Biz İstanbul sokaklarında yaşarken kaç defa taciz edildiğimizi saymıyoruz, sayamıyoruz. Alyson Neel'in "bilinçli olmak zorunda kalmak" diye tarif ettiği alarm durumu bizim için hayatın ta kendisi aslında.

MEYDAN

Taciz Rezaleti

Artık azımsanmayacak uzunluktaki hayatımda, kadınlardan sokak tacizleriyle ilgili şunları duydum. Kimi ceketinin cebinde çuvaldız taşıyordu; istemeyeceği kadar yakına girecek diğer otobüs yolcusuna basbayağı batırmak için. Kimi hiç adeti olmadığı üzre işe giderken sürekli sivri topuklu ayakkabı giyiyordu; yine otobüslerde fazlaca yakına gelen birinin ayağının tam üstüne basmak için. Kimi sessiz kalmak gerektiğini savunuyordu, çünkü bir defasında dolmuşta feryadı basan bir kadına, tacizcinin “ne o hanım, benim bir şey yaptığım yok, canın mı istedi?” diye sorduğunu görmüş. Bu duruma düşmek, bunu anlatan kadın için işkencelerin en büyüğüydü. (Bu arada diğer kadın ağlayarak inmiş otobüsten).

 

Arkadaşlarımdan biri, yakası hafif açılmış gömleği sayesinde otobüstekilerin gözünde tacizi hak eder duruma düşmüştü. Hukuk fakültesinde okuyan kuzenlerimden biri, otobüste kendisini taciz eden bir adamı yaka paça karakola kadar sürükleyebilmişti. Kız kardeşim bir elle sarkıntılık vakası yüzünden karakolluk oldu. Bense başımı büyük bir derde sokmaya ramak kalmışken, çevredekiler tarafından kurtarıldım.

 

Bunlara benzer bir vakayı en az bir kere yaşamayan kadın var mı? Bizzat siz değilseniz, kardeşiniz, kuzeniniz, arkadaşınız, tanıdığınız kadınlar ve tanımadıklarınız…. Herkes bundan kendi payına düşeni alıyor. Kadınlar sokağa her çıktıklarında aslında büyük bir psikolojik savaşın içinde bulurlar kendilerini. Bu savaşın varlığı öylesine içselleştirilmiştir ki, artık farkına bile varmayız biz içine girdiğimiz alarm durumunun. Oysa sokağa atılan her adım basbayağı bir mücadelenin ilk adımıdır. Sözle, gözle ya da elle taciz edenlere karşı verilen büyük bir mücadeledir bu. Üstelik bazen en büyük cepheyi kadın kendine karşı açar. Başına gelen her taciz vakasında öyle ya da böyle şunu mutlaka düşünür: Ne yaptım da bu oldu? HİÇ! Kadın olmak dışında pek bir şey yapmayız biz taciz edilmek için.

 

Tacizin coğrafyası da yok. Hindistan’da bu işin nereye kadar varabileceğini henüz gördük. Hollaback isimli uluslarası inisiyatif sokak tacizlerine karşı durmaya çalışıyor. Elli kadar şehirden kadınlar sokak tacizlerini rapor ediyorlarlar. Bu elli şehirden biri İstanbul. Hollaback İstanbul girişimiyle iletişime geçmek isteyen olursa adresleri şu: https://www.canimizsokakta.org

 

Son iki yıldır İstanbul’da yaşayan Amerikalı Alyson Neel’in, Türkçe günlük bir gazetede yayınladığı sokak tacizleriyle ilgili yazısı 14 Ocak 2013’te Washington Post‘ta da yayınlandı. Bu yazıya aldığı tepkiler sayesinde Neel, sesini daha çok duyurabildi anlaşılan. Neel, kısacık Washington Post makalesinde İstanbul’da yaşadığı tacizlerden örnekler verip, rakamlarla durumun vehametini anlatmaya çalışıyor.  Cinsiyet eşitsizliğinin tam olarak ne anlama geldiğini İstanbul’da öğrendiğini söylüyor.

 

Tabii ABD’nin en bilinen gazetelerinden birinde bu şekilde yer almak aşırı hassas bazı basın kuruluşlarında rahatsızlığa sebep oluyor. Bu “rahatsız” yazılara tek tek bağlantı vermek hiç istemiyorum. Kısa sürecek bir arama ile ulaşabilirsiniz hemen. Ama içlerinden biri mesela “Dünyaya Rezil Olduk” başlığıyla vermiş haberi. Bu kişilerin hayal kırıklığının ne kadar büyük olduğunu sezebiliyoruz değil mi? Bir yanda peribacaları, turkuaz renkli plajlar, bir yanda bu haber! Bir yandan da ortada bir rezaletin olduğunu kabul etmiş gibiler bu başlıkla. Malumun ilanı?

 

Washington Post‘a haber olduktan hemen sonra Alyson Neel ile “bağımsız internet gazetesi T24’ten Hazal Özvarış’ın yaptığı röportaja mutlaka bir göz atın. Ben bu yazıdan, buraya yine de birkaç alıntı yapmak istiyorum. Özvarış’ın bir sorusu ve Neel’in yanıtı şöyle:

 

Washigton Post’taki makalenizin ardından gelen tepkiler nasıl oldu?

“Gündeme getirdiğiniz için teşekkürler, bu çok ciddi bir sorun” diyen erkekler de oldu, “Ülkene geri dön”, “Hâlâ neden burada yaşıyorsun?”, “Oryantalistsin” gibi savunmacı yaklaşanlar da. Sonuncusu beni çok rahatsız etti. Makalemde hem “doğu” kelimesini hiç kullanmadım, hem de tacizin dünyanın, New York dâhil, başka şehirlerinde de olduğunu vurguladım. Ama “Sansasyon yaratmak istiyorsun”, “Hindistan’daki tecavüzden İstanbul’daki sokak tacizlerine nasıl gidiyorsun” dediler. Göstermeye çalıştığım şey de buydu aslında: Tecavüz de, taciz de aynı kökenden geliyor. Tecavüze giden yolda olanları göz ardı etmeyelim, konuşalım demek istedim.

 

Taciz bir milliyet meselesi değildir. Dünyanın her köşesinde erkekler, kadınlara saygı duymadıkları için yaşanır tacizler. Neel’e verilen tepkiler o kadar işin aslını ıskalar halde ve sığlıkta ki!

 

İşin aslı demişken, beni bu röportajda en çok çarpan şey ise Neel’in İstanbul’da bir gün içinde sekiz defa tacize uğradığını söylemesi oldu. Ropörtajı yapan Özvarış bu noktada Neel’den “taciz”in kendisi için ne manaya geldiğini soruyor. Neel  “Bu konuya dair algım kuvvetli olduğu için daha fazla fark ediyor olabilirim. Tek istediğim şu sokakta rahatça yürümek. Markete giderken yolda ne olacak diye düşünmek, her zaman bu kadar bilinçli olmak istemiyorum.” diyor.

 

Kendi memleketi dışında yaşayan birinin bazı hassasiyetler geliştirmesinin kaçınılmaz olduğunu yine kendi tecrübelerimden biliyorum. Neel’in “algım kuvvetli olduğu için daha fazla fark ediyor olabilirim” dediği, bana öyle geliyor ki esas tablonun ta kendisi aslında. Biz İstanbul sokaklarında yaşarken kaç defa taciz edildiğimizi saymıyoruz, sayamıyoruz. Onun “bilinçli olmak zorunda kalmak” diye tarif ettiği alarm durumu bizim için hayatın ta kendisi aslında. Neyin taciz olduğu, neyin olmadığı konusunda çok ortada olan gerçekleri yamultup, durumu katlanılır hale getiriyoruz. Buna nasıl bir çare buluruz şimdilik bilemiyorum, ama bununla ilgili şahsen bir derdim var, hem de çok büyük. Bu minval üzre yazılar devam edecek. Siz de yazın, Canımız Sokakta (Hollaback İstanbul) sadece bu iş için, taciz edildiğinizi duyurmanız için var.

 

(Bu yazının görüntüsü John Sloan’ın 1912’de yaptığı “Pazar, Saçlarını Kurutan Kadınlar” tablosu oldu. Çağla Özbek’in “kadınların inatla huzurlu ve rahat göründükleri görselleri kullanmak” önerisiydi bu.) 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TARİH

YKarpuz Kabuğundan Taç
Karpuz Kabuğundan Taç

Maraton yüzen ilk kadın sporcu Canan Ateş, 1979'da katıldığı bir TRT programında yüzücülük kariyerini anlatıyor.

ECİNNİLİK

YAnnesi Amelya Hanım’ı Oynarken Adile Naşit
Annesi Amelya Hanım’ı Oynarken Adile Naşit

Annesi Amelya Hanım rolünde Adile Naşit kendi çocukluğuna bakıyor.

SANAT

YSöyleşi: Şövket Elekberova, Pıçıldaşın Lepeler
Söyleşi: Şövket Elekberova, Pıçıldaşın Lepeler

Sovyet Azerbaycanı'nın efsanevi ismi Şövket Elekberova'nın bu şarkısı neler anlatıyor?

ECİNNİLİK

YSanal Ev İşleri Sergisi: Sonsuz Patates
Sanal Ev İşleri Sergisi: Sonsuz Patates

Ne yapalım, nasıl yapalım da görünür hale getirelim ev işlerine gömdüğümüz zamanı? 

Bir de bunlar var

İsveç Hükümetinden “İmza Öyle Atılmaz Böyle Atılır”
Başörtülü Vekiller Mecliste (2013) ve Dahası
Şirin Tekeli ile Söyleşi: Karı Kuvvetlerinden Feminist Harekete

Pin It on Pinterest