Üzülmesinler diye sevdiklerimizin, değer verdiklerimizin bize biçtiği hayatı yaşıyoruz.

KÜLTÜR

Bir Çizgi Roman: Bırak Üzülsünler

Özge Samancı’nın geçen sene ABD’de yayınlanan kitabı Dare to Dissappoint, Bırak Üzülsünler başlığıyla Türkçe’ye çevrildi ve hatta yarın okuyucuyla buluşuyor. Yayıncı İletişim Yayınları.

 

Samancı ile Türkçe baskıya dair kısa bir söyleşi yaptık sizin için. Bu söyleşiden evvel Dare to Dissappoint‘in geçen sene yayınladığımız tanıtım yazısına da bakmak isteyebilirsiniz. 

 

Ne diyorsun Türkçe baskı için?

 

Kitap Hollandaca, Korece, Türkçe’ye çevrildi ve İtalyanca’ya da çevrilecek. Türkiye’deki baskısı hiç şüphesiz apayrı önem taşıyor.

 

Bırak Üzülsünler olmuş kitabın başlığı. Kim üzülsün?

 

Türkiye’de yıllarca çalışıp debelenip bir baltaya sap olamadım diye hisseden büyük bir kitle var. Yaprak gibi oradan oraya savrulmuş. Bu kitap biraz da o “hayatımı heba ettim” hissiyatının arka planına bakıyor.

 

Türkiye’de işsizlik, hastalık, evsizlik, adaletsizlik gibi durumlarla yüzleştiğimizde devletten medet umamıyoruz. Birbirimize muhtacız. Ya arkadaşlar, ya aile, ya kasabalı, artık kurduğumuz bağlara göre battığımız yerden onların desteği ile çıkarsak çıkıyoruz. O yüzden Türkiye’de “Bırak Üzülsünler” dememiz çok daha zor. Keza, dilimize yerleşmiş, karşımızdakinde gizliden gizliye suçluluk hissi yaratan “ama bak çok üzülürüm” gibi bir söylem de var. Üzülmesinler diye sevdiklerimizin, değer verdiklerimizin bize biçtiği hayatı yaşıyoruz.

 

Her an her şeyin olabileceği ülkemizde aman kimseye muhtaç olmayayım, sevmesem de olur, para kazanacak bir işim olsun, yaptıkça belki severim diyoruz.  İşin içine şöyle bilinen bir üniversitede ahım şahım bir bölüme girip aileye, öğretmenlere, eşe, dosta, cümle aleme ne olduğumuzu gösterme çabası da eklenince kendimizi hiç ilgimiz olmayan bir şey okurken buluyoruz. O da şanslıysak, üniversiteye girebilmişsek.

 

Zorluklar oldu mu yayına hazırlıkta?

 

Vakit alan bir süreçti. Kitabı hazırlarken dört dile çevrileceğini hayal edemedim. Kitap kolaj-çizim tarzında. Bu da demek ki yazılarla resimler iç içe geçmiş, kaynaşmış durumda. Normal bir çizgi kitapta metin çizimlerin üzerindedir ya da konuşma balonlarının içindedir. Benim kitabımda da böyle. Ama buna ek olarak akrilikle, suluboya ile, fırça ile, çocuk yazısı ile, parıltılı taşlarla, gazetelerden kesilmiş harflerle yazdığım yazılar var ve bunlar resimlerin parçası. Ses efektlerini bile özel fırça ile yazmıştım. Kolajların orijinalinde bu resmin parçası olan yazılar İngilizce olduğu için resimleri Photoshop’ta tek tek elden geçirmem gerekti. Diğer ülkelerdeki çevirilerde yayınevleri bu dönüştürmeyi kendileri yapıyor ama sonuç mükemmel olmayabiliyor. Sonuçta üzerinde bin bir baskı olan bir grafiker, sizin özene bezene 5 yılda hazırladığınız resimleri kesip biçiyor. Türkiye benim ülkem olduğu için hazırlanma sürecinin parçası olmak istedim ve İletişim Yayınları da sağ olsun bu konuda muazzam esneklik gösterdi. O anlamda kendilerine teşekkür borçluyum. Dolayısıyla çeviri ve resimlerin yeniden yapımı konusunda birkaç ayımı alan bir çalışma yapmam gerekti. İkinci yaptığım kitapta daha modüler bir sistem kullanacağım.

 

Türkçe okurlara diyeceğin bir şeyler var mı?

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde matematik okudum. Pek çok kişinin “girsem göbek atarım” diyeceği bir okul. Ben de çok sevinmiştim kazandığımı öğrendiğimde. Üzerimden kilolarca yük kalktığını hatırlıyorum. Ne var ki üniversite yılları hayatımın en mutsuz yıllarıydı. İşin tantanası ortadan kalkıp gerçekle yüzleşince, matematiğe aşk ile bağlı olmadığım ortaya çıktı. Matematikçi olamayacaktım. Saf matematik okuyordum, matematik öğretmenliği değil. Öğretmen olamazdım, zaten hayalim de değildi. Bölümdeki arkadaşlar sigorta şirketlerinde iş bulmaktan bahsediyorlardı. Sigorta şirketine girmek elektriğe kapılmak gibi bir his yaratıyordu bende. Üniversite sınavına yeniden girmeye mecalim yoktu. Girsem bile ne istediğimi bilmiyordum. Ailenin üzerinde zaten ekonomik yüktük. Yok ben başka bir şey okumak istiyorum deyip, bir kaç yıl daha mu uzatacaktık öğrenciliği? Kendimi bir işe yaramaz, okulu bitiremeyecek, iş bulamayacak, bir baltaya sap olamayacak gibi hissettiğim yıllardı. Hiçbir umut ışıltısı göremiyordum. O yıllarda Türkiye’de matematik veya mühendislik okumuş ama sonra sanatçı olmuş birisinin yazdığı bir kitap okusam öyle birisi ile tanışsam belki dünyam değişirdi. Bırak Üzülsünler karşıma çıkmayan o kitap. Bugünden geçmişime yolladığım mektup.

 

kapak

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YYüzyıllık Yalnızlık 50. Yıl Kutlamaları
Yüzyıllık Yalnızlık 50. Yıl Kutlamaları

Bir kitabın yayınladığı günü, ayı, yılı bilmek çok güzel değil mi?

SANAT

YRöportaj: Tülin Sertöz ile “Tren Penceresinden Bu Diyar” Belgeseli
Röportaj: Tülin Sertöz ile “Tren Penceresinden Bu Diyar” Belgeseli

Yönetmen Tülin Sertöz ile tren belgeselleri ve belgeselcilik üzerine söyleşi.

SANAT

YBelgesel: Tren Penceresinden Bu Diyar 1991
Belgesel: Tren Penceresinden Bu Diyar 1991

Yapımı, yayını 26 sene önce gerçekleşmiş bir tren belgeseli, memleketle ilgili bize ne anlatır?

MEYDAN

YYüksel İnsan Hakları Anıtı Dün
Yüksel İnsan Hakları Anıtı Dün

Bu sıkışıklık içinde kelimelerden medet umacağız.

Bir de bunlar var

Salacak’ta İki Kız
Duyarlı Tepkiler Üzerine
NASA ile Şöyle bir İstanbul Turu

Send this to friend