“Cinsel suçlar kırmızı çizgimizdir diyen iktidarın yaptıklarına bakınca çizgilerinin kapkara bir çizgiye dönüştüğüne tanıklık ediyoruz. Önlem almadan salgını fırsat bilerek yapılan infaz taslağı, yaşam hakkı argümanı arkasına saklanarak siyasi bir eylemi ortaya koymaktadır”

MEYDAN

TKDF Başkanı Canan Güllü: “Salgın Döneminde Kadına Şiddet Yüzde 80 Arttı”

 

Koronavirüs salgını sebebiyle karantina, evden çalışma, izolasyon gibi uygulamalar Türkiye’de “Evde kal”, “Hayat eve sığar” gibi sloganlarla yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Bu süreçte daha fazla kadın ev içi şiddet tehlikesiyle karşı karşıya. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Mart ayı raporunda, 11 Mart’a kadar olan süreçte 8, salgının başladığı tarih olan 11 ile 31 Mart arasında ise 21 olmak üzere 29 kadının katledildiğini açıkladı. Kadın örgütlerinin çağrılarına rağmen hükümet bu konuyla ilgili herhangi bir önlem almadı. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü, bu süreçte federasyona gelen ihbar verilerine göre, fiziksel şiddetin, psikolojik şiddetin ve sığınma evi talebinin arttığını belirtti. Salgın döneminde artan aile içi ve kadına yönelik şiddeti TKDF Başkanı Canan Güllü ile konuştuk.

 

Geçen sene ile bu senenin Mart ayı verilerini karşılaştıran Güllü, “2019 Mart ayı ile 2020 Mart ayı karşılaştırmasında fiziksel şiddetin yüzde 80, psikolojik şiddetin yüzde 93 ve sığınma evi talebinin yüzde 78 arttığına tanıklık ettik” diyor.

 

Devlet öncelikle şiddetin arttığını kabul etmeli

Güllü, kadın politikasızlığının yansıması olarak kadına yönelik şiddetin artış hızının uzun zamandır sürdüğünü belirtiyor ve ekliyor; “Devlet öncelikle şiddetin artış yönünde olduğunu kabul ederek işe başlayabilir. Alo 183 hattının kapasitesi artırılabilir.” Güllü, devletin bu konuda atabileceği adımları şöyle sıralıyor: “Sığınma evine Korona testi yapılmadan kadınlar alınmıyor. Kadınlara karantina odaları yaparak sokakta kalmalarını önleyebilir ya da Fransa hükümetinin yaptığı gibi şiddete maruz kalmış kadınları hem salgından korumak hem hastalığın yayılmasını önlemek adına otelde konaklatabilir. Karantina günlerinde bu kadınlar için ek ödeme yapabilir. İşe gidemeyen, sigortasız kadın arkadaşlara güvence sağlayabilir.” Bunların muhtarlıklar aracılığıyla hızlıca yapılabileceğini söyleyen Güllü, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile iş birliği yaparak rota çizilebileceğini belirtiyor.

 

“Her kurum üzerine düşeni acil eylem planı olarak hayata geçirse sorun en aza inecek”

Güllü’ye kurumların bugünlerde aile içi şiddete maruz kalan kadınlar için yapılması gereken acil durum planı olup olmadığını soruyoruz, öncelikle İçişleri Bakanlığı’nın emniyet mensupları üstündeki yoğunluğu azaltması ve özellikle 65 yaş üstü kişilerin gıda ve sağlık desteği görevinin başkalarına devredilmesi gerektiğini söylüyor. Kollukta, aile içi şiddet birimindeki yetkili sayısının artırılması gerektiğini belirten Güllü, onların asayiş işinde bulunmamaları gerektiğine de değiniyor.

 

Güllü, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın salgın döneminde kadınların haklarının ertelenmediğine dair kamu spotlarının ve ulaşabilecekleri telefon numaralarının yayınlanmasının gerektiğinin altını çiziyor. Valilikler illerde, kaymakamlıklar da ilçelerde, Pandemi kurullarında STK’lar ile iş birliği yapmalı, diyor Güllü. Özel sektörün salgın sürecinde ihtiyaç haritasının eksiklerini tamamlamasında STK’lar ile birlikte çalışabileceğini de belirtiyor.

 

Medyanın ise bu konuda sadece korkuyu pekiştiren yayınlar yapmaması gerektiğini vurgulayan Güllü, evdeki yaşamı değişen ve korku duyan izleyiciye medya aracılığıyla ulaşılabileceğini, psikolojik olarak bilgilendirici yayın politikası izlenmesi gerektiğini söylüyor: “Açıkçası herkes kapısının önünü süpürse şehir temiz olur felsefesi ile her kurum üzerine düşeni acil eylem planı olarak hayata geçirse sorun en aza inecek.”

 

Şiddete maruz kalan kadınlar ne yapabilir?

Kadınların Koronavirüs döneminde yaşanan şiddet karşısında haklarının diğer zamanlardan bir farkı olmadığını söyleyen Güllü, 6284 sayılı yasal mevzuatın yürürlükte olduğunu, kolluğa bildirim, şikayet hakkı, sığınma talebi ve tedbir aldırma gibi hukuki süreçleri işlettirmeleri gerektiğini belirtiyor. Ancak kadınların bu veriler için önce TKDF’nin acil yardım hatlarını (0212 656 96 96 – 0549 656 96 96) aramaları ya da Alo 183 Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını, 112-155 Emniyeti, Jandarma bölgesinde ise 156 numaralarını aramaları gerekiyor. Güllü, tüm bu numaralara cevap verenlerin şiddete maruz kalmış kişiye destek sağlama sorumluluğunda olduğunu vurguluyor. Kadınlar, bu numaralarla iletişime geçmenin yanı sıra Android ya da IOS işletim sistemini kullanabildikleri herhangi bir telefondan Emniyet Genel Müdürlüğü’nün uygulaması olan KADES’i ya da Vodafone’un Kırmızı Işık uygulamasını telefonlarına indirebilir, şiddet anında bir tuşa basarak çağrı yapabilirler. Güllü, “Anlık şiddet anında, kullanıma hazır uygulamalar hayat kurtarır” diyor. Şiddetin bir insan hakları ihlali olduğunun altını çizen Güllü hatırlatıyor: “Bu ülkenin yasal mevzuatları kadına şiddete hayır demektedir.”

 

“İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olması bile güvencedir”

İstanbul Sözleşmesi’nin karantina öncesinde de bütünlüklü olarak uygulanabilen bir sözleşme olmadığını belirten Güllü şöyle devam ediyor: “İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olması bile bir güvencedir. Bu nedenle, biz her koşul altında taleplerimizi yapmaya devam etmekteyiz. Kurumların sözleşme metninde yazan sorumluluklarını yerine getirmesi için baskı unsuru olmaya devam ediyoruz. Sahada sözleşmenin gerekliliklerini anlattığımız zamanlarda kurulan koordinasyon kurullarımız oluşmuştu. Barolar ile kurduğumuz koordinasyon kurulları tam da bu dönemde imdada yetişti. Kurduğumuz koordinasyon kurulları üzerinden şiddete maruz kalan kadınlara destek hizmetlerini yerine getiriyoruz.”

 

“Şiddetin bir suç olduğu konusunda yeni yeni bilinçleniyorlar”

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanununu birçok kadın ve ailesinin yeni yeni öğrendiğini dile getiren Güllü, “Aslında aile içi şiddetin bir suç olduğu konusunda yeni yeni bilinçleniyorlar. Sahada STK olarak kadın örgütleri yerel yönetimlerle, özel sektörle çalışmalar yaptıkça farkındalık artmakta. Kadını bir mal gibi gören erkeklik şimdi çıkmazda” diyor. Güllü, şiddete uğrayan bir kadının kolluğa koşmayı ve haklarını sosyal medya üzerinden öğrenmeye başlamasının daha çok yeni olduğunu belirtiyor. Eskiden gelinlikle çıktığın eve kefenle dönersin diyen aile figürlerinin azalmış olmasının kendilerini en çok sevindiren olay olduğunu belirten Güllü, telefon hatlarını artık babaların ya da erkek kardeşlerin aradığını, kızlarına ya da kardeşlerine “yardım edin” talebinde bulunmak için kendilerine ulaştıklarını belirtiyor.

 

“Kurda kuzu emanet etme işleminin devlet eliyle yapıldığına tanıklık edeceğiz”

Çocuk istismarı, kadın cinayeti, tecavüz gibi suçlardan hüküm giyen pek çok fail için ceza indirimi düşünülüyordu. Kadın örgütleri bunun üzerine tepki gösterdi ve iktidar düzenlemede değişiklik yaptığını belirterek kadına şiddet ve cinsel suçların kapsam dışı bırakıldığını duyurdu. Ancak kadın örgütleri yapılan açıklamanın bir aldatmaca olduğunu belirtiyor. TKDF Başkanı Güllü, “Siyasi fırsatçılık olarak tanımlıyorum. Türk Ceza Kanunu’nda kadın cinayetleri diye bir tanımlama olmadığı için taslağı TBMM’ye sunarken kadın cinayeti ve cinsel suçlar yok diyerek algı yarattılar” diyor. Adalet Komisyonunda görüşmeler başladığında bu konuda hassasiyet gösteren kadın örgütlerinin, konuyu aydınlatarak muhalefet partilere ulaştıklarını belirten Güllü şöyle devam ediyor: “Asıl sorun Adalet Komisyonu görüşmesi sonrası eklenen geçici madde ile terör dışında tüm suçlar affediliyor. Oysa ki maddeye ‘kadınlara karşı işlenen şiddet suçları ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar kapsam dışı’ diyebilmek bu kadar zor olmamalıydı.”

 

“Cinsel suçlar kırmızı çizgimizdir diyen iktidarın yaptıklarına bakınca çizgilerinin kapkara bir çizgiye dönüştüğüne tanıklık ediyoruz. Önlem almadan salgını fırsat bilerek yapılan infaz taslağı, yaşam hakkı argümanı arkasına saklanarak siyasi bir eylemi ortaya koymaktadır” diyor Güllü. “Şiddet uygulayıcıların cezaevinden çıkıp dönecekleri evdeki aile bireyleri haberdar edilmişler midir? ‘Babam eve geliyormuş’ diyen istismar mağduru çocuğun ruh hali konusunda bakanlık aftan önce ne plan yapmıştır? Şiddet mağduru kadınları koruma kararları hazır mıdır?” Eğer uygulamaya konursa, Güllü’ye göre “Adalet Bakanlığı’nın tahliye edilenleri evlerine araçla bırakacağı haberi ile kurda kuzu emanet etme işleminin devlet eliyle yapıldığına tanıklık edeceğiz.”

 

Salgın süresince şiddete maruz kalan kadınlar için hayat eve sığamıyor. İçeride şiddet, dışarıda virüs varken, şiddete rağmen evde kalmak kadınların kaderi değil. Kadınların yaşam hakları bu süreçte ertelenemez. Kadınlar için alınması gereken her türlü önlem en kısa sürede alınmalıdır.

 

 

 

Ana görsel: Srishti Sharma, Feminism In India.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Sahibinden Satılık Mis Gibi Boğaz Havası, Yanında Tarih ve Kültür
Acılar Varsa Mücadele de Var
Beshara Doumani ile Filistin: Medya, Diplomasi ve Yaşam Savaşları

Pin It on Pinterest