Filistin direnişinin önderlerinden biri, kendisini bir feminist olarak tanımlayan avukat Halide Cerrar. Onu bir başka Filistinli kadın, yazar Hind Şhrayde anlatıyor.

MEYDAN

Halide Cerrar: Toprağı Süren Köylünün İnancıdır

Filistinli Tutsaklarla Dayanışma Platformu Samidoun’un sitesinde yayımlanan Khalide Jarrar: The Land is Ploughed by the Faith of the Peasant” başlıklı yazının İngilizce’den çevirisidir. Yazının Arapça ilk versiyonu Hadi News‘te yayımlanmıştır.

 

 

Halide’yi babasına ispiyonluyorlardı: “Çok geç olmadan duruma el koymalısın Kenan… Kızın gösterilerde erkeklerin omuzlarında taşınıyor ve sloganlar atıyor!”

 

Genel olarak Arap toplumunda ve özellikle Nablus gibi muhafazakâr bir şehirde böyle hareketler herkesin dikkatini çeker ve kan bağı olmayan erkeklerin omuzlarında taşıdığı genç bir kadın ayıplanabilir. Karısı ve sekiz çocuğunun geçimini, oyuncakçı dükkânıyla sağlayan Halide’nin babası, kızının İsrail işgaline karşı politik yürüyüşlere katıldığını öğrendiğinde bu türden tabuları aşmak zorundaydı.

 

Halide, 1963 Şubat’ında, orada yaşayanların, “ateş dağı” anlamına gelen “Cebel en Nar” adıyla andıkları Nablus’ta doğdu. Halide, Nakba’dan [1] yani Filistin halkının 1948’deki felaketinden sonra mütleci olan Filistinlilerin çocukları olan ilk kuşaktandı çünkü ailesi işgal altındaki Bisen şehrinden kaçmak zorunda kalmıştı. Halide sakin ve dengeli bir kadındır. Halkının dertlerini ilgilendiren alanlara ve eylemlere katılımından da görülebileceği gibi, duruşu radikal olarak tanımlanabilir, bakış açısı bilgiye dayanır. Kolay kolay galeyana gelmez ve tuhaf, mantıksız açıklamaları, gülümseyerek ve makul, ikna edici cevaplarla karşılar. Halide sadece Filistin Yasama Konseyi’nin bir üyesi değil, aynı zamanda bir eş, anne, yoldaş, dost ve kız kardeştir. Aynı zamanda, yardım istemek için bürosuna gelen dertli insanların deyişiyle, “yalnızların dilek ağacıdır.”

 

Birzeit Üniversitesi dabke grubunda.

 

Halide Cerrar bugün en önde gelen toplumsal ve siyasi Filistinli kişiliklerden biri olarak tanınıyor. Demokrasi ve İnsan Hakları konusunda master derecesi var ve 1994-2006 yılları arasında Addameer Esirlere Destek ve İnsan Hakları Örgütü’nde yönetici olarak çalıştı. 2006 yılında FYK üyeliğine seçildi ve esirler komitesinin sorumluluğuna atandı. Bunun ardından Addameer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına ve Filistin’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne erişimini takip etmekten sorumlu olan Yüksek Ulusal Komite üyeliğine atandı.

 

Halide’nin Filistin’e bağlılığı ailesinin ve özellikle annesi ve kendisi de bir özgürlük savaşçısı olan dayısı Kadri Hannud’un ülkeye olan sevgisine dayanır. Kadri, Arap ulusal Hareketi’nin kurucularından biridir, tutuklanmış ve sonrasında sınırdışı edilip Ürdün’e gönderilmiştir. Tutuklanıp sınırdışı edilmesinden önce Halide’nin dayısıyla özel bir yakınlığı vardı. Onunla geçirdiği zamanları ve özellikle de ensesine bir fincan çay dökülüp yaktığındaki inceliğini hep hatırlar. O olay ve o yanığın izi, aralarındaki bağın, yakın ilişkilerinin ve kendi yolunu seçerken dayısının etkisinin su götürmez bir işareti haline gelmiştir.

 

Halide hayatının çoğunu işgal gücüne karşı mücadeleyle geçirdi. İlk kez 1989 yılında, Dünya Kadınlar Günü’nde tutuklandı. Bununla ilgili ayrıntıları daha sonra açıkladı, bir gösteride kendisini tutuklamak isteyen bir İsrail askerinden kaçarken bir başka askerin kız kardeşi Selam’ı taciz ettiğini görmüştü. Halide, tabii ki kız kardeşini kurtarmaya çalışacaktı ve sonunda üçüncü bir kız kardeş, Nihaya da dahil olmak üzere üçü birden işgal askerleri tarafından tutuklandı. Bütün dünya Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken Ratrut ailesi (Halide’nin ailesi) üç kızlarının ve onların hemen ardından iki oğulları Halid ve Tarık’ın tutuklanmasıyla meşguldü.

 

Yukarıda anlatılan baskı uygulaması Halide’nin ilk tutuklanma deneyimi oldu ama ikinci, üçüncü, dördüncü defa da tutuklanacaktı. Halide bugün, bir zamanlar ahır olarak kullanılan Damon Hapishanesi’nde tutuluyor. Yirmi ay boyunca, herhangi bir yargılama ve suçlama olmaksızın, idari tutukluluğunun[2] bitmesinden sadece sekiz ay sonra, 2019 Ekim’inin sonlarında, evinden kaçırıldığından beri askeri mahkemenin yargılamasını bekleyerek esir tutuluyor.

 

O gün İsrail askerleri Halide’nin evini bastı (Halide’nin, eşi Ghassan Cerrar ve kızları Suha ile birlikte, el Bire’deki Filistin Güvenlik ve Başkanlık Karargâhı’na yakın bir evde yaşadığını, büyük kızı Yafa’nın Filistin’in dışında olduğunu da söyleyeyim.) ve onu üstünün aranıp sorgulandığı Ofer Askeri Tutuklama Merkezi’ne götürdüler.

 

Esirken bile özgür.

 

Bunun ardından, bir bostada (siyasi esirlerin nakillerinde kullanılmak üzere tasarlanmış bir taşıt) çok zor koşullar altında Haşaron Hapishanesi’ne nakledildi. Orada takriben üç gün kaldıktan sonra sert bir sorguya tabi tutulduğu Moskobiye sorgulama merkezine geri götürüldü. Ardından, bir kere daha Haşron hapishanesine ve sonra Damon’a nakledildi. Bütün bu nakiller mahut bosta kullanılarak gerçekleşiyordu, bu sırada sağlık hizmetinden ve hijyen araçlarından mahrum bırakılmıştı.

 

İşgal yetkilileri, Halide’ye karşı bir iddianame hazırlayarak, bütün önemli Filistinli politik partiler gibi, askeri düzenlemelerle yasaklanmış olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde görev almakla suçladılar onu. Ek olarak, adil ve meşru olmayan iddianameye göre, 2014 başından tutuklandığı tarihe kadar, Halk Cephesi’ni temsil eden Filistinli kurumlarla ilişkinin siyasi boyutundan sorumluydu. Kısacası, açıkta yürüttüğü politik faaliyetlerinden ötürü askeri mahkemeye çıkartılıyordu.

 

Halide’nin aynı suçlamayla 2015 yılında yargılandığını ve bunun, aynı insanın aynı suçlamayla iki kere yargılanamayacağına dair uluslararası hukuksal ilkenin pervasızca ihlali olduğunu da hatırlatmak gerekir.

 

 

İşgal düşünceden korkar

 

Halide’nin hayat arkadaşı Ghassan’ın ifadesiyle, işgal Halide’yi tutuklamak ve suçlamak için aynı bahaneyi kullanmaya devam ediyor; bu “yasaklanmış” bir politik örgüte, Halk Cephesi’ne mensup olmaktır.

 

Ghassan, 2015 yılında gerçekleşen bir mahkemenin sonuçlarını hatırlıyor; Halide’nin avukatı, herhangi gerçek bir sebep olmaksızın tutuklanması karşısında öfkeden deliye dönmüştü. Kovuşturmanın yenilgisi de bundan sonra, savcının bağırarak Halide’yi tehlikeli kılanın sahip olduğu etki olduğunu söylemesiyle ortaya çıktı. Ghassan, “Yargının o gün şahit olduğum haksız manevraları şunu teyit etti; işgal ideolojilerden ve düşüncelerden korkuyor ve Halide isabetli bir vakadır!” dedi.

 

Halide ve eşi Ghassan Birzeit Üniversitesi’nden mezun olurken. (Aile fotoğrafı)

 

Ghassan, sesi aşk ve özlemle titreyerek devam ediyor: “Halide etkileyici, çekici ve karmaşıktır, düşünce, tutku, duygu ve vicdanın hepsini, bir arada temsil eden bir kadındır. Ülkesine âşık bir siyasetçidir, baskı altında olanları, imkânlardan, haklardan yoksun olanları savunur. Her durumu ayrı ayrı değerlendirip dengeleyebilen akil bir insandır ve bürosu her zaman, her politik kesimden ve toplumsal sınıftan tüm vatandaşlara açıktır. Aynı zamanda, Halide bir anne ve eş olarak güzel ve şefkatlidir. Onun varlığını çok özlüyoruz ama her zaman yanımızda olduğunu hissediyorum çünkü sadece o bu aileyi bir arada tutabilir.”

 

Ghassan eşine olan aşkını ifade ederken sözlerini sınırlamıyor. Onunla ilgili herhangi bir açıklama yaptığında bu açıkça görülüyor, tıpkı şu sözlerde olduğu gibi: “Halide benim her şeyim… nefes aldığım oksijen.”

 

 

Neyse ki radyo yayınları var!..

 

“2020 Mart’ının başından beri tüm ziyaretler ve mahkemeler durdurulduğu için annemle ilgili hiçbir bilgi alamıyoruz. Onunla ilgili çok endişeliyiz çünkü radyodan ona tek taraflı olarak saygılarımızı göndermek dışında iletişim yolları durdu,” dedi Halide’nin kızı Suha. Üstüne üstlük, COVID-19 pandemisi sırasında ziyaretler yasaklandıktan sonra, işgal istihbaratı, aralarında Halide’nin de bulunduğu üç kadın esirin aileleriyle telefon görüşmesi yapmasını engelleyen bir karar aldıktan sonra bu özellikle zor oldu. Bu, Halide ve bütün ailesine yönelik cezai önlemlerin daha da yükselmesine yol açtı.

 

Suha, kronik hastalıkları olan annesiyle ilgili endişelerini ifade etmeye devam ediyor; bunların arasında beyin dokularında hipoglisemi kaynaklı enfarktüs, damar tıkanıklığı ve yüksek kolestrol var. Suha şöyle dedi: “Annemin her hafta kontrolden geçmesi gerekiyor. Kanını sulandıran ilaçlara ihtiyacı var ve düşük ya da yüksek doz onun için ciddi problemlere yol açacağından bunların düzenli olarak gözlenmesi gerekiyor.

 

Yüksek doz iç kanamaya yol açabilir, düşük doz ise bir kalp krizine yol açabilecek pıhtılara; özellikle de geçmişinde böyle pıhtılar olduğu ve iki kalp krizi atlattığı için. Korona virüsünün ortaya çıkması ve bütün klinik ziyaretlerinin iptal edildiği bilmemiz endişelerimizi artıyor. Ve annem için korkunç acı çeken babamla birlikte oturup düşünüyoruz: ilacını düzenli olarak veren birileri var mı? Damon hapishanesinin, bütün İsrail hapishaneleri gibi sağlıklı bir hayat için gereken asgari koşullardan yoksun olduğunu bildiğimiz için, tutuklu bulunduğu tesiste eldiveni, koruyucu maskesi ya da sterilizasyon malzemeleri var mı?”

 

Suha devam ediyor: “Hapishane yetkililerinin az miktarlarda klor temin ettiğine dair çok konuşuluyor ama her şeyden önce klor güvenli bir sterilizasyon malzemesi değil. Cildi, akciğerleri tahriş eden ve sürekli öksürüğe yol açan zehirli bir madde. Geçmişinde iki kalp krizi olan annemin bedeninin böyle koşullar ve korona gibi ciddi bir pandeminin ortasında dayanamamasından korkuyorum.”

 

 

Halide: 42 Filistinli kadın esirin vekil annesi

 

Suha şöyle devam ediyor: “Ben küçükken babam tutuklanmıştı. Yedi yıl idari tutuklu kaldı. O ifadenin anlamını çok küçük yaşta öğrenmek zorunda kaldım. Kardeşimle birlikte, konuşulanlara kulak verirdik ki neler olup bittiğini anlayalım. Ona işkence yapıldığını öğrenmek çok acı vericiydi. Bu hepimizi doğrudan etkiledi ve eminim, dolaylı olarak da etkilemiştir. O serbest bırakıldığında tutuklama ve sonuçlarından uzak olabileceğimizi düşünmüştüm, ta ki annem tutuklanana kadar. Onun mahpusluğu kalplerimize başka hiçbir şeye benzemeyen bir acı yüklüyor. Fark ettim ki ben acıyı özümseyebilen güçlü, olgun kadın değilim; ya da acıyı denetleyebilen bir mekanizmanın kendisini koruduğunu düşünen o hukuk araştırmacısı ve uluslararası alanda çalışan o avukat da değilim. Açıkçası fark ettim ki ben sadece insanım ve tekrar tekrar canım yanabilir, özellikle annemin süregelen mahpusluğuyla ilgili. Ancak bütün bu karmaşık duygular içindeyken, annemin, İsrail hapishanelerinde onunla aynı kaderi paylaşan diğer 42 kadın politik esirin vekil annesi olduğunu öğrenmek beni rahatlatıyor.”

 

Halide Cerrar ömrü boyunca sürekli işgal güçleri tarafından rahatsız edildi; buna 2014 yılında, ikinci kez tutuklanmasından önce, (Oslo anlaşmasına göre “A” bölgesi sayılan) Eriha’dan[3] zorla çıkartılması için verilen emir de dahildir. Bu, bir gizli dosya bağlamında hayata geçirilmişti; suçlama ya da dava olmaksızın idari tutukluluk emrini çıkartmakta kullanılan istihbarat belgesinin bir benzeriydi bu. Halide ve ailesi bunu, Filistin Yasama Konseyi binasının önünde bir ay boyunca 7/24 süren bir oturma eylemiyle protesto etti. Emir iptal edildi ama bunun üzerine Halide bu zafer yüzünden saydırıldı ve 15 ay tutuklu kaldı. Ek olarak, Paris’teki İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Evrensel Bildiri’nin hazırlık toplantılarına katılmasının intikamı olarak, 1998’den beri yolculuk yapması yasak.

 

 

Halide’nin annesi Şehrât: En sevdiğin yemek (Kenger) fırında… seni bekliyoruz

 

Halide ile birlikte geçirdikleri günleri hatırlayan kız kardeşi Nihaya şöyle diyor: “Tüm hatırladığım Halide’nin ya bir şeyler okuduğu veya gönüllü çalışmalara katıldığı ve öğrenci birliklerinde aktif olduğu. Küçük bir çocukken Filistin tarihi ve bununla ilgili romanlar hep ilgisini çekerdi. En çok Ghassan Kanafani’nin edebiyatını severdi.” Nihaya şöyle devam ediyor: “Halide tutkuludur, vericidir ve kendi toplumu içinde etkili bir liderdir. Ek olarak Halide toplumun adetlerini kırdı ve bir aile olarak köhne geleneklerimizi reddetti. Örneğin evlendiğinde bir Ürdün dinarından daha fazla başlık parası almayı reddetti, böylelikle ailedeki diğer kadınların takip edeceği yeni bir gelenek kurdu. Hayatının her aşaması kendi içinde bir hikâyedir. Kendi aramızda dahi gelişme ve ilerleme arayışıyla hep farklı bir yaklaşım kurdu. Üniversite arkadaşı ve yoldaşıyla, büyük bir aşk hikâyesi yaşadıktan sonra evlendi. Birbirlerine aşkları ve destekleri hayatın zorlukları ve sayısız tutuklama ve ayrılığa rağmen sürdü ve gücünü korudu.”

 

Halide, Ghassan ve kızları Suha ile Yafa ve kedileri.

 

Ve son olarak, Halide’nin, kendisi de genç yaşından itibaren Filistin Kadın Komiteleri Birliği’nden bir eylemci olan 80 yaşındaki annesi Şehrât Halide ile ne kadar gurur duyduğunu ifade etti. Çocuklarına, ona aha düşkün olduğunu açıkça itiraf ediyor: “Halide’nin yeri başkadır,” diyor. “Kızım her sabah bu dünyada yapacağı bir şey olduğuna inanarak uyanır ve şevkle, bu tasavvuru hayata geçirmeye çalışır. Onu böyle yetiştirdim ve ömrüm boyunca onunla gurur duymaya devam edeceğim. Ona sesleniyorum: “Seni çok özledik canım kızım ve en sevdiğin yemeğin fırında olduğunu bilmeni isterim… hepimiz dönmeni bekliyoruz.”

 

 

 

Hind Şrayde işgal altındaki Kudüs’te yaşayan bir yazar ve insan hakları savunucusu. Şrayde, halen hapiste olan eşi,  Bisan Merkezi Genel Müdürü, Yazar ve araştırmacı Ubai Abudi için yürüttüğü kampanyayla da tanınıyor.

 

 

 

[1] Filistin Nakba’sı 1948 yılında gerçekleşti; bu felakette Filistinli nüfusun neredeyse yarısını oluşturan 700 bini aşkın Filistinli, İsrailli terörist gruplar tarafından evlerinden çıkartıldı veya kaçmaya zorlandı.

[2] Herhangi bir suçlama veya yargılama olmaksızın tutukluluk, idari tutukluluk olarak adlandırılıyor. (ç.n.)

[3] İsrail ile 1993 yılında imzalanan Oslo anlaşmasına göre Batı Şeria ve Gazze Şeridi üç farklı alana (A, B ve C) bölünmüştür ve bunlar denetim açısından farklı yasalara tâbidir. Eriha şehri “A” bölgesindedir yani güya Filistin Yönetimi’nin tam denetimi altındadır. Ancak pratikte bu alan, tıpkı Filistin toprağının kalanı gibi işgal altındadır, sadece İsrail işgali, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi sivil meselelerle ilgili işgal gücü olarak sorumluluğunu reddetmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

Yortadoğu’nun en demokratik ülkesi israil mi?
ortadoğu’nun en demokratik ülkesi israil mi?

iktidarın israil karşıtı retoriğine tepki duyanlar, israil/filistin çatışmasını ya laiklik/islamcılık çatışması üzerinden ya da kürt sorunuyla paralellik kurarak okuyor. ikisi de gerçeği anlamaktan uzak.

Bir de bunlar var

“Sizi Sakatlar Kurtaracak”: Engelli Hakları Aktivistinden Koronavirüse Dair Önemli bir Mesaj
Türkiye’de iş cinayetlerinde her ay bir Soma mı yaşanıyor?
Böyle İyi mi?

Pin It on Pinterest