Sokağa çıktığımda ne zamandır orada olan bir yerin, mekanın artık olmadığını veya büyük ölçekli yatırımlar tarafından ele geçirilerek değiştiğini, geride kendisini koruyabilen, kent belleğinde ve şimdide varolmayı sürdürebilen çok az yer kaldığını görüyorum.

SANAT

Çember Daralıyor: Bağımsız Seyircinin İmhası

 

Türkiye ve İstanbul’a dair en yoğun hissettiğim duygu bu: Çember daralıyor. Covid en yakın sosyal halkalarımıza girmeye başladı, kurlar elde avuçta ve maaşta ne varsa kuş kadar bıraktı. Sokağa çıktığımda ne zamandır orada olan bir yerin, mekanın artık olmadığını veya büyük ölçekli yatırımlar tarafından ele geçirilerek değiştiğini, geride kendisini koruyabilen, kent belleğinde ve şimdide varolmayı sürdürebilen çok az yer kaldığını görüyorum. Emek sineması artık kendisinin bir karikatürü:  Aslında kentsel sit alanı ilan edilmiş olan tarihi Cercle D’orient’in yerine yapılan AVM’ye  “taşındı” demek istemiyorum, “ezildi”. Narmanlı Han, kültürel mirasından kopartıldı, kötü bir mimari cilayla ortak kullanım, kamusallık anlamında hiçbir şey ifade etmeyen bir AVM haline geldi. Kariye’deki mozaikler de perdelerle kapatıldı. Kent belleğinin kültürel devamlılığını sağlayan her yapı tehdit altında gibi görünüyor.

 

Aynı hissi tiyatro, sinema, konser mekanları için de hissediyorum. Pandemiden önce bağımsız tiyatro sahneleri sayıca arttıysa da, bir oyun ve gösteri yeteri kadar göz önünde olunca, Sermaye A Plus diyeceğim yatırımlar sonucu oluşmuş dev komplekslere yerlere illa yolu düşüyor, Zorlu PSM, Bomontiada, UNIQ Hall…

 

Kentsel dönüşüm ne zamandır İstanbul’un gündeminde, bunu mücadele merkezine alan inisiyatifler, bu konu hakkında üretilen sözler, verilen mücadeleler, yazılan kitaplar var. Faillerin adı doğrudan Limak, Cengiz Holding gibi isimler olunca, ortadaki yıkımlar 3. Köprü ve 3. Havalimanı gibi insanın içini acıttıkça gördüklerimizle arka plandaki sermaye ilişkilerini kurup bunun üzerine bir duruş sergilemek konusunda zihinler daha berraklaşabiliyor. Oysa aynı kentsel dönüşüm, kültürel soylulaştırma olarak da kültür mekanlarını yerinden ediyor. Kentin kültürel hafızası, kaybedilen sinema salonlarıyla, tiyatro sahneleriyle kesintiye uğruyor; gelecek kuşakların belleğinde devamlılık sağlayacak kültürel miras mekanları giderek azalıyor. Görünen o ki, kültürel soylulaştırmayı işaret etmek ve ona karşı pozisyon almak daha zor. Belki de kültürel soylulaştırmanın içindeki mekanlar Ağaoğlu Maslak 1453 ve Tarlabaşı 360 kadar ucube gelmiyor gözümüze. Kültürel soylulaştırma pek çok aktörle işbirliği içerisinde, sergi salonları, çağdaş sanat, ışıltılı sahneler, ziyaretçi tiyatro toplulukları, toplulukları seyretmeye gelen bizler seyirciler… Kentsel dönüşümün yarattığı tahribatın, izleyiciyi sanat ve eğlence sektöründeki tekelleşmenin içine çeken, fark etmeden  izleyiciyi failleştiren, bir tarafı da var. Tüm o yıkımlara ortak olan şirketlerin mekanlarına müşteri olarak gitmek de bir anlamda o mekanları meşrulaştırıyor ve kültür alanındaki mevcut dağılım içerisinde buna karşı durmak çok zor.

 

Bu yazının işaret fişeği de bu yıl tiyatro festivalinde ne var ne yok diye kataloğa bakmamla atıldı. Mesela yukarıda bahsettiklerim doğrultusunda, tiyatro festivali kapsamında izlemek istediğim oyun Bomontiada’da sergilenince iş biraz dolambaçlı oluyor. Sadece Bomontiada mahallede sınıfsal olarak dışlayıcı bir eğlence kompleksi olduğu ve çevresindeki kiraların artmasına neden olarak semt ahalisinin aynı evlerde barınmaya devam etmelerini zorlaştırıcak olan bir soylulaştırma projesi olduğu, üstelik mekanın içine girince insanın karşısında gördüğü mahallelerin manzarası ile mekanın kendisi arasındaki tezatlık vurucu olduğu için değil. Aynı zamanda İçtaş İnşaat hem İstanbul’un fiziksel olarak yaşamaya devam edebilmesi için elimizdeki son kaynak olan kuzey ormanlarının canına 3. Köprü ve 3. Marmara Otoyolu’na özel paydaş olarak okuduğu için de. İçtaş İnşaat Bomontiada’nın da tek paydaşı. Eski bira fabrikalarını dönüştüren tek isim.

 

Bunları birlikte düşündüğümde Bomontiada’ya hiç gidesim gelmiyor. O çok sevdiğim grubun konserinden, o çok merak ettiğim tiyatro oyunundan geri çekiliyorum. Daha doğrusu tüm bu ilişki ağları beni dışarı itiyor. Bağımsız seyircinin alanı giderek azalıyor.

 

Bu hatta düşünmeye devam ederek İKSV Tiyatro Festivali kapsamında gösterilen oyunlara 2006, 2012 ve 2020 yıllarında nereler ev sahipliği yapmış, bu ev sahiplikleri kültürel bir gelenek oluşturup bugüne kadar gelebilmişler mi, bu ev sahiplikleri arasında kamu/belediye, bağımsız özel tiyatro sahneleri ve büyük yatırımlarla oluşturulmuş eğlence kompleksleri arasındaki dağılımlar nasıl değişmiş bir bakalım.

 

2006 yılında Tiyatro Festivali ev sahipleri ve kaç oyuna/gösteriye ev sahipliği yaptıkları sırasıyla şu şekilde:

Uluslararası Binicilik Merkezi (1), Aya İrini Müzesi (1), ENKA (2), Garajistanbul (3)*, Kenter tiyatrosu (6), AKM (13), Fransız Kültür Merkezi (2), Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi (7), Dot (1), Ses  (Ortaoyuncular) Tiyatrosu (1), Tiyatro Z (1).

 

2006 yılında 38 oyunun 13’ü Devlet Tiyatroları sahnelerinde, 12’si 4 farklı bağımsız tiyatro sahnesinde, 7 tanesi belediyeye bağlı tiyatro sahnesinde, 2 tanesi özel okulda, 2 tanesi konsolosluğa bağlı sahnede, 1 tanesi müzede, 1 tanesi de holdinge ait kültür-sanat dışında hizmet veren bir alanda sahnelenmiş.

 

2012 yılı ev sahiplerine bakalım:

Fulya Sanat Merkezi (2), Tünel Meydanı (1), Galata Rum İlköğretim Okulu (1), Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı (1), Kenter Tiyatrosu (6), Üsküdar Stüdyo Sahne (4), Kumbaracı50 (1), Hamursuz Fırını (1), Küçük Sahne (2), Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi (6), İkinciKat (1), Üsküdar Tekel Sahnesi (4), İKSV Salon (4), Mekan Artı (1), Hasköy Yün İplik Fabrikası (2) Tiyatro Hal (2), Garajistanbul (4), CKM (1), Sahne Beşiktaş (1), Haldun Taner (3), Oyun Atölyesi (1).

 

49 oyunun 20’si Devlet Tiyatroları ve İBB sahnelerinde, 17’si bağımsız özel tiyaro sahnelerinde, 3’ü sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan ancak köken olarak başka işlevli mekanlarda, 4’ü festival mekanının ev sahipliğinde,  2’si sanat merkezinde, 1’i sokakta, 1’i okulda, 1’i kongre ve sergi sarayında oynanmış.

 

2020 yılı ev sahiplerine bakalım. Pandemi nedeniyle pek çok oyun çevrimiçi de oynanırken fiziksel olarak oynanan toplamda 19 oyun var. Bir tanesi iki mekanda birden gösteriliyor, onları ayrı oyunlar olarak saydım.

Bomontiada (4), Fişekhane** (5), Moda Sahnesi (3), Zorlu PSM (3), Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi (2), Caddebostan Kültür Merkezi (1), Surp Vortvods Vorotman Ermeni Kilisesi (1), İstiklal Caddesi (1).

 

2020 dağılımı şu şekilde: 19 oyunun 12’si yatırım amaçlı kurulan büyük eğlence/sanat komplekslerinde, 3’ü bağımsız  bir özel tiyatro sahnesinde, 3’ü belediyeye bağlı sahnelerde, 1’i ibadethanede, 1’i sokakta sahneleniyor. 2006 ve 2012 yıllarına göre bağımsız tiyatroların ve kamu-belediye sahnelerinin ev sahipliği önemli derecede düşmüş durumda.

 

Dünyanın kültür başkentleri arasında sayılabilecek koca İstanbul’da 2020 yılında, koca tiyatro festivalinde, bir tiyatro oyunu dahi ülkenin kültürel mirasıdır diyebileceğimiz köklü bir sahnede oynanmıyor. Bu sadece bir sahne meselesi değil, bu aynı zamanda kültürün, sanat geleneğinin aktarılamayışı, sermayeye kurban edilişi ve kent hafızası meselesi de. Bir ülkede neden kamuya ait tiyatro salonları, bağımsız tiyatro salonları ve sinema salonları bu kadar hızlı kapanır?

 

2006 ve 2012 yılındaki ev sahiplerinden 2020 yılına kim kaldı? Sadece Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesi üç yılda da mevcut. Dot, Tiyatro Z kapanmış, garajistanbul el değiştirmiş, Kenter tiyatrosunın akıbeti meçhullukten yakın zamanda kurtuldu, Devlet tiyatrolarının AKM sahneleri yıkıldı, AKM’ye bağlı Oda tiyatrosu kapandı, yine DT’nin Küçük Sahne’si kapandı, bugüne kadar gelebilen diğer özel tiyatrolar ise ev sahipliği yapamamış, bir Moda Sahnesi var.

 

Pandemiyle tekrar tekrar teyit ettik ki, en önce sahnelerini kaybedenler küçük, bağımsız tiyatro ekipleri oldu. Yılların Rexx’i de bir süredir kira baskısına direniyormuş, ekonomik olarak dayanamadı. Beyoğlu’ndaki sinemalar uzundur birer birer kapanıyor. 1999-2000’lerden itibaren Elhamra sineması yangın nedeniyle kapandı. Sinepop, Alkazar, Fitaş, Lale, Yeni Melek, Sinepop, Emek sinemaları kapatıldı. Sinepop’un binası Demirören AVM inşaatı sırasında zarar gördü. Mevcut durumda Beyoğlu sineması dayanışma ile yaşamaya çalışıyor. Elde kalanlar sayabildiğim kadarıyla Atlas, Pera, Beyoğlu ve Cinemajestic. Kaç jenerasyonun kültür birikimine ev sahipliği yapan Beyoğlu’nda kala kala bir elin parmaklarını geçmeyen bağımsız sinema salonu kalmış.

 

Hem bütün bu kayıplara tanıklık eden, hem yaşama ve mücadeleye bir yerinden tutunmaya çalışan bizlere çokça selam çakan, Ebru Nihan Celkan’ın “Benimle Gelir Misin?” oyununu izlediğimde tüylerimin ürperdiğini hatırlıyorum. Arka planda 2000’ler sonrası, bizler, Gezi, gitmek veya kalmak. Bu ürperme hissine, betonsevicilere karşı duran oyunu dev bir AVM’nin içindeki bir sahnenin içerisinde izlemenin hüznü eklenmiş, bitince beni karman çorman bir ruh haline bırakmıştı.

 

Bu kadar da her şeyi kurcalarsan geriye de bir şey kalmaz diye bir ses yükselebilir. Elindekiyle yetin. Ancak bu şu demek değil mi; seyircisi olmaya, bilet alarak onları var etmeye istekli olduğumuz grupların, oluşumların “büyük resim” içindeki yerine dair söz söyleme hakkımızın yitmesine razı gelmek. Yıllardır severek takip ettiğim bir tiyatro ekibinin mekan seçimindeki değişimini eleştirmek seyircileri olarak benim hakkım değil mi? Yoksa bu oyunlar kimin için oynanıyor? UNIQ Hall sahipleri için mi? Bu konserler Bomontiada sahipleri için mi veriliyor?

 

Buralar, seyircisi olarak onları, onlardan beslenerek kendimizi var ettiğimiz, kentin tadını aldığımız, kent ile ilişkiye girdiğimiz, hayat hikayemizi oralarda yaşadıklarımızla yazdığımız, kendi kimliklerimizi ördüğümüz yerler de aynı zamanda. Bu durumda seyirci olarak kendimi hem onların akıbetinden sorumlu, hem de onların seçimleri ile ilgili söz hakkı sahibi hissederim, holdingler kusura bakmasın.

 

Elbette kentte yaşamaya devam ederken kendimizi tüm sermaye ilişkilerinden soyutlayamayız. Festivalin kendisi de bu ilişkilerden muaf değil zaten. Ancak kendi alanımızı genişletip ortaklaşmaya çalışabiliriz, hafızamızı diri tutabiliriz. Çember daralıyorsa da, buna karşı söyleyeceklerimiz ve eyleyeceklerimiz var.

 

Seyirciler olarak bağımsız sahneleri, kentliler olarak sokakları geri istiyoruz!

 

 

*Garajİstanbul 2013 yılında GNL Entertainment adlı organizasyon şirketine devrolana kadar koreograf/oyuncu Övül Avkıran ve yönetmen/oyuncu Mustafa Avkıran tarafından kurulmuş ve işletilmiştir. 2006 yılı içerisinde bağımsız tiyatro sahnesi olarak sayılmıştır.

 

**Fişekhane Zeytinburnu’nda 600 milyon liralık bir yatırım, konut ve kentsel dönüşüm projesi olan Büyükyalı’nın içerisinde yer alan bir etkinlik alanı. 1846 yılında çalışmaya başlayan tarihi demir fabrikasının Büyükyalı konut kompleksinin içine alınarak dönüştürülmüş.

 

 

Kaynaklar:

http://mulksuzlestirme.org/

https://emlakkulisi.com/600-milyon-liraya-yenilenen-tarihi-fisekhane-acildi/646595

https://www.evrensel.net/yazi/86549/beyoglunun-tarihi-sinemalari-4

https://www.evrensel.net/yazi/86505/beyoglunun-tarihi-sinemalari-3

https://www.evrensel.net/yazi/86454/beyoglunun-tarihi-sinemalari-2

http://www.baskahaber.org/2012/11/beyoglunda-bir-sinema-daha-kapand.html

https://tiyatro.iksv.org/tr/arsiv/e-kataloglar

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YBüyük Yuva*: Kaosun Ev Sahibi, Bit Pazarı
Büyük Yuva*: Kaosun Ev Sahibi, Bit Pazarı

Hayatımda pek çok şey değişirken içimdeki kaosu bit pazarına devrediyorum.

KÜLTÜR

YAnalog Dünyanın İzinde
Analog Dünyanın İzinde

Hayatı olabildiğince aracısız yaşama hali neye benziyor(du)?

Bir de bunlar var

Son Akşam Yemeği’nin İlk Kadın Ressamı: Plautilla Nelli
Çöpten Kurtarılan Kült Filmler
Kendimden Kaçak, Dostum Keskin Bıçak: Colette’ten Moreno’ya

Pin It on Pinterest