Dün Tarih Vakfı ‘Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ raporunun yayınlanması şerefine bir panel düzenledi. Akşin Somel, Nurcan Kaya, Garo Paylan ve Mikhail Vasiliadi anlattılar, biz dinledik.

KÜLTÜR

Azınlık okulları, Caretta Carettalar ve topa bir türlü giremeyen Hagop

 

Dün Tarih Vakfı ‘Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ raporunun yayınlanması şerefine bir panel düzenledi. Akşin Somel, Nurcan Kaya, Garo Paylan ve Mikhail Vasiliadi anlattılar, biz dinledik.

 

Burada rapordan da alıntılar yaparak panelin kısa bir özetini geçmeye çalışacağım.

 

‘Azınlık’ okullarını tarihsel çerçevesine oturtan Somel, 19. yüzyıla kadar günümüz anlamıyla laik mesleki eğitim kurumlarına sahip olmayan gayrimüslim cemaatlerin eğitim alanında yaşadığı 3 ana kırılmadan bahsetti.

 

Bunlardan birincisi Avrupa Aydınlanmacı düşüncesi: ‘Aydınlanmacılık özet olarak, zamanın mutlakiyetçi monarşilerine, soyluluğuna ve kilise egemenliğine akılcı eleştiriler getirmiş bir birey olarak insanın eleştirel aklını kullanmak suretiyle dinsel inançlara ve kadim geleneklere bağımlı olmaksızın özgür iradesiyle kendi geleceğini tayin edebilme yeteneğini vurgulamıştır. Dinsel kurumlara mesafe koyan bu düşüncelerle ilk karşılaşan Osmanlı tebaası Rumlar olmuş, bu da Ortodoks dinsel kimlikleri yerine, laik Helenik bir bilincin güç kazanmasını beraberinde getirmiştir. 18. Yüzyılın ortalarından başlayarak Rum cemaat okullarında Ortodoksluk yerine laik ve uluşçu Helenik kimliği güç kazanmıştır.’

 

Somel’e göre ikinci kırılma Ermeni cemaatini Rumlardan daha çok etkileyen Avrupa Reformasyonu, yani Protestanlık hareketi. ‘Tanrı ile mümin arasına giriş ruhban sınıfının görünür egemenliğini’ kırmak ve saf imana vurgu yapılmasını destekleyen bu akım, ‘mümkün mertebe çok günahkarı doğru imana döndürmek’ amacındadır.

 

19. yüzyılda bunun yansıması olarak Osmanlı topraklarında Amerikan misyoner okulları açılır ve özellikle Ermeni eğitiminin modernleşmesinde belirleyici rol oynar.

 

Tüm gayrimüslim cemaatlerini etkileyen üçüncü ideolojik faktörse Osmanlıcılık siyasetidir. ‘Din dil ve ırk farkı olmaksızın tüm Osmanlı tebaasını yasalar ve haklarda eşit birer Osmanlı yurttaşına dönüştürerek tek bir Osmanlı milleti yaratma prokesi dinsel ağırlıklı cemaat eğitimini sorgulamıştır.’ 1856’daki Islahat Fermanı’nın zorlamasıyla ‘Rum, Ermeni, Musevi cemaatlerinde laikleştirici reformlar gerçekleşmiştir.’

 

Söz konusu etkenlerin Rum ve Ermeni cemaatleri üzerinde benzer etkileri olduğunu ancak Musevi cemaati üzerindeki etkilerinin oldukça sınırlı kaldığını yazan Somel, bu durumu, altın çağını 16. yüzyılda yaşayan Musevilerin önce Osmanlı’nın Akdeniz’deki hakimiyetini yitirmesiyle, daha sonra da yeniçeriliğin ortadan kaldırılmasıyla ekonomik durumlarının iyice kötüleşmesine bağlıyor. Rum ve Ermeni cemaatlerinin aksine dünya ticaretine açılamayan Museviler imparatorluğun en fakir ve diğer cemaatlerce ‘horlanan’ bir unsuruna indirgeniyor.

 

19. yüzyıla gelince

 

1830’da Yünanistan’ın bağımsız bir devlet olmasından sonra Rum cemaati Osmanlı topraklarındaki aydınlarının göçüyle büyük bir darbe almıştır. Geleneksel ve eğitimsiz Rumların eğitimi tamamen Patrikhane’ye bağlı kalmış bu sebeple eğitimde modernleşme yaşanamamıştır.

 

Ermeniler içinse durum farklıdır. Özellikle 1860’lardan itibaren Amerikan eşitlikçi misyoner eğitiminin etkisiyle bu cemaat içinde eğitim yenilikçi ve kadın haklarına özellikle önem veren bir hal almıştır. Somel’e göre 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nde ilk feminist akım ve eşit eğitim hakkı Ermeni cemaati içinde gerçekleşmiştir.

 

20. yüzyıl

 

1908’de Jön Türk Devrimiyle başlayan ve Balkan Savaşları’na (1912-13) kadar süren Meşrutiyet ortamında ‘liberal demokratik atmosfer’ hakimdir ve gayrimüslim cemaatleri geleneksel eğitim haklarına rahatça savunmuşlardır.  Ancak 1913’ten Bab-ı Ali Baskını ile kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti  bu liberal demokratik dönemi sonlandırır ve Türkçü-İslamcı bir söylem benimseyerek, Somel’in ‘bertaraf etme evresi’ diye adlandırdığı ‘azınlıklılaştırma’ politikasının uygulandığı bir döneme hızlı bir geçiş olur.

 

 

Milli Mücadele’nin kazanılması, Lozan Antlaşması sonucu 1925’e gelinir ve Tevhid-i Tedrisat kanunuyla, azınlık hakları söz konusuysa da Hristiyan ve Musevi cemaatleri eğitim alanında karanlık çağına tam anlamıyla girer.

 

Uluslararası Azınlık Hakları Grubu Türkiye Koordinatörü Nurcan Kaya tarafından hazırlanan raporda sarsıcı rakamlar var.

 

Örneğin 1894’te tüm imparatorlukta bulunan gayrimüslim okulların sayısı 6437’dir. Sadece İstanbul’da Rum, Ermeni, Ermeni Katolik, Musevi ve Bulgarlara ait 302 okul var ve bu okullarda toplam 29.850 öğrenci okuyor. Ermeni Patrikhanesi’nin 1901 yılında hazırladığı çizelgeye göre aynı yıl Anadolu’da 818 Gregoryen Ermeni Okulu bulunuyor. Bu sayı sadece semt okullarını kapsıyor: Katolik ve Protestan Ermeni okullarını, merkezi ve yüksek okullar ile özel okulları kapsamıyor.

 

1913-14 öğretim yılında vilayet ve bağımsız sancaklarda bulunan cemaatlere bağlı okul sayısı 2580. Bu okulların dağılımı şöyle verilmiş: 1245 Rum okulu, 1084 Ermeni okulu, 131 Musevi okulu, 6 Bulgar okulu, 1 Keldani okulu, 29 Süryani okulu, 35 Maruni okulu, 2 Protestan okulu, 46 Katolik okulu 1 Samiri okulu var.

 

1924-25 eğitim yılında dahi ülkede 138 azınlık okulu varken 2011-12 eğitim yılında 22 adet kalmıştır. Tamamı İstanbul’da bulunan bu okulların 16’sı Ermenilere, 5’i Rumlara, 1’i de Musevilere aittir.

 

Özel okul statüsünde bulunan bu okullar esasen devlet okulu olmaları gerekirken kendi kaynaklarını bulmakla yükümlüdürler ama aynı zamanda ekstra kontrol mekanizmalarıyla yönetilmektedirler. Garo Paylan’ın anlattığı yönetim sıkıntılarından biri devletin milliyetçi değerleri doğrultusunda yüksek müdür yardımcıları ataması ve diğer okullarda olmayan bir uygulama olan müdür yardımcısının imzasını zorunlu kılması durumu. Materyal bulmakta ve üretmekte zorlanan, şimdiki tabirle azınlık okullarının öğretmen yetiştirmekte ciddi sıkıntılar yaşadığının altı çizen Paylan, lise Ermenicesiyle mezun olan öğrencilerin tamamen Türkçe aldıkları eğitim sonrası öğretmen olmalarının okullarda anadil öğretimiyle ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkardığını söyledi.

 

Çiftdilli eğitimin çocukların öğreniminde özellikle olumlu katkıları olmasına ve bunun çeşitli bilimsel çalışmalarla kanıtlanmasına rağmen devletin anadilde eğitim ve çiftdilli eğitimi benimsememesi tamamen kör milliyetçi, gerikafalı bir eğitim anlayışının apaçık göstergesidir (bu benden).

 

Azınlık okullarının türlü türlü sorunları var. Nurcan Kaya bunları 15 başlık altında toplamış: statü(süzlük), mütekabiliyet ilkesi, okulların yönetimi/denetimi,  öğretmen yetiştirme ve işe almada yaşanan güçlükler, Türk müdür başyardımcı uygulaması, Türkçe ve Türkçe kültür dersleri öğretmenleri, ders kitapları ve eğitim materyalleri, soy kodu uygulaması ve kanıtlama gerekliliği, azınlık okullarına devlet bütçesinden pay ayrılmaması, öğrenci sayısı, önyargılar, azınlık dilinde etkinlik düzenlemede yaşanan sıkıntılar, diğer okullarla aralarında yaşanan iletişimsizlik, genel eğitim sistemi sorunları ve kamu otoriteleri. Bu sorunlar yapılan röportajlar ve araştırmalar sonucu ortaya konmuş.

 

Artık ayrıntılı hepsini anlatmayayım burada. Siz en iyisi gidin şu 3 ciltlik raporu edinin.

 

Panelde art arda patlayan esprilerden örnekler vererek bitireceğim bu dümdüz özeti.

 

Mikhail Vasiliadi konuşmasında şöyle dedi: ‘Artık Rum Rum topluluğu deniyor bize Caretta Caretta gibi’ Soyu tükenmekte olan topluluğu koruma altına alalım şeklinde yaklaşılıyor. Çeşitlilik adına birkaç tane serpiştirelim kafası…

 

Garo Paylan: ‘Ermeniler Rumlardan daha çok olduğu için artık soy kodunda 1’i biz hakkediyoruz, hakkımızı alacağız. 2’den 1’e terfi edeceğiz.’

 

Ve son son sevgili Hrant Dink’i anarak: Bir kere de Ali şu topu Hagop’a atsın. Ama Ermeni okullarında bile daha henüz Ali o topu Hagop’a atamamış. Hiçbir Ermeni kitabında bir tane Ermeni ismi yok…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YHer gün yeniden kurduğumuz bir şehrin, bir dünyanın yerlisi olmak
Her gün yeniden kurduğumuz bir şehrin, bir dünyanın yerlisi olmak

Bu 25 Kasım’da hatıramıza, buluşmalarımızın ve hür bir geleceğin hayaline sarılıyorum.

TARİH

YJames Baldwin’le Tanıştığım O Gün
James Baldwin’le Tanıştığım O Gün

Beni geri çektiği o yer ve zaman, makulen umabileceğim tek şeyin aldığım her davette ancak hizmet etmek için orada olabileceğimi söylüyordu.

MEYDAN

YEvet, Polisi Lağvedelim
Evet, Polisi Lağvedelim

Çünkü reformlar işe yaramayacak.

MEYDAN

YBiraz Sakinleşebilir Miyiz?
Biraz Sakinleşebilir Miyiz?

İnsanlar genelde beni felaket tellalı gibi görüyor, bana kızıyorlar. Felaket tellalı değilim ben. Eğer bakmazsan, değiştiremezsin. Gözünün içine bakacaksın.

Bir de bunlar var

‘Her mektup bir aşk mektubudur’: I love Dick ve kadın arzusu üzerine
Dev Buluşma 2: Cemil Sizi Sevmekte Haklıymış
Kulak Dolgunluğu

Pin It on Pinterest