Günün çelişkisi: Düşmanca bir tavır içine girmeden, kadınlar hakkında düşmanca bir tavrı olduğunu düşündüğüm bir kadınla ilgili nasıl yazarım?

KÜLTÜR

Ben Hep Erkeklerle Oynar, Metal Dinlerdim

Klavye tanrıları beni elimin ayarını kaçırmaktan korusun, başlıyorum. Günlerdir beni kıvrandıran kadın, Karolin Fişekçi. Onu Harbiye Askeri Müze’deki topların üzerinde ya da Maçka Demokrasi Parkı’nda Türk büyüklerinin heykellerini öperken çekilmiş fotoğraflarıyla yarattığı ‘Japon turist’ akımından tanıyor olabilirsiniz. Belki kendisini ‘most desirable & sexiest artist in the world’ olarak taçlandırdığı twitter hesabı gözünüze çarpmıştır. Ya da biz diğer faniler gibi siz de onunla Orhan Pamuk’un patlamaya hazır volkanıyla ilgili yaptığı yorumlar sayesinde tanışmışsınızdır.

 

 

Aslına bakarsanız, kendisini özel hayatıyla değil, sanatıyla kişisel gündemime almak istiyorum. Ama değil bana, kültür-sanat habercilerine bile bu hakkı tanımıyor Fişekçi.

 

 

Gerçek bir sanat otoritesi olmadığımdan, ona bu lafı ettiren Bedia Ceylan Güzelce’nin Habertürk’e yazdığı yazının linkini verip, sanatıyla ilgili nice dahiyane olma potansiyeline sahip yorumumu, olmaları gereken yere, zihnimin karanlık, tozlu raflarına ışınlamak istiyorum. Ayrıca gerçek bir tarih otoritesi olmadığımdan tarihle ilgili, sinema duayeni olmadığım için en sevdiğim filmlerle ilgili ve Hıncal Uluç olmadığımdan diğer herşeyle ilgili konuşmamam gerektiğini de kendime hatırlatıp, elimde pipomla kalakalıyorum. Kendimi otorite olarak gördüğüm konular: Hımm, küçük çantalara çok fazla eşya sığdırmak, umumi tuvaletlerde kabini uzun süre işgal etmemenin 10 yolu ve belki paralel parkın incelikleri. Destur varsa, bunlardan bahsedebiliriz.

 

Tamam, kimi kandırıyorum! Paralel parkla ilgili bilgim de teorinin üzerine çıkmıyor. Dolayısıyla bütün cehaletimle konuya geri dönüyorum.

Ressam olarak alçakgönüllü davranamam, diğer birçok şeyi tartışabilirler ama boyama kalitem konusunda iddialıyım. Sonra ara tonlarda çok iyiyim, ayrıntılar üzerinde çok çalışırım, çalışırken başka hiçbir şeyi gözüm görmez. Özetle, Beşiktaş’taki topun üzerine çıktığım günün öncesinde uzun ve sabır gerektiren bir süreç var.

Bedia Ceylan Güzelce cesur sanatçıya örnek olarak Şükran Moral’ı gösterdiğinde bir yerlerde şalterler attı. Karolin Fişekçi, ‘sanat için mi sanat, yoksa Türkiye’yi dünyaya doğru tanıtmak için mi sanat’ konulu bombalamalarıyla şahsen beni defalarca 12’den vurmayı başarmış Şükran Moral’a, gerçek sanat otoritelerinden aldığı yetkiye dayanarak göz kırpıyor; ama Moral’dan beklediğini düşündüğüm Gülben Ergen-Hülya Avşar kavgasına uygun cevabı alamıyordu.

 

 

Şükran Moral’ın avukatı değilim ama, kadın sünneti meselesi de benim şalterlerimi attırdı. Kadın sünnetinin temsil ettiği şiddetin bu topraklarda her gün üstümüze çöken iç karartıcılığını açıklamanın lüzumu var mıydı gerçekten? Bir kadının değil gidip de yarı çıplak genelevin birinin kapısında dikilmesi, oradan geçmesinin bile yalnız tehlikeli değil, aynı zamanda yasak da olduğu dünya yalnız bizim dünyamız mı? Zaten en sıradan pornodan gazete sayfalarına erkek gözünün görmek istediği kadın bedeniyle etrafımız sarılmışken, bir kadının çıkıp bizi o bakışla burun buruna getirmek için kendini çarmıha germesindeki cesareti görmemek için ne lazım? Burada artık öznel bir estetik beğeniden, boyama kitabından filan bahsetmiyoruz. Şükran Moral’ın bile isteye üzerine çektiği tehdit, hepimizin burun buruna yaşamak zorunda bırakıldığı gayet somut ve inkârı mümkün olmayan, karşı çıkması da cesaret isteyen bir tehdit.

 

 

Öte yandan en başta, cesur kadın sanatçıları yarıştırmak da şart değildi bence. Kimse aynı cesareti göstermek zorunda da değil, birincil derdinin bu olması da gerekmiyor. Sanatçıyı eleştirmenin yolu, müdahil olup olmak istemediğini bilmediğimiz üçüncü kişileri işin içine karıştırmaktan geçince stop lambalarımı yakıyorum. Ne gerek var? Belli ki kadın ve sanatçı olmaları haricinde neredeyse ortak noktaları olmayan apayrı iki kişiyi birbirlerine rakipmiş gibi göstermenin ve aralarında bir sıralama yapmanın getireceği reytingi kim ne yapacak?

 

Gene de bu sayede Karolin Fişekçi’nin nezdinde kadın kıskançlığı/dayanışmasıyla ilgili yazmaya karar vermiştim ki, bir noktada yolum sevgiden geçen herkesle olduğu gibi onunla da twitter hesabının derinliklerinde kesişti.

 

Buraya kadar sanırım içten içe kendisini sevmeye çalışıyordum. Benim sevgime ihtiyaç duyduğundan ya da sevip sevmememden haberi olacağından değil. Ama sanırım en çok, böyle sansasyonel kadınların hemcinsleri tarafından sevilmemesi refleks olarak kıskançlığa bağlandığından. Bir ego kırbaçlaması olarak. Evet, biz kadınlar böyleyiz değil mi? Tam olarak neden hoşlanmadığımızı ne kadar iyi açıklamaya çalışırsak çalışalım ‘Cinselliğini yaşamaktan korkmayan’, hatta ‘güzel, seksi, başarılı’ kadınları varlığımıza tehdit olarak algılıyor oluyoruz ve o yüzden erkeklerden fazla biz tepki veriyoruz bu kadınlara. Oysa erkekler bu tip bir rekabetten azade, ancak mantığa dayalı tartışmalar yürütüyorlar. Karolin Fişekçi’nin kendisi de bundan yakınıp duruyor.

 

Kadınların kendisini çekemediğini ima edip, erkek ilgisine sığınan kadınların bir kısmında hepimizin zaman zaman ucundan kıyısından geçtiği bir ‘kendini yabancı topraklarda kabul ettirme’ çabası yok mu?

Yaramaz, ele avuca gelmeyen bir çocuktum. Lisede biraz sakinleştim ama hep iddialıydım. Sınıfta yedi kızdık, üç-üç eşleşmişti onlar, ben tek başımaydım. Çok kitap okur, çok resim yapardım. Erkeklerle arkadaşlık ederdim. Kız müzikleri değil metal dinlerdim.

Ama varıp, baksak, bu hissi yaşadığımız anların çoğunda, kadınlara ve kadınların dünyasına sırtını dönenin kendimiz olduğunu, hatta yarattığımız dışlanmışlığın, diğer dünyaya girmek için anahtarımız olduğunu fark ediyoruz. Azıcık sözü kendisine bırakayım, bu anahtarla hangi kapıyı açar siz karar verin:

 

– Biliyorum bir çok kadın köşe yazarı benden iyice nefret edecek ama yarın bir söyleşim çıkacak..

– Etrafta Hintli avukatları var.Bazı şeyler gösterildiği gibi değildir. Bir miktar konuştum, hiç 1şey anlatmasam da temeli yok deniyordu.

– Beni o kadar da hemcinslerimden şikayetçi sanmayın. Beni anlayan, akıllı, güzel, kendine güvenen kadınlar da var.

– Bazı sosyetik Türk kadınının dudakları ve göz çevresi gerdirmeleri aynı estetik doktordan çıkmış sanırım.

– Neş’e Banu bence eski bir oryantal ve şimdi tatil reklamlarını gördüğümüz Mısır’dan gelme..

– Elif Şafak son romanı tanıtımı için erkek kılığına girmiş. Hayatta en sinir olduğum şey erkek kılığına giren kadın, milyon versen yapmam. Kadın kılığına giren erkek benim için daha kabul edilebilir, içinde komedi de barındırır ama kadının erkek kılığına girmesi kendini bilmezlik.

– Erkeksi kadınlar da ya komunist ya kürt kemalisti oluyor;kimi de ileri dalga feminist.

– Kürt siyasetçi kadınları beni korkutuyor.Fazla intikam odaklı ve şiddetle yaklaşıyorlar.kadınsın biraz ılımlı ol; yumuşat ortamı değil mi?

– Kürtlerin imajla ilgili ciddi sorunları var.İntihar bombacısını anan Sabahat Tuncel’e değil Rojin gbi kürtlere ihtiyaçları var.

– Tv’de kanalları karıştırıyordum.Şebnem Ferah sanırım, ne kadar histerik şarkı söylüyormuş bu kadın.Kadıköylü asi rocker kız.

– İsteğim, hayalim film yıldızı olmaktan ziyade BM iyi niyet elçisi olmak Angelina, A.Hepburn gibi ve insanlara güzellik götürmek.

– 2 gündür siyaset takip etmekten libidom düşmüş; siyaset yapan kadınların genel görünümlerini, erkeksiliklerini bu açıklıyor sanırım.

– Şu Survivor’da Derya’nın söyledikleri tepkileri ne kadar sıradan,sıkıcı ya da söylenmesi gereken makul kıvamında, bir radikallik lütfen

– Mine Kırıkkanat eleştirisi gbi bişey yapmak istemem bir sınıfa mahsus değil ter kokusu saçı, makyajı, dekoltesi yerinde kızlarda da var.

– Kemalist kızlara:Sadece çeşitli yazarlardan alıntılar yaparak,devamlı tüketerek muhalefet olmaz; çoğalırsanız bir şansınız olabilir. Akp iktidarından “Eyvah çarşaf” diye ödü kopan Aziz Nesin’i tekrarlayan kızlar; yapacağınız en somut şey birkaç tane çocuk yapmak.

– Ayy bu nee? İlk tepkim bu oldu.Tarihin arka odasındaki kadın da kim böyle? Estetik fiyaskosu diye ibretlik gösterilmeli.Adı ne bunun acaba? Mihrişah Mayatepek’ miş kadının adı. Ekşi sözlük yazıyor zaten. Ama gece gece şaka yapıyorlar sandım. Tamam bir kadın çirkin de olabilir, dudakları fazla kalın ya da silikonlu ama kadın çok şaşkın bakıyor. Dudağını arı sokmuş da şaşırmış gibi. Allah bir kadını benim dilime düşürmesin.! Bunu bilir bunu söylerim hele de düşmanımsa bir kadın vay haline onun. Kadınlar acımasızdır.

– TKP lideri de olsa bir kadın politikacı olunca saç hep aynı tip, Çiller saçı, omuzdan az kısa yandan ayrılmış.Politikacı saçı işte..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSMS’leriniz Google’ın Yasaklı Kelimeler Listesiyle Güvende
SMS’leriniz Google’ın Yasaklı Kelimeler Listesiyle Güvende

Android, büyük aşkım, gel birbirimizin kelimelerini tamamlayalım.

TARİH

YNezihe Muhiddin Hanım Ne Alemde?
Nezihe Muhiddin Hanım Ne Alemde?

Seçme ve seçilme hakkını kazanmamızın 79. yıldönümünde 1935 yılından bir Nezihe Muhiddin röportajı...

MEYDAN

YAraba Aldığım Gün Kadın Oldum
Araba Aldığım Gün Kadın Oldum

'Çok güzelsin yavrum' dedi. O güne kadar sadece sakattım. Araba alınca birden kadın olmuştum. Güldüm, teşekkür ettim.

MEYDAN

YKadının Adı Devletten Siliniyor: Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kapanıyor mu?
Kadının Adı Devletten Siliniyor: Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kapanıyor mu?

27 Kasım 2013 günü haber ajanslarının yayınladığı haberlere göre AKP hükümeti, Meclis'teki Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nu (KEFEK) kapatıp, Aile ve Sosyal Politikalar Komisyonu’na dönüştürmek istiyor! Eşitiz basın açıklaması:

Bir de bunlar var

Oyun, Mücadele, Cüret, Set ve Maç!
Bağlamışım Çözülmüyor
Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali Başlıyooooor!

Send this to friend