Şükriye'nin hikayesi.

MEYDAN

Çocuklar Evlendirilmesin. Bunun Nesini Anlamak Zor?

Anneleriyle birlikte cezaevinde kalan çocuklar hakkında bir belgesel çekmek için Kadın Cezaevindeydim. Şükriye’yi de orada tanıdım.

 

30 yaşlarında yoktu bile. Doğumda oksijensiz kaldığı için gelişim geriliğinden muzdarip kızı Elif’i cezaevinde dünyaya getirmişti.

 

Şükriye berdel’di. Bizim için ne kadar demode, ne kadar eski bir hikâye öyle değil mi? Artık yepyeni mevzularımız varken, her sabah hâlâ konuşulduğuna bile inanamadığımız başka bir gündemle uyanırken, berdel benim de gözüme 80’li yıllardan kalma eski bir hikâye gibi görünmüştü.

 

Bizim memlekette doğulu ya da batılı olmak ya da yaşamak için kendine takvimden farklı bir tarih seçmek fark etmiyor. Kadınsan, mutlaka eziyet edecek yeni bir sebep buluyor memleketimizin erkekleri ya da erkekten bozma kadınları. Berdel out olur, kadın cinayetleri in. Cinayetler can sıkıcı mı olmaya başladı, her gün aynı terane derseniz, size yeni konu başlığı açalım. Çocuk evlilikleri kulağa nasıl geliyor?

 

Şükriye halasının 30 yaşındaki oğluyla 13 yaşında evlendirilmiş. Üç hoca getiriyorlar imam nikâhı kıymak için. İkisi ben bu nikâhı kıymam diye gidiyor. Şükriye arkalarından bağırıyor, beni de götürün diye ama o kadarına da cesaret edemiyor imamlar artık. Üçüncü hoca “regl olmasını bekleyin” diyor. Şükriye halasının evinde adet görmeyi bekliyor. Aile “namuslu” olduğu için imam nikâhından önce aynı odaya bile koymuyorlar müstakbel kocasıyla. “Halam artık benim kızım olacaksın dediğinde sizinle mi gideceğim tarlaya, burada mı çalışacağım demiştim, evliliğin ne olduğunu bile bilmiyordum” diye anlatıyor Şükriye.

 

80’li yıllarda, ortaokuldaydım ve dehşetle okurdum böyle haberleri. Uzakta, ama çok da uzakta olmayan bir yerlerde benim yaşlarımda kızlar evlendiriliyor, dövülüyor, intihar ettiriliyordu. Zamanla geçer diye düşünürdük. Dünya değişti, ben koca kadın kadın oldum, bitmedi bu haberler. Yeni jenerasyonla röportaj yapmak ve 2016’ya intibak etmiş hikâyelerini dinlemek varmış kısmette. Malum erkekler genç kadın sever. Şimdi yüzümüzde güller açarak hatırladığımız santralli telefonlar, tek kanallı televizyon, aman da ne güzel bayram gezmeleri filan eskilerde kaldı, çocuk gelinleri her durumda uyduruyorlar çağımıza. Hababam anlatmaya çalışıyor kadınlar. Regl olmak demek kadın olmak değildir.  Kadınlar öldürülmesin, çocuklar evlendirilmesin, tecavüze ağır cezalar verilsin. Ne kadar basit istekler değil mi? Nesnesi yüklemi yerli yerinde, anlamak neden bu kadar zor?

 

Bu 80’li yıllarda, galiba biz dünyayı yeni yeni öğrenirken doğudaki kadın meselesi de otantik bir mevzu gibi gelirdi bana. Buralara kadar geldiniz madem yemeklerimizden yediniz, tarihi evlerimizi gördünüz, işlemelerden aldınız, biraz da kadına şiddet hikâyesi verelim. Meğer o kadar da uzak değilmiş işte. Şükriye hikâyesini anlatırken bir bölgenin sıkıntısı sandığım konunun ne de çabuk milli meseleye döndüğünü düşündüm. Milli mesele dedimse bunun önemini sen, ben, bizim oğlan anlar işte. Yoksa geri kalanın derdi başka.

 

Şimdi ben çok da iyi anlatamıyorum meseleyi kusura bakmayın, nefesim kesiliyor. Şükriye’nin konuşurken titreyen dudakları geliyor aklıma, koca bir erkek güruhu karşısındaki çaresizliği hiç yakamı bırakmıyor. Bir tek Şükriye olsa… Görüştüğüm görüşmediğim bütün kadınlar hep aklımda. Santralli telefonlar, tek kanallı televizyon falan ne güzel nostalji oldu, gitti hayatımızdan. Niye bir eski hikâye olamıyor bütün bu saçmalıklar? Ben niye 10 yıllardır cinayet haberi okuyorum gazetelerde? Onun çaresini bulmaya çalışırken kadınlar, niye bir de çocuk evliliği önergesiyle uyanıyoruz bir sabah? Bir tutun kardeşim şu testosteronunuzu.

 

Şükriye’nin abisi boşanınca sen de ayrılacaksın diyorlar. Tamam diyor. Zaten siz verdiniz beni, ben evlenmek istemedim. Ne diyorsanız tamam ama oğlum benimle kalacak. O da olmazmış. O zaman Şükriye’nin yeniden evlenmesi zorlaşacak çünkü. Başlık parası azalacak. Çocuk babanınmış. Bunlar el alemin çocuğuna bakamazmış. Oysa ben de çalışıyordum tarlada diyor Şükriye.

 

Şükriye ‘çocuğum’ diye tutturdukça abisi kolunu asitle yakıyor. Kollarını gösterdi bana. Bir insanın bir insana yapabileceği eziyetin sınırı yokmuş, ben orada öğrendim.

 

Küçüğün rızası bile olsa, bu önerge kabul edilmeyecekmiş gibi geliyor bana. Allah sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirir sonra buldururmuş misali, bir müddet bu sevinçle yaşarız biz de. Kocalar biraz daha öldürsün kadınları, “uzaklarda bir yerlerde” nasılsa evlendirilir küçük kızlar yine. Nasılsa modası bir türlü geçmeyen klasiklerimiz var. Döner dururuz aynı yerde.

 

(Görsel: Gertrude Morgan)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

“Her Şeyden Beter, Kız Gibisin”
“Evliler artık, o tecavüz sayılmaz ki”
DEMOS ile Pandemiye Toplumsal Cinsiyet Lensinden Baktık: Tedbirler, Hak İhlalleri ve Dayanışma

Pin It on Pinterest