Geçtiğimiz haftalarda sitede 'Ben Fadik' isimli bir hikaye yayınladık. Hikaye Atila Ulaş'ın Youtube kanalında Fadik Tavuk'la karşılıklı oturup yemek yediği videolardan ve altında yazan açıklamadan esinlenilmişti. Yazı sitede 1-2 gün durduktan sonra Atila bize ulaştı ve hikayeyi siteden çıkarmamızı rica etti. Kendisiyle böylece tanışmış olduk.

KÜLTÜR

Fadik’in Ati’si ve Zeytince

 

Siz şu anda nerdesiniz? Zeytince neresi? Zeytince meselesi nasıl başladı?

Biz şu anda Bursa, İznik Şerefiye köyündeyiz. Coğrafi olarak Avdan Dağı’nın eteklerinde, orman sınırında, bir arkadaşımın arazisinde geçici olarak kalıyoruz.

Aslında Zeytince diye bir yer yok. Zeytince bizim gittiğimiz her yer, bir yaşama biçimi. Şehirden ayrıldığım zaman ilk kiraladığım yer zeytin ağaçları içindeydi ve adını Zeytince koydum. İkincisi de zeytinler içindeydi. Toplam yedi yıl zeytin ağaçları arasında yaşadık.

Bizi buralara getiren daha güvenli bir yerde yaşama ihtiyacı oldu. İnsanların az olduğu, yabanın çok olduğu, ranttan, popülizmden uzak bir yer aradık. Daha uzaklara gitmek istemedik. Burası tarımın yoğun olduğu, aynı zamanda doğa güzellikleri ile dolu, dostlarımızın da kolay ulaşabileceği bir yer. Organik tarım gibi ideallere uzak değiliz ama hedefimiz de değil. Organik yaşamaya da çalışıyoruz. Derdimiz karnımız doysun, huzurlu olalım, ihtiyaçlarımızı da minimize edelim. Tabii çok kolay değil tüm bunlar. Koşullar şehir alışkanlıklarını aratabiliyor zaman zaman. Bazen yövmiyeli bahçe işini yapıyorum köylülerin. Kırsal insanını rencide etmemek, aynı dili konuşmak, koşullarını anlamaya çalışmak diyaloğun püf noktası. Zor bir süreç ama çoğu şehirden gelen insana göre başarılıyım. Bizi seviyor ve güveniyorlar.

 

İstanbul’dan ayrılmaya nasıl karar verdin?

Dağcılık yapıyordum ve dağ rehberliği yaparak kazanç sağlıyordum.Yaklaşık 15-16 yıl sürdü. Bazı yıllar nerdeyse yılın yarısı dağda geçiyordu. Doğayı tanıdıkça, şehre yabancılaşıyordum. 1999 körfez depreminde arama kurtarma çalışmalarım bitince İstanbul’a Cihangir’deki evime geldim. Bir dostum ziyarete gelmişti, giderken uğurlamak için sokağa çıktım. Arkadaşım gitti. Eve dönerken bir araba yönümden hızla geçti, eziliyordum. Ben de bağırdım ‘Dallama!’ diye. Arabadan dört kişi indi ve çok fena giriştiler bana. Tekmelerle. Her neyse adamlar gitti, eve geldim. Ertesi gün eşyalarımı toplayıp ev arkadaşlarıma ‘Eyvallah’ deyip önce Yalova’ya yerleştim. Yalova da çekilmez olunca uzun yıllardır gittiğim ve çok sevdiğim İznik’e yedi it ile birlikte geldik. Sonra iki tavuk bir horoz ailesi halkımıza katıldı. Artık bambaşka bir yaşamın içine girmiştim.

İstanbul’dan ayrılma kararım çok ani gibi gözükse de aslında öncesi vardı. Evet taşınmam ani ve çabuk oldu fakat kafamda hep kırsalda yaşamak,orada ihtiyaçlarımı karşılamak ve yaşantımı ölünceye kadar orada sürdürmek vardı. Çok fazla plan yapmadım ama düşündüm, ruhsal olarak hazırdım zaten.

 

Biz diyorsun. Şimdi ordaki hane halkı kimlerden/kaç kişiden oluşuyor?

Halkımız it ve kanatlı ailelerinden oluşuyor. On üç dişi, sekiz erkek toplam yirmi bir it ve dört horoz dokuz tavuk, toplam on üç kanatlı var. Ha bir de insan var. O da benim.

 

10701935_10152489328659401_2808829256710086091_n

 

Tavuklardan biri de geçen haftalarda Eda Kamuran’ın 5Harfliler’e ağzından bir hikaye yazdığı Fadik. Senin rican üzerine bu hikayeyi siteden çıkardık. Sana yazıda rahatsızlık veren ne oldu? 

Hemen söyleyeyim. Kıskandım. Fadik benim aşkım. Hem ulaşılabilirdi bize, daha hoş olurdu felan. Yav ne gerek var şimdi bunu deşmeye, konuşmuştuk amaaaaaa…

 

Orada evin inşaatı nasıl oldu? Facebook sayfanızdan inşaatı senin yapmış ve hala yapıyor olduğun anlaşılıyor, Projeyi nasıl çıkardın?

İnşaat? Yan komşum, arkadaşım. Onun bir inşaatı var. Benim kaldığım baraka 3- 4 haftada gelen giden dostların da el atması ile oldu. Çoğu zaman ben çalıştım. Öyle bir proje felan olmadı. Önce elde ne tahtam malzemem varsa yapmaya başladım. Yani biriktirdiğim, topladığım atıl atık malzemelerle başladım. Derme çatma kulübe yaptım önce yazlık. Sonra kışa doğru mevcut barakayı yaptım. Çocukluğumdan beri çalışıyorum. Çok işte çalıştım. Marangozhane bunlardan biriydi. Bir de İç Mimarlık okumuştum Mimar Sinan’da. Okulu bitirmedim, terk ettim. iyi de etmişim. Tasarımcılık yeteneğim vardı. Çizim, desen, resim sevdiğim uğraşlardı. Okul teknik olarak bazı bilgiler kattı ama bir yandan da beni tornadan çıkmış parçalardan biri yapmaya çalışması yaratıcılığımı öldürüyordu. Açıkçası alacağımı yeterince aldım ve artık okula ihtiyacım yok diye düşündüm. Devlet tarafından tescillenmeye tepkili olmam okulu bırakmamda etken oldu.

 

10407230_10152404672004401_751906974372648041_n

 

Orada daha önceden tanıdığın kişiler var mıydı? ‘Zeytince’yle bağlantın neydi? İnsansız hissettin mi, hissediyor musun? 

Kırsal insanı hep tanıdıktı benim için. Köy yaşamına çocukluğumda zaman zaman köyde olmamdan dolayı yabancı değildim. Dağcılık yaparken de mutlaka köylülerle diyalog içinde oluyordunuz. Tüm bunlar benim köy insanıyla diyalog kurmamı kolaylaştırıcı oldu. Çoğu köylü arkadaşım beni doğal ve rahat bulduklarını söylerler. ‘Seni kendimizden görüyoruz, ne bizi küçük görüyorsun ne de sahte ilişkiler kuruyorsun’ derler.

 

Buraya gelen konuklarımız ise genellikle bizim yaşantımıza imrenen insanlar. Çoğu insanın hayaliyiz. Doğaya değer veren, özleyen insanlar. Doğada olmaktan ve bizi ziyaret etmekten çok keyif alan insanlar, dostlar. Ve bizimle dayanışma içinde olmakla kendilerini iyi hissediyorlar.

İlk evin sahibi tanıdıktı. Ama ikincisini tanımıyordum ve ne çevresindeki köylüleri ne de İznik’ten birini tanımıyordum. Zamanla kurdum ilişikileri. Zeytince ile bağlantım? Ben zeytincenin zeytin gözlü adamıyım bu kadar. Zeytince biziz ve gittiğimiz her yer.

 

10704312_10152661506234401_5304484388064545537_o

 

Şehre dönmeyi hiç düşündün mü? 

Hiç düşünmedim ama dönersek bilin ki çöp ve atık toplayıp yaşamak için döneriz. Burada olmaktan çok mutluyuz.

 

Fadik’le ve Zeytince’deki diğer hayvanlarla bir gününüz nasıl geçiyor, ne yiyor, ne içiyorsunuz?

Fadik ve ailesi sabah buğday yerler, yani ben veriyorum. Onun dışında eşelenir, börtü böcek yerler, otlanırlar. İtler için ise kazan kaynatıyorum. Dibimiz orman ve kuru-parça odun çok. Dışarda ocak yaptım. Şehirden getirttiğim kemikler kaynatılıyor bu kazanda, daha sonra bayat ekmek ya da ucuz makarna katıyorum. Arada sebze koyduğum da oluyor. Bunun dışında itler her türlü meyveyi, yemişi bilirler ve yiyorlar.

Günüm nasıl geçiyor. En zor soru bu. Valla iyi geçiyor, tamiratlar, ilaveler, mevsimlik önlemler, odun toplama, temizlik… Her günün işleri. Hiç boş duramıyorum diyebilirim. Yanımızdaki orman kızılcık ağacı dolu, olduklarında örneğin toplayıp likör yapıyorum. Mantar zamanı mantar topluyorum. Eskiden zeytin toplardım ama yeni yerde o yok. Köylülerin işlerine de gittiğim oluyor. Bir de dağ evi işleri var. En çok temizlik,toparlama işleri. Ama her gün bir grup it ile orman, dağ tepe gezimiz oluyor en az bir saat.

Akşamları ise Fadik ile muhabbet ediyoruz.

 

Fadik’in sana ‘et’ yememeyi öğrettiğini söylemişsin. Bu his ne vakit ve ne şekilde vurdu?

Vurmadı hafif dokundu önce. Aslına bakarsan 4 yıl önce denedim ama beceremedim. Balık yüzünden. Evet Fadiğin etkisi büyük ama ondan önce çarşıdan aldığım sazan balıklarından birini dondurucuya atıp, bir saat sonra çıkarıp mutfak tezgahına koyduğumda hareket edince alt üst oldum. O balığı yiyemedim havuza koydum. İki ay sonra bir baktım havuzda bir sürü  yavru balık. Hamileymiş. Adını ‘Meryem’ koydum. O şimdi yavruları ile gölde… Fadik daha sonra geldi. Meryem Balık, Fadik Tavuk ve aileleri bana et yememeyi değil hayvan yememeyi öğretti. Tabii benim bunu anlamam ve gelişmem çok zaman aldı ve kolay olmadı.

 

İnternette çok vakit harcıyor musun? İnternet olmasa orda olmak ne şekilde farklı olurdu?

Köy kahvesine daha çok giderdim. Şimdi haftada bir ya da hiç gitmiyorum.

Bir dostum şunu söyledi bir seferinde, “Ati sen şehirdeki pek çok insandan daha sosyalsin sanalda. Yazdıkların,dialogların samimi” Evet öyle çünkü başka bağlantı kanalım yok. İnternete epey zaman ayırıyorum ama buna rağmen işlerim aksamıyor, tam tersine internet üzerinden yaşantımızı paylaşmamız ve takdir edilmemiz gücümüze, yaşantı biçimimizin doğruluğuna destek veriyor.

 

Her hayvanın dili ayrı. Fadik’in dilinden anlamak ya da onun senin dilinden anlaması ne kadar zaman aldı? Fadik’i diğerlerinden ayıran, özel kılan nedir?

Fadik beni daha önce algılamaya başladı.Ben insan olduğum ve küstah olduğum için Fadik’i algılama derdim olmamıştı. O kendini farkettirdi. Tüm bunlar Fadik için zaman almadı diyebilirim. Ama demiştim benim algılamam iletişim kurmam epey zaman aldı.

 

Peki sence Fadik sana bir şeyler dese ne derdi?

Aticim kendini insan ilişkilerinde çok yıpratma, sen iyi şeyler yapıyorsun, iyi niyetinden şüphen olmasın. Ha bir de lütfen çabuk sinirlenip kızma eften püften şeylere, bizi de üzüyorsun. Acık da yemene içmene dikkat et e mi? Çok yoruyorsun kendini, sakin ol kuzum.

 

Screen Shot 2014-12-16 at 12.37.34 AM

görselin videosu

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YYunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?
Yunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?

Yunanistan'da Alexis Tsipras yönetiminde yeni bir kemer sıkma karşıtı parti yönetimde. E popüler atasözünün dediği gibi "bütün büyük adamların arkasında büyük bir kadın vardır."

TARİH

YSenin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor
Senin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor

Frida Kahlo'dan dostu ve meslektaşı O'Keeffe'e, endişe, destek ve aşk dolu bir mektup

SANAT

YMüzik Şemsiyesi – 3
Müzik Şemsiyesi – 3

Bu bölümde yönetmen John Cassavetes'in 'Etki Altında bir Kadın'ından bahsedecek ve müzisyen Harwood'un film için yapmış olduğu ana temayı dinleyeceğiz sayın Müzik Şemsiyesi severler...

Bir de bunlar var

Toygar’la Sibernetik
TRT’den Çoksesli 1986 Mesajı
Sürmeyle Göz Tedavisi

Pin It on Pinterest