Cadılar neden genellikle kadındır?

TARİH

Orta Çağ’da cadılığın gelişimi

Jennifer Farrell’ın The Conservation’da yayımlanan “The evolution of the medieval witch – and why she’s usually a woman” adlı makalesinin çevirisidir.

 
 

Çalı süpürgesiyle gökyüzünde uçan popüler cadı imgesi çoğunlukla kadın figürüyle karşımıza çıkar ki bu algı kadınların ve kız çocukların bir numaralı Cadı Bayramı kostümünü ortaya çıkmıştır. İyi ama bu cinsiyetçi, klişe inanışın kökenini nerede aramak gerekir? Sorunun cevabı kısmen, Orta Çağ’da büyüye yönelik olan yaklaşımlarda ve cadılık “suçu” söz konusu olduğunda erkeklere ve kadınlara atfedilen belli başlı davranışlarda bulunabilir.

 

Popüler kültürdeki cadı tanımlaması ve uçmak arasındaki ilişki bağlamında, erken ve geç Orta Çağ dönemlerini etkileyen yaklaşımları ele alacak olursak bir dönüşüm yaşandığını görebiliriz. Worms Piskoposu Burchard, 11. yüzyılda günahkâr inanışları şöyle açıklıyordu:

Yüzünü Şeytan’a dönen, iblis fantezileri ve yanılsamalarıyla yoldan çıkan bazı habis kadınlar, pagan tanrıçası Diana ve daha birçok kadınla birlikte geç saatlerde birtakım hayvanlara bindiklerine ve gecenin ölü karanlığında dünyayı dolaştıklarına inanıyorlar. [1]

 

Buchard’a göre bu kadınlar aslında uykudaydı ama rüyalarında zihinlerine giren şeytana tutsak olmuşlardı. Buchard ayrıca “aptal ve akılsız” insanlardan başka kimsenin onların gerçekten uçtuğunu düşünemeyeceğine de inanıyordu.

 

Öte yandan, 15. yüzyılın sonlarında büyü hakkındaki görüşler ciddi ölçüde değişmişti. Göklerde uçan kadınlara hâlâ birçokları inanmaya devam etse de onlara yönelik şüpheci algı yerini korkuya bırakmıştı. Büyülü gece gezintileri cadıların bir araya geldiği ve “sabbat” olarak bilinen gizli gece ayinleriyle ilişkilendirilir oldu ve cadıların bu ayinlerde bebek öldürme, grup seks ve şeytana tapma gibi fena davranışlarda bulunduğuna inanıldı.

 

Diğer bir deyişle, başta yalnızca kadınların ve aptal erkeklerin inanışı olarak kabul edilen bu iş artık ciddiye binmişti. Peki, ne olmuştu da böyle bir değişim yaşanmıştı?

 

Tarihçi Michael D. Bailey [2], bu durumu 14. ve 15. yüzyıllardaki din görevlilerinin birbirinden farklı iki geleneği yani “öğrenilen” büyü ile “genel” büyüyü belki de farkında olmadan bir araya getirmiş olmasıyla açıklıyor. Genel büyü için herhangi bir resmi eğitim almak gerekmiyordu, son derece yaygındı ve hem kadınların hem erkeklerin yaptığı bu büyü türü genellikle aşk, cinsellik ve şifayla bağdaştırılıyordu.

 

Genel büyünün aksine öğrenilen büyü ise Avrupa’ya doğudan gelmişti ve Richard Kieckhefer’in [3] “yeraltı ruhban dünyası”nın üyeleri olarak tanımladığı eğitimli erkeklerin arasında dolaşan “büyücülük el kitapları”nda yer alıyordu.

 

İşin tuhafı, bu kitaplardaki betimlemelerde uçan insanlar kadınlardan ziyade erkeklerle gösteriliyordu. Bunun bir örneği, erkek yazarın büyü yaparak çağırdığı bir “iblis-at” üzerinde gökyüzünde uçtuğunu anlattığı 15. yüzyıla ait bir kitapta görülüyor.

 

15. yüzyıl, Champion des Dames.

 

Yukarıdaki anlatımı kadınlara yönelik anlatımlardan ayıran başlıca iki nokta var: uçan kişinin eğitimli bir erkek olması ve artık işin içine iblislerin iyiden iyiye girmesi. Kadınların gece gezmeleri hakkındaki popüler inanışın yeraltı ruhban dünyasında büyüyle çağrılan şeytan düşüncesiyle bir araya gelmesi yüzünden ortaçağ engizisyon mahkemesi üyeleri, kadınların kontrol edemeyecekleri iblislerin tuzağına düşüp yoldan çıkacaklarından korkmaya başladı.

 

15. yüzyılın kötü şöhretli cadı avı el kitabı Malleus Maleficarum (Cadı Balyozu)’da erkekler yer alsa da kitap kadınlara yönelttiği derin nefret ve düşmanlıkla bilinegelmiştir. Kadınlarda gözlenen akıl yoksunluğunun onları iblislere itaatkâr kıldığını öne süren kitaptaki bir bölümde şöyle diyor:

Onlar [kadınlar] zekâlarındaki ilk kusurla dinden dönmeye ne kadar yatkınlarsa ölçüsüz tutkularıyla kendini gösteren ikinci kusurları nedeniyle de bir o kadar buna yatkınlar… büyücülükle çeşitli intikam yollarına girerler. Bu nedenledir ki birçok cadının bu cinsiyetten olması şaşırtıcı gelmez.

 

Ortaçağ’ın sonuna doğru kadınların büyücülüğe karşı özellikle savunmasız olduğu görüşü ön plana çıkmıştı. Bir cadının çalı süpürgesiyle gezdiği fikri (büyüyle çağırdığı bir iblis-ata binen erkek anlatımıyla karşılaştırıldığında) kadınlara yakıştırılan domestik rolün altını çiziyor.Kadınların kendilerinden beklenen toplumsal rollerin dışına çıkmakta olduğu fikri yerleşmiş normlara yönelik bir tehdit olarak algılanıyordu ve bu durum erkek cadılara atfedilen birçok suçlamada da kendini gösteriyordu.

 

13. yüzyılda Papa IX. Gregory tarafından yazılmış bir mektupta [4] heretik [5] toplantıları, sonradan cadıların gece ayinlerini betimlemek için kullanılacak ifadelere çok benzer şekilde anlatılıyor. Toplu seks törenlerinde yeterince kadın yoksa erkeklerin diğer erkeklerle “ahlaksız” ilişkilere girdiği, böylece onların cinselliği yönettiğine inanılan doğa kanunlarını çiğneyerek kadın gibi davrandıkları ifade ediliyor.

 

O halde kilise büyüyü birçok açıdan yerleşmiş norm ve kurumlara, ki buna cinsiyetçi kimlikler de dâhil, başkaldırışın bir ifadesi olarak kabul ediyordu. Önceden eğitimli erkeklerin işi olarak görülen şeytani büyülere kadınların el atmaya başladığı fikri belki kesin şekilde doğrulanamıyordu ama korkutucuydu. Aslında erkeklerin de kadınların da iblislerle uğraşması yasaktı. Yine de erkekler eğitimleri sayesinde bir olasılık şeytanın boyunduruğuna girmekten kurtulabilirdi fakat kadınların böyle bir şansı yoktu.

 

Zekâlarında fark edilen noksanlık sahip oldukları “tutkular” hakkındaki modern fikirlerle bir araya getirildiğinde, kadınların kontrol edemeyecekleri şeytanlara “sadakat yemini” etmeye daha meyilli oldukları düşünülüyordu. Böylece, kadınlar Orta Çağ kilisesi tarafından kolaycı bir şekilde büyücülükle daha fazla ilişkilendiriliyordu.

 
 
 

1-Yazar, bu alıntıyı Medieval Popular Religion, 1000-1500: A Reader, Second Edition (Readings in Medieval Civilisations and Cultures) adlı kitaptan almıştır.
2-Iowa State University akademisyenlerinden Michael D. Bailey, özellikle Ortaçağ Avrupası’nın büyü, cadılık, batıl inanışlar ve günah gibi kavramlara yaklaşımını konu alan çalışmalarını sürdürmektedir. (Ç.N.)
3-Weinberg College akademisyenlerinden Richard Kieckhefer, araştırmalarına mistik teoloji, cadılık, büyücülük, kilise mimarisi gibi ortaçağ inanç kültürü üzerinden devam etmektedir. (Ç.N.)
4-Yazar, mektupla ilgili detaylı açıklamaların bulunduğu şu bağlantı adresini paylaşmaktadır.
5-Kilisenin dinden sapmış olarak gördüğü insanlara ya da düşüncelere verdiği isim. Daha genel anlamda yerleşik kanılara karşı çıkanları ifade etmek için de kullanılmaktadır. (Ç.N.)

 
 
 

burcu.ulucay@yahoo.com
https://yalnizanoreksi.wordpress.com/

Ana görsel: Macbeth, 3 Tuhaf Kızkardeş, 1785.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Halime Özke ve Sipsisi
Telefon Haberleşmesi Herkesi Delirtirken (TRT, 1977)
Mutsuzluğumuzun Mimarları

Send this to friend