Kırmızı Başlıklı Kız’ın eski sözlü anlatılarında yer alan kanibalizm sahnesi, genç kızın bedensel ve sembolik olarak başka bir statüye geçişini anlatır.

KÜLTÜR

Toplu İğne Yolundan Dikiş İğnesi Yoluna

Masallar, kuşaklar arası ilişkilerin, hiyerarşinin ve öğretilerin sorgulandığı, güçlendirildiği ve gerekçelendirildiği anlatılar olarak çıkar karşımıza çoğunlukla. Birçok masalda toplumsal normları ve hayatın gerçeklerini bilen “büyükler” ve oyunun kurallarını öğrenmeye çalışan uyumsuz, asi ya da en basitinden meraklı “küçükler” vardır. Büyükler ödev verir, çizilecek yolları belirler, iyi ve kötüyü birbirinden ayıracak hikayeler uydurur; küçükler hata yapar, kötülerle karşılaşır, hayatı öğrenir ve büyür. Aslında bu bakımdan masallar yalnızca küçüklere değil; büyük olmaya ilişkin deneyimler, haklar ve ayrıcalıklar üzerine düşünmek isteyen herkese hitap eder. Bu masallardan Kırmızı Başlıklı Kız, zaman ve mekan faktörleri göz önünde bulundurulduğunda en çok bilinen masallardan biri olabilir. Ve birçok masal gibi, Kırmızı Başlıklı Kız da anlatılageldiği dönemin ahlak kuralları ve folklorik öğelerine göre şekillenmiş, farklı kuşaklardan “büyük” ve “küçükler”in hayatına dokunmuş bir masaldır. Bu yazıda, masalın pek bilinmeyen ve sözlü tarihle günümüze ulaşmış versiyonlarını, Fransız etnolog Yvonne Verdier’nin yorumuyla ele almaya çalışacağım.

 

Kırmızı Başlıklı Kız üç kuşaktan kadına yer veren bir masaldır: Kırmızı Başlıklı Kız, anne ve büyükanne. Masal anne ve Kırmızı Başlıklı Kız ile başlar. Anne kızından büyükanneyi ziyaret etmesini ister ve kız türlü tehlikelerle dolu ormana doğru yola çıkmadan önce anne şunu tembihler: “Sakın ola yoldan ayrılma!” Fakat kız ormanda ilerlerken bir kurt ile karşılaşır; kendisini “yoldan çıkarmak” isteyen bir erkek temsilidir bu. Kurt kıza sorar:

 

Hangi yoldan gideceksin, toplu iğne yolundan mı dikiş iğnesi yolundan mı?

 

Verdier bu sorunun, çocukları eğlendirmek için masala alelade yerleştirilmiş bir detaydan ziyade, 19. yüzyıl sonu Fransız kırsalının etnografik bağlamına anlamlı göndermeler yapan bir motif olduğunu öne sürer. Zira bu dönemde, küçük köylerde genç kızlar on beş yaşına geldikleri kış bir kadın terzinin yanına gönderilirler. Mesele yalnızca dikiş nakış öğrenmekten ibaret değildir, bir tür çocukluktan genç kızlığa geçiş eğitimidir bu. Genç kızlar terzide oturup kalkmasını, süslenip püslenmesini öğrenir ve artık dansa gitmek, sevgili edinmek gibi izinleri vardır. Bu terzi eğitimi, terzilik araçlarının baştan çıkarma oyunlarına aktarılmasına vesile olur. Öyle ki, erkekler kur yaparken kızlara on iki toplu iğne verir; kızlar toplu iğneleri çeşmelere atarak sevgilerini gösterir. Toplu iğne sahipliği aynı zamanda sembolik olarak reglin başladığını fakat cinsel ilişki önünde bir engel olduğunu da gösterir. (Farklı yorumlarda kırmızı başlığın da regl ile ilişkisine işaret edilir.) Aksine ucu delikli dikiş iğnesi, terzi folklorunda cinsel ilişki yaşayan, evli bir kadını ifade eder. Bu anlamda kurdun sorusu da epey manidardır.

 

Kırmızı Başlıklı Kız masalının da içinde olduğu derlemeler yapan folklorist Paul Delarue, bu noktada kurdun bir yoldan Kırmızı Başlıklı Kız’ın ise diğer yoldan gittiğini söyler. (Masalın gidişatına dayanarak kurdun dikiş iğnesi, Kırmızı Başlıklı Kız’ın ise toplu iğne yolundan gittiğini söyleyebiliriz.) Bir sonraki sahne büyükannenin evinde açılır. Kurt, çoktan büyükanneyi öldürmüş, yemiş ve etiyle kanından biraz ayırmıştır. Kırmızı Başlıklı Kız büyükannenin evine varınca kılık değiştirmiş kurt, ona bu etleri pişirip yemesini ve şarap niyetine de kanı içmesini teklif eder. Kırmızı Başlıklı Kız kabul eder ve bilinçsiz bir kanibalizm sahnesi yaşanır bu şekilde. Kız kanı içerken bir ses büyükannenin kanını içtiğini, etini yerken büyükannenin etini yediğini fısıldar. (Hatta şöyle bir detay da vardır: Bahsi geçen et, Avrupa’nın birçok yerinde bilinen meşhur kan sosisidir. İlginçtir ki Almanya’nın bir bölgesinde bu kan sosisine “tote oma”, yani ölü büyükanne derler. Bir bağlantısı var mı bilemiyorum, fakat bana oldukça ilginç bir tesadüf gibi göründü.) Delarue’nün düzenlediği versiyona göre Kırmızı Başlıklı Kız’a fısıldayan ufak bir kedidir: 

 

Orospu seni! Büyükannenin etini yiyip kanını içmek ha…

 

Ardından kurt, Kırmızı Başlıklı Kız’ı yatağa çağırır ve öncesinde birer birer kıyafetlerini çıkarttırır. Kız her seferinde durup “nereye koyayım?” diye sorar, kurt ise her seferinde çıkardığı kıyafetleri ateşe atmasını, çünkü onlara artık ihtiyacı olmayacağını söyler. Kız soyunur ve kurdun yanına uzanır. Bir versiyona göre kurt bir lokmada yutuverir çıplak bedeni, bir başka versiyona göre ise Kırmızı Başlıklı Kız kaçar ve kendini “azgın kurdun gazabından” kurtarır.

 

Verdier, masaldaki bu öğeleri, ergenliğe giren kızın üreme gücünü elde edişiyle ve üreme “hakkının” anneden kıza aktarılışıyla ilişkilendirir. Hikayenin üç kuşaktan kadını bağlamasının sebebi burada yatar, zira bu üç kuşak, üreme anlamında kadınlığın üç farklı dönemini temsil etmektedir: ergenlik, annelik ve menopoz. Kızın ergenliğe ulaşması, akabinde cinsel ilişki yaşaması ve doğum yapması, onu “genç kız” statüsünden genç “anne” statüsüne taşıyacaktır. Kurdun Kırmızı Başlıklı Kız’a kıyafetlerini ateşe atmasını, çünkü bir daha onlara ihtiyacı olmayacağını söylemesi de bundandır belki. Nitekim cinsel ilişki veya doğum, çocukluğun sona erişini simgeleyecek ve artık çocukluğa ait olan eşyalara gerek kalmayacaktır. Beden ve cinsellikle kurulan ilişki artık yeni bir form alacaktır.

 

Genç kızın kuşak değiştirmesi, anneyi de büyükanne statüsüne itecek ve aslında annenin çocuk yaparak yeniden anne olma hakkını “elinden alacaktır”. Elinden alacaktır, çünkü kızları çocuk sahibi olan büyükannelerin, kızlarıyla aynı anda çocuk sahibi olma ihtimali toplum tarafından yadırganacak ve aktif bir cinsel yaşantı sürdürmek, bilindiği takdirde onaylanmayacaktır. Bu anlamda istemese de kızın aktif cinselliği ve doğurganlığı, anneninkine ket vuracaktır. Bu tabular, erken evliliğin yaygın olduğu kimi toplumlarda epey üzücü tablolara sebebiyet verebiliyor. Verdier, erken evlenen ve erken çocuk yapan kadınların, kızları da erken ebeveynlik deneyimlediği takdirde 40-45 kadar genç yaşlarda cinsel aktivitelerini neredeyse tamamen sonlandırdıklarını gözlemliyor. Bu durum araştırmanın ortaya çıktığı zamandan bu yana korunma yöntemlerinin gelişmesi ve ulaşımının artması ile değişmiş olabilir; ancak yaşlı atfedilen kişilerin cinselliğine yönelik halen kimi tabular olduğunu söylemek mümkün. 

 

Velhasıl, Kırmızı Başlıklı Kız’ın eski sözlü anlatılarında yer alan ve güncel versiyonunda pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde görülmeyen kanibalizm sahnesi, genç kızın bedensel ve sembolik olarak başka bir statüye geçirilmesini ve böylece cinsel aktivite ve üreme ayrıcalığının sahiplenilişini anlatır. Delarue’nün versiyonundaki küçük kedi, Kırmızı Başlıklı Kız’a “orospu” derken toplu iğneleri çıkartıp dikiş iğnelerini batırmaktadır adeta. Zira, genç kızın cinsel etkinliği başlamış, büyükannenin pabucu dama atılmıştır.

 

Şüphesiz kuşaklar arası ilişkiler günümüzde çok daha esnek bir form aldı, cinsellik ve kadınlık farklı anlamlar kazandı, geçiş ritüelleri farklılaştı ve biraz da görünmez hale geldi. Güç dengelerini ve statü ayrıcalıklarını sorgulamak, eleştirmek ve alt üst etmek artık çok daha mümkün. Dolayısıyla farklı kuşaktan insanlar, toplum onaylı geçişe ve ritüellere gerek duymaksızın aynı statünün ayrıcalıklarından faydalanabiliyor ve böylece cinsellik, onaylı “büyükler”in tekelinden çıkmaya başlıyor. Öte yandan bu durum toplumsal cinsiyet ve cinselliğe yönelik tabu ve örüntüleri olduğu gibi ortadan kaldırmıyor, daha ziyade formlarını ve görünürlüklerini değiştiriyor. Şimdilik.

 

Yol ayrımları ise toplu iğne ve dikiş iğnesi üzerinden yapılmıyor, yapılmayacak ya da. Bundan 100-200 yıl sonra, tabii oralara kadar sağ çıkarsa, Kırmızı Başlıklı Kız’ın yüzleşeceği ahlak problemleri başka türden olacak…

 

 

 

Kaynaklar:

Agnès Fine, Véronique Moulinié et Jean-Claude Sangoï, « De mère en fille », L’Homme [En ligne], 191 | 2009, URL : http:// journals.openedition.org/lhomme/22179

Verdier, Yvonne. « Le Petit Chaperon rouge dans la tradition orale », Le Débat, vol. 3, no. 3, 1980, pp. 31-61.

Delarue, Paul, Le Conte populaire français [1957], Paris, Maisonneuve et Larose, 3 tomes, 1976. 

 

Görsel: Ana Mendiata. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

Y“Gül bir güldür bir gül”
“Gül bir güldür bir gül”

Beni tanımlayan şeyi değiştirirseniz ben, ben olmaktan vazgeçer miyim? Yoksa ben, siz bana ne derseniz deyin, ben miyim?

MEYDAN

YAşkın Çoğalan Halleri
Aşkın Çoğalan Halleri

İhtiyaç duyduğumuz şey, tekil ve çoğulun aynı anda var olabildiği bir alan. Aşkın ve aşkların birbirine üstünlük kurmadığı bir dil ve yakınlık...

KÜLTÜR

Y“Size ne derse onu yapın”
“Size ne derse onu yapın”

Bir sabah uyandığımızda bir mucize olsun ve iyiler/iyilik kazansın ya da bir akşam bardaklarımızdaki su, onca para dökmemize gerek kalmadan şaraba dönüşebilsin...

KÜLTÜR

YMalcolm & Marie ve Kendine Bakma Sanatı
Malcolm & Marie ve Kendine Bakma Sanatı

İlişki, özürlerle çözümlenemeyecek kadar kompleks bir hal almıştır bu yüzden toplumsal cinsiyet rolleri ve güç dengeleri yeniden düzenlenene ve içselleştirilmiş örüntüler kırılana kadar çıkmazda kalmaya mahkumdur. 

Bir de bunlar var

Anneannemin Telefonu: Yaşlılık, Teknoloji ve Gündelik Hayat
20. Yüzyıldan 10 Devrimci Kadın
Kaybedilmiş Bir Savaş Üzerine: Svetlana Aleksiyeviç’in Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması

Pin It on Pinterest