Biraz müzik, biraz eleştirellik, biraz turistçilik.

KÜLTÜR

Yeşil Burun Adalarında Sömürgecilik Sonrası Gezintiler: Suçsuz Bir Seyahat Mümkün Mü?

Önce biraz müzik

 

Yeşil Burun Adaları (Daha bilinen ismiyle Cabo Verde veya kendi dilinde Kabu Verdi) ile tanışmam ilk olarak 2010’da bir arkadaşımın Mayra Andrade’nin müziklerini bana dinletmesiyle oldu. Mayra Andrade, Tunuka isimli şarkısında kendi çocukluğuna, Cabo Verde’deki aile hatıralarına, mısırlı etli yemekleri Cachupa’ya dalıp giderken ben de onun şarkısında hem yumuşaklığın hem de kendisini satır aralarında hissettiren hüznün nasıl birleştiğine dalıp gidiyordum. (O zamanlar şarkının sözlerinin çevirisini bilmiyordum). Sanırım sonra Mayra Andrade’nin memleketinin neresi olduğunu unuttum çünkü 2012 yılında, Putumayo şirketinin Cabo Verde albümüne, soğuk, ışıksız bir ülkede ve depresif bir dönemdeyken denk gelmemle neresiymiş bu Cabo Verde, nasıl hem Avrupalı tınılar hem de Avrupa’nın hissettiremeyeceği tatlılıkta bir hüzün ihtiva ediyor bu müzikler diye ilk kez gibi şaşırdım. Bu arada öteden beri rastlaştığımız sevgili Cesaria Evora’nın da aslında Yeşil Burun’lu olduğunu belki de tekrar keşfettim. Benim için bu müzik birtakım Afrika ritimleri, adalarda konuşulan yerel dil (Portekizce’nin bir Kreyol, yerel dille harmanlanmış hali gibi düşünebiliriz), tropik kumsal ezgilerinin arasından kendisini hissettiren hüzünlü notaların birleşimi gibiydi. Ben de geçirdiğim güneşsiz mevsimlerde adeta ısınmak için bu müziği kullandım.

 

Bu albümde aklıma en çok takılıp kalan şarkı Ana Firmino’nun Chico Malandro isimli şarkısıydı. Tam bir canlılık, muzırlık şarkısı. Şarkıda ne dendiğini bulmak için internetin altını üstüne getirdim ama pek bir şey bulamadım. Şarkının adı İspanyolca serseri çocuk demek. Gerisi meçhul. 2013’te kış depresyonunu ait olduğu soğuk ülkede bırakarak İstanbul’a döndüm ama sıcakkanlı destekçim Putumayo Cabo Verde kompilasyonunu hiç unutmadım, hep dinledim.

 

Yerinden notlar

2019’da tesadüf eseri Yeşil Burun’lara gezmeye gitmeye karar veren aileme eklendim. Yıllardır uzaktan muhabbetleştiğimiz Yeşil Burun’la yakından tanışabilecektim, benim için büyük heyecandı. 10 adalı Yeşil Burun’un 4 adasını az az da olsa görmek için fırsatım oldu. Orta uzunlukta bir seyahatin ardından, bir yıl sonra geriye dönüp baktığımda aklımda kalan resimler; tek katlı evlerin arasındaki tozlu sokaklar, güneş altında uzaktan bakınca renkleri solmuş gibi duran palmiyeler, adalar arası bir feribotta herkesin koltuklara ve yerlere uzanıp uyuması, küçücük ve çok sayıda çocukları olan kadınların dev çocuk çantaları taşımadan kendilerini sokaklara, toplu taşımalara telaşsız bir şekilde atarak şehirde hareket edebilmesi, o küçük çocukların da bir şekilde sakince annelerini takip edebilmesi, çocuklu, çocuksuz, genç, yaşlı tüm kadınların eyvallahsız bir beden duruşuyla salınarak hareket etmelerinin yaydığı özgürlük hissi, insanların kapı önlerine ve kaldırıma oturarak zaman geçirmeleri, bu şekilde bir şeyler satmaları, minibüslerin ay aynı bizdeki gibi dolmadan kalkmaması, ama bizim aksimize sabırsızlık ve hoşgörüsüzlüğün günü ve insanları yıpratmaması, kalabalık, meyvelerin, sebzelerin, balıkların ve insanların iç içe geçtiği açık hava pazarları, küçük Maio adasının sadece tek katlı bir binadan ibaret olduğunu fark ettiğimiz, insana en basit otobüs terminalinden bile daha çok gevşeklik hissettiren havaalanı.

 

 

Gelelim eleştirel hassasiyetlere

Biraz da bağımsızlıklarını yeni ilan etmiş Yeşil Burun’luların eski sömürgecileri Portekiz’i nasıl gördüklerini merak ediyordum.

 

Santa Antao, 2019

 

Adalarda iç sızısı ve öfke anları:

 

Baş adanın şehri Praia’daki arkeoloji müzesi: Bu müzede sergilenen her şey, Adalara yerel halkı köleleştirip okyanus aşırı ülkelere kaçırmak için gelen Avrupalıların batan gemilerinin enkazlarından çıkan eşyalardan oluşuyor. Köle ticareti çok yaygın olduğu için insanları kaçırma amacıyla gelip batarak enkaza dönüşen dünya kadar batık gemi var. Müzedeki eşyalar 150’den fazla gemiden toplanmış; içinden çıkartılanlarsa tıbbi aletler, nargileler, içkiler, mücevherler, paralar.

 

Ülkenin tarihine dair bu mütevazi sergi odasında 1975 tarihli bağımsızlık bildirgesinin, zamanın ruhuna ve teknolojisine uygun olarak büyük harflerle, yazılmış duvarda asılı görmek garip bir samimiyet hissi uyandırıyor. Praia, 2019

 

Köy okullarının, kırsalda yaşayan aile ve çocukların en temel kırtasiye, okul malzemelerinin bile eksik olup -ya da ellerinde hiç olmayıp?- insanların kurşun kalem, silgi ve defterleri heyecanla karşılaması. -İnternette bu eksikten haberdar olup çelişkili hisler içerisinde kırtasiye desteği götürmüştük – Günü kurtarma? Vicdan rahatlatma? Doğrusu bir dayanışma şemsiyesi ve hissiyatı altında örgütlenmeden yapılan her desteğin, yardımın tuhaf bir duygusu var.

 

Kültür adası olarak anılan Mindelo’da gittiğim bir diğer müzede, şu an tam hatırlayamadığım zengin tüccar bir ailenin oğlunun, Afrika ülkelerini bir bir gezerek topladığı ilginç nesnelerin sergisi var. Adeta Kıta Afrikası’nın kültürel zenginliğinin hesabını tutar gibi. Adeta bakir ülkeleri, bilinmedik yerlileri birbiri ardına keşfe (ve sembolik bir yağmaya) çıkar gibi. Ve resmen fallik silahlarla yerlileri arkasına alıp Fatih Konkistador (etkisini artırmak için birlikte kullandım) pozu vererek. Yani kimse mi garipsememiş o kadar eziyet tarihinin ardından bu pozu güncel bir sergiye koyarken?

 

Mindelo’da bir sergi, 2019

 

Bir de tabii tatil için gelen Portekizliler vardı. Onları daha turistik yerlerde ve sefa sürmeli anlarda görüyorduk. Postkolonyal eleştirelliğimi de nereye koyacağımı bilemiyordum, adamlar tatile gelmişler, ne yapsınlar? Gelmesinlerdi, utanıp gelmesinlerdi işte. Tarrafal diye, turistik bir balıkçı kasabasına gitmiştik.

 

Güzel beyaz kumsallı sahilde çok sayıda balıkçı teknesi, bu teknelerden alışveriş yapan oranın halkı, kumsalda barakalarda yiyecek satan derme çatma mekanlar, orada eğlenen, bir şeyler yiyip içen küçük gruplar – herkes oranın halkı tabii ki – çok az ileride de, yüksekçe kurulmuş, sadece turistlerin ya da zengin Cabo Verde’lilerin gittiği bir restoran vardı. Aile tatili konformizmi ve hijyen endişeleri ile turistik restorana gittik. Bu nokta tabii ki aşağıdaki yerel manzarayı turistlere yukarıdan görme imkanı sunuyordu.

 

Tarrafal, 2019

 

Cabo Verde’li garsonlar müşteriye hizmet edildiğini hissettirecek bir şekilde sipariş alıp servis yaparken, Portekizlilerin neşe içerisinde, eskiden idarecilerinin sömürdükleri topraklarda, yerel halkın gücünün yetmediği bir restoranda yiyip içmelerine içerliyordum. Bu konularla ve turistik yerde yememizle ilgili konuşup bizimkilerin keyfini kaçırırken annem birden, “aa napayım canım, benim dedelerim mi gelip yapmış, yazık onlar Konya’dan Bulgaristan’a gönderilmiş, oradan da ağlayarak buraya dönmek zorunda kalmışlar” diyerek kolonyalizm 101 duruşumun karşısına tarihin çok katmanlılığını koymuş, beyaz turist suçluluğumu kendisi için geçersizleştirmişti. Kafamda tarih öznelerinin değişken konumları, yemeğimi yedim.

 

Turistlerin çok elleşmediği sahneler: Ada halkı arasında balık alışverişi. Tarrafal, 2019

 

Hayalimdeki Cabo Verde’liler (bak bak onlar adına üstten üstten konuşuyor!); Kreyol dillerine ve kültürlerine sahip çıkan ve sömürgeci politikalara ateşli bir biçimde öfkeli insanlar olacaklardı. Portekiz hakkında ne düşündüğünü sorup konuşma fırsatım olan kişiler ise Portekiz’e okuma ve iş için gitme seçeneklerinin olduğunu, bu konuda Cabo Verde’lilere kolaylık sağlandığını, canımız devletimiz Portekiz’imiz hissi uyandırmadan anlattılar. Yani konuştuğum Cabo Verde’liler de eski sömürgecilerinden alabildiklerini almaya bakıyorlardı. Belki de oradaki hayatın gereksinimleri ve ritminin yanında benim hissiyatım romantik kalıyordu. Uzaktan postkolonyalcilik oynamanın böyle bir şey olup olamayacağını sorguladım.

 

Başkent Praia’da bir yerden bir yere yürüyerek gitmenin karşılaştırdıkları: Yoksul bir mahalle. Bayat analog film ile 70’ler etkisi oluşsa da yıl 2019.

 

Santo Antao, 2019

 

Son olarak yine musiki:

Yıllarca uzaktan takip ettiğim Cabo Verde müziğini, adalarda, bazı özel yerler hariç, yine daha çok turistlerin gittiği restoranlarda akşamları canlı fon müziği olarak bulabileceğimi fark edip yine biraz hüzünlendim. Her şey turist eğlencesine mi indirgenmek zorundaydı? Bu güzelim müziğe haksızlık değil miydi? [bir yandan] E bu insanlar da para kazanmasın mıydı? [diğer yandan]. Benimki de, hem turist olarak gitmek hem de turistliğin günahlarına bulaşmadan görebileceğini görüp, yaşayabileceğini yaşamak arzusu. Türkçe’de bunun için çeşitli deyimler var.

 

Bir yandan da canlı müzik yapan her müzisyene şarkı aralarında yaklaşıp artık kişisel davam haline gelmiş Chico Malandro parçasını sorup istiyordum. Onlar da samimiyetle şarkıyı hatırlayamıyorlardı. En son bir restoranda çalışan bir kadına şarkının Portekizce çevirisini yazıp yazamayacağını sordum. Böylece sonunda şarkının aşk şarkısı olduğunu ve Chico Malandro’nun kalpleri nasıl çaldığını anlayabildim. Bu arada Chico Malandro’yu hatırlayamıyor olsalar da, tüm müzisyenler iletişime çok açık ve naziklerdi. Turist lokantası akşamlarında çalan bir müzisyenin adının Nhenga Matias olduğunu öğrendim. Kendi müziklerinin olduğu sitenin adını sormam üzerine bir parça kağıda yazıp verdi. Sonrasında ben iki koca nitelikli caz albümü olan bu müzisyenin koca internet evreninde sadece tek bir sitede müziğinin olduğunu, bir de, bir Yeşil Burun Kanalı’nın arşivinde kısa bir röportajının olduğunu gördüm. Düşünün Korhan Futacı mesela, Sultanahmet’te akşamları turistlere çalıyor ve müzikal çalışmalarının internette ve dünyada bir yankısı yok. Bir boşluk hissettim.

 

Son not: Adalarda çocuk esirgemede büyüyüp, yokluk içinde uğraşıp, kendisine bir müzikal kariyeri ancak geç
yaşta kurabilmiş sevgili Cesaria Evora; ardında bugün kendi yokluğunda tribute grubuna Zorlu’da sahne
aldırabilecek kadar bir piyasa ederi bıraktı. Cesaria Evora Tribute grubuna Mayıs ayında Ülke Eğlence Başkanı
Zorlu’da gösteri ayarlanmış. Karantina nedeniyle iptal mi olur, canlı yayın mı yaparlar bilmem ama denk gelirseniz cafcaflı gösterilerin arkasında akıp giden nitelikli işler içeren mütevazi hayatları, mesela bir restoran akşamında Nhenga Matias’ı hayal edin.

 

 

 

Seyyarlık Mindelo 2019

 

Seyyarlık Mindelo 2019

 

 

Bir bakkal rafı, renkli tahılların olduğu paket ada yemeklerinden Cachupa için. Santa Antao, 2019

 

 

Ana görsel: Mindelo’da şehir merkezine çok yakın bir plaj, 2019

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YAnalog Dünyanın İzinde
Analog Dünyanın İzinde

Hayatı olabildiğince aracısız yaşama hali neye benziyor(du)?

KÜLTÜR

YBaşıboş bir çocuk sokaklarda
Başıboş bir çocuk sokaklarda

Bir bakış, bir tartaklama, güvenliğin onlara doğru koşması...

MEYDAN

YNeoliberal Zamanlarda Kent, Tüketim ve Etik veya Zorlu’ya Selda Bağcan Gelse Gider Misin?
Neoliberal Zamanlarda Kent, Tüketim ve Etik veya Zorlu’ya Selda Bağcan Gelse Gider Misin?

Sevdiğimiz sanatçılar bizi hayal kırıklığına uğrattığında tepkilerimiz neler olabilir?

Bir de bunlar var

Oynamak ya da Oynamamak
“Bu çocuk kime benziyor?”: Meçhul Tohumlar, Kırılgan Erkeklikler ve Cinselleştirilen Tüp Bebek
Japonya’da Kiralık Aile Endüstrisi

Pin It on Pinterest