Eylemlerimiz, yöntemlerimiz toplumumuzun geleceğini belirliyor. Özgürlüğe, toplumdaki pek çok insanı gaddarca ayrımcılığa, şiddete maruz bırakarak ulaşırsak, o türden bir özgür toplumda yaşamak isteyecek miyiz gerçekten?

MEYDAN

Beshara Doumani ile Filistin-2: İçinde esneklik barındırabilecek mutabakatlar kurabilir miyiz?

Tarihçi Beshara Doumani röportajının ilk kısmını geçen hafta yayınlamıştık. İkinci kısımda şiddetin değişik boyutlarını ve iyileşme ihtimalini konuştuk.

 

 

Dünyanın çeşitli yerlerinde, bu coğrafya dahil, Filistin meselesi her ülkenin kendi iç politikasına dair yorum yapma aracı olarak kullanılıyor.

 

Kesinlikle. Mesela Mısır ve Suudi medyalarını takip etmek çok aydınlatıcı oluyor. Benim gördüğüm kadarıyla çeşitli Avrupa ülkelerinin medyasında da, ABD’de de, Mısır ve Suudilerde de durum aynı: medya meseleyi anlamaya ve aktarmaya çalışmıyor, kendi iç politikalarına meze yapıyor. Bu ülkeler içerisinde gerçekleşen politik tartışmalar Filistin/İsrail’i kullanarak yapılıyor. Bu da Filistinlilerin çok tanıdık oldukları bir durum çünkü Filistin küresel bir mesele haline gelmiştir. Haksızlığın, mazlumların büyük güçlere karşı mücadelesinin, Batı/Doğu ayrımının, Müslüman/gayrimüslim ayrımının, sömürgeci karşıtlığının, iradenin ve başka durumların sembolü olmuştur. Mesela modernlik tartışması da hep kadınlar üzerinden yürüyor ya: nasıl giyinmeliler, okula gitmeliler mi, çalışmalılar mı, vs. Bunlar hiçbir zaman sadece kadınlarla alakalı sorular olmamıştır, daha büyük tartışmaların sembolü olmuştur. Filistin meselesinde de aynen böyle, yeri geldiğinde ülkeler kendilerine yönelik sorularını ya da politikalarını Filistin üzerinden kuruyorlar.

 

Bu noktada yaygınlaşan antisemitizme de değinmemiz lazım.

 

Türkiye’de mi?

 

Hem Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle de bu coğrafyada. Antisemitik dil bizi gitmemiz gereken yerden çok uzaklara savuruyor.

 

Türkçe okumuyorum ama elbette bu türden bir dile öncelikle Filistinlilerin karşı durması gerekir. Demin dediğim gibi, nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz? Özgürlük nasıl gelmeli? Bunlar çok önemli sorular. Filistinliler başından beri kavgalarının Yahudilerle değil Siyonizmle olduğunu söylüyorlar ve Filistin milli hareketini de bunun üzerine kuruyorlar, özellikle de 1950’lerden itibaren.

 

Bu söylemin bir çok İslami grubunkinden farklı olduğunu söylememiz lazım. Elbette hepsi değil ama bazı gruplar Yahudileri düşman olarak konumlandırıyorlar. Bunu salt dini bir meseleye dönüştürmek kesinlikle yanlış. Burada karşımıza çıkan sorun tabii ki İsrail’in kendisine Yahudi Devleti demesi. Dünyadaki tüm Yahudilerin adına konuştuğunu sanıyor. İsrailli kuruluşlar bilerek bu ikisini karıştırıyor ve tüm Yahudileri İsrail’in destekçisi olarak konumlandırmaya çalışıyor. Böylece de farklı ülkelerdeki Yahudileri mobilize etmeye çalışıyor. Yani bir taraf sürekli olarak din ile politik ideolojiyi birbirine zincirliyor ve arasındaki farkı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu da birçok Yahudi’yi çok zor bir durumda bırakıyor.

 

 

Son zamanlarda sürekli Fanon’u düşünür oldum, nasıl düşünmeyeyim? Sömürge olmaktan kurtulmak, kendini şiddetin izlerinden temizlemek için ‘kontrollü şiddet’ ya da ‘devrimci şiddet’in gerekli olduğunu yazıyor ya. Bulunduğumuz noktada zor ve çok erken bir soru belki ama sormadan edemeyeceğim. Bu şiddetin, sömürgeciliğin izlerini nasıl temizleyeceğiz? Elbette öncelikle Filistinlileri kastediyorum ama İsrailliler de buna dahil aslında. Bu politikalarıyla kendi halkına da zulmediyor İsrail Devleti. İyileşme nasıl mümkün olacak?

 

Nereden başlayacağımı bilemiyorum.

 

Daha elle tutulur bir yerden gireyim, belki oradan bağlarız. Teslim olunmasına rağmen, teslimiyeti kabul edilmeyen bir Filistin halkı var demiştiniz… Yani İsrail’in militer gücü karşısında duramadığı anlarda teslim olan ama teslimiyeti dahi tanınmayan.

 

Evet. Şu anda mesela teslim olmalarına rağmen İsrail durmuyor. Bir yandan davadaki haklılıklarını, üstünlüklerini kaybedemezler; ve bu savaşı da askeri olarak yenmeleri mümkün gözükmüyor. Öte yandan, Gazze’deki gibi ya sessizliğe ve yavaş ölüme gömülecekler ya da roketlerle dünyayı ayağa kaldırarak duruma dikkat çekmeye çalışacaklar. Tabii buradaki tuzak, devreye roketlerin girmesiyle savaş suçlusu durumuna düşmeleri ve bu vesileyle Filistintilerle yan yana yaşamanın imkansız olduğu iddiasını tasdik etmeleri. Ancak eğer böyle davranmazlarsa dünya her gün maruz kaldıkları şiddete yüzünü çeviriyor. Bu yüzden, kimsenin insanların silahlı bir şekilde kendilerni savunma hakkına karşı çıkabileceklerini sanmıyorum. Ayrıca dünyanın hiçbir yerinde, yapısal şiddete karşı şiddet kullanmaya da karşı gelinemez. Her ülke kendi deneyiminden bunu bilir. Filistinliler neden muaf olsun? Yine de altını çizmek istediğim nokta bu meselenin çözümü özelinde askeri operasyonda ısrar eden tek tarafın İsrail oluşu.

 

Bu noktada Birinci İntifada ile İkinci İntifada arasındaki büyük fark çok önemli. Bu vahşi savaşın travmasının, psikolojik eziyetin izlerinin silinmesinin tek yolunun şiddet olduğunu düşünmüyorum. Birinci İntifada’da gördük, insanlar şiddet içermeyen yöntemlerle sokakları ele geçirdiler ve ‘bu sokakların sahibi biziz, İsrail silahları değildir’ dediler. Yarım gün grevleri yaptılar, taş atıp, ateş yaktıkları da oldu. Ayrıca mahalle heyetleri de oluşturdular, hayatlarının kontrolünü ellerine aldılar. Hem haklılıklarını kaybetmediler hem de İsrail’in askeri operasyonlar yapmasına alan açmadılar. Ama Gazzelilerin bu modeli uygulaması mümkün mü? Hayır. Hareket etme özgürlükleri dahi yok.

 

Şiddetle ilgili birkaç şey daha söylemek istiyorum. Filistinlilerin silahlı direnişinde kadınlar yok. Toplumun başka öğeleri de yok, mesela entelektüeller, ya da yaşlılar. Bu türden organize şiddet gizlilik gerektiriyor bu da toplumun büyük bir kısmını katamayacağınız anlamına geliyor. Tabii öte yandan, silahlı direniş sürerken gündelik hayattaki direniş, sivil toplumun güçlü tutulması da silahlı direnişe katılmayanların iradesinde.

 

Bir başka nokta ise şiddetin de içinde olduğu direniş yöntemlerinin çeşitliliği. Şiddet Filistinlilerin elini zayıflatacak şekillerde kullanılmamalı çünkü en büyük silahları aslında davalarında haklı olmaları. Bu sebeple bence kafelerde, kamusal alanlarda gerçekleşen intihar bombacılarının eylemleri Filistin davasına çok da yardımcı olmuyor. Eylemlerimiz, yöntemlerimiz toplumumuzun geleceğini belirliyor çünkü. Özgürlüğe toplumdaki pek çok insanı gaddarca ayrımcılığa, şiddete maruz bırakarak ulaşırsak, o türden bir özgür toplumda yaşamak isteyecek miyiz gerçekten? Filistinliler de bu sebeple direniş yelpazelerini genişlettiler ve buldukları yöntemlerde oldukça başarılılar. Çok uzun süreli direnişi ve hayatta kalmayı beceriyorlar.

 

Şiddetle ilgili son söylemek istediğim şey ise senin de dediğin gibi bunun İsrail toplumunu da yaraladığı. Yani kazanıyor olsalar bile aslında kendilerine müthiş zarar veriyorlar. Ama İsrailliler kendilerine zarar vermekten çekinmiyorlar işte ve biz de bununla yaşamak zorundayız. Bu da yan yana yaşamayı iyice zor kılıyor.

 

İsrail Devleti tarafından ortaya sürülen bir başka mazeret de Filistinlilerin ortaklaştığı bir taleplerinin olmaması. Deniyor ki, ne istediklerini bilmiyorlar. Bence koşullar içinde bu da büyük bir haksızlık. Üstelik berbat bir ulus devlet kıskacı içerisinden bir sıkıştırmanın ötesine de gitmiyor. Toplumları ulus devlet çerçevesi dışında değerlendirmek, değerli kılmak, hak ve haysiyetlerini saymak mümkün olmayacak mı?

 

Evet özellikle bu son söylediğinden gidersek, önemli bir soru daha eklemek istiyorum: İçinde esneklik barındırabilecek mutabakatlar (consensus) kurabilir miyiz?

 

Sorunda dile getirdiğin talep haksız olabilir ancak Filistinliler bunun içinde yer almak durumunda. Siyasi liderlerini ne tür talepleri oldukları konusunda bilgilendirmeliler ki o yönde siyasi adımlar atılabilsin. İsrail’in ‘bölerek işgal etme’ yönteminin kendisi Filistin milliyetçiliğinin temellerini oluşturan durumlardan biri zaten. Hukuken ve siyasal olarak öyle bölünmüş durumdalar ki birbirleriyle konuşamıyorlar bile. Dolayısıyla mutabakattan bahsedebileceğimiz tek yer Filistinlilere karşı alınmış olan tavırdır.

 

Ancak İsrail siyasi elitlerinin konuşacak muhatapları olmadığını söylemeleri tümüyle haksızdır. Muhatap kalmasın diye ellerinden geleni artlarına koymadılar zaten. Ya katlettiler ya da uzaklaştırdılar, dağıttılar. ‘Bölerek işgal etme’ yöntemiyle Gazze’yi Batı Şeria’dan kopardıkları gibi, muhatap olabilecek kimseleri ve odakları da yok etmeye gittiler. Mazeretlerle bezeli bir tarihleri var ve mazeretleri asla tükenmeyecek çünkü İsrail başından beri Filistinlileri politik bir topluluk olarak kabul etmiyor, tanımıyor.

 

İsrail’in yapması gereken ne tür bir toplum ve ülke olmak istediğini enine boyuna düşünmek. Filistinliler talepleri konusunda kendi aralarında bir mutabakata varamasa bile bu İsrail’in politikalarını, katliamlarını hiçbir surette aklamaz. Bunları durdurmak için ortak bir Filistin talebine ihtiyaçları yok.

 

Son olarak şunu söylemek istiyorum, ki birçok kişi katılıyordur herhalde bu diyeceğime, İsrail’in Gazze’ye yönelik 2014 yazında sürdürdüğü bu savaş Fatah ve Hamas’ın birleşmesini engelleme amacı güdüyordu. Bu gelişmeden çok rahatsızlık duydukları ortada. Böyle bir birleşme, İsrail’in Batı ve Doğu Şeria’yı tamamıyla ele geçirme, oralara yerleşme planlarını suya düşürecek. Filistinliler bu birleşmeyle çok daha kuvvetli olacaklar. Savaşın amacı da bu birlikteliği bölmek.

 

 

Ana görsel: Filistinli ve İsrailli kadınlar Ramallah ve Kudüs’ü ayıran Kalandiya kontrol noktasında eylem yapıyorlar. Kadınlar gününden bir gün önce, 7 Mart 2015. İsrail ordusu daha sonra grubu dağıtıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TARİH

YJames Baldwin’le Tanıştığım O Gün
James Baldwin’le Tanıştığım O Gün

Beni geri çektiği o yer ve zaman, makulen umabileceğim tek şeyin aldığım her davette ancak hizmet etmek için orada olabileceğimi söylüyordu.

MEYDAN

YEvet, Polisi Lağvedelim
Evet, Polisi Lağvedelim

Çünkü reformlar işe yaramayacak.

MEYDAN

YBiraz Sakinleşebilir Miyiz?
Biraz Sakinleşebilir Miyiz?

İnsanlar genelde beni felaket tellalı gibi görüyor, bana kızıyorlar. Felaket tellalı değilim ben. Eğer bakmazsan, değiştiremezsin. Gözünün içine bakacaksın.

MEYDAN

Yİçimde bir şeyler eriyor…
İçimde bir şeyler eriyor…

Tek bir ağacın kıymetini bilenlere, gölgesinde yan yana serilenlere...

Bir de bunlar var

Sönen Parlayan Işıklar
Bize Bir Yasa Lazım: 6. Trans Onur Haftası Başladı!
Başörtülü Bülent Ersoy ve Müslüman LGBTI Varoluş

Send this to friend