“Seküler toplumumuz annelik çilesine dair söylem geliştirememiş tek uygarlık mı olacak acaba?”
“Duymak istedim. Herkes duysun istedim.” diyor Papatya. Her birimiz yakın çevremizden yirmi kadın arkadaşımıza sorsak, kaçı şiddet görmüş, kaçı tecavüze uğramış olurdu ve kaçı bunu telaffuz edebilecek gücü kendinde bulurdu?
Hadi bu sene biraz daha sade ve zor şeylere yönelsek…
Doktorun beni gördüğünde düzgün biri olduğumu düşünmesini istiyordum, kötü biri değil.
“Az sonra ayrıntılarını yazacağım sürecin her aşamasında sıkıntımdan, sinirimden, gözyaşlarımdan, öfkemden, çaresizlik hissimden utandım.”
Bu yalanla ülkeyi yönetenler, gazete ve televizyonları döndürenlere laf söylemek için illa başörtülü kadınların bu ülkede sürekli olarak maruz kaldıkları tacizin ve “kadının beyanı”nın hayatiliğinin üzerinden atlamak, bunları yok saymak, karikatürleştirip çöpe atmak mı gerek?
“Fakat bu sefer dağılmayı reddediyorum. Çok uzun bir süre Woody Allen’ın gördüğü kabul beni susturdu. Kişisel olarak azarlanıyor gibi hissettim, sanki bütün ödüller ve övgüler bana ‘kes sesini ve defol’ demenin bir yolu gibiydi.”
Birdal’la vicdani reddi, içinden geçtiği süreci, öncesi, sonrası, ailesi ve hayatıyla ilgili konuştuk.
Şöyle motive ediyorum kendimi: güzel günler göreceğiz. Güzel günler görmeyi hak eden çok insan var.