Anne sevilen, güven veren bir nesne olduğu kadar, ilgisiyle bizi yiyip yutma tehlikesi taşıyan, yokluğuyla bizi tarumar edebilecek olması itibariyle aynı zamanda nefret edilendir de.

MEYDAN

Lohusalık, Gerçek İyiler Ve Hakiki Kötüler



Çocukluk yılları 80’ler ve 90’lar başına denk gelenler hatırlayacaktır televizyonda Cumartesi sabahları Laff-A-Lympics adlı bir çizgi film olurdu: Farklı takımlar Yogi Yahooeys, Scooby Dooby’ler ve Gerçek Kötüler bir olimpiyata katılır, birbirleriyle yarışırdı. Heyecanla izlediğim bu çizgi filme dair hatırladığım en belirgin şey Gerçek Kötüler’in yarışı katiyen kazanamamasıydı. Öyle ki, bazen galip gelseler dahi, oyun sonunda yapılan araştırmada bir şikeye karıştıkları ortaya çıkar ve ödülleri mutlaka ellerinden alınırdı. O dönem çocuklara yönelik hazırlanan birçok yapımda olduğu gibi; bu çizgi film üzerinden anlatılmak istenen, ilk bakışta iyiliğin ve centilmenliğin her zaman kazanacağı, kötülerin ise bu hayatta daima kaybetmeye mahkum oldukları gibi görünürdü.

İyi ve kötünün geçişkenliği, birbirlerini mutlak olarak dışlamadıkları sahiden de zamanla öğrendiğimiz bir mevhum. Bu sebeple bebeklerin -ve belli bir yaşa kadar çocukların- dünyası ikiye ayrılır: iyiler ve kötüler. Melanie Klein ve onun ardılları bu keskin farkın bebeğin dünyaya daha ilk geldiği aylarda meme ile kurulan ilişkide başladığını, bebeklerin psike’lerinin doğuştan itibaren bir ayırma mekanizması (splitting) ile işlediğini savunurlar. Bu denklemde, bebeği besleyen ona arzuladığı şeyi veren meme ile annenin yokluğunda bebeğin hasretini çektiği ve sabrının sınandığı meme aynı meme değildir. Dünyadaki diğer her şeyin birkaç sene içinde ayrılacağı üzere memeler de, iyi meme ve kötü meme olarak ikiye ayrılırlar.

Basit gibi gözüken bu mekanizma Laff-A-Lympics’te olduğu gibi birçok geleneksel çocuk masalında da karşımıza çıkar. Özellikle anne-babamızı koşulsuz sevmemiz gerektiğini içselleştirmemiz beklenen o yaşlarda dinlediğimiz anlatıların hemen hemen hepsinde iyi kahramanların karşılarında kötü cadılar, tek gayesi onları mahvetmek olan hastalıklı zihinler bulunur. Bu mutlak ikilik sayesinde, masallar; çocuğun gündelik hayatta ifade edemeyeceği menfi duyguları konforlu bir şekilde yaşama fırsatı veren alanlar yaratırlar. Zira anne sevilen, güven veren bir nesne olduğu kadar, ilgisiyle bizi yiyip yutma tehlikesi taşıyan, yokluğuyla bizi tarumar edebilecek olması itibariyle aynı zamanda nefret edilendir de. Dolayısıyla söz konusu anlatılarda karşımıza çıkan zalim cadılar ve zifiri kötüler salt iyiliğin erdemini vurgulamakla kalmaz, koynumuzda beslediğimiz bu tehlikeyi dışsallaştırıp içsel kaosumuza bir düzen verirler.

Tuhaftır ki, bu ayrım salt bebekte değil yetişkin olduğu için bu duygulardan azade olduğunu yanılgısına düşebileceğimiz annede de meydana gelir. Donald Winnicot “Birincil annellik meşgalesi/endişesi” (İng. Primary maternal preoccupation) adlı makalesinde hamilelikten itibaren annenin benliğini bebekle paylaşmasıyla ortaya çıkan bir halden bahseder. Annenin tüm ilgisini bebeğe vakfettiği ve diğer her şeyin tali kaldığı bu dönemde annelerin dünyası da tıpkı bebekler gibi ikiye ayrılır. Bebeğini çok sevmeye toplumsal olarak şartlanmış anne, bebeğine ve kendine iyi geleceğini düşündüğü şeyleri içinde muhafaza etmeye çalışırken, kötüyü dışsallaştırır ve kendinden uzak tutmaya gayret eder. Böylece annelikle beraber gelen birbiriyle çelişiyormuş gibi gözüken duyguları düzene sokma imkanı bulur. Lohusalıkta yaşanan annelik hüznü ile birlikte tavan yapan bu durum, anneyi olası tehlikelere karşı tetikte ve normalde olduğundan daha kırılgan ve savunmasız hissettirir. Nihayet anne için de dünya ortasından ikiye ayrılır: gerçek iyiler ve hakiki kötüler.

Ne yazık ki Laff-A-Lympics’te olduğu gibi lohusalık döneminde annenin kötülük olarak algıladığı şeyler -ki bunların bir kısmı gerçekten kötülüktür, lohusalıkta annelere saldırma halinden ve bunun olası nedenlerinden önceki yazımda bahsetmiştim- çizgi film dünyasında olduğu gibi her zaman evrenin derinliklerinde kendiliğinden kaybolmaz, aksine cinsiyetlendirilmiş yapılar içinde anneyi yalnızlaştıran unsurlara dönüşürler. Dolayısıyla lohusalıkta kadınlarla bağdaştırılan alınganlık, hassasiyet veya hafif delirme gibi halleri salt bebeğiyle yeni bir ilişki kurmaya çalışan anneye atfetmektense onu bu duygulardan koruyacak destek mekanizmaları üzerine kafa yormak önemlidir. Zira bebek için dünya keskin bir şekilde ikiye ayrışmışken, bu durumun anneyi hiç etkilememesini beklemek abestir. Dahası bu duygu durumu kadınlıkla özcü bir şekilde bağdaştıran ve ilişkiselliğini yok sayan tartışmaların hepsi heteropatriarkaya hizmet eder.

Bu dönemde birine annelik eden kadının hayatında hakiki kötülerden veya gerçek iyilerden biri olmak çoğunlukla sizin elinizdedir. Yorumlarda devam etmesini umduğum tartışmaya bir başlangıç olmasını umarak yazıyı bir öneriyle bitireyim:

Yeni bir anneye destek olmak için kendi istemedikçe bebeğine bakım vermeye çalışmayın. Anne bebeğiyle henüz ilişki kurmamışken, bebeği kucaklamaya, bebekle kendi ilişkinizi kurmaya yeltenmeyin ve sakince sıranızı bekleyin. Ve en önemlisi sizden talep edilmedikçe tavsiyelerde bulunmayın. Unutmayın bir kadın lohusalıkta kendine yapılan iyiliği de kötülüğü de asla ama asla unutmaz.

 

 

Ana görseldeki fotoğraf: @snyx / çizim: vardalcanis. Sanatçıların izniyle.

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YAnnelik, Hayat Devam Ederken Kaygısız ve Öylesine
Annelik, Hayat Devam Ederken Kaygısız ve Öylesine

Çalışma hayatına son vermek zorunda kalan kadınlardan, istemediği halde toplumsal annelik kalıplarına sıkıştırılan özgür ruhlardan, arzularından hatta kendinden vazgeçmek zorunda kalan yorgun beş harflilerden biri olmayı kim isterdi?

MEYDAN

YBebek Dostu Emzirme ve El Alemin Dilindeki Memeler
Bebek Dostu Emzirme ve El Alemin Dilindeki Memeler

"Torunuyla parka gelmiş 60’larında olduğunu tahmin ettiğim bir kadın emzirip emzirmediğimi soruyor. Sık merak edilen konulardan, ihlal edilen kişisel sınırlardan biri."

SANAT

Y“Başka bir arzunuz” ya da direnmeyen madun olur mu?
“Başka bir arzunuz” ya da direnmeyen madun olur mu?

Keiko, son kertede evlenip bir yuva kurarak ailesinin gözüne giremese de, sistemin kusursuz işleyen çarklarının birinin içinde, süpermarkette, güven buluyor, razı oluyor ve zamanımızın sık tekrarlanan ifadesiyle iyi hissediyor.

SANAT

YAkıl dışı bir adalet
Akıl dışı bir adalet

İnsan aklı ve tahakkümüne göre işleyen bütün kurumlarca katildir Janina. Canlıların yaşama hakkını savunan ekofeminist bir perspektife göreyse bir halk kahramanı.

Bir de bunlar var

Ümit Özat’la Konseptin İçinden
Sağlığın Suçu Ne?
Ailenin Yüz Karası

Pin It on Pinterest