett Till’in fotoğrafını da duvarına asar mıydı?

  • denit42

    Black’in yazısına imza atanlardan biri ve Tufts Üniversitesi’nde İngilizce profesörü olan Christina Sharpe, birkaç gün önce yayımlanan röportajında resme dair şöyle diyor: “Dana Shutz’ın yaptığı şey, bu ayan beyan şiddeti alıp soyut hale getirmek gibi geliyor bana. Mamie Till [Emmett’in annesi] Till’in yapmak istediği ise şiddeti gerçek hale getirmekti.” röportajı yapan gazeteci Siddhartha Mitter da eserin aslında odağı Emmett Till’den çekip onu yeniden anonim hale getirmiş olduğunu ekliyor.

    söz konusu röportaj:
    https://hyperallergic.com/368012/what-does-it-mean-to-be-black-and-look-at-this-a-scholar-reflects-on-the-dana-schutz-controversy/

    eserin kaldırılmasını veya yok edilmesini istemek bir yana, neden tepki topladığını anlamak güç değil. herkes her konuda yorum yapabilir, eser üretebilir, üzerine şaka yapabilir. ama bunun böylesi bir tartışmayı alevlendirmeden yapmak, kişinin imtiyazlarını kabullenip kolektif veya bireysel sorumluluğunu üstlenmesiyle mümkün.

    denk demeyeyim de, çağrıştırdığı bir başka konu: komedyenler arasında dönem dönem gündeme gelen bir tecavüz şakası meselesi var. tecavüzün şakası yapılabilir, ama dalga geçtiğin tecavüzcü veya buna neden olan koşullar olmalı. mağdurla bir de sen dalga geçemezsin. Wanda Skyes’dan örnek: “gece koşuya çıkmak istiyorum, ama korkuyorum. keşke vajinamı evde bırakabilsem de bir adam yaklaştığında ‘ay vallahi yanımda değil, bommmmboş yani!’ diyebilsem!” eylemlerimizin ve kararlarımızın nasıl bir niyete dayandığı kadar, kitlesi insanlarda nasıl bir etki/duygulanım yarattığını ve yaratacağını da düşünmemiz gerek.

Bir de bunlar var

Oy Çellom Çellom (Şarkı Listesi)
Ayhan Işık Matematiği ya da “Öp Annenin Elini” (1964)
Duygu Asena’nın Hatırı

Send this to friend