'Sabiha Bozcalı ayarında bir sanatkar 'Yel üfürdü, su götürdü' ile yetişmiyor.'

TARİH

‘Çalışan Kadın’ Sabiha Bozcalı ya da 1967’den Feminist Bir Eleştiri

Sabiha Rüştü Bozcalı daha önce 5Harfliler’de ağırladığımız ve hakkında doğru düzgün bilgiye sahip olmadığımız için hayıflandığımız pek değerli bir ressam ve Türkiye’nin ilk ilüstratörlerinden. Türkiye’nin tarihinde gömmeye gayret ettiği bir başka çok değerli bu kadın, 1903’te doğmuş ve annesi Handan Hanım tarafından çok küçük yaşında resim yapmaya teşvik edilmiş. 1918’de savaşın son senesinde daha 15 yaşındayken Berlin’e resim dersleri almaya gitmiş. Daha sonra da defalarca Lovis Corinth, Karl Kaspar, Paul Signac, Giorgio de Chirico gibi döneminin önde gelen sanatçıları tarafından ders almak ve çalışmak üzere Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yaşamış.

 

Bâbıâli ressamlarından olan Bozcalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da sanatına ara vermeden portreler, natürmortlar ve şahane karikatürler yapmaya devam ediyor. CHP’nin 1939’da sanatçıları yurdun dört bir yanına ülkeyi resmetmeye gönderdiği Yurt Gezileri’nin 3 kadın sanatçısından ilki. Kendisi ayrıca İbrahim Çallı, Ferruh Başağa, Nihat Akyunak ve Lütfü Güray ile beraber Ressamlar Derneği’nin 5 kurucu üyesinden biri. Değişen pazar kuralları ve sanat alanındaki gelişmelerle reklam afişleri yapmaya ve Milliyet köşe yazarlarından olan eniştesi Cevad Ulunay’ın teşviki ile 1953’te Milliyet‘te çalışmaya başlıyor. Tercüman, Cumhuriyet, Ulus, Yeni Sabah gibi gazetelerde sayısız çizimleri var. Çizimlerini yaptığı birçok kitap arasında Orhan Veli’nin çevirdiği La Fontaine Masalları, Nezihe Araz’ın Anadolu Evliyaları gibi eserler var.

 

Sabiha Bozcalı, gazete aracılığıyla tanıştığı Reşat Ekrem Koçu ile 20 sene boyunca beraber çalışıyor. İstanbul Ansiklopedisi, Erkek Kızlar, Yeniçeriler gibi pek çok Reşat Ekrem klasiği için yüzlerce çizim yapıyor. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nin 7. sayısını ithaf ettiği Sabiha Bozcalı hakkında şöyle yazıyor: “Kıymetli sanatkâr, (…) Kendisini özleten insanlardandır, hiciv sohbetinde amansız, taklit sanatında üstaddır diyebiliriz.”

 

1998 senesinde, 95 yaşında kaybettiğimiz Bozcalı, son senelerine kadar sanatına ara vermeden devam ediyor. Çok çeşitli alanlarda senelerce üreten Bozcalı’nın şu an SALT’ta gösterilmekte olan, arşiv araştırmasını ve sergi sürecini tarihçi Lorans Tanatar Baruh’un yürüttüğü sergisini muhakkak görün!

 

Sabiha Bozcalı üzerine başka ayrıntılı bir yazı peşinde olduğumuzdan şimdilik bilgiler ansiklopedik ve bu kadar. Esas paylaşmak istediğim başka bir metin var; eniştesi Cevad Ulunay’ın 16 Mart 1967’de yeğeni için yazmış olduğu bir köşe yazısı.

 

Sabiha bir gün kendisine gelen radyo programı teklifini değerlendirmek ve fikrini almak üzere eniştesini arar. Cevad Ulunay da programa katılmasını salık verir. Programın adı ‘Çalışan Kadın’dır. Adından da anlaşıldığı üzere içeriği çalışan kadınlarla röportajlar oluşturuyor. Fakat program yayınlanıyor ve enişte duyduklarına çok sinirleniyor, köşesinde de bir tenkit yazısı yazıyor. Cevad Ulunay, yeğeninin başına gelmiş olmasa böyle bir yazıyı muhtemelen yazmazdı. Ama bugünden bakınca, yazdığı haliyle 1967’den bir feminist eleştiri okumak üzeresiniz.

 

Programa kimi davet ettiğini dahi söylemeyen radyo programının adını ‘Meçhuller Alemi’ olarak değiştirmeyi teklif ettiği bu nefis yazıdan birkaç satır şöyle:

 

Konuşmayı yapan zat, ilk sual olarak sanatkarın yaşını sordu.

-Kaç yaşındasınız?

-1904 de doğdum.

1904 olmasa da 14 olsa ne lazım gelirdi? Doğan kim? Onu da bilmiyoruz. İkinci sual:

-Kaç yaşında resme başladınız?

-Beş yaşından beri.

Bundan sonra başı sonu olmayan ne kadar saçma sual varsa sıralandı.

Sabiha Bozcalı çapında bir sanatkarın anlatacak hatıratı mı yoktu?

Konuşmanın hangi gaye için olduğu da anlaşılmıyor. Çalışan bir kadının hayattaki mevkii mi bahis mevzuudur? Yoksa kadınlıkta da çalışmayı teşvik edici bir düşünce midir? Böyle olsa o kadının hayattaki muvaffakiyetinden bahsetmek icab eder, zira Sabiha Bozcalı ayarında bir sanatkar ‘Yel üfürdü, su götürdü’ ile yetişmiyor.

 

Elbette 1967’de ‘çalışan kadın’ ve muvaffakiyet bizim bugün düşündüğümüzden farklı. Zamanı içinde değerlendirdiğimizde ise Ulunay’ın bu köşe yazısının pırlanta gibi parladığını teslim etmemiz lazım. Yazının tamamını sergide çektiğim bir fotoğraf olarak paylaşıyorum, umarım okumakta sorun yaşamazsınız:

 

Ulunay (1)

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YAm
Am

"Bana insanlığımı geri veren hazzım, dünyanın yarasını sağaltan, beni neşeye geri ören..."

MEYDAN

YYarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda
Yarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda

Feminist hareketin gücünün kırıklarımızda, yarıklarımızda, damar damar bin yoldan akıyor oluşumuzda köklendiğini unutmayalım.

TARİH

Y18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde
18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde

Tarihsel anlatılar içinde sarayla harem dışında ve Oryantalist tipolojilerden bağımsız olarak hayal etmekte güçlük çektiğimiz kadınları, bu resim sayesinde, Ankara’da gündelik hayatın içinde, işinde gücünde, kanlı canlı resmedebiliyoruz.

KÜLTÜR

YAğzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?
Ağzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?

Gıdalarımıza eklenen aromalar nasıl yapılıyor? Bu alanda ne tür araştırmalar yapılıyor? Bir aroma firmasında çalışan Ezgi ile konuştuk.

Bir de bunlar var

Echo ve Narcissus’un İkinci Hikayesi
Malatya Mebusu Bayan Mihri Pektaş
BUNGA BUNGA!

Send this to friend