Koronavirüsten korunmak için evden çalışma imkânı olanlar hanelerine çekilince halihazırdaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerin daha da derinleşmesi kaçınılmaz hale geldi.
“Cinsel suçlar kırmızı çizgimizdir diyen iktidarın yaptıklarına bakınca çizgilerinin kapkara bir çizgiye dönüştüğüne tanıklık ediyoruz. Önlem almadan salgını fırsat bilerek yapılan infaz taslağı, yaşam hakkı argümanı arkasına saklanarak siyasi bir eylemi ortaya koymaktadır”
İnternet şimdi elinde olan “o fazla zamanı” iyi değerlendirmediğine inanmanı istiyor. Ama evde kalmak ve temel ihtiyaçlarını gidermek yeter de artar bile.
Kamu davası mağdura ve topluma ne vaat eder?
Herkesin hakkının herkese geri verilebileceği bir dünya, hâlâ üzerine düşünmeye değer mi?
Yanındayız Berfin. Yanındayız anne. Düşseniz de kalksanız da yanınızdayız. Koşulsuz, şartsız yanınızdayız.
Balenlerin ağzından memeliklerin kısa tarihi.
Susan Sontag tüberküloz, kanser ve AIDS hastalıklarına atfedilen metaforlar üzerinden bir insanlık durumu analizi yapmıştı. Peki Covid-19’la ilgili metaforlar bize şu anki ahval ve şerait hakkında ne söylüyor olabilir?
Alan ve mesafe deneyimimiz (özel veya kamusal) sosyal pratiklerimiz ve maddi durumlarımız tarafından biçimlendirilir ve bu alanlardaki varoluşumuz belirli zaman ve yerdeki belirli bir gruba ve kültüre özgüdür.
Travmatik olan’la kurulan ilişki travmatik olmak zorunda mı?