Demans ve alzheimer olgularının hangi politik ve sosyal koşullarda özneleri etkisi altına aldığını tartışmak feminist perspektif açısından bir gereklilik.

MEYDAN

Hafızalardan Silinenler, Hafızası Silinenler

 

     “Ucu kaybolursa bir çile

nasıl sarılır?”[1]

 

 

Anneanneme demans teşhisi konulmasından sonra aile içinde bir anekdot paylaşılıyor sıklıkla. Henüz sürecin başlarındayken, annem “rutin” ev işlerini hatırlaması için annesine telkinde bulunduğunda, ondan “bildiklerimi de unutmak istiyorum ben!” cevabını alıyor. 15 yaşında evlenmesinden önce evde ve tarlada emeği sömürülmeye başlayan anneannemin unutma arzusu, insanı hatırlamanın ağırlığı hakkında düşünmeye sevk ediyor. Birkaç sene önce büyük babaannemin Ermeni olduğunu “laf arasında” öğrendiğim zaman da, bunca yıl bundan bihaber olmanın hüznünü yaşamıştım. Adını öğrenmeye çalışmam ise hüsranla sonuçlanmıştı: Akrabaların en yaşlısı dahil kimse onun adını hatırlamıyordu. Hafızalardan silinen ile hafızasını silmek isteyenin ortaklaştığı yaşam deneyimleri acıyı da, öfkeyi de harlıyor ama belki de en çok (takati olan için) hatırlamayı zorunlu kılıyor.

 

Başak Deniz Özdoğan, annesinin alzheimer hastalığını ve Aysel Tuğluk’un demansını odağına aldığı yazısında şu saptamada bulunuyor:

 

“Türkiye Alzheimer Derneği’nin açıklamalarına göre Alzheimer kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülüyor. Toplam hasta sayısının 2/3’ü kadın. Çok sebepli, çok değişkenli bir hastalıktan bahsediyoruz ama yine de etrafımdaki hikâyeleri toplayınca şuna varıyorum ister istemez: Bu, toplumsal bir çürümenin, hafızanın unutmak isteyecek kadar karanlıkla dolmasının, kadınlar üzerindeki müthiş baskının, şiddetin ve büyük bir travmanın göstergesi değilse nedir?”[2]

 

Bilgi üretim süreçlerine yöneltilen kimi eleştirilerle birlikte istatistiki verilere kuşkuyla yaklaşmamız gerektiğini iyi biliyoruz. Ama oranları bir tarafa koysak bile, demans ve alzheimer olgularının hangi politik ve sosyal koşullarda özneleri etkisi altına aldığını tartışmak feminist perspektif açısından bir gereklilik. Aysel Tuğluk’un demans sürecinin ayrıntıları da bu koşulların anlaşılmasında çeşitli ipuçlarını barındırıyor.

 

İlk kez Mart 2021’de Seka Devlet Hastanesi’nde demans teşhisi konulan Aysel Tuğluk, Kocaeli Üniversitesi’nin tanıyı doğrulayan raporuna rağmen Adli Tıp Kurumu’nun 3 kez verdiği “cezaevinde kalabilir” raporuyla 596 gün boyunca Kandıra Cezaevi’nde tutuklu kaldı. Hastalığına rağmen neden tahliye edilmediği sorusuna cevaben Sebahat Tuncel’in yazdığı yazıyı okuyanlar söze nasıl başladığını bilir: “Bu sorunun cevabı çok net çünkü o bir kadın ve bir Kürt. Üstelik erkek egemen kapitalist sisteme karşı mücadele etme cesaretini göstermiş ve bu sistemin temsilcilerine göre ‘haddini aşan bir kadın’.”[3] Aysel Tuğluk’un demansına yönelik yakın tanıklıkların hepsi, annesinin kaybının ve cenazesine yapılan ırkçı saldırıların Tuğluk’un sağlık durumunda belirleyici bir role sahip olduğu kanısında birleşiyor.[4] Nitekim İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Gürvit’in Tuğçe Yılmaz ile yaptığı, Bianet’te yayınlanan röportajda söyledikleri de bu kanıyı destekler nitelikte:

 

Alzheimer diyebilmemiz için, hastalığın aniden ortaya çıkmaması gerekiyor. Oysa Aysel Hanım’da annesinin cenazesinden sonra, hastalık aniden çıkmış gibi görünüyor. Hastalığın Aysel Hanım’da nasıl bir seyir izlediğinden emin değiliz; ancak hızlı ilerlediğini görüyor ve anlıyoruz. 9-10 ay içerisinde orta evreden ağır evreye geçmiş bir tablo var çünkü ortada ve bu da atipik bir form. Son atipiklik ise tipik Alzheimer hastalığının başlangıç yaşının 65+ olması. Aysel Hanım, tanı aldığında 56 yaşındaydı.[5]

 

Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan ırkçı saldırıyı ve Aysel Tuğluk’u düşündüğümüzde, Sofokles’in Antigone’sini anımsamamak mümkün değildir. Antigone’nin isyanı, yaşam gibi ölüm üzerinden de kendini inşa etmeye çalışan iktidarın zorbalığına karşı başlamıştı. Türkiye’de de ölüye yönelik şiddet, Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi Eş Sözcüsü Derya Aydın’ın belirttiği gibi,

 

“ölüyü yerde bırakma, ölünün beden bütünlüğünü bozma, cenazelerin uzun süre morglarda bekletilmesi, cenaze merasimlerinin engellenmesi, taziyelerin yasaklanması, naaşların kimsesizler mezarlıklarına gömülmesi, mezarlıkların tahrip ya da ihmal edilmesi, farklı gruplarca kutsal kabul edilen mekânlara saldırılması”biçiminde uygulanabiliyor.”[6]

 

Bu uygulamaların hedefi şiddetin doğrudan yöneldiği kişilerle sınırlı değil tabii ki. Bu kişilerin yakınlık kurduğu diğer özneleri ve toplumun tamamını kapsayan bir şiddetten bahsediyoruz. Yine de aynı toplumun, sessizliği ve/ya doğrudan eylemleriyle ölüye yönelik işkencenin icrasında devletle ortaklık kurabildiğini unutmamak gerek. Trans cenazelerinin atanmış aile ve devlet işbirliği ile arkadaşlarına teslim edilmeyerek kimsesizler mezarlığına gömülmesi de,[7] cezanesi yakınlarına kargo ile gönderilen, bedenleri çıplak teşhir edilen Kürtlerin maruz kaldığı durumlar da,[8] tıpkı translar gibi kimsesizler mezarlıklarına gömülen mülteci ve göçmenlerin mezar taşlarının kendi isimlerinden dahi yoksun bırakılması da[9] işte bu ortaklığın izlerini taşıyor. Bu çok-failli zulüm pratiğinin neden yapıldığı sorusuna Derya Aydın’ın verdiği cevap, ölüye yönelik şiddetin önemli bir işlevine de ışık tutuyor:

 

“Bu saldırılarla yok edilmek istenen imgedir. Bütün topluma yayılan imge… Kimi zaman bu direniş imgesi, kimi zaman farklı bir yaşam tahayyülünün, özgürlük ve hak talebinin, hakikat arayışının imgesidir. Yok edilmek istenen budur. Bu imge ya da imgelerin ortadan kaldırılması aynı zamanda o hafızanın da yok edilmesidir. Mezarın tahrip edilmesi o ölünün hak ettiği saygının elinden alınmasıdır. Ölümde, yasta bir değer hiyerarşisinin kurulmasıdır. Ölümde ve yasta ayrımcılığın inşa edilmesidir. Ölümle insanların eşitlenmesine şiddetle karşı çıkmaktır.”[10]

 

Ölümün zemini yalnızca iktidarın “öteki”lere yönelttiği çeşitli şiddet eylemlerini içermiyor elbette. Aynı zeminde direniş ve dayanışmanın da filizlendiğine tekrar tekrar şahit oluyoruz. “Yası tutulamayanlar”a dair adalet mücadelesini sürdüren hareketler, kurumlar ya da “Aysel’in hafızası hafızamızdır!” sözünü sahiplenenler bunun birer örneği. Yazının başında dillendirdiğim, hafızalardan silinen ile hafızasını silmek isteyenlerin de dahil olduğu tüm “öteki”lerin bize dönük çağrısı, egemenin sömürüsünün ortaya çıktığı koşulları kavrama, hatırlama ve ona karşı harekete geçme sorumluluklarımızla ilgili. Bana göre adil ve özgür yaşamın inşa edilmesinin bir koşulu da bu çağrıya cevap vermekten geçiyor.

 

 

Ana Görsel: Rania Hassan, Knit XIV, Tuval Üzerine Yağlıboya ve Örgü İşi, 14 x 11, 2006.

 

Kaynaklar

 

[1]Gülten Akın, “Çile,” Beni Sorarsan, Yapı Kredi Yayınları, 2013, s. 38.

[2]Başak Deniz Özdoğan, “Bir demansın biyografisi ya da hayatım var mı?” 4 Temmuz 2022, Çatlak Zemin, https://catlakzemin.com/bir-demansin-biyografisi-ya-da-hayatim-var-mi/

[3]Sebahat Tuncel, “Aysel Tuğluk neden tahliye edilmiyor?” 6 Ekim 2022, Gazete Duvar, https://www.gazeteduvar.com.tr/aysel-tugluk-neden-tahliye-edilmiyor-haber-1583751

[4]Bu görüşü paylaşanlar arasında Alaattin Tuğluk, Gültan Kışanak, Sırrı Süreyya Önder, Reyhan Yalçındağ gibi isimler bulunyor. Örn. bkz. Mehveş Evin & Nesrin Ölmez, “Barışa adanmış bir ömür: Aysel Tuğluk,” SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği, 9.12.2022, https://www.youtube.com/watch?v=K092A8F3a_o; Nazan Özcan, “Aysel’in gecikmeden dışarıda bir tedaviye kavuşması gerek,” 19.08.2022, Bianet, https://m.bianet.org/bianet/siyaset/266017-aysel-in-gecikmeden-disarida-tedaviye-kavusmasi-gerek; Alaattin Tuğluk, “Annem Hatun Tuğluk’u gömdük, saldırı olunca mezardan çıkardık,” Bianet, 12.09.2022, https://m.bianet.org/bianet/yasam/266637-annem-hatun-tugluk-u-gomduk-saldiri-olunca-mezardan-cikarttik

[5]Tuğçe Yılmaz, “Profesör Doktor Hakan Gürvit Yorumluyor: Hekimler olarak Aysel Tuğluk’un durumuna el koymamız gerekiyor,” Bianet, 19.08.2022.https://m.bianet.org/bianet/toplum/266041-hekimler-olarak-aysel-tugluk-un-durumuna-el-koymamiz-gerekiyor

[6]Ayşen Pirayende Karcanlı, “Derya Aydın- Ölüye saygı ve adalet: Neden ve nasıl?” Bianet, 06.10.2022, https://bianet.org/bianet/insan-haklari/268068-derya-aydin-oluye-saygi-ve-adalet-neden-ve-nasil

[7]Aslı Zengin, “Sevginin ve ölümün dünyası : aile, arkadaşlık ve trans kadın cenazeleri,” Türkiye’de Cinsiyet Kültürleri, İstanbul, İletişim, 2019, s. 281- 298.

[8]Ayşen Pirayende Karcanlı, “Derya Aydın- Ölüye saygı ve adalet: Neden ve nasıl?” Bianet, 06.10.2022, https://bianet.org/bianet/insan-haklari/268068-derya-aydin-oluye-saygi-ve-adalet-neden-ve-nasil

[9]Mahmut Hamsici, “Van’ın göçmenlerle büyüyen kimsesizler mezarlığı,”BBC News, 25.07.2021, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-57960939

[10]Ayşen Pirayende Karcanlı, “Derya Aydın- Ölüye saygı ve adalet: Neden ve nasıl?” Bianet, 06.10.2022, https://bianet.org/bianet/insan-haklari/268068-derya-aydin-oluye-saygi-ve-adalet-neden-ve-nasil

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YSermaye, Genel Ahlak, Hortum Süleymanlar, Kolluk Kuvvetleri ve Trans Kadınların Barınma/Yaşama Hakkı
Sermaye, Genel Ahlak, Hortum Süleymanlar, Kolluk Kuvvetleri ve Trans Kadınların Barınma/Yaşama Hakkı

İzmir’de trans kadınlara yönelik saldırı olayları, devletin transları yerinden etme politikasının ve uyguladığı sistematik şiddetin güncel bir örneği.

MEYDAN

YSağlıkta Kriz, Gasp Edilen Haklar ve Hormona Erişim Kampanyası
Sağlıkta Kriz, Gasp Edilen Haklar ve Hormona Erişim Kampanyası

"Birimizin hayatının yok sayılması hepimizin hayatının yok sayılması demek."

KÜLTÜR

YÖtekiliği Kucaklayan Çocuk Kitapları
Ötekiliği Kucaklayan Çocuk Kitapları

“Aslında hepimiz biraz tuhafız. Öyle olmasak nasıl ayırt edilirdik birbirimizden?”

SANAT

Yİpte Yürümek
İpte Yürümek

Hafıza ve hayallerimiz arasına bir ip gerer Emine Sevgi Özdamar.

Bir de bunlar var

Sandık Başında
“Türk Kadını, İslam Kadını Böyle Yapar”
Angela Davis İnsan ve Hayvanların Kurtuluşunu Birbirine Bağlıyor

Pin It on Pinterest