Gerçeğe sadakat, yaşamlara ihtimam… bizi belgesel şiirleri çalışırken birleştiren ilkemiz buydu.

SANAT

İhtimam ve Şükran

5 Mart günü İzmir Bayetav’da Felsefe öğrencisi de olan şair Yağmur Sunar’ın ve arkadaşlarının davetleri ile bir panelde buluştuk. Meselemiz Feminist Etiğin Kuramı ve Şiir Pratiği idi. Konunun akademik boyutu ve kavramsal çerçevesini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi değerli Karun Çekem, şiire dönük yüzünü ise Oraya Kendimi Koydum içinden ben ve Monica Papi anlatacaktık. Öyle de oldu; aslında ondan daha fazlası…

 

Uzundur huzursuzlukla düşündüğüm bir meselem var benim; henüz çözülmeyen ama adım adım açılan bir yolum. Bu buluşma tam ona denk düşen, kaçan ilmikleri yakalamama, sıkı düğümlerden hiç değilse birini çözmeye olanak veren bir buluşma oldu.

 

Akademik çalışmalar, kavramlarla, teorilerle düşünmek daima heyecanlandırmıştır beni. Şiir uğraşı yanında zaman zaman bir çelişki, zaman zaman olanak olarak hep oldu bu türden düşünmelerim. Yine olsun ama başka türlü dediğim bir zamana rastladı belgesel şiirde, kolektif bir dolanıklığın, hayır, daha çok sarmaşmanın içinde durmam. Belki de rastlantı değildi. Şimdide düşündüğümde örtük bir niyetin geçmişteki olgunlaşmamış uçlarını görüyorum orada. Değerli şair arkadaşlarım birer birer çağrımı evetlerken onlar için de o zaman için rastlantısal bir durum gibiydi büyük olasılıkla bu. Kimsenin gündeminde kolektif bir iş, yabancımız bir kavram olarak belgesel şiir yoktu. Sürecin bir şenlik ateşi yakmaya doğruluğunu bilemezdik. Ama dedim ya şimdiden geriye düşündüğümde sanıyorum şiirimizden kendilik hallerimize, öteki ile halleşmelerimize dek gereksinim duyduğumuz ama yüzeye henüz çıkmamış, diplerimizde gezinen bir soru işaretinin kancasına tutunmamıza bir olanak oldu bu buluşma. Hepimiz hem kendimizi hem birbirimizi hem tanımadığımız ötekini ördük. Şiirden. İçimizdeki seslerden, dışarıdan içimize aldıklarımızla. Aynı zamanda çoktan örülmüş olana kattık kendimizi, katıştık. Bir ahengin içinden tel tel onları ayrıştırabilirsiniz. Sesleri ayrı ayrı ve bir tanıyabilir, bilebilirsiniz.

 

Bize olan, bir açıklıkta karşılaştığımız şeyle başkalaşmaktı. Şiirin olanakları elverdiğince.

 

Doğrusu bir şey yapmıştık ama peki bu neye karşılık gelmişti. Bunu sanırım karşılaşmalar, rastlaşmalar, buluşmalar bize anlatacaktı ki öyle oldu. Olmakta.  Şiir bize ne yapar? Ne çok sorulan bir sorudur, değil mi? Bizi bize, bizi birbirimize duyurur. Sahiciliğinden. Hayattanlığından. Hazzından, acılı hazzından, düşüncesinden, duygusundan, oyunundan.

 

İşte teorinin hayata ihtiyacı var, bazen bu sanat dolayımından. Bazen sanat, dolayımsız hayattan…

 

Süreç boyunca ve arkadaşlarıma meramımı anlatırken çok kullandığım sözcüklerden biri “ihtimam”dı. Şiirden gelen bir müşkülpesentlik de diyebilirsiniz özen sözcüğü hep yetersizlik hissettirir diğerinin yanında. Yahut deyin siz ona kuruntu, ama böyle. O gün Feminist Etik üzerine konuşması K. Çekem’in ihtimam etiği kavramına bir girişle bitti. Yeni ve birlikte düşünmeler için. Bizim süreç boyu dilimizden gönlümüze doğru gezdirdiğimiz. Birlikte kudretlenmek için.

 

“İçinde mümkün olan en iyi şekilde yaşayabilmemizi sağlamak adına dünyamızı sürdürmek ve onarmak için yaptığımız her şeyi içeren türsel bir etkinlik”[1] ihtimam. Bizim çabamız da böyle bir sorumluluğun içinde yer bulamaz mıydı Gerçeğe sadakat, yaşamlara ihtimam… bizi belgesel şiirleri çalışırken birleştiren ilkemiz buydu. Şöyle demiştik kitabımız açılırken: “Belgesel şiir (Documentary-Poetics, Docupoetry, Docpo) kavramı bir ışıma, sıçrama olanağı oldu bize. Kamusal olanla özel alanı kesiştiren, buluşturan, her türlü belge, kayıt, duyusal ve görsel malzemeyi de içine alan bir deney alanı. “Gerçekliği” kamusal ve özel olanın kesişim noktasından “dolaysız”, “yorumsuz” aktarmayı amaçlayan bir şiir-mekân. Akıp giden zamandan, tarihten an’ları yakalayıp, onları kaybolmaktan kurtarıp kolektif hafızaya emanet ederek. Estetik ilke kadar etik ilkeyi ve kamusal yararı gözeten ses sese sarmaşarak yeni bir dil imkânında buluşmaktı bu.”

 

Kitabımız çıktıktan sonra yaptığımızı anlamaya, heyecanımızı paylaşmaya gönüllü alanlardan biri “5Harfliler” oldu. Bize açılan alandan kendi yapma deneyimlerimizi başka bir yoldan daha paylaşma olanağı bulduk. Bu, duyulmanın ihtimam hali oldu bizim için. Miray’ın, İrem’in, Mihrap ve Nur’un yazıları şiirdeki hayata dahil metinlerdi. Bizi duyan, bize alan açan herkese buradan bir kez daha şükran.

 

Bitirirken sunu metnimizin epigrafı ile Anne Carson’ı da çağırmak istiyorum yanımıza: “Çıkardığımız her ses otobiyografik bir parçadır. Tamamen özel bir içselliği vardır ama yörüngesi toplumsaldır.”

 

 

 

[1] C. J. Tronto’dan Aktaran Karun Çekem. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1212932 .

 

 

Ana görsel: Norberto Roldan, The Beauty of History 1 (Tarihin Güzelliği), 2010.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Kavanozdaki Venüs ve Kırılganlık
Toplumun Sopasına Karşı: İnatçı Kızlar ve İcat Ettikleri Yeni Kapılar*
İlk Işık Müzesi

Pin It on Pinterest