Yaklaşık otuz yıllık gazetecilik ve siyasi analistlik kariyeri boyunca Josie Fanon’un dikkati hep Filistin’in üzerinde oldu.

MEYDAN

Josie Fanon ve Filistin davasına vefası*

1967’nin Haziran ayında Josie Fanon Cezayir’deki evinden Paris’e, Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabının Fransız yayıncısı Francois Maspero’nun ofisine acele bir telgraf çekti. Josie telgrafta Maspero’ya “Yazarın Arap halklarına yönelik Siyonist saldırılara dair aldığı Siyonizm ve emperyalizm yanlısı tutum nedeniyle, lütfen Jean-Paul Sartre’ın Frantz Fanon’un Les Damnes de la Terre kitabına yazdığı önsözü yapılacak tüm baskılardan derhal çıkarın” talimatını veriyordu. Birkaç hafta önce Sartre, Fransız entelektüellerinin hazırladığı Altı Gün Savaşı’nda İsrail’in güvenliği ve egemenliği yanlısı manifestoda imzacı olmuştu. Josie için Yeryüzünün Lanetlileri kitabını okuyan ve Filistin davasıyla sıkı bir dayanışma göstermeyen biri, metni hiç anlamamış demekti.

 

Artık vakti geldiğine inanıyordu: “Bir sınır koy. Sartre ve diğerlerini unut. Hadi Les Damnes de la Terre kitabında varılan sonucu beraber tekrar okuyalım: Eğer insanlarımızın beklentilerini karşılamak istiyorsak, gözümüzü Avrupa’dan başka yere çevirmeliyiz.” Önsözün reddi, Josie’nin kendi sözleriyle “Fanon’un anısına ve siyasi öngörüsüne son bir saygı duruşu” idi. Merhum Frantz’ın eşi olmasına rağmen Masepro, Josie’nin talimatını yok saydı. Önsöz yeniden basılan ciltli baskıdan teknik olarak çıkarılmış olsa da, Maspero önsözü poster olarak bastı ve katlayıp kitabın içine “ek” olarak koydu.

 

Josie’nin Sartre’a karşı kuşkusu yeni değildi, Fransız soluna karşı daha geniş güvensizliğin bir yansımasıydı. Artık onlarla ortak bir paydası kalmadığını hissediyordu. Frantz ve Sartre 1961 yazında Roma’da sadece bir kere buluşmuştu. Yıllar sonra Josie bu buluşmada Sartre’ın Franz’a “önünde siyah olduğunu unuttuğum tek siyah adam” dediğini yazmıştı. 1961’de Roma’da gerçekleşen bu tek buluşma, onlarca yıllık çalışmayı şekillendirdi. Biyografi yazarları ve Fanon çalışan akademisyenler genellikle Josie’nin önsözün kaldırılması talebini görmezden gelmeseler de bunu Frantz ve Sartre arasındaki ilişkiyi tartışmak için bir fırsat veya Sartre’ın Siyonizmi üzerine tartışmalarda koz olarak kullandılar – ama asla Josie’nin kendisi tartışılmadı. Elli yıl sonra, İsrail Filistinlileri aç bırakmaya, bombalamaya ve sakatlamaya devam ederken bu talebi doğru bağlama oturtmanın zamanının geldiğine inanıyorum: Josie Fanon’un Filistin davasına onlarca yıldır süren vefası.

 

Fransa’da geçen kendi yetişme sürecine dönüp bakınca Josie “her Avrupalının ırkçı doğduğu” inanışındaydı; fakat uzunca bir “çıraklık” sonrası “insanların kardeşliği”ne ulaşılabilirdi. Josie için bu çıraklık çaba istiyordu ama bazı durumlar aracılığıyla hızlandırılabilirdi. Cezayir’de geçirdiği zaman onun sürecinin hızlanmasında katalizör işlevi gördü. Otuz iki yaşındayken Josie Fannon eşini yeni kaybetmiş bir anneydi. 1962’de oğluyla beraber Cezayir’e döndü; bağımsızlığın kazanılmasının üstünden sadece birkaç ay geçmişti. 2018’de verdiği bir röportajda Josie ve Frantz’ın oğlu Oliver, “annesinin Cezayir’e hemen bağlandığını” ve Frantz gibi Fransız sömürgeci yönetimine karşı savaşan Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) yapılanmasında yer aldığını belirtti.

 

Dönüşünden hemen sonra, devletin resmi yayınına dönüşen, bir zamanların direniş postası El Moudjahid’de yazmaya başladı.1969’da işgal altındaki Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yapılan İsrail saldırısı sonrasında düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kurulduğu Rabat zirvesinde, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat kalabalığa Filistin devriminin Cezayir Devrimi’nin “tamamlayıcısı” olduğunu ilan ediyordu. Bu bakış açısı El Moudjahid’in sayfalarında paylaşıldı. FLN’nin Cezayir’in Arap-Müslüman kimliğine bağlılığının ve Filistin ile dayanışmasının kapsamlı bir yansıması olduğu açıktı.

 

Neredeyse otuz yıllık gazetecilik ve siyasi analistlik kariyeri boyunca Josie’nin dikkati hep Filistin üzerinde oldu. Ürettiği üçüncü dünya siyasetinin merkezinde Filistin’in özgürlüğü vardı. Yazıları Siyonizm, sömürgecilik ve emperyalizm eleştirilerini bir araya getiriyordu. Josie’nin El Moudjahid gazetesindeki ilk görevi Latin Amerika ve Afrika muhabirliğiydi. Bu sıfatla 1967’deki Latin Amerika Dayanışma Örgütü (OLAS)’nün ilk toplantısında FLN’nin resmi basın elçisi olarak Havana’da Elaine Mokhtefi’ye katıldı. OLAS, önceki yıl Ocak ayında ilki düzenlenen Üç Kıta Devrimci Dayanışma Konferansı’nın oluşturduğu ivmeyi de kullanarak Amerikan emperyalizmine karşı savaşı genişletmeyi amaçlıyordu. Latin Amerika’daki aktif gerilla cephelerinin en kapsamlı toplantısı olan konferansa 157’nin üzerinde yabancı gazeteci kayıt yaptırmıştı.

 

OLAS Küba Devrimi’nin desteklenmesine odaklanmışken konferans hakkında yapılan haberlerin Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika ilişkisini merkeze alması ve Amerika’nın Vietnam’da devam eden saldırılarının kınanması şaşırtıcı değildi. Josie’nin haberleri bu konulardan sapmamakla birlikte Amerikan emperyalizminin “Filistin sorunu” ile ilişkisini vurgulamayı da ihmal etmemiştir. Onun için Vietnam’da bulunan birlikler, Küba’ya yapılan işgal teşebbüsü, Kongo’ya paralı askerlerin müdahalesi, Arap halkına yapılan korkak ve emperyalist Siyonist saldırılardan ayrı düşünülemezdi. Filistin sorunu basit bir din veya ırk meselesine indirgenemezdi, bu sorun vahşi emperyalizmin bir parçasıydı ve bu nihayetinde emperyalizmin yapay olarak yarattığı Siyonizm’den kaynaklanıyordu.

 

Josie’nin İsrail eleştirisi bölge sınırları dışına taşmaya devam etti. 1970 Martında Biafra’nın Nijerya Federal Hükümeti’ne teslim oluşu üzerinden iki aydan az zaman geçmişti ki Josie, El Moudjahid’in resmi muhabiri olarak önceden ayrılıkçı olan bölgeye gitti. Seyahatinde yaptığı haberler ilk bakışta bölgesel bir iç çatışma olarak algılanan bu olayda görünenin ardına bakmaya ve savaşın birçok uluslararası aktörünü ifşa etmeye odaklıydı.

 

Nijerya’nın 1960’ta İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının akabinde İsrail vakit kaybetmeden diplomatik ve ekonomik bağlar kurma çabasına girdi ve Nijerya, Afrika’daki İsrail asıllı işletmelerin faaliyetleri için öncelikli hedef haline geldi. 1967’deki savaş İsrail’in Njerya’daki yeni sömürgeci ajandasını tehdit etmişti.Konumunu sonuçtan bağımsız olacak şekilde garantilemek isteyen İsrail hem Biafra hem de Nijerya Federal Hükümeti’ne silah ve askeri yardım sağlamıştı. İsrail’in Biafra savaşındaki sinsi ikili oyununun büyüklüğü İsrail Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde bulunan on binlerce sayfalık yazışmalarla göz önüne serildi. Josie ziyareti sürecinde gördüğü terk edilen ve hala toplanmakta olan silahların hayret verici çoklukta olduğunu yazdı. “Bir asker bana Batılı silahların arasında gülünç görünen ama gayet etkili el bombalarını gösterdi. Hiç Siyonist silahı görmediğimi itiraf etmeliyim, fakat bunun iyi bir sebebi var; çünkü Siyonist silahları, Amerikan silahları.”

 

İsrail ve Güney Afrika’nın ırkçı hükümetleri arasındaki ilişkiye de aynı derecede eleştirel yaklaşan Josie, ırkçı Güney Afrika rejimine dair derin bilgi sahibi olduğunu göstermiş ve bu rejimi şiddetle kınadı. Afrika Ulusal Kongresi’nin direniş hareketini destekleyen birçok makale yayınladı ve nihayet seksenlerde Güney Afrika’yı ziyaret etti. Meşhur frankofon yazar ve eleştirmen Maryse Condé, 2023 yılındaki görüşmemizde bana Josie ile olan arkadaşlığından bahsederken “kozmopolit fikirlerinin kaynağı” olarak Josie’yi gösteriyor ve ekliyor: “Bana o zamana kadar üzerine çok da düşünmemiş olduğum Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığının yarattığı sorunları gösterdi.”

 

1979’da yayınlanan “Siyonizm Irkçılıktır” başlıklı makalesinde Josie, İsrail ve Güney Afrika Ulusal Partisi arasında on yıllardır süren “aynı ideolojiyi paylaşan, karşılıklı politik ve ekonomik çıkarları gözeten, Afrika ve Arap ülkelerine karşı ortak bir stratejiye dayanan” ilişkiyi konu edindi. Dönemin medyasının bu işbirliğini küçümsediğini ileri sürdü; işbirliklerinin diplomatik ziyaretlerin ve Birleşmiş Milletler’de gösterdikleri gruplaşmanın ötesine geçtiğinde ısrarlıydı: “Ekim 1973’te, Arap-İsrail savaşı zamanında Güney Afrika devletine ait Mirage savaş uçağının Süveyş cephesinde düşürüldüğünü, ve 1976’da Angola işgali için hazırlık yapan Güney Afrika ordusunda İsrailli eğitmenlerin bulunduğunu öğreniyoruz. Bu askeri ortaklık örneklerinin çok daha büyük ölçekte bir ittifakın yansıması olduğunu varsaymalıyız. İsrail ve Güney Afrika istihbarat teşkilatları da ulusalcı siyahlar ve Filistinli militanları baskılarken yakın işbirliği içerisindeler. Örneğin 1974 yılında Norveç’te Ahmed Bouchikhi’yi öldürmekle suçlanan İsrail komandosunun yargılanması esnasında bu uluslararası terör operasyonuna Güney Afrikalı ajanların da dahil olduğunu gün yüzüne çıktı.”

 

Üçüncü Dünya ülkelerine siyasi bağlılığını onunla paylaşan pek çok dönemdaşı gibi, Josie’nin Birleşmiş Milletler eleştirisi Filistin ile sınırlı değildi. ABD’nin baskın rolüne açıkça karşıydı. 1979’da Filistin Kurtuluş Örgütü yetkilisiyle yaptığı görüşme yüzünden istifaya zorlanan, ABD’nin eski Birleşmiş Milletler büyükelçisi Andew Young’a adadığı bir dosya yayınladı. Dosya, Birleşmiş Milletler yapısı içerisinde Filistin yanlısı siyah bir lobinin ortaya çıkma ihtimali ve potansiyelini araştırırken adalet vaazı veren ilerici herhangi bir lobinin Filistin’in özgürleşmesine adanmış olması gerektiğini vurguluyordu.

 

Josie, Angela Davis’in Filistin meselesinin bir “ahlaki turnusol testi” olduğu görüşünü paylaşıyordu. Yetenekli ve güvenilir bir muhabir olarak artan ünü zamanın en etkili sömürge karşıtı seslerine ulaşma şansı verdikçe (Che Guevara, Eldridge Cleaver, Julius Nyerere ve George Silundika gibi) Filistin ile dayanışmanın önemini dile getirme fırsatını hiç kaçırmadı. Josie’nin yayınladığı son makalesinin başlığı “Nous sommes tous Palestiniens” (“Hepimiz Filistinliyiz”) idi. Makalede Josie, on yıl öncesinde “bilinçli bir hayatın” içine doğmanın önemi üzerine ortaya attığı iddiasına geri döner. Bu bilinçle birlikte “haklı çıkarılamaz olanı haklı çıkardığınız ve olmaması gerekeni kutsal kıldığınızı” idrak edebilirsiniz. Sahte siyaset ve “siyonist gizemlerin üzerini örten karmaşık mekanizmalar” olarak adlandırdığı şeyleri reddeder ve “sağduyu topraklarına” dönmemizde ısrar eder. Çünkü orada insanlığı bulabiliriz.

 

Bu yazıyı Josie’nin kırk yıl önce makalesini bitirdiği şekilde bitiriyorum: “Söylenecek bir şey kalmadı. İçimizde taşıdığımızdan başka vaadedilmiş toprak yok.”

 

*Jessica Breakey’nin Versobooks için yazdığı 28Mart 2024 tarihli yazısını Burcu Karael 5Harfliler için çevirdi. Yazının İngilizcesine buradan göz atabilirsiniz.

 

Görsel:  University Archives (RG 171), Robert S. Cox Special Collections and University Archives Research Center, UMass Amherst Libraries

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

Y“Gusse”, Sözleri ve Gözyaşlarını Boğazda Tıkayan Yumru
“Gusse”, Sözleri ve Gözyaşlarını Boğazda Tıkayan Yumru

Bir soykırıma şahitlik ederken feminist pratik ne demek: sevgiyi radikal bir bilinçle kucaklamak demek, hayatta kalma mücadelesine dayalı radikal bir sömürgecilik tasfiyesine gönül vermek demek.

MEYDAN

Y“Kısırlık Bana Battı:” Siyah Annelik ve Ben
“Kısırlık Bana Battı:” Siyah Annelik ve Ben

Tıp, benim gibi işçi sınıfından insanlara dayatılan patolojilerin dışına çıkmakla ve onararak, bize ait olanı geri alarak, kaynakları yeniden bölüştürerek bütünlüğümüzü yeniden kazanmakla ilgiliydi.

KÜLTÜR

YAç Bir Kadından Daha Korkunç Bir Şey Yoktur
Aç Bir Kadından Daha Korkunç Bir Şey Yoktur

Bir kadının yemek yemesinin radikal bir şey olarak görülmesi fikri beni rahatsız ediyordu, böyle olduğu konusunda herhangi bir iddiada bulunmayacağım, ama gerçek şuydu ki ben ekranda yemeğini silip süpüren kadınları gördüğümde etkileniyordum.

Bir de bunlar var

Gülşen, Suzan ve Bazı Masalar Üzerine: Müzik Son Ses, Bangır Bangır!
Felaket Turizmi: Filistin Günlüğü 1
“Erkek sosyalleşmesi” ve “trans erkek- trans kadın karşıtlığı” söylemi üzerine

Pin It on Pinterest